Bölümler 18Şu an: Bölüm-17
- 1 Bölüm-1354 kelime
- 2 Bölüm-2716 kelime
- 3 Bölüm-3488 kelime
- 4 Bölüm-4952 kelime
- 5 Bölüm-5267 kelime
- 6 Bölüm-6339 kelime
- 7 Bölüm-7593 kelime
- 8 Bölüm-8801 kelime
- 9 Bölüm-91.228 kelime
- 10 Bölüm-101.146 kelime
- 11 Bölüm-11347 kelime
- 12 Bölüm-12292 kelime
- 13 Bölüm-131.430 kelime
- 14 Bölüm-14580 kelime
- 15 Bölüm-15767 kelime
- 16 Bölüm-16971 kelime
- 17 Bölüm-171.022 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 Bölüm-18701 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 17 – Eski Arşiv
Kara’nın ağzından
Ekrandaki cümle hâlâ gözlerimin önündeydi.
“KARA, BABANI BULMAK İSTİYORSAN TEK BAŞINA GEL.”
Altındaki konuma bir kez daha baktım.
Kurt’un dosyasında kayıtlı olan konum…
Bu artık tesadüf olamazdı.
Kurt birkaç saniye boyunca ekrana baktı. Sonra yavaşça bana döndü.
“Tek başına gitmeyeceksin.”
“Mesaj öyle diyor.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse neden—”
“Çünkü seni çağıran kişi, benim dosyamdaki konumu biliyor.”
Sesi sakindi.
Ama bu kez o sakinliğin altında başka bir şey vardı.
Endişe.
“Yani senin de geçmişin bu işin içinde.”
Kurt cevap vermedi.
“Bunu inkâr etmeyeceksin, değil mi?”
“Hayır.”
Bu cevap beni şaşırttı.
“İlk kez bu kadar kolay kabul ettin.”
“Çünkü artık inkâr etmenin bir anlamı yok.”
Bir süre birbirimize baktık.
Sonra Kurt bilgisayarın başına geçti.
“Konumu aç.”
Açtım.
Haritada kırmızı bir nokta belirdi.
Eski arşiv binasının hemen yanında.
Kaşlarımı çattım.
“Bizi arşive çağırıyorlar.”
“Evet.”
“Peki neden özellikle orası?”
“Bunu öğrenmenin tek yolu var.”
“Gitmek.”
Kurt başını salladı.
“Birlikte.”
İstemeden hafifçe gülümsedim.
“Tek başıma gelmemi istemişlerdi.”
“Bunu duymamış gibi davranacağım.”
“Ya tuzaksa?”
“Büyük ihtimalle tuzak.”
“Bunu söylerken neden bu kadar sakinsin?”
“Çünkü başka seçeneğimiz yok.”
Bir an sustum.
Sonra ona baktım kahverenginin en koyu tonunda görünen gözlerinde bakmayı sürdürmek istediğim birşeyler vardı.
“Sen her zaman böyle misin?”
“Nasıl?”
“Her şeyi bu kadar sakin karşılayan.”
Kurt birkaç saniye düşündü.
“Hayır.”
“Öyle görünüyorsun.”
“Maske işe yarıyor olabilir.”
İstemeden güldüm.
“Komik olduğunu mu sanıyorsun?”
“Hayır.”
“İyi.”
Kurt da çok hafif başını eğdi.
Aramızdaki o kısa an, birkaç saniyeliğine bütün gizemi unutturmuştu.
İçimdeki o huzursuzluk geçmişti anlık olarak.
Sonra telefonum titredi.
İkimiz de ekrana baktık.
Yeni mesaj.
“Yanında biri varsa babanı bir daha göremezsin.”
Gülümsemem kayboldu.
Kurt’un yüzü maskesinin arkasında görünmüyordu ama gözleri sertleşmişti.
Bana biraz önce varlığını hissettirmek için bakan gözleri şimdi duygudan yoksun bir haldeydi.
“Bizi izliyorlar.”
“Evet.”
“Ve ne konuştuğumuzu da biliyor olabilirler.”
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra Kurt bana baktı.
“Yine de birlikte gideceğiz.”
“Kararını verdin yani?”
“Evet.”
“Bana sormadan?”
“Bu kez evet.”
Başımı iki yana salladım.
“İnatçısın.”
“Sen de.”
“Benimki farklı.”
“Tabii.”
Kurt kapıya yöneldi.
Ben de peşinden gittim.
Koridora çıktığımızda karargâh her zamanki gibiydi.
Luna merkez odasından çıkıyordu.
Bizi görünce durdu.
“Bir yere mi gidiyorsunuz?”
Kurt cevap vermeden önce bana baktı.
Ben de Luna’ya döndüm.
“Eski arşive.”
Luna’nın bakışları değişti.
“Şimdi mi?”
“Evet.”
“Komutan biliyor mu?”
“Henüz değil.”
Luna birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra bana yaklaştı.
“Bir şey buldunuz.”
Bu bir soru değildi.
Başımı hafifçe salladım.
“K-00’la ilgili.”
Luna’nın gözleri büyüdü.
“Kara…”
“Dönünce anlatırım.”
“Ya dönmezseniz?”
Kurt hemen cevap verdi.
“Döneceğiz.”
Luna ona baktı.
Sonra bana.
“İkiniz de dikkatli olun.”
“Olacağız.”
Tam yürümeye başladığımız sırada Luna arkamızdan seslendi.
“Kara!”
Döndüm.
“Ne?”
“Babanla ilgili bir şey bulursan…”
Sesi yavaşladı.
“Tek başına taşıma.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
“Tamam.”
Luna başını salladı.
Kurt’la birlikte koridorun sonuna doğru ilerledik.
Bir süre ikimiz de konuşmadık.
Sonra Kurt sessizce:
“Luna haklı.”
“Ne konuda?”
“Her şeyi tek başına taşımamalısın.”
Ona baktım.
“Bunu sen söylüyorsun.”
“Evet.”
“Sen de hiçbir şeyi anlatmıyorsun.”
“Biliyorum.”
“Çelişkili.”
“Biraz.”
Yürümeye devam ettik.
Sonra Kurt durdu.
Ben de durdum.
“Ne oldu?”
Kurt bana baktı.
“Bir şey soracağım.”
“Sor.”
“Babanı bulduğunda ne yapacaksın?”
Bu soru hazırlıksız yakalamıştı beni.
Bir süre cevap veremedim.
“Bilmiyorum.”
“Onu suçlayacak mısın?”
Gözlerimi yere indirdim.
“Beni neden bıraktığını sorarım.”
Kurt sessizce dinledi.
“Sonra?”
“Bilmiyorum.”
Başımı kaldırdım.
“Ama onu görmek istiyorum.”
Kurt birkaç saniye bana baktı.
Sonra sadece:
“Göreceksin.”
dedi.
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Bilmiyorum.”
“Az önce—”
“Bazen bilmediğin bir şeyi söylemek istersin.”
Sesinde ilk kez farklı bir ton vardı.
Daha yumuşak.
Birkaç saniye birbirimize baktık.
Sonra Kurt yürümeye devam etti.
Ben de yanında yürüdüm.
Bu kez aramızdaki sessizlik eskisi gibi değildi.
Rahatsız edici değildi.
Aksine…
Sanki ikimiz de aynı şeyi düşünüyor ama söylemiyorduk.
⸻
Eski arşivin kapısına geldiğimizde hava kararmaya başlamıştı.
Bina yıllardır kullanılmıyormuş gibiydi.
Kurt kapıyı kontrol etti.
“Kilitsiz.”
“Yine fazla kolay.”
“Evet.”
İçeri girdik.
Raflar tavana kadar uzanıyordu.
Tozlu dosyalar…
Eski bilgisayarlar…
Kullanılmayan ekranlar…
Kurt el fenerini sağ tarafa tuttu.
“Arşiv kayıtları burada.”
Ben sol taraftaki raflara baktım.
“16 yıl önce.”
“Evet.”
Birlikte aramaya başladık.
Dakikalar geçti.
Sonra bir dosya gördüm.
Üzerinde yalnızca:
K-00
yazıyordu.
Elimi uzattım.
Tam dosyayı alacakken Kurt bileğimi hafifçe tuttu.
“Bekle.”
İkimiz de aynı anda durduk.
Kurt elini hemen geri çekti.
“Ne oldu?”
“Bir ses duydum.”
Sessizce bekledik.
Uzaklardan çok hafif bir metal sesi geldi.
Tak.
Sonra bir tane daha.
Kurt bana baktı.
“Arkamda kal.”
“Hayır.”
“Kara.”
“Yanında kalacağım.”
Birkaç saniye göz göze geldik.
Sonunda Kurt başını salladı.
“Tamam.”
Yan yana ilerledik.
Sesin geldiği koridorun sonuna vardığımızda yerde küçük bir cihaz gördük.
Kurt eğilip baktı.
“Dinleme cihazı.”
Kalbim hızlandı.
“Yani bizi dinliyorlar.”
“Muhtemelen.”
Tam o sırada arkamızdan bir ses geldi.
“Sonunda geldiniz.”
İkimiz de aynı anda döndük.
Koridorun diğer ucunda biri duruyordu.
Siyah maskeli.
Kıpırdamıyordu.
Kurt önümde durdu.
“Sen kimsin?”
Maskeli kişi cevap vermedi.
Sadece bana baktı.
Sonra elindeki küçük bir zarfı yere bıraktı.
“Bu senin.”
Zarfı gördüğüm anda içimde tuhaf bir his oluştu.
Üzerinde tek bir kelime vardı.
LADİN.
Kurt bana baktı.
Ben zarfı yerden aldım.
Ve ilk kez…
Gerçek ismimin bu kadar açık şekilde karşıma çıkmasından korktum.
Maskeli kişi geri çekildi.
“Babanın gerçeğini öğrenmek istiyorsan…”
Bir an durdu.
“Önce Kurt’a sormadığın soruları sor.”
Sonra karanlığın içinde kayboldu.
Kurt hiç hareket etmedi.
Ben ise elimdeki zarfa bakıyordum.
Yavaşça ona döndüm.
“Seninle ilgili bir şey biliyorlar.”
Kurt’un sesi alçaldı.
“Evet.”
“Ne kadarını?”
“Bilmiyorum.”
“Peki sen benim hakkımda ne biliyorsun?”
Kurt sustu.
Bu kez kaçmadı.
“Sandığından daha fazlasını.”
Kalbim hızlandı.
“Ne demek bu?”
Kurt bana baktı.
“Önce o zarfı aç.”
Zarfı çevirdim.
Üzerinde küçük bir tarih vardı.
16 yıl önce.
Parmaklarım zarfın kenarına gitti.
Kurt yanı başımdaydı.
Ve ilk kez…
Onun yanımda olması beni korkutmuyordu.
Tam tersine.
İçimde garip bir güven duygusu oluşturuyordu.
Zarfı açtım.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta babam vardı.
Ama bu kez yalnız değildi.
Yanında…
Genç bir erkek vardı.
Fotoğrafın arkasında tek bir cümle yazıyordu:
“K-00’ın son tanığı.”
Fotoğraf elimden düşmek üzereydi.
Kurt da gördü.
Sessizce bana baktı.
Ben ise yalnızca içimdeki hisle tek bir şey söyleyebildim.
“Sen…”
Kurt gözlerini fotoğraftan ayırmadı.
“Evet.”
“Babamı tanıyordun.”
“Evet.”
“On altı yıl önce.”
“Evet.”
Bir adım ona yaklaştım parmağımı göğsüne bastırdım tehditle.
“Peki beni de tanıyor muydun?”
Kurt cevap vermeden önce uzun süre sustu.
Sonra:
“Hayır.”dedi.
Ama bu kez…
Sesindeki tereddüt, söylediği kelimeden daha fazlasını anlatıyordu.
Ama ona güvenmek istiyordum içimdeki hisler bu yöndeydi.
Bölüm etkileşimi
