Bir Kayıp Bin Sır kitap kapağı

2. bölüm / 18

Bölüm-2

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: Bölüm-2

BÖLÜM 2-Karanlık Sembol

Yağmur hâlâ durmamıştı.
Ladin, ıslanan montunun fermuarını çekerek siyah zırhlı aracın kapısını açtı. İçeri girdiği anda kapı ağır bir sesle kapandı.
Derin bir nefes aldı.
Avuç içleri hâlâ barut kokuyordu.
Normalde görevi saha değildi.
Görevi, operasyonları güvenli mesafeden yönetmekti.
Ama bu kez kuralları çiğnemişti.
Bilgisayar ekranlarının karşısındaki yerine oturdu.
Monitörler yeniden canlanırken parmaklarını klavyenin üzerine koydu. Birkaç saniye içinde uydu görüntüleri, bina planları ve tim üyelerinin konumları tekrar ekrana düştü.
Her şey normale dönmüş gibi görünüyordu.
Ama Ladin'in içinde garip bir huzursuzluk vardı.
Kulaklığını düzeltti.
"Merkez, Kara hatta."
Parazit...
Sonra netleşen bir ses.
"Kara, durum raporu."
"Operasyonun ilk kısmı tamamlandı. Sistemleri yeniden devralıyorum."
"Yaralandın mı?"
Ladin kısa bir an durdu.
"Hayır."
Aslında sol kolundaki kurşun sıyrığını yeni fark etmişti.
Ceketinin kolundan ince bir kan çizgisi süzülüyordu.
Önemsemedi.
Ekranlara odaklandı.
Yeşil noktalar tek tek hareket ediyordu.
Sonra kulaklığından tanıdık bir ses geldi.
"Kara."
Ladin istemsizce başını kaldırdı.
"Kurt."
"Bir dahaki sefere emri çiğneme."
Ladin gülümsedi.
"Buna sen karar veremezsin."
"Az önce birkaç saniye daha geç kalsaydın..."
Ladin sözünü kesti.
"Ama kalmadım."
Sessizlik oldu.
Kurt derin bir nefes verdi.
"...Hayatımı kurtardın."
Ladin gözlerini ekrandan ayırmadan konuştu.
"Borç tutmuyorum."
Tam o sırada bilgisayar ekranındaki harita bir anlığına titredi.
Yeşil noktaların biri...
Sonra ikisi...
Sonra hepsi aynı anda kayboldu.
Ekran karardı.
Araçtaki bütün sistemler bir saniyeliğine sustu. Yağmurun tavana vuran sesi dışında içeride mutlak bir sessizlik hâkimdi.
Ladin'in yüzündeki sakin ifade yavaş yavaş kayboldu.
"Bu normal değil..."
Bir saniye sonra monitör yeniden açıldı.
Ancak harita yerine siyah bir ekran belirmişti.
Ortada kırmızı harflerle tek bir cümle yazıyordu.
"Siz bizi arıyordunuz... Şimdi sıra bizde."
Ladin'in göz bebekleri küçüldü.
Parmakları hızla klavyede dolaşmaya başladı.
"Haydi... Haydi..."
Sistem cevap vermiyordu.
Ekranın sağ üst köşesinde kırmızı bir uyarı belirdi.
UYDU BAĞLANTISI KESİLDİ
Bir diğeri...
İÇ AĞ İHLALİ TESPİT EDİLDİ
Ladin'in nefesi yavaşladı.
Panik yapmak yerine daha da sakinleşti.
Bu, eğitimlerde ilk öğretilen kurallardan biriydi.
Panik yapan ölür.
Kulaklığındaki mikrofonu açtı.
"Merkez, Kara. Sistemlerime sızıldı."
Parazit...
Sonra cızırtılı bir ses.
"Kara... tekrarla... sesin..."
Bağlantı yeniden koptu.
Ladin küfür etmemek için kendini zor tuttu.
Birileri yalnızca bilgisayarını değil, tüm iletişim ağını hedef almıştı.
Tam o sırada Kurt'un sesi duyuldu.
"Kara."
"Dinliyorum."
"Burada tuhaf bir durum var."
"Nedir?"
"Az önce etkisiz hâle getirdiğimiz adamlardan biri..."
Kısa bir sessizlik oldu.
"...yerinde yok."
Ladin'in elleri durdu.
"Nasıl yani?"
"Ceset kaybolmuş."
Aracın içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.
"Onu gözünüzün önünden ayırmadınız, değil mi?"
"Hayır."
"O zaman iki ihtimal var."
"Nedir?"
"Ya ölmedi..."
"...ya da biri onu aldı."
Kurt bulunduğu koridorda yavaşça ilerlemeye başladı.
Silahı omzundaydı.
Fenerini açmadı.
Karanlık bazen saklanmanın en iyi yoluydu.
Kırık camların üzerine basmamaya çalışarak konteynerlerin arasındaki dar geçide yöneldi.
Yağmur oluklardan aşağı dökülüyor, metal yüzeylere çarpan damlalar birbirine karışıyordu.
Bir ses...
Çok hafif.
Sanki biri nefes alıyordu.
Kurt olduğu yerde durdu.
"Kara."
"Söyle."
"Burada yalnız değilim."
Ladin kameraları yeniden çalıştırmaya uğraşıyordu.
"Görüntü alamıyorum."
"Sağ taraftan bir hareket geldi."
"Yaklaşma."
Kurt cevap vermedi.
Yavaşça köşeye yaklaştı.
Parmağı tetikteydi.
Üç...
İki...
Bir...
Köşeyi döndüğü anda karşısına siyah kapüşonlu biri çıktı.
İkisi aynı anda silahını kaldırdı.
Ancak yabancı ateş etmedi.
Elindeki küçük metal kutuyu yere bıraktı.
Sonra arkasını dönüp koşmaya başladı.
"Kara! Kaçıyor!"
"Peşine düşme!"
Ama Kurt çoktan koşmaya başlamıştı.
Ayak sesleri dar sokakta yankılanıyordu.
Kapüşonlu kişi inanılmaz hızlıydı.
Bir konteynerin üzerine çıktı.
Oradan diğerine atladı.
Kurt da peşinden tırmandı.
Tam aralarındaki mesafe kapanırken...
Kapüşonlu kişi cebinden küçük yuvarlak bir cisim çıkardı.
Ladin'in gözleri büyüdü.
"Kurt! Geri çekil!"
Patlama...
Kulakları sağır eden bir gürültü değil.
Yoğun beyaz duman.
Bütün liman birkaç saniye içinde görünmez olmuştu.
"Kurt!"
Sessizlik.
"Kurt, cevap ver!"
Cızırtı...
Ardından boğuk bir öksürük.
"İyiyim..."
Ladin derin bir nefes aldı.
"O kişi?"
"...Kaybettim."
Duman yavaş yavaş dağılırken Kurt yerde duran metal kutuyu fark etti.
Eldivenini takıp dikkatlice aldı.
Kutunun üzerinde hiçbir yazı yoktu.
Sadece işlenmiş eski bir sembol vardı.
Kanatlarını iki yana açmış soyut bir kuş figürü...
Tam ortasında ise ince bir çatlak.
Kurt sembole birkaç saniye baktı.
"Kara."
"Evet."
"Bu sembolü tanıyor musun?"
Ladin'in yüzü bir anda değişti.
Bilgisayar ekranındaki görüntüye kilitlendi.
Yıllardır unutmaya çalıştığı bir anı zihninde canlandı.
16 yıl öncesi...
Babasının yok oluşu...
Ve imzalanan belgelerde aynı sembol...
Sesi ilk kez titredi.
"...O kutuya dokunma."
"Neden?"
"Çünkü..."
Ladin cümlesini tamamlayamadı.
Derin bir nefes aldı.
"Çünkü bu, sandığımız operasyondan çok daha büyük bir şey."
Kurt sessizce etrafına baktı.
Yağmur yeniden şiddetlenmişti.
Fakat ikisinin de hissettiği şey soğuk değildi.
İçlerine çöken o açıklanamaz histi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

94okunma 47beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…