9. bölüm · Bir Kayıp Bin Sır
Bölüm-9
BÖLÜM 9-Bizi İzleyenler
Ladin'in (Kara'nın) ağzından
Tak...
Ses kesilmişti.
Ama nedense hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu.
Kimse konuşmuyordu.
Monitörlerden Kurt ve ekibini izliyordum. Dördü de sesin geldiği yöne dönmüş, tetikte bekliyordu.
Parmaklarım istemsizce klavyeye sıkıca bastı.
"Kurt."
"Dinliyorum."
"Olduğunuz yerde kalın."
"Anlaşıldı."
Atlas yavaşça eğildi.
Silahını indirmeden zemini inceledi.
"Ses bu taraftan geldi."
Pars el fenerini fabrikanın karanlık koridoruna tuttu.
Işık eski makinelerin, paslı boruların ve yıkılmış kolonların arasında dolaşıyordu.
Hiçbir hareket yoktu.
"Luna."
"Buradayım."
"Drone görüntüsünü doğu koridoruna çevir."
"Hemen."
Ekranım değişti.
Drone fabrikanın çatısından alçalarak kırık pencerelerden içeri bakmaya çalışıyordu.
Toz...
Karanlık...
Pas...
Başka hiçbir şey görünmüyordu.
"Termal?"
"Tarıyorum."
Birkaç saniye geçti.
Sonra Luna'nın sesi duyuldu.
"Negatif."
"Hiçbir ısı kaynağı yok."
Kaşlarımı çattım.
"Tekrar kontrol et."
"İkinci taramayı başlattım."
Ben de önümdeki planlara döndüm.
Eski fabrikanın mimari çizimleri önümde açıktı.
Kurt'un bulunduğu depo...
Yanındaki dar koridor...
Arka tarafta yıkılmış üretim hattı...
Hepsi plana uyuyordu.
Ama...
Tam sesin geldiği noktada...
Haritada boş görünmesi gereken küçük bir alan vardı.
Haritayı büyüttüm.
Bir kez daha baktım.
Yanılıyor olmalıydım.
"Luna."
"Evet?"
"Elindeki planla benimkini karşılaştır."
Sessizlik oldu.
Klavyeden gelen hızlı tuş sesleri duyuluyordu.
Sonra Luna konuştu.
"Kara..."
"Söyle."
"Seninki eski plan."
"Benim elimdeki güncellenmiş."
Kalbim hızlandı.
"Fark ne?"
"Sesin geldiği bölüm..."
"...Haritada görünmüyor."
Başımı kaldırdım.
"Nasıl yani?"
"Eski planda orada küçük bir bakım odası var."
"Yeni planda yok."
"Silinmiş."
Silinmiş...
Bir binanın odası kendiliğinden haritadan silinmezdi.
Birileri özellikle kaldırmıştı.
"Kurt."
"Dinliyorum."
"Bulunduğun yerin sağındaki duvarı kontrol et."
Kurt başını çevirdi.
Atlas ve Pars da aynı yöne baktılar.
El fenerinin ışığı gri beton duvarın üzerinde dolaştı.
İlk bakışta sıradan görünüyordu.
Sonra Atlas eldivenli eliyle duvara vurdu.
Tok...
Bir adım sağa geçti.
Yine vurdu.
Tok...
Bir kez daha.
Bu kez ses farklıydı.
Tuk...
Atlas başını kaldırdı.
"Komutan."
Kurt ona baktı.
"Burada boşluk var."
Kulaklığıma dokundum.
"Luna."
"Duydum."
"Ses farklı."
"Ben de öyle düşünüyorum."
Pars diz çöktü.
Duvarın alt kısmındaki tozu eliyle temizledi.
İnce bir metal çizgi ortaya çıktı.
Normalde fark edilmeyecek kadar küçüktü.
Kurt sessizce yaklaştı.
"Kapı olabilir."
Atlas hafifçe başını salladı.
"Ya da gizli bir geçit."
Nefesimi yavaşça verdim.
İçimdeki huzursuzluk artık yerini meraka bırakıyordu.
Ama merak...
Operasyon sırasında en tehlikeli duyguydu.
"Kurt."
"Dinliyorum."
"Kimse dokunmasın."
"Önce çevreyi son kez tarıyoruz."
"Anlaşıldı."
Tam Luna üçüncü termal taramayı başlatmıştı ki...
Kulaklığımdan kısa bir parazit sesi yükseldi.
Cızzzt...
Ardından bütün ekranlar bir saniyeliğine karardı.
Komuta aracının içindeki sistemler yeniden çalışırken nefesimi tuttum.
"Luna!"
"Cevap ver."
"Buradayım."
"Destek aracında da aynı kesinti oldu."
"Sebep?"
"Bilmiyorum."
Ekranlardan biri yeniden açıldı.
Ve o anda...
Fabrikanın girişini gösteren kamerada...
Sadece bir kare boyunca...
Siyah maskeli bir siluet belirdi.
Hareketsizdi.
Doğrudan kameraya bakıyordu.
Bir sonraki karede ise...
Yok olmuştu.
Ben görüntüyü durdurdum.
"Luna..."
"Ben de gördüm."
Bu kez ikimiz de emindik.
Orada biri vardı.
Ve bizi...
Bizim onları izlediğimiz kadar dikkatle izliyordu.
Ben görüntüyü birkaç kez geri sardım.
Aynı kare...
Aynı siluet...
Yüzünü seçemiyordum.
Simsiyah bir maske takıyordu.
Üzerindeki kıyafet de neredeyse karanlığın içinde kayboluyordu.
Bir sonraki karede ise ortadan kaybolmuştu.
"Luna."
"Evet?"
"Görüntüyü sen de kaydettin mi?"
"Kayıt alındı."
"Netleştirmeye çalışıyorum."
Ekrana birkaç saniye boyunca sadece Luna'nın klavyesinden gelen tuş sesleri eşlik etti.
Sonunda derin bir nefes verdi.
"Yüz seçilemiyor."
"Beklediğim gibi."
Gözlerimi ekrandan ayırmadım.
"Kurt."
"Dinliyorum."
"İçeride yalnız olma ihtimaliniz yüksek."
Kurt kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.
"Anlaşıldı."
"İlerlemiyoruz."
"Ekip bulunduğu konumu koruyor."
Başımı hafifçe salladım.
Tam istediğim buydu.
Panik yapmıyorlardı.
Ama gereksiz risk de almıyorlardı.
Atlas tekrar duvara yaklaştı.
Eldivenli eliyle metal çizginin üzerinden geçti.
"Komutan."
"Evet?"
"Bu bir kapı."
"Kesin."
"Nasıl anladın?"
"Menteşe izi var."
Pars da diz çöktü.
"Yeni değil."
"Yıllardır burada."
"Ama yakın zamanda açılmış."
"Tozun dağılımı farklı."
İçimdeki huzursuzluk yeniden arttı.
Birileri burayı kullanıyordu.
Hem de çok uzun zamandır.
"Luna."
"Buradayım."
"Çevrede başka giriş var mı?"
"Birkaç saniye."
Drone yeniden yükseldi.
Fabrikanın çatısının üzerinden tam tur attı.
Arka avlu...
Yıkılmış depo...
Eski raylar...
Sonra Luna konuştu.
"Hayır."
"Tek görünür giriş onların bulunduğu nokta."
"Dronu biraz daha alçalt."
"Hemen."
Tam o sırada...
Kulaklığımdan çok hafif bir ses geldi.
Sanki biri nefes alıyordu.
Derin...
Yavaş...
Ve mikrofona çok yakındı.
Donup kaldım.
"Luna."
"Bir şey duydun mu?"
"Nefes sesi mi?"
"Evet."
"Ben de duydum."
Kurt'un sesi araya girdi.
"Bizden gelmiyor."
Atlas hemen konuştu.
"Biz de duymadık."
Pars de aynı şeyi söyledi.
"Bizim tarafta sessizlik var."
Boğazım düğümlendi.
O zaman...
O ses kime aitti?
Kulaklığımdaki ses bir anda kesildi.
Ardından kısa bir parazit duyuldu.
Cızzzt...
Sonra...
İlk kez yabancı bir ses duyuldu.
Oldukça boğuk...
Fısıltıya yakın...
"...geri..."
Hepimiz sustuk.
Kimse konuşmadı.
"Luna..."
"Duydum."
"Kayıt alındı."
Tek kelimeydi.
Ama yeterince ürkütücüydü.
"Kurt."
"Dinliyorum."
"Görevi iptal etmiyoruz."
"Ama kimse tek başına hareket etmeyecek."
"Atlas ve Pars yanından ayrılmayacak."
"Anlaşıldı."
Kurt el işareti verdi.
Üçü omuz omuza dizildi.
Şahin ise çatının karşısındaki yüksek noktadan dürbünüyle çevreyi taramayı sürdürüyordu.
Tam her şey yeniden sakinleşmiş gibi görünürken...
Luna'nın sesi bu kez alışılmadık kadar hızlı geldi.
"Kara!"
"Söyle."
"Az önce kaydettiğim görüntüde bir şey fark ettim."
"Nedir?"
"O siyah siluet..."
"Evet?"
"...Tek başına değildi."
Kalbim hızlandı.
"Ne demek istiyorsun?"
Luna görüntüyü yavaşlattı.
İlk siluet kameranın önünden geçiyordu.
Arka planda ise...
Neredeyse fark edilmeyecek kadar kısa bir an için...
İkinci bir gölge görünüyordu.
Birincisi hareket ederken...
İkincisi hiç kıpırdamıyordu.
Sanki...
Onları bekliyordu.
Luna'nın sözleri aracın içindeki havayı değiştirmişti.
"...Tek başına değildi."
Gözlerim ekrandan ayrılmadı.
Görüntüyü bir kez daha oynattım.
Sonra bir kez daha.
İlk siluet, kameranın önünden sadece bir anlığına geçiyordu.
Arka plandaki ikinci gölge ise hiç hareket etmiyordu.
Sanki...
Sadece izliyordu.
Derin bir nefes aldım.
"Luna."
"Evet?"
"Görüntüyü merkeze kaydet."
"Kaydedildi."
"Analiz için işaretle."
"Tamam."
Kulaklığıma dokundum.
"Kurt."
"Dinliyorum."
"Bulunduğunuz noktadan ayrılmayın."
"Şimdilik sadece gözlem yapacağız."
"Anlaşıldı."
Kurt elini kaldırdı.
Atlas ve Pars olduğu yerde kaldı.
Kimse gereksiz hareket etmiyordu.
Bu ekipte en sevdiğim şey buydu.
Panik yoktu.
Sadece disiplin.
Tam önümdeki haritaya yeniden bakıyordum ki Luna tekrar konuştu.
"Kara."
"Söyle."
"Az önce algılanan bilinmeyen sinyal yeniden ortaya çıktı."
"Konum?"
"Tam olarak ekibin bulunduğu binanın içinde."
"Emin misin?"
"Bu kez yüzde doksan sekiz."
Kaşlarımı çattım.
"Kaynağı takip edebiliyor musun?"
"Hayır."
"Sürekli yer değiştiriyor."
Bunun mantıklı bir açıklaması yoktu.
Bir verici kendi kendine hareket edemezdi.
Ya biri taşıyordu...
Ya da sistemimizle oynuyorlardı.
"Kurt."
"Evet."
"Elektronik sinyal algılandı."
"Etrafınızda telefon, bilgisayar ya da benzeri bir cihaz görüyor musunuz?"
Kurt yavaşça etrafına baktı.
"Negatif."
"Hiçbir şey yok."
Tam o sırada Atlas sessizce eğildi.
"Komutan."
"Evet?"
"Burada bir şey buldum."
Hepimiz sustuk.
Atlas eldivenli eliyle yere uzandı.
Tozun içinden küçük, yuvarlak bir metal parça çıkardı.
Yaklaşık bir madeni para büyüklüğündeydi.
Üzeri tamamen çamurla kaplıydı.
"Kara."
"Görebiliyor musun?"
Drone kamerasını yakınlaştırdım.
"Görüyorum."
"Sakın çıplak elle dokunmayın."
Atlas başını salladı.
Zaten çoktan delil poşetini çıkarmıştı.
Metal parçayı dikkatlice poşetin içine koydu.
Pars merakla baktı.
"Nedir o?"
"Bilmiyorum."
Atlas omuz silkti.
"Ama yeni düşmüş gibi."
"Luna."
"Evet?"
"Görüntüyü büyüt."
Luna kamerayı iyice yakınlaştırdı.
Metal parçanın üzerinde çok silik bir şekil vardı.
Tozun arasından seçilmesi zordu.
Ben gözlerimi kısmış ekrana bakarken Luna fısıldadı.
"...Bir sembol."
İçimde yine aynı his oluştu.
O sembol...
Sanki daha önce de karşıma çıkmış gibiydi.
Ama nerede?
Hatırlayamıyordum.
Tam o anda kulaklığımın içinden yine o parazit sesi yükseldi.
Cızzzztt...
Ardından birkaç saniyelik sessizlik...
Ve boğuk bir fısıltı.
"...geç..."
Ses çok kısaydı.
Ama bu kez hepimiz duymuştuk.
Araçtaki sessizliği ilk bozan Luna oldu.
"Kara..."
"Evet?"
"Bu sistem arızası değil."
Başımı yavaşça salladım.
"Ben de öyle düşünüyorum."
Kulaklığıma yeniden dokundum.
"Kurt."
"Dinliyorum."
"Operasyon planı değişmedi."
"Ama artık yalnızca keşif yapmıyoruz."
"Neyi aradığımızı bilmediğimiz bir yerdeyiz."
Kurt hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
"Anlaşıldı."
Sonra kısa bir sessizlik oldu.
Ve o sessizliğin içinde...
Fabrikanın derinliklerinden gelen aynı metal sesi bir kez daha duyuldu.
TAK...
Bu kez...
Öncekinden çok daha yakındı.
