Bölümler 18Şu an: Bölüm-7
- 1 Bölüm-1354 kelime
- 2 Bölüm-2716 kelime
- 3 Bölüm-3488 kelime
- 4 Bölüm-4952 kelime
- 5 Bölüm-5267 kelime
- 6 Bölüm-6339 kelime
- 7 Bölüm-7593 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Bölüm-8801 kelime
- 9 Bölüm-91.228 kelime
- 10 Bölüm-101.146 kelime
- 11 Bölüm-11347 kelime
- 12 Bölüm-12292 kelime
- 13 Bölüm-131.430 kelime
- 14 Bölüm-14580 kelime
- 15 Bölüm-15767 kelime
- 16 Bölüm-16971 kelime
- 17 Bölüm-171.022 kelime
- 18 Bölüm-18701 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 7-İki Günlük Sessizlik
"Bazı insanlar sessizliği huzur sanır."
"Ben değil."
Karargâhtan ayrıldığımda saat sabaha karşı dördü geçmişti.
Şehrin sokakları neredeyse bomboştu.
Yağmur durmuştu ama yollar hâlâ ıslaktı.
Arabayı her zamanki gibi yavaş sürdüm.
İki günlük izin...
Belki de aylardır aldığım ilk gerçek izindi.
Ama dinlenmek aklımın ucundan bile geçmiyordu.
Çünkü aklım hâlâ limandaydı.
O maskeli adamlar...
Susturuculu silah...
Ve...
O sembol.
Direksiyonu biraz daha sıkı tuttum.
Hayır.
Bunu düşünmeyecektim.
En azından eve varana kadar.
Demir bahçe kapısı uzaktan kumandayla açıldı.
Arabayı garaja bıraktım.
Motor sustuğunda evin sessizliği kulağıma garip geldi.
Kapıyı anahtarla açtım.
İçerisi sıcaktı.
Mutfaktan taze çayın kokusu geliyordu.
Annem yine uyumamıştı.
"Beni bekleme demiştim."
Mutfaktan gülümseyen sesi geldi.
"Dinlemedim."
Montumu askılığa astım.
Annem yanıma geldi.
Yüzüme uzun uzun baktı.
"Yorgun görünüyorsun."
"Biraz."
Başka soru sormadı.
Bunu severdim.
İşim hakkında asla soru sormazdı.
Çünkü cevap alamayacağını bilirdi.
Masaya oturdum.
Çay bardağını önüme bıraktı.
Bir tabak da yeni pişirdiği poğaçalardan koydu.
"İki gün evdesin."
"Evet."
"Bu iki gün boyunca telefonunu bile açma."
İstemsizce gülümsedim.
"Deneyeceğim."
"Denemeyeceksin."
"Yapacaksın."
İkimiz de güldük.
Belki de uzun zamandır ilk kez.
Kahvaltıdan sonra odama çıktım.
Her şey bıraktığım gibiydi.
Kitaplık.
Çalışma masası.
Duvarın köşesindeki uzun çam ağacı tablosu.
Bir süre tabloya baktım.
Nedenini bilmediğim bir huzur veriyordu.
Sonra çalışma masamın çekmecesini açtım.
En altta siyah deri kaplı eski bir dosya duruyordu.
Üzerinde hiçbir isim yoktu.
Sadece küçük bir etiket.
KİŞİSEL
Dosyayı açtım.
İlk sayfada yıllar önce topladığım gazete kupürleri vardı.
"İş insanı gizemli şekilde ortadan kayboldu."
"Arama çalışmaları sonuç vermedi."
"Polis soruşturması devam ediyor."
Her haberi defalarca okumuştum.
Yine okudum.
Belki bu kez gözümden kaçan bir ayrıntı bulurum diye.
Bulamadım.
Bilgisayarımı açtım.
Şifre ekranı belirdi.
Parmaklarım alışkanlıkla tuşlara dokundu.
Masaüstünde tek bir klasör vardı.
ARŞİV
Klasörü açtım.
Yüzlerce belge...
Eski haberler...
Haritalar...
Fotoğraflar...
Hepsi yıllardır yaptığım araştırmaların parçalarıydı.
Son operasyondaki olay raporunu da aynı klasöre ekledim.
Henüz hiçbir bağlantı kuramıyordum.
Ama içimde garip bir his vardı.
Sanki limanda gördüğüm o sembol...
Yıllardır peşinden koştuğum cevapların ilk işaretiydi.
Hayır.
Kendime engel oldum.
Varsayım yapmak istemiyordum.
Elimde hiçbir kanıt yoktu.
Bilgisayarın ekranını kapatırken derin bir nefes aldım.
Belki de gerçekten iki gün dinlenmeliydim.
Ama kendimi tanıyordum.
Ben dinlenemezdim.
Cevaplarını bulamadığım sorular varken...
Hiçbir zaman.
Saat altıya yaklaşmıştı.
Odamın kapısını kapattım.
Üzerimi değiştirdim.
Perdeyi hafifçe araladım.
Sabah olmaya başlamıştı.
Gökyüzü griydi.
Yatağa uzanır uzanmaz gözlerim kapandı.
Bu kez alarm kurmayı bile unutmuştum.
...
Bir ses...
Kuş sesleri...
Pencereden içeri giren güneş...
Yavaşça gözlerimi açtım.
Komodinin üzerindeki saate baktım.
10.08
Uzun zamandır ilk kez dört saatten fazla uyumuştum.
Yatağın içinde birkaç dakika öylece kaldım.
Acele etmem gereken hiçbir yer yoktu.
Telefonuma uzandım.
Mesaj yoktu.
Görev çağrısı yoktu.
Sessizlik...
Garipti.
Ama güzeldi.
Alt kata indiğimde mutfaktan tarçın kokusu geliyordu.
Annem pankek yapıyordu.
"Uyuyan güzel uyandı demek."
"Dalga geçme."
Beraber kahvaltı ettik.
Sonra bahçeye çıktık.
Annem çiçekleri sularken ben saksıların yerini değiştirdim.
Kuruyan dalları budadık.
Eski salıncağın tozunu aldık.
Öğleye doğru markete yürüyerek gittik.
Annem her zamanki gibi ihtiyacımız olmayan şeyleri de sepete attı.
"Anne, üç paket makarna neden?"
"İndirim vardı."
"Evde zaten vardı."
"Olur öyle."
Gülerek kasaya doğru yürüdük.
Dönüş yolunda dondurma aldık.
Bankta oturup uzun uzun sohbet ettik.
Ne görevlerden bahsettik...
Ne de geçmişten.
Sadece anne ile kızdık.
Ve belki de ikimizin de en çok ihtiyacı olan şey buydu.
Akşam olduğunda birlikte yemek hazırladık.
Mutfakta yine küçük tartışmalar çıktı.
"Domatesi öyle doğrama."
"Anne, yıllardır yemek yapıyorum."
"Ben yine de söyleyeceğim."
Yemeği hazırladıktan sonra eski bir film açtık.
Filmin yarısında annem koltukta uyuya kaldı.
Üzerine ince bir battaniye örttüm.
Televizyonun sesini kıstım.
Pencereden dışarı baktım.
Şehir sakindi.
İki günlük izin daha yeni başlamıştı.
Ve ilk kez...
Kendime, gerçekten dinlenmek için izin verdim.
Bölüm etkileşimi
