ALTI ÇİZİLİ kitap kapağı

19. bölüm / 23

ALTI ÇİZİLİ

TİYATRO BAŞLIYOR

Vaveyla Yazarı: Aysunn ❄️

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: TİYATRO BAŞLIYOR

Saat sabahın yedisine yaklaşırken hastanenin koridorları, gecenin o ağır sessizliğini yavaş yavaş üzerinden atmaya başlamıştı.
Nöbeti devralan hemşirelerin koridordaki hafif ayak seslerine, uzaktan gelen sedye tekerleklerinin ritmik gıcırtısı eşlik ediyordu. Pencerelerden süzülen o solgun, kararsız sabah ışığı, koridorun beyaz duvarlarını çiğ bir griye boyamaktan başka bir işe yaramıyordu.
Efe'nin kaldığı odanın kapısı hafifçe aralandı.
İçeri giren genç hemşire, adımlarını parmak uçlarında atarak serum şişesini kontrol etti, ardından tansiyon aletinin dijital ekranına göz gezdirdi. İşini bitirince yüzüne profesyonel ama samimi bir tebessüm yerleştirip yatakta doğrulmaya çalışan Efe’ye baktı.
"Nasıl hissediyoruz bakalım?"
Efe, sanki saatler önce ölümün kıyısından dönen kendisi değilmiş gibi umursamazca omuz silkti. "Fena değil."
Hemşire elindeki panoya birkaç not alırken onaylar anlamda başını salladı. "İyiye gidiyoruz. Ama bugün kesinlikle yatakta kalıp dinleneceğiz." Bakışlarını yatağın ayakucunda toplanmış gruba çevirdiğinde sesindeki sevecen tona hafif bir uyarı eklemişti. "Arkadaşlar... Hastamızın sessizliğe ihtiyacı var. Buranın bu kadar uzun süre kalabalık olması doğru değil."
Burak, hemen iki elini havaya kaldırdı. "Biz zaten hiç rahatsız etmiyoruz ki, çıtımız çıkmıyor."
Hemşire muzip bir ifadeyle tek kaşını kaldırdı. "Az önce koridorun sonundaki hemşire bankosundan bile duyduk o kahkahanızı."
Burak’ın yüzü anında düşerken, suçu üzerinden atmak için yanındaki arkadaşını işaret etti. "...O Arda'ydı."
Arda, adının geçmesiyle sabır dilenir gibi başını çevirdi. "Ne alaka lan?"
Gamze bu didişmeye dayanamayıp eliyle ağzını kapatarak kıkırdarken, hemşire durumun tatlı sert otoritesini korumak adına başını iki yana salladı. "Bir kişi yanında refakatçi olarak kalabilir. Diğerlerini yavaş yavaş dışarıya alalım lütfen."
Odanın içine kısa bir sessizlik çöktüğünde Arda, oturduğu yerden yavaşça ayağa kalkıp ceketini düzeltti. "Ben kalırım."
"Tamamdır," diyerek onayladı hemşire ve odadan çıktı.
Burak derin bir nefes alıp esneyerek yerinden doğruldu. "Ben de kantine inecektim zaten. Buranın havası bastı."
İrem uykusuzluktan sızlayan gözlerini ovuştururken kapıya doğru bir adım attı. "Ben de kahve almaya gidiyorum. İsteyen var mı?"
"Çift olsun," dedi Burak, sorunun sonunu bile beklemeden.
Gamze onun bu netliğine hafifçe güldü. "Bana da kap bir tane."
"Tamam, hallediyorum."
Üçlü yavaş adımlarla kapıya yönelirken Burak, elini kapı kulbuna atıp son bir kez yatakta yatan arkadaşına döndü. Ters bir bakış fırlatarak, "Kaçma bir yere," diye mırıldandı.
Efe, sanki bu sorunun mantığını çözmeye çalışıyormuş gibi kaşlarını çattı. "Nereye kaçıyorum oğlum ben bu halimle?"
Burak omuz silkti. "Ne bileyim, senin sağına soluna güven olmuyor."
Kapı arkalarından usulca kapandığında, oda geceden beri ilk kez kendi sessizliğine gömüldü.
Arda, köşedeki refakatçi sandalyesini yatağın tam yanına çekip oturdu. İki eski dost, dakikalar boyunca tek bir kelime bile etmeden öylece durdular. Efe bakışlarını tavandaki alçıpan çizgilerine dikmiş, zihnindeki karmaşayı çözmeye çalışıyordu. Arda ise telefonunu eline almış, ekranda öylesine parmağını kaydırıyordu.
Odadaki sessizlik neredeyse elle tutulur bir hal aldığında Efe, boğazındaki kuruluğu gidermek ister gibi hafifçe öksürdü. "...Arda."
"Hm?"
"Bir şey soracağım."
"Sor."
Efe birkaç saniye boyunca kelimeleri toparlayamadı. Sesi, az önceki o dikbaşlı çocuktan tamamen uzak, iyice küçülmüş bir tonda çıktı. "...Aslı geliyor mu?"
Arda bakışlarını telefondan ayırıp arkadaşının yüzündeki o gizlemeye çalıştığı endişeye dikti. "...Muhtemelen yoldadır."
Efe’nin adem elması sertçe hareket etti, istemsizce yutkundu. "...He."
Oda yeniden sessizliğin kollarına bırakıldı. Yaklaşık on saniyelik bir durağanlığın ardından Efe, yatak çarşafını sıkan parmaklarını gevşetip tekrar mırıldandı. "...Arda."
"Hı?"
"...Bir şey diyeceğim ama aramızda kalacak."
"Söyle."
Efe, çocuksu bir utangaçlıkla parmaklarını birbirine geçirip yatak örtüsünün üzerinde gezdirmeye başladı. "...Şey..." Arda hiçbir şey söylemeden sadece bekledi. Efe, derin bir nefes alıp bakışlarını kaçırarak bombayı patlattı: "...Aslı'nın bana kan verdiğini..."
Arda'nın tek kaşı şüpheyle havaya kalktı. "...Evet?"
"...Bilmiyormuşum gibi yapsak? Yani, sanki hiç haberim yokmuş gibi davransam?"
Oda en az üç saniye boyunca mutlak bir şaşkınlıkla dondu. Arda, Efe'nin yüzündeki o ciddi, adeta yalvaran ifadeye uzun uzun baktı. İnanamıyormuş gibi, "...Ne?" diye sordu.
"Yani işte..." Efe ensesini kaşıyıp bakışlarını odanın köşesine kaçırdı. "...Ben hiçbir şey bilmiyormuş gibi yapsam diyorum."
"Niye oğlum?"
Efe sustu. Arda da cevap vermeyip onun gözlerinin içine bakmaya devam edince, Efe sesini neredeyse kendi bile duymakta zorlanacağı bir tonda çıkardı.
"...Utanırım."
Arda duyduğu kelimenin ağırlığıyla gözlerini kapattı, sabır diler gibi derin bir nefes alıp başını tavana doğru kaldırdı. "Allah'ım sen bana sabır ver..."
Efe, onun bu tepkisiyle hemen defans pozisyonuna geçti. "Oğlum garip olmaz mı lan? Düşünsene bi."
"Kız sana kan verdi Efe."
"Evet."
"Hayatını kurtardı."
"Evet."
"Sen de gidip insan gibi teşekkür edeceksin."
Efe yine sustu. Arda’nın ısrarlı bakışları karşısında ezilerek, "...İşte tam olarak orası sıkıntı ya," diye itiraf etti.
Arda, bu dramatik cümlenin ardından arkadaşına hiçbir şey söylemeden tam beş saniye boyunca baktı. Ardından pes etmiş gibi başını iki yana salladı. "Sen var ya... Gerçekten iflah olmaz bir malsın."
Tam o sırada, Efe'nin göğsüne bağlı olan elektrotların bağlı olduğu monitörün ritmi aniden değişti. O ana kadar düzenli akan ses yerini telaşlı bir hıza bıraktı.
*Bip...*
*Bip bip... bip bip...*
Arda önce hızlanan ekrana, ardından Efe’nin aniden kızaran yanaklarına baktı. Dudaklarında alaycı bir kıvrılma belirdi. "Aslı'nın sadece adı geçince bile makine seni ele veriyor oğlum. Kimi kandırıyorsun?"
Efe, sanki makineyi kapatabilecekmiş gibi monitöre ters ters bakıp tısladı. "Sus lan, kapat çeneni."
Tam o sırada, koridorun diğer ucundaki asansörün kapıları yumuşak bir metal sesiyle iki yana açıldı.
Aslı, neredeyse koşar adımlarla koridorun ortasına doğru fırladı. Saçları aceleyle ensesinde toplanmış, darmadağınık topuzundan birkaç tutam yüzüne düşmüştü. Üzerindeki bol hırkanın sol omzu aşağı kaymış, genç kızın telaşını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu. Evden nasıl çıktığını bile fark etmediği belliydi. Titreyen elleriyle telefonunu çantasından çıkarıp hızla Gamze'yi aradı.
Telefon açılır açılmaz nefes nefese, "Kanka oda numarası kaçtı?" diye sordu.
Karşı taraftan Gamze’nin sakinleştirici sesi geldi: "317."
"Tamamdır, geldim."
Telefonu kapatıp koridor boyunca adımlarını hızlandırdı. Kalbi, attığı her adımda göğüs kafesini delmek ister gibi ritmini artırıyordu. Tabelalara bakarak ilerledi: 314... 315... 316... Ve nihayet, 317.
Odanın önündeki bekleme koltuklarında Burak ile Gamze yan yana oturuyordu. Burak, elindeki karton bardaktan bir yudum kahve almaya çalışırken yüzünü ekşitip homurdandı. "Üf... Hastane kahvesi de yine motor yağı gibi arkadaş, içilmiyor."
Gamze omzuyla çocuğu sertçe dürttü. "İçme o zaman Burak, zorla mı içiriyorlar?"
"Parasını verdim kızım, ziyan mı olsun?"
Tam o esnada ikisi de koridorda yankılanan hızlı adım sesleriyle başlarını kaldırdı. "Aslı!" diye seslendi Gamze, yerinden ok gibi fırlayarak.
Aslı, nefes nefese yanlarına ulaştığında gözlerindeki o korku dolu parıltı hala sönmemişti. "Nasılsınız? Nasıl durumu? İyi mi gerçekten, doğruyu söyleyin?"
Gamze, onun bu harap olmuş haline kıyamayarak içtenlikle gülümsedi ve başını salladı. "İyi kanka, gerçekten çok iyi."
"Konuşuyor hatta," diye ekledi Burak sırıtarak. "Uyanır uyanmaz yine bildiğimiz Efe moduna bağladı, boş yapmaya başladı içeride."
Aslı’nın dudaklarında, geceden beri ilk kez rahatlamış, sıcacık bir tebessüm belirdi. "Gerçekten iyi yani... Çok şükür." Omuzları, üzerindeki tonlarca ağırlık kalkmış gibi bir anda gevşedi.
Efe’yi görmek için kapıya doğru tam bir adım atmıştı ki, zihninde şimşek gibi çakan bir düşünceyle aniden durdu. Yüzündeki o rahatlamış ifade bıçak gibi kesildi. Yavaşça arkasına dönüp Burak ve Gamze’ye doğru iyice yaklaştı. Sesini sadece üçünün duyabileceği bir fısıltıya indirerek, "Ya..." dedi.
İkisi de ne olduğunu anlamak için Aslı’ya doğru eğildiler. "Hı?" diye sordu Burak.
Aslı alt dudağını dişlerinin arasına alıp ecel terleri dökerek sordu: "...Bir şey soracağım. Benim... yani benim dün gece ona kan verdiğimi söylediniz mi?"
Koridorda bir anda zaman durdu, mutlak bir sessizlik çöktü. Burak’ın ağzındaki kahve neredeyse soluk borusuna kaçıyordu, boğulmamak için kendini zor tuttu. Gamze’nin gözleri yuvalarından fırlayacak gibi büyürken, dudakları titremeye başladı.
"Y-yok kanka," dedi Gamze, sesi heyecandan normal tonundan bir oktav ince çıkarak. "Söylemedik zaten canım, hiç sırası mı..."
Burak arkasındaki soğuk duvara sırtını yaslamış, resmen soğuk terler döküyordu. "S-söylemedik kanka," diye kekeledi, gözlerini kaçırmak için koridorun tavanını incelerken. "Yani hani zaten şeydik biz... Bayağı meşguldük o zaman... Doktorlar girdi çıktı, kargaşa vardı. Hani yeni uyanmıştı zaten, kafası tam yerinde değildi çocuğun..."
Çaresizliğin ve yalan söyleyememenin zirvesine çıkan Burak, başını çaresizce sağ taraftaki pencereye doğru çevirdi. Tam o anda, pencerenin dış pervazına tünemiş gri, tombul bir güvercinle göz göze geldi. Güvercin ona dik dik bakarken Burak içinden, *‘Ulan sen de niye hesap sorar gibi bakıyorsun oğlum?’* diye geçirdi.
Aslı, ikisinin bu aşırı gergin, yapay ve dökülen hallerini sırayla süzdü. Şüphe virüsü zihnine çoktan sızmıştı. Tek gözünü kısarak, "Siz... Bir garipsiniz ya. Doğruyu söylüyorsunuz değil mi? Bak saklamayın benden."
Gamze yapmacık bir neşeyle, "Tabii ki yalan söylemiyoruz aşkım, aşk olsun yaaa!" diyerek durumu kurtarmaya çalıştı ama yüzündeki seğirmeyi gizleyemedi.
Burak bu kez o ağır abi imajına sığınarak göğsünü gere gere konuştu. "Bizim ne zaman yalan söylediğimizi gördün sen ya?! Ayıp ediyorsun." Gamze, durumu daha da inandırıcı kılmak amacıyla araya girip Aslı’yı sanki ayıp bir şey yapmış gibi kınayarak kaşlarını çattı.
Burak vitesi iyice artırdı, ellerini iki yana açarak adeta antik tiyatroda tirad atan bir oyuncu gibi dramatik bir sesle haykırdı: "Ulan çocuk içeride can çekişti, canıyla cebelleşti, biz oturup 'Kanka biliyor musun sana Aslı kan verdi' muhabbeti mi yapacağız acilde?! İşimiz gücümüz yok bunu mu konuşacağız?!"
Burak'ın bu devasa dramatik savunmasının tam üzerine, penceredeki güvercin sanki bu kadar büyük bir yalana daha fazla katlanamıyormuş gibi sesli bir şekilde kanatlarını çırparak *PIRRR* diye uçup uzaklaştı.
Aslı gözlerini kuştan ayırıp birkaç saniye düşündü. Burak’ın mantığı mantıklı gelmişti. "...Doğru, haklısınız," diye mırıldandı.
Gamze'nin omuzları görünmez bir yükten kurtulmuş gibi derin bir düşüş yaşadı. Tam rahat bir nefes alacakları sırada, koridorun diğer ucundan gelen o tok ve tanıdık ses üçünün de irkilmesine neden oldu.
"Arkadaşlar."
Üçü de aynı anda o tarafa döndü. Efe'nin doktoru, elindeki hasta dosyasıyla birlikte ağır adımlarla onlara doğru yürüyordu. Gözlüğünün üzerinden bakarak, "Aslı Hanım hanginizdi?" diye sordu.
Aslı hemen elini kaldırdı. "Benim hocam, bir sorun mu var?"
"Bir dakika benimle gelebilir misiniz, bir şey konuşacağız."
Aslı hiç düşünmeden, içindeki o ani korku dalgasıyla doktorun peşine takıldı. İkili koridorun sonundaki odaya doğru uzaklaşırken, arkada kalan Burak ve Gamze adeta aynı anda ciğerlerindeki tüm havayı dışarı üflediler. Beş saniye boyunca ikisi de heykel gibi donup kaldı.
Gamze, elini kalbinin üzerine koyup Burak’a döndü. "Burki?"
"Gamzik?"
"...Yemin ederim kalbim ağzımdan çıkacaktı."
Burak elini saçlarının arasından geçirip darmadağın etti. "Az daha yolcuyduk kanka, resmen direkten döndük."
Gamze çaresizce başını iki yana salladı. "Ben yalan söyleyemiyorum kanka, bünyem kaldırmıyor."
"Ben de söyleyemiyorum."
"Ama sen koskoca Burak'sın, profesyonelliğin nereye gitti yaa?"
"İşte tam da o yüzden benim gibi dürüst bir adam söyleyemiyor," dedi Burak, durumdan bile prim kasmaya çalışarak.
Gamze istemsizce güldü. "Ne yapacağız şimdi peki?"
Burak hızla cebinden telefonunu çıkardı. "Acil ekip toplantısı." Parmağı ekranın üzerinde birkaç kez delice dolaştıktan sonra hızlıca yeni bir WhatsApp grubu kurdu. Grubun adını büyük harflerle yazdı: **E&A KRİZ MASASI**
Tek kelimelik bir mesaj attı.
**Burak:** Acil.
Mesajın gönderilmesiyle birlikte grubun diğer üyelerinin telefonları anında titredi.
**İrem:** Ne oldu? Ne bu grup?
**Arda:** ?
**Gamze:** Büyük mesele İremmmmm çok büyükkkk, patlamak üzereyiz.
Burak derin bir nefes alıp başını telefondan kaldırdı, Gamze'ye baktı. "Yazıyorum kanka." Tekrar ekrana döndü.
**Burak:** Aslı geldi hastaneye.
Mesajın hemen ardından parmakları klavyede uçuştu, ikinci satırı ekledi.
**Burak:** Ve dedi ki: "Benim kan verdiğimi Efe'ye söylemediniz değil mi, sakın bilmesin."
Gönder tuşuna bastığı an grup birkaç saniyeliğine derin bir sessizliğe gömüldü. Kimse yazmıyordu. Sonra telefon aynı anda üç kez peş peşe titredi.
**İrem:** ...
**Gamze:** ...
**Arda yazıyor...**
Burak kaşını kaldırdı, gözlerini kırpıştırdı. "Aha, içeride bir şeyler dönüyor, Arda yazıyor."
Ve Arda’nın mesajı ekrana düştü.
**Arda:** Efe de az önce bana "Aslı'nın bana kan verdiğini bilmiyormuşum gibi yapalım, sakın çaktırmayın" dedi.
...
Burak'ın ağzı yavaşça, şaşkınlıkla açık kaldı. Gamze önce Burak'ın şok olmuş yüzüne, sonra ekrandaki mesaja, en son tekrar Burak'a baktı. İkisinin de dudakları aynı anda titremeye başladı.
"Hayır..." diye fısıldadı Gamze, gülmemek için kendini sıkarak. "Hayır, gerçek olamaz bu..."
Burak da aynı fısıltıyla karşılık verdi. "Yalan de kanka..."
İki saniye daha o ciddiyeti koruyabildiler. Üçüncü saniyede, koridorda yankılanan bir kahkaha tufanı koptu. Gamze eğilip elleriyle dizlerini tuttu, gülmekten nefesi kesiliyordu. "Yapma ya... Gerçekten mi?"
Burak gözünün kenarında biriken gözyaşını silmeye çalışırken nefessiz kalmıştı. "Bunlar var ya..." Kahkaha krizinden ötürü cümlesini tamamlayamadı, hemen gruba daldılar.
**Burak:** PUAHAHAHHAHAHAHSH ULAN ŞAKASINIZ SİZ YA djdjdjjd
**Gamze:** SJCNFDNCJDNJX KANSER OLACAĞIM BİRİ "BİLMESİN" DİYOR ÖBÜRÜ "BİLDİĞİMİ BİLMESİN" djdjjdjd
**İrem:** Ben hayatımda böyle bir gerizekalılık seviyesi görmedim.
**Gamze:** İkisi de birbirini düşünmekten normal düşünme yetisini kaybetmiş beyinlerini kapatmışlar resmen djdjdj
Burak burnunu çekerek hala gülerken ekranda yeni bir bildirim belirdi.
**Arda yazıyor...**
**Arda:** Her neyse olm, kimse kimseye bir şey çaktırmıyor. Bak söz verin bana.
Arda odanın içinde telefona bakarak derin bir nefes aldı ve doğrudan hedefe odaklandı.
**Arda:** Burak.
**Burak:** Efendim kankam?
**Arda:** Patlatırım seni. Eğer o çeneni tutamazsan bittin oğlum sen.
**Burak:** Ben ne alaka lan yine ihale bana kaldı?
**Arda:** Ağzından tek bir kelime, tek bir ima kaçmayacak. Söz ver.
Burak dudaklarını birbirine bastırıp ciddi görünmeye çalışarak yazdı.
**Burak:** Kaçmaz, rahat ol.
Yaklaşık beş saniyelik bir sessizliğin ardından Arda’nın son darbesi geldi.
**Arda:** O mesajı yazmadan önce o kadar uzun düşündüğüne göre şu an bana hiç güven vermedin.
Gamze telefona bakıp kahkahayı tekrar basarken, Burak telefonu cebine koyup sanki çok mühim bir devlet sırrını koruyormuş gibi büyük bir ciddiyetle başını salladı. "Yok. Gerçekten bu sefer söylemeyeceğim."
Gamze şüphe dolu gözlerle onu süzdü. "Burak, şu anki bakışın bile arkamızı döndüğümüz an her şeyi yumurtlayacakmışsın gibi güven vermiyor."
"İçimde çok büyük bir varoluşsal mücadele var şu an kızım, kolay mı?"
"Neyle neyin mücadelesiymiş o?"
"Doğruluk ve dürüstlük dürtümle, genlerime işleyen o muazzam dedikodu dürtüm içeride boks yapıyor," dedi Burak ciddiyetle.
Gamze bu kez koridoru inleterek sesli bir şekilde güldü.
Tam o sırada, koridorun diğer ucundaki kapı açıldı ve Aslı geri dönmeye başladı. Burak ile Gamze'nin yüzündeki bütün o neşeli, dalga geçen ifadeler bir saniyede silindi. İkisi de sanki az önce o çılgın kahkahaları atan kendileri değilmiş gibi aynı anda doğruldular, hazır ol duruşuna geçtiler.
Aslı yanlarına yaklaştığında şüpheyle ikisine baktı. "Ne oldu az önce? Ne konuşuyordunuz?"
"Hiç," dedi Burak.
"Bir şey yok," dedi Gamze.
İki cevap yine senkronize bir şekilde, aynı anda gelmişti. Aslı gözlerini iyice kısarak ikisini baştan aşağı süzdü.
"..."
Bir süre sessiz kaldıktan sonra, "Siz kesinlikle benden bir şey saklıyorsunuz," diye itham etti.
Burak ile Gamze bu kez panikle birbirlerine baktılar, ardından robot gibi aynı anda başlarını iki yana salladılar. "Yok valla."
Konuyu değiştirmek istiyorlardı.
"Ee doktor ne dedi sana, niye çağırmış?"
"Şu an için değerleri gayet iyi, hayati bir tehlikemiz yok dedi. Bir süre daha müşahede altında tutacağız, tedbir amaçlı. Ama korkulacak kötü bir tablo görünmüyo falan dedi işte."
" He iyi."
" Neyse ben geçiyorum odaya"
Aslı odaya girmeye hazırlanıp kapıyı araladığında, Arda onu görünce o her zamanki mesafeli ama sıcak haliyle hafifçe gülümsedi. "Gel," dedi yumuşak bir sesle. "Uyanık."
Aslı başıyla sessiz bir teşekkür iletti. Arda, genç kızın geçmesi için omzuyla kapıyı biraz daha araladı. "Ben de biraz dışarıda dolaşayım, temiz hava alayım," diyerek koridora doğru adımladı.
Aslı, adımlarını sanki çok kırılgan bir zeminde yürüyormuş gibi yavaşlatarak içeri girdi. Kapı, arkasından usulca ve büyük bir sessizlikle kapandı.
Odanın içi, pencerelerden süzülen sabah güneşiyle yavaş yavaş aydınlanmaya başlamıştı. Jaluzilerin arasından süzülen o ince, altın sarısı ışık hüzmesi, Efe'nin yattığı yatağın üzerine tam bir şerit halinde vuruyordu.
Efe, kapının açılma sesiyle birlikte başını yavaşça o tarafa çevirdi. Göz göze geldiler.
Bir saniye...
İki saniye...
Zaman sanki o odanın içinde akmayı bıraktı. Aslı'nın omuzları, Efe’nin gözlerindeki o tanıdık canlılığı görünce istemsizce tamamen gevşedi. Sesi titremesin diye kendini sıkarak, "Geçmiş olsun," diye mırıldandı.
Efe, dudaklarının kenarını hafifçe yukarı kaldırıp o bildik, ukala ama rahat tavrıyla karşılık verdi. "Sağ ol."
Sesinde öyle doğal, öyle sıradan bir ton vardı ki... Sanki dün gece acil serviste ölümün kıyısından dönen, göğsüne cihazlar bağlanan çocuk kendisi değildi. Sanki şu an ikisinin de kafasının içinde aynı anda yüz tane tilki dönmüyordu.
Aslı, yatağın hemen yanındaki boş refakatçi sandalyesini yavaşça çekip oturdu. Ellerini dizlerinin üzerinde birleştirirken, "Korkuttun bizi," dedi sitemkar bir sesle.
Efe hafifçe omuz silkti, üzerindeki hastane önlüğünün içinde hala o eski karizmasını korumaya çalışıyordu. "Abartıyorsunuz siz de."
"Abartıyor muyuz?" diye sordu Aslı kaşlarını kaldırarak. "Efe farkında mısın bilmiyorum ama koca hastaneyi ayağa kaldırdın dün geceden beri."
"O kadar da değildir ya, alt tarafı ufak bir baygınlık."
Aslı gözlerini devirdi. "Asıl sen hiçbir şeyi görmediğin için bilmiyorsun."
Efe, onun bu hallerine dayanamayıp kısa, boğuk bir kahkaha attı. "Burak dışarıda anlattı zaten biraz. Ben baygınken bile kesin arkamdan bir sürü boş yapmışsınızdır, adım gibi eminim."
Aslı da onun bu haklı tespitine karşı koyamayarak istemsizce güldü. "Bak o konuda yalan söylemeyeceğim, haklı olabilirsin."
Odanın içine kısa, insanı germeyen ama tatlı bir sessizlik çöktü. İkisi de bir sonraki cümleyi nereden kuracaklarını, konuyu nereye getireceklerini bilemez bir halde konuşacak başka bir şey aradılar. Aslı, dikkatin dağıtmak için Efe’nin koluna bağlı olan serum şişesindeki damlaları saymaya başladı. Efe ise bakışlarını tekrar tavandaki çizgilere dikti.
Sonra, sanki anlaşmış gibi aynı anda konuşmaya başladılar.
"Şey..." dedi Aslı.
"Şey..." dedi Efe.
İkisi birden sustu. Bir an için gözleri yeniden kesişti. Yakalanmış olmanın verdiği o tatlı mahcubiyetle aynı anda güldüler.
"Sen söyle," dedi Efe başıyla işaret ederek.
"Yok, önce sen söyle," dedi Aslı.
"Yok, fark etmez."
"Tamam o zaman."
Yine o derin sessizlik.
Efe'nin dışarıdan bakıldığında yüzünde en ufak bir duygu kırıntısı, bir değişiklik yoktu. Karşısında oturan kızın ömründen ömür gittiğini biliyor ama bunu belli etmemek için direniyordu. Dışarıdan bakınca her zamanki Efe'ydi işte... Rahat, sakin, dünyayı umursamaz.
Ama kafasının içi adeta bir savaş alanı gibiydi:
*‘Sakın kan konusunu açmasın. Eğer açarsa ne diyeceğim? Teşekkür edersem utanır mı acaba, aramızdaki o hava bozulur mu? Etmezsem de hayvani bir ayıp olacak... Allah'ım ne olur Burak içeri girmesin, o girerse kesin her şeyi batırır, sadece o girmesin yeter.’*
Aslı'nın kafasının içi de Efe’ninkinden farksız, darmadağındı:
*‘Biliyor mu acaba? Yok ya... Nereden bilecek, çocuk yeni uyandı, bizimkiler de söylemedik dedi. Ama biliyorsa niye hiçbir şey demiyor? Demesin zaten... Lütfen hiç demesin, yüzleşmeyelim bu konuyla. Kaldıramam.’*
Efe tavana baktı.
Aslı serum şişesindeki damlaları izledi.
Odanın içindeki sessizlik, söylenmeyen iki cümleyi de içinde saklıyordu.
Koridorun diğer ucundan geçmekte olan Burak bu manzarayı görseydi muhtemelen tek bir şey söylerdi.
"Ulan bunlar aynı dizinin farklı bölümleri."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

279okunma 22beğeni 7yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18