26. bölüm / 29
ANNEME NASIL KIYDINIZBÖLÜM 26
Bölümler 29Şu an: BÖLÜM 26
- 1 BÖLÜM 1602 kelime
- 2 BÖLÜM 2823 kelime
- 3 BÖLÜM 3815 kelime
- 4 BÖLÜM 4700 kelime
- 5 BÖLÜM 5627 kelime
- 6 BÖLÜM 6860 kelime
- 7 BÖLÜM 7647 kelime
- 8 BÖLÜM 8491 kelime
- 9 BÖLÜM 9512 kelime
- 10 BÖLÜM 10746 kelime
- 11 BÖLÜM 11499 kelime
- 12 BÖLÜM 12774 kelime
- 13 BÖLÜM 13674 kelime
- 14 BÖLÜM 14618 kelime
- 15 BÖLÜM 15447 kelime
- 16 BÖLÜM 16653 kelime
- 17 BÖLÜM 17807 kelime
- 18 BÖLÜM 18881 kelime
- 19 BÖLÜM 19563 kelime
- 20 BÖLÜM 20598 kelime
- 21 BÖLÜM 21505 kelime
- 22 BÖLÜM 22541 kelime
- 23 BÖLÜM 23607 kelime
- 24 BÖLÜM 24650 kelime
- 25 BÖLÜM 25520 kelime
- 26 BÖLÜM 26645 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 BÖLÜM 27438 kelime
- 28 BÖLÜM 28498 kelime
- 29 BÖLÜM 29616 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
‘Sözlük anlamı ile dua “çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek” demektir. Dinî bir terim olarak ise insanın bütün benliğiyle Allah’a yönelerek maddî ve manevî isteklerini O’na arz etmesidir. Temeli, insanın Allah’a hâlini arz etmesi ve O’na niyazda bulunması olduğuna göre dua, Allah ile kul arasında bir irtibattır. Duada daima tâzim (Allah’ı yüceltme) ve bu tâzimle birlikte istekte bulunma anlamı vardır. Dua aynı zamanda zikir ve ibadettir. Böylece duada biri zikir ve saygı, diğeri de dilek olmak üzere iki unsur hep yan yana bulunur. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.s.), “Dua, ibadetin özüdür.” (Tirmizî, De‘avât, 2 [3371]) buyurmuştur. Aynı sebeple en önemli ibadet olan namaz, dua (salât) kelimesiyle ifade edilmiştir (el-En'âm, 6/52; el-Kehf, 18/28). Diğer bir âyette de; “De ki; duanız (kulluğunuz) olmasa Rabbim size ne diye değer versin.” (el-Furkân, 25/77) buyrulmak suretiyle insanın ancak Allah’a olan bu yönelişiyle değer kazanabileceği belirtilmiştir. Duanın sadece Allah’a yöneltilmesi; Allah’tan başkasına, putlara veya kendilerine üstün nitelikler izafe edilen başka yaratıklara dua ve ibadet edilmemesi Kur’ân’da ısrarla vurgulanmıştır (eş-Şuarâ, 26/213; el-Kasas, 28/88)’
‘Dua etmek ne güzelmiş anne' dedikten sonra ‘amcamın yanına ne zaman gideceğiz anne'
‘Hele bir Ayşe gelsin, o zaman düşünürüz’
‘Ya o gelmeden amcam vefat ederse'
‘Allah korusun kızım'
‘Âmin anneciğim ama ölümün ne zaman geleceği belli mi?’
‘Kızım, ölüm lafını ağzına alma artık' dedi Filiz Hanım ‘Allah'ın izniyle amcan iyileşecek ve kızıyla beraber uzun yıllar yaşayacaklar’
‘Ha, bir şey daha var anne?’ dedikten sonra bir müddet sustu Şifanur.
Kızının susması üzerine Filiz Hanım:
‘Susmasana kız, ne diyeceksen çabuk de de çatlatma adamı'
‘Hani şu babamın arkadaşı Ufuk Bey vardı ya. Ayşe ablamın sevdiği gencin babası'
‘Eee, ne olmuş ona'
‘Oğlu geri dönmüş’
‘Onun Mustafa'dan başka oğlu da mı varmış?’
‘Evet, anne yıllar evvel Lokman yüzünden babasıyla küsmüş. Yıllar sonra da geri dönmeye karar vermiş'
‘Yine mi Lokman' dedi Filiz Hanım kızgınlıkla ‘Her taşın altından o çıkıyor’
‘Bir görsen anne, babasıyla buluşmak için can atıyor. Birde Allah var, çok da yakışıklı’ bunu derken yüzü kızarmış, utanmıştı.
Onun yüzünün kızarması annesinin gözlerinden kaçmamıştı. Bu yüzden de kızına:
‘Kız, ne oluyor sana, hiç kimseye böyle bir şey demezdin, yoksa…’
‘Aman anne, olur mu öyle şey’
‘Niye olmasın kızım, sonuçta evlenecek yaştasın’
‘Evlenmek istemediğimi kaç kere söyleyeceğim anne’
‘Ne bileyim kızım, sen yakışıklı genç deyince belki gönlün düşmüştür diye düşündüm’
‘Olsun veya olmasın anne, hem gel bakalım bekâr mı değil mi?’
Bölüm 21
‘Amca, beni annemin kabrine götürür müsün?’ dedi Ayşe.
‘Elbette ki kızım, yalnız şimdilik eve gidelim. Bir müddet dinlendikten sonra gideriz’ dedi Üzeyir Bey.
‘Hangi eve amca, ev mi kaldı?’ dedi Ayşe, sıkıntılı bir şekilde.
‘Kızım, bundan sonra benim evim senin evindir’
‘Amca, ya babam onu görebilir miyim?’
‘Tabii ki kızım, istersen hemen gidelim’
‘Şu an kendimi hazır hissetmiyorum amca’
‘Kızım, seni anlıyorum fakat babanın durumu çok ciddi. Her an onu kaybetme ihtimalimiz var’
‘Amca, eve gidelim önce bir dinleneyim daha sonra gideriz’
‘Tamam, kızım sen nasıl istersen’
Üzeyir Bey, Ayşe’yi hastaneden çıkarıp kendi evine götürürken o sırada da kendi evinde telaşlı ve neşeli bir hava vardı. Ayşe’nin gelmesinden dolayı hazırlık yapılmış onun gelmesini bekliyorlardı. Ayrıca onun için özel sofra da kurulmuştu.
Ayşe, hastaneden çıktıktan sonra içini tuhaf duygular kaplamıştı. Yıllardır gece kondu tipli evde yaşarken şimdi malikânede yaşayacaktı. Babasının kendisinin doğmadan evvel öldüğünü düşünürken oysaki gerçekler bambaşkaydı. Öldüğü düşündüğü babası yaşıyordu, akrabası olmadığını düşünürken amcası ortaya çıkmıştı.
Ayşe, Üzeyir Bey’in arabasına binerken o sırada onları uzaktan izleyen birisi vardı. Üzeyir Bey’i görünce gözlerine inanamamış tekrar takrar bakmıştı. Onları izleyen Lokman’dı.
‘Bu, bu Zübeyr değil mi?’ dedi kendi kendine ‘Ama o ölmüştü’ dedi hayretler içerisinde ‘Tabii ya beni kaçak durumuna düşüren ondan başkası olamaz ki’
‘Ne oldu patron, niçin kendi kendine konuşuyorsun’ bunu diyen adamı Zeynel’di.
Zeynel, onca şeye rağmen patronunu terk etmemiş, hep yanında olmuştu. Polislerin onları aradığını bile bile yine de yanından ayrılmamıştı.
‘Hiç, eski bir tanıdığımı gördüğümü sandım’
‘Bundan sonra ne yapacağı patron, ne elde var ne de avuçta’
‘Merak etme, eskiye döneceğiz tekrardan’
‘Nasıl olacak patron’
Bölüm etkileşimi
