13. bölüm / 24
ALTI ÇİZİLİSESSİZLİK ÇÖKÜNCE
Bölümler 24Şu an: SESSİZLİK ÇÖKÜNCE
- 1 DURMUŞ BİR KALBİN SESSİZLİĞİ402 kelime
- 2 ANKARA RÜZGÂRI1.205 kelime
- 3 KENDİNİ ARARKEN1.058 kelime
- 4 LUCİEN634 kelime
- 5 İLK AKŞAM YEMEĞİ946 kelime
- 6 YAVAŞ YAVAŞ ALIŞIRKEN1.038 kelime
- 7 ÜÇ HARFLİLER Mİ? YOO HİÇ KORKMADIM...2.622 kelime
- 8 RİCA EDİYORUM SUS!1.093 kelime
- 9 OKULUN İLK GÜNÜ1.501 kelime
- 10 ESKİ BİR BORÇ1.237 kelime
- 11 YAZ DİZİSİ Mİ ÇEKİYORUZ?4.224 kelime
- 12 ŞEYTANIN STAJYERİ4.727 kelime
- 13 SESSİZLİK ÇÖKÜNCE1.122 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 ZİRVENİN ORTAKLARI1.311 kelime
- 15 KAN BAĞI1.128 kelime
- 16 DOSTLUK892 kelime
- 17 HASTANE779 kelime
- 18 BİLMESE Mİ?955 kelime
- 19 TİYATRO BAŞLIYOR2.880 kelime
- 20 EVE DÖNÜŞ2.885 kelime
- 21 SESSİZ İNKAR5.462 kelime
- 22 FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK1.614 kelime
- 23 KISKANÇLIĞIN ANATOMİSİ7.965 kelime
- 24 BİR CUMHURİYET SABAHI3.113 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
ASLI
Balkon kapısı Ankara’nın o meşhur, insanı tatlı tatlı ürperten ama bir yandan da ciğerlerine kadar açan o temiz akşam ayazına doğru aralanmıştı. Mantılar çoktan yenmiş, mutfak Arda’nın "Ben bu eve hizmetçi gelmedim" temalı solo performansına rağmen imece usulü zar zor toplanmıştı. Herkes eline çayını, kahvesini alıp balkondaki plastik sandalyelere ve minderlere döküldüğünde, şehir de o kaotik gürültüsünü bırakıp lacivert, huzurlu bir sessizliğe bürünmüştü.
Tam bir gençlik dizisinin sezon finali öncesi o sakin, sıcak sahnesi gibiydi ortam. Hani arka planda hafif bir akustik gitar çalar, herkes birbirine bakar ve o an zaman dursun istersin ya; tam olarak öyle bir hava...
Bardağımdan derin bir yudum alıp sırtımı arkamdaki duvara yasladım. Gün boyu zihnimi kemiren o overthinking bulutları, bu ekibin tanıdık kokusu ve gürültüsüyle tamamen dağılmıştı.
— Dostlar, dedim, omuzlarımı rahat bırakıp huzurlu bir tebessümle ekibe bakarak, okulun ilk günü bitti. Şaka mı?
Arda, arkasındaki plastik sandalyeye adeta kemikleri erimiş gibi oturdu. Uzun bacaklarını öne doğru fırlatıp ayaklarını balkonun ortasındaki o emektar sehpaya uzatırken gözlerini kapattı.
— Bitti kanka bitti, dedi. Ses tonu bir insanın varoluşsal sancısını taşıyordu. Sonra yavaşça gözlerini açtı, kafasını milimetrik bir açıyla yana çevirip ölümcül bir bakışla Gamze’ye dikti:
— Zar zor...
Gamze sandalyenin üzerinde bağdaş kurmuş, elindeki bisküviyi çayına bandırıyordu. Arda’nın o sitemkar halini görünce bisküviyi ağzına atıp serbest kalan eliyle havayı döver gibi yaptı:
— Üf, kes artık ya! Başladı yine bizim Enderman. Alt tarafı bir kere bastım ayağına metrodaki o kargaşada.
— Bir kere mi? diye yükseldi Arda, yattığı yerde dikleşerek, kızım durup dururken tüm vagonun ortasında 'SEDAAAAA!' diye çığlık attın, ses duvarı delindi lan! Sayende Seda’nın tüm ilkokul travmalarını, kreşteki beslenme çantasının rengini öğrendik yirmi dakikada. İnsanlar bize 'bunlar akıl hastanesinden mi kaçmış' diye bakıyordu.
Burak araya girip kahkahayı bastı:
— Oğlum yine ucuz atlatmışsınız. Gamze bu, metronun tavanındaki demirlere tutunup ters takla da atabilirdi Seda’yı göreceğim diye. Potansiyeli var.
— Ay, tamamen abartıyor şu an! diyerek Arda’ya yastık fırlattı Gamze, Seda’yı liseden beri görmüyorum, sevinmeyeyim mi? Hem fena mı oldu, vagon canlandı, insanların yüzü güldü be.
— Benim yüzüm gülmedi Gamze, dedi Arda düz bir sesle fırlatılan yastığı kafasının arkasına yerleştirirken, benim ömrümden üç yıl gitti.
Ben onlara gülerken İrem de Arda'yı destekledi:
— Yan tarafta oturan teyzenin tansiyonu düşer gibi oldu bu 'Sedaa' diye bağırınca...
Gamze'ye bakıp, "Kanka cidden mi ama ya!" diye güldüm. Gözümün önüne gelmişti çünkü o bağırışı.
Tam o sırada Efe, mutfaktan içeriye doğru yayvan yayvan süzüldü. Üzerinde yine o Burak’tan arakladığı, dizlerine kadar gelen XXL gri tişört ve ayağında civcivli çoraplarıyla tam bir ev modu abidesiydi. Parmaklarını havada garip garip oynatarak balkona adım attı:
— Hâlâ ellerim soğan kokuyor ya. İrem, yemin ederim senin yüzünden. Geçmiyor koku.
Burak elindeki kahve kupasıyla taburesinde geriye doğru yaylanırken Efe’ye dik dik baktı:
— Şu hallere bak. Amma abarttın soğan kokusunu da... Alt tarafı mantı sosu, ameliyata girmeyeceksin ya.
Efe burnunu tekrar eline yaklaştırıp yüzünü ekşitti. Önce sol elini kokladı:
— Yok.
Tekrar kokladı:
— Yok abi.
Bir daha kokladı:
— Yemin ediyorum hâlâ var.
Arda gözlerini devirdi:
— Efe, sen köpek misin?
— Hayır.
— E niye her beş saniyede bir bir şeyi kokluyorsun?
— Çünkü soğan kokuyor.
— Yok.
— Var.
— Yok.
— Var.
Burak kahvesinden bir yudum aldı:
— Şu an ülkenin en anlamsız tartışmasını izliyoruz,
Sonra hızla bize doğru döndü, gözleri o tanıdık kaos enerjisiyle parlıyordu. — Olm bak, kaçırdınız siz o sahneyi. Kız bildiğin hani o yaz dizilerindeki sarışın, zengin, hırslı kız olur ya... Tamamen aynısı kanka! Saçlar, kusursuz makyaj, o yapay influencer gülüşü... Gelmiş masamıza, elini çenesine koyup Efe’ye şey diyor...
Burak sesini iki ton inceltip Selin taklidi yaptı:
— Efe peki sence ressam olsaydın? Yani neden illaki tıp seçtin? Her konuda bilgili gibisin...’ falan filan işte, saçmaladı resmen!
Gamze elindeki çay bardağını havada unuttu, gözleri şokla açıldı:
— Hadi canım! Cidden bunu söyledi mi?
— Yemin ederim söyledi! Bizim tıpçı da hiç istifini bozmadı, kahvesinden bir yudum aldı, hiç umurunda değilmiş gibi yaptı. Kız orada mavi ekran verdi, sistem çöktü.
İrem oturduğu minderde öne doğru eğildi, dudaklarının kenarında o tehlikeli ama keyifli dedikodu gülüşü belirdi:
— Ee, Selin ne yaptı sonra? Kesin o laftan sonra bozulmuştur.
— Bozuldu tabii, dedi Burak, patates sahnesine gelmenin verdiği gururla arkasına yaslanarak.
Ben de daha fazla dayanamadım ve Burak'ın kıza o patatesi fırlattığı anı, "Ya rüzgâr aldı" deyişini taklit ederek anlatmaya başladım. Balkon bir kez daha kahkahalarla sarsıldı.
Gamze balkonda öyle bir kahkaha patlattı ki üst kattakilerin duymaması mucizeydi.
— Ayy Burak yemin ederim delisin! Keşke orada olsaydım. İrem ya, biz de Aslıların yanında olmalıydık bugün. Selin denen kız resmen tıp notu bahanesiyle bizimkini kafalamaya çalışmış.
İrem gözlerini devirdi ama engel olamadığı bir şekilde gülüyordu.
Efe ise balkondaki bu hararetli Selin tartışmasını sanki tamamen dışarıdan bir göz gibi, sanki o kafede iki saat boyunca yüz kasları felç olana kadar yalandan gülen kendisi değilmiş gibi dinliyordu. Parmaklarını bir kez daha burnuna götürdü, kokladı ve derin bir iç çekti:
— Yok abi, bu böyle olmayacak. Ben şu elleri bir daha yıkayayım, diyerek arkasını döndü ve mutfağa doğru adımladı.
Arda ise hâlâ olayları analiz ediyordu:
— Yemin ediyorum film karakteri gibiyiz ya.
Efe mutfakta su sesini açtığında, balkondaki o yüksek sesli şamata bir anlığına yerini o dingin sessizliğe bıraktı. Burak ve Gamze, Arda’nın telefonundaki o internetin karanlık dehlizlerinden çıkmış yamuk yumuk çocuk fotoğrafına bakıp yeni bir "Arda'ya benzerlik" tartışması başlatmak üzere kafalarını eğmişlerdi. Arda ise "Beni o tiple bir daha kıyaslarsanız bu balkondan aşağı atarım hepinizi," diye mırıldanıyordu.
İrem, o an fırsattan istifade oturduğu minderden yavaşça bana doğru kaydı. O her zamanki sert, laf sokan, kafa tutan kuzen maskesi yüzünden tamamen düşmüştü. Sesini fısıltıdan hallice bir tona ayarladı. Gözlerinde ani bir ciddiyet ve derin bir endişe belirdi.
— Aslı, dedi İrem, göz ucuyla mutfakta ellerini titizlikle yıkayan Efe’nin siluetine bakarak, Efe bugün nasıldı? Ters bir durum olmadı değil mi?
İrem’in bu ani ton değişimindeki o korumacı abla ruhunu çok iyi biliyordum.
— Yok kanka, dedim sesimi yumuşatıp İrem’e doğru eğilerek, gayet iyiydi. Keyfi gayet yerindeydi yani, gördün işte Burak’la nasıl eğlendiklerini.
İrem tam tatmin olmamış gibi kaşlarını hafifçe çattı, sesindeki o titizlik daha da belirginleşti:
— Öğlen ilacını içti mi? Yanındaydı değil mi, unutmadı?
— İçti içti, merak etme, dedim omzuna dokunarak, Ben bizzat gördüm, dersten önce çantasından çıkardı.
İrem derin, rahatlamış bir nefes alıp sırtını arkasındaki duvara yasladı. Yüzündeki o gergin kaslar gevşemişti ama gözleri hâlâ mutfak kapısından sızan o sarı ışığa, Efe’nin olduğu tarafa dikili kalmıştı.
Balkonda Burak ve Gamze’nin fotoğraf üzerinden Arda'yı çıldırtma sesleri kulağıma çok uzaktan geliyormuş gibi oldu o an. Çünkü İrem’in gözlerindeki o derin, eski korkuyu görmüştüm. O korkunun sebebini bu evdeki herkes çok iyi biliyordu.
İrem ve benim zihnim, birlikte çoktan o huzurlu Bahçelievler balkonundan kopmuş, geçmişe doğru büyük bir hızla geri sarmaya başlamıştı. Lise son sınıfın o unutulmaz, herkesin canından can gittiği o kış gününe...
Bölüm etkileşimi
