20. bölüm / 23
ALTI ÇİZİLİEVE DÖNÜŞ
Bölümler 23Şu an: EVE DÖNÜŞ
- 1 DURMUŞ BİR KALBİN SESSİZLİĞİ402 kelime
- 2 ANKARA RÜZGÂRI1.205 kelime
- 3 KENDİNİ ARARKEN1.058 kelime
- 4 LUCİEN634 kelime
- 5 İLK AKŞAM YEMEĞİ946 kelime
- 6 YAVAŞ YAVAŞ ALIŞIRKEN1.038 kelime
- 7 ÜÇ HARFLİLER Mİ? YOO HİÇ KORKMADIM...2.622 kelime
- 8 RİCA EDİYORUM SUS!1.093 kelime
- 9 OKULUN İLK GÜNÜ1.501 kelime
- 10 ESKİ BİR BORÇ1.237 kelime
- 11 YAZ DİZİSİ Mİ ÇEKİYORUZ?4.224 kelime
- 12 ŞEYTANIN STAJYERİ4.727 kelime
- 13 SESSİZLİK ÇÖKÜNCE1.122 kelime
- 14 ZİRVENİN ORTAKLARI1.311 kelime
- 15 KAN BAĞI1.128 kelime
- 16 DOSTLUK892 kelime
- 17 HASTANE779 kelime
- 18 BİLMESE Mİ?955 kelime
- 19 TİYATRO BAŞLIYOR2.880 kelime
- 20 EVE DÖNÜŞ2.885 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 SESSİZ İNKAR5.462 kelime
- 22 FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK1.614 kelime
- 23 KISKANÇLIĞIN ANATOMİSİ7.965 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Üç gün sonra...
Hastane odasındaki o ağır, steril koku ve serum askısının düzenli damla sesleri, taburcu olmanın getirdiği o tatlı kargaşaya bırakmıştı yerini. Efe yatağın kenarına oturmuş, halsizlikle ağırlaşan kollarını yavaşça geçiriyordu hırkasının kollarından.
"Oğlum dur bak yardım edelim. Kendin yapma bunları" diyerek hırkanın kollarını düzeltiyordu Elif Hanım.
"Artık daha da dikkat edeceksin kendine. O ilaçlar düzgün içilecek. Yok öyle 'yarım saate içerim' falan."
Efe hafifçe gülümsedi.
"Yok yenge zaten düzenli içerdim. Bi kere dalgınlığıma geldi unuttum işte."
"İyi tamam öyle olsun. Alarm kurmayı yine de eksik etme."
İrem ise elindeki battaniyeyi katlarken Efe'ye ve annesine bakıp gözlerini devirdi ve "Ay anne tamam yeter artık! Küçük çocuk mu sanki bu? Dana kadar oldu kendi bilir ne yapacağını." dedi.
Efe gülümseyerek İrem'e döndü.
"Bak şimdi İremcim, karşındaki kadın bir anne olabilir ama artı olarak bir de hemşire kendisi. Normal yani"
Elif Hanım omuzlarını silkti.
"Beni bi anlasanız dediklerimi yapsanız," elindeki son çantayı da hazırladı ve "...başınıza hiç bi şey gelmeyecek ama hadi bakalım." diyerek yatağın üzerine koydu.
Onlar kendi aralarında böyle konuşurken Hakan Amca da odanın dışında doktorla konuşuyordu. Doktor, Efe'nin yapması gerekenleri tek tek anlatmak istedi.
"Stresten uzak dursun. Daha önce böyle bir baygınlık yaşamamış."
Hakan Amca başını sallayarak "Çocukluğundan beri böyle bir baygınlık geçirmemişti." dedi.
Doktor "anlıyorum" der gibi bakarken Hakan Bey gözlüğünün camının buğusunu sildi.
Doktor elini karşısındaki adamın omuzuna koydu.
"Sizi anlıyorum Hakan Bey. Zor bir durum. Ama şunu söylemem gerekiyor," Yere bakarak iç çekti. "Efe bu yaşına kadar gerçekten kendine çok iyi bakmış. Fakat yaşadığı bu bayılmayı basit bir yorgunluk gibi değerlendiremeyiz.”
Hakan'ın yüzü değişti.
“Yani... ciddi bir şey mi var?”
Doktor birkaç saniye sustu.
“Şu an size ‘ciddi bir şey var’ diyemem. Ama şunu söyleyebilirim: Efe'nin kalbi yıllardır taşıdığı yükü artık eskisi kadar kolay tolere etmiyor olabilir.”
Hakan Bey cümlenin nereye geleceğini anlamış olacak ki doktora şok içinde odaklandı. Doktor devam etti.
"Biz elimizden geleni her zaman yapacağız. Siz de aynı şekilde."
Hakan Bey duraksamıştı. İçerideki kişi kendi oğlu gibi büyüttüğü yeğeniydi. En az kendi kızı İrem'i koruyup kolladığı gibi bu genci de öyle korumuştu. Onun zorluklar yaşamasına izin veremezdi. Bir daha böyle bir şey yaşanmasını asla istemezdi. Daha çok bakacaktı ona, daha çok ilgilenecekti onunla. Asla ama asla hayatında bir eksiklik kalmasına izin vermeyecekti.
“Kontrollerini sıklaştıracağız. İlaçlarını aksatmaması gerekiyor. Stresten mümkün olduğunca uzak durmalı. Ve tekrar bayılma, göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi belirtiler olursa beklemeden hastaneye gelin.”
Hakan başını yavaşça salladı.
“Kontrollere daha sık getiricem onu.”
Doktor birkaç saniye Hakan'a baktı.
“Getirin. Çünkü Efe'nin kendisini iyi hissetmesiyle gerçekten iyi olması aynı şey olmayabilir.”
Doktor uzaklaştıktan sonra Hakan Bey birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Koridor sessizdi.
Az önce duyduğu cümleler hâlâ zihninde dönüp duruyordu.
Kendisini iyi hissetmesiyle gerçekten iyi olması aynı şey olmayabilir.
Derin bir nefes aldı.
Elini yüzüne götürüp gözlüğünü düzeltti. Birkaç saniye gözlerini kapattı.
"Hayır," dedi içinden.
Şimdi içeri girip Efe'nin karşısında endişeli bir yüzle durmayacaktı.
Çocuk zaten yeterince şey yaşamıştı.
Üstelik içeride muhtemelen yine bir şeylere laf yetiştiriyordu.
İstemsizce gülümsedi Hakan. "Her zamanki gibi...” diye mırıldandı.
Bir kez daha derin nefes aldı. Omuzlarını düzeltti, yüzündeki endişeyi bastırmaya çalıştı.
Sonra kapının camından içeri baktı.
Efe yatağın kenarında oturmuş, İrem ile bir şeyler tartışıyordu.
Hakan'ın yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti.
İşte buydu. Onun görmesi gereken Efe buydu. Hasta yatağında sessizce yatan biri değil. Kendi kendine yetmeye çalışan, İrem'le tartışan, her şeye rağmen gülümseyen o çocuk.
Kapıyı açtı.
“Ne konuşuyorsunuz bakalım?”
Efe hemen başını kaldırdı.
“Oh be amca sonunda geldin yaa! Şu ikisine beni hastaneden çıkardığımıza pişman ettirecek kadar nasihat çek.” Tişörtünün yakasını tuttu. "Bıktım!"
İrem kaşlarını kaldırdı.
“Bak sen şuna yaa, daha eve gitmeden başladı.”
Hakan gülerek baktı.
“Sen önce bir iyileş de oğlum, sonra hesabını sorarsın.”
“Off amca ben iyiyim zaten.”
Hakan'ın gülümsemesi bir anlığına dondu. Ama hemen toparlandı.
“İyisin tabii oğlum. Maşallahın var.”
Efe'nin omzuna bir eliyle hafifçe vurdu ve parmağını kaldırıp Efe'nin yüzüne tuttu.
“Ama bundan sonra biraz da bizim sözümüzü dinle.”
Efe kaşı kaldırdı.
"E dinliyoz ya amca napıyoz başka?"
Hakan Amca derin bi nefes aldı.
"Mesela, " dedi örnek verircesine. Efe merakla dinliyormuş gibi yapıyordu.
"Mesela kar yağdığı günün ertesi günü gidip maç yapmaya kalktın. "
Efe "A-ama–" diye kendini savunmaya kalktığı sırada Hakan Amca susturdu.
"Sus lafımı kesme! İyi ki ayağın kayıp düşmedin"
"Amca ama ben on beş dakika kuralına uydum. Fazlasını oynamadım ki"
"O 15 dakika g*tün dona dona oynadın ama!"
"Tamam amca yapmam bi daha yaa"
"Ben sana oynama demiyom. Ankara'nın kış gününde oynama"
O sırada İrem de lafa girmek istedi. Efe'ye bakarak konuştu.
"Evet baba zaten geldiği an maçta giydiği çorapları çıkarıp yüzüme fırlattı."
Efe İrem'e "Onu ne diye söyledinki " der gibi bakarken Hakan Amca da kaşını kaldırarak "Sen hala bu kadar yaramaz mısın ya? Eşek!" diye baktı ve tam bir şeyler diyecekken Elif Hanım "Ay yeter şiştim! Beklemeyelim artık eve gidelim orada hırlayın birbirinize " diyerek herkesi susturdu ve çantaları Hakan'ın eline tutuşturdu.
"İyi tamam, bir şeyinizi unutmayın da gidelim artık," dedi Hakan, İrem ve Efe’ye doğru bakıp sesindeki sabırsızlığı saklamaya çalışarak.
Hastanenin o kalabalık giriş katındaki bankoya uğrayıp çıkış işlemlerini tamamladıklarında, Hakan Bey evrakları cebine sıkıştırdı. Taburcu olmanın o garip hafifliğiyle otoparka doğru yürümeye başladılar.
Otomatik cam kapılar iki yana kayıp dışarıya adım attıklarında, Ankara'nın o bıçak gibi keskin, serin ayazı doğrudan yüzlerine çarptı.
Efe, adımlarını bir anda kesti. Şiddetli bir rüzgar saçlarını dağıtırken başını hafifçe gökyüzüne kaldırdı ve ciğerlerine kadar derin bir nefes çekti. Günlerdir genzini yakan o ağır ilaç kokusundan sonra dışarıdaki havanın bu kadar temiz, bu kadar canlı olabileceğini yeni fark ediyor gibiydi.
İrem, onun bir anlık bu duraksamasını fark edip yanına yanaştı. Koluyla Efe’nin koluna hafifçe dürtükledi. “Ne oldu? Dünyaya yeniden mi geldin?”
Efe başını ağır ağır çevirip kuzenine baktı. “Üç gündür hastanedeydim İrem. Bırak da bir iki saniye havayı içime çekeyim.”
İrem gözlerini devirip çantasının askısını omzunda düzeltti. “Abartma ya. Sanki üç ay kaldın.”
“Üç gün boyunca aynı tavana bakmak sana da üç ay gibi gelirdi, emin ol.”
İrem’in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Eve gidince ilk ne yapacaksın bakalım?”
Efe hiç düşünmeden, adeta ezbere söyler gibi sıraladı:
“Duş.”
“Başka?”
“Yemek.”
“Başka?”
“Gözlerimi kapatıp uyuyacağım.”
“Çok heyecanlı bir hayatın var gerçekten.”
“Ben hâlimden memnunum.”
Birkaç adım önde Hakan Bey ile Elif Hanım yavaş adımlarla otoparka doğru ilerliyordu. Hakan Bey, sanki arkasında kıymetli bir porselen taşıyormuş gibi her üç saniyede bir başını omzunun üzerinden geriye çeviriyor, Efe'nin adımlarını, yürüyüşündeki en ufak bir aksamayı kontrol ediyordu.
Elif Hanım, kocasındaki bu aşırı korumacı gerginliği anında sezdi. Yürürken elini Hakan Bey’in ceketinin koluna koydu.
“Hakan...”
“Efendim?” dedi Hakan Bey, gözlerini Efe’den ayırmadan.
“Biraz daha normal davran lütfen.”
Hakan Bey şaşkınlıkla karısına döndü. “Nasıl yani?”
“Her üç saniyede bir arkana dönüp çocuğu süzüyorsun. Belli ediyorsun.”
Hakan Bey, farkında olmadan yine refleksle başını geriye kıvırdı.
Elif Hanım kaşlarını kaldırıp “Bak, yine yaptın,” dercesine baktı.
Hakan Bey ciğerlerinden gelen derin bir nefes verdi. Omuzları hafifçe çöktü. “Ne yapayım Elif?”
“Hiçbir şey yapma. Çocuk şu an iyi.”
Hakan Bey birkaç saniye sessiz kaldı. Otoparktaki arabaların arasından geçerken sesini iyice kıstı, fısıltı tonuna ayarladı. “Doktorun söylediklerini duydun ama...”
Elif Hanım’ın yüzündeki o hafif tebessüm bir anda silindi. Gözlerini yere indirdi. “Duydum.”
“İlacını bir kere unutmasıyla ilgili bir durum olmadığını söyledi adam.”
“Evet...”
Hakan Bey alyansıyla oynayarak devam etti. “Yani çocuk elinden geleni yapıyor. Düzenli içiyor, kontrollerine zamanında geliyor, kendine dikkat ediyor... Buna rağmen...” Cümlesinin sonunu getiremedi. Boğazına koca bir yumru oturdu.
Elif Hanım onun kolunu hafifçe sıkarak destek oldu. “Hakan, doktor da kesin ve çaresiz bir şey söylemedi sonuçta.”
“Ama ‘Bütün bunları doğru yapmak bile hastalığın seyri karşısında bazen yetersiz kalabilir’ dedi Elif. Bu cümleyi aklımdan nasıl çıkarayım ben şimdi?”
Elif Hanım gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. “Çıkarma zaten.”
Hakan Bey duraksayıp karısının yüzüne baktı. “Ne?”
“Çıkarma. Ama bunu o çocuğa hissettirip üzerine yük de bindirme.”
Hakan Bey yutkundu. Bakışlarını arkada İrem’le şakalaşarak yürüyen Efe’ye çevirdi. “Hissettirmem.”
Arabaya bindiklerinde kapıların pat pat kapanma sesi otoparkta yankılandı. Hakan Bey direksiyonun başına geçti, Elif Hanım ön yolcu koltuğuna yerleşti. İrem ile Efe ise arkada, her zamanki yerlerini aldılar.
Araba otoparkın kasislerinden geçip Ankara trafiğine karıştığında, içeride kısa ve dingin bir sessizlik oluştu. Efe başını arabanın soğuk camına yaslamış, caddeden hızla kayıp geçen gri binaları izliyordu. İrem bacak bacak üstüne atmış telefonuyla ilgileniyor, önde ise Hakan Bey ile Elif Hanım kısık sesle evin eksiklerini konuşuyordu.
Tam o sırada Efe'nin gri eşofmanının cebinden ritmik bir titreşim sesi yükseldi. Vızt... Vızt...
Aynı bildirim İrem'e de geldi. Efe uykulu gözlerle cebinden telefonu çıkardı. Ekranda beliren bildirimi görünce kaşları hafifçe havalandı:
BURKİ KRALLIĞI 😎🤙
Burak: @Efecan Yaşıyon mu la?
Burak: Ses ver.
Efe ekrandaki mesaja iki saniye boyunca tamamen ifadesiz bir suratla baktı. Sonra tutamayarak dudaklarının kenarıyla hafifçe güldü.
İrem yanından gelen o nefes sesini duyar duymaz başını telefondan kaldırdı. Mesajı okuduğu an arabanın içinde sesli bir kahkaha patlattı. “Üç gündür hastanedesin, adamın ilk attığı mesaj ‘yaşıyon mu’ olmuş. Şaka gibi ya!”
Efe başını kabullenmişçesine salladı. “Burak işte... Şaşırmıyorum artık.”
Parmaklarını klavyenin üzerinde hızla gezdirdi:
Efe: Yok öldüm.
Efe: Hayaletim yazıyor.
Mesajın yanında çift tık belirdiği an, iki saniye bile geçmeden ekranda yanıt patladı:
Burak: He tamam.
Burak: Ben de diyom bu niye bu kadar sakin.
Arda: Oğlum ciddi ciddi iyi misin?
Gamze: EFE CANIMMMM 🥹
Gamze: İyi misin gerçekten?
İrem: İyi kanka. Şu an yanımda.
Burak: İREM SEN SUS
Burak: ADAMIN KENDİSİNDEN SES BEKLİYORUZ
Efe gülmemek için alt dudağını dişlerinin arasına aldı. Yanakları hafifçe kızardı.
Efe: İyiyim oğlum.
Efe: Eve gidiyoruz şimdi.
Burak: OH BE
Burak: BİZ DE CENAZE ORGANİZASYONU YAPIYORDUK
Efe'nin gözleri şokla büyüdü.
Efe: Seni ilk ben gömerim.
Burak: İŞTE BUUU
Burak: EFE GERİ DÖNMÜŞ
İrem uzanıp telefonu Efe'nin elinden çekerek ekrana baktı. “Bunlar gerçekten normal değil ya. Beyin hücreleri yakılmış bunların.”
Efe arkasındaki koltuğa iyice kuruldu. “Ben üç gün hastanede kaldım, bunlardaki akıl hâlâ bıraktığım gibi.”
Ön koltuktan Elif Hanım’ın meraklı sesi geldi: “Kim yazıyor bakayım öyle hararetli hararetli?”
Efe telefonu cebine atarken gülümsedi. “Bizimkiler yenge.”
Hakan Bey dikiz aynasından gözlerini yoldan ayırmadan arka koltuğu süzdü. “Ne diyorlar?”
Efe omuz silkti. “Öldüm sanmışlar.”
Hakan Bey’in yüzü bir anlığına kasılır gibi oldu ama aynadan Efe’nin o neşeli, gözlerinin içi gülen suratını görünce o da kendini tutamayarak hafifçe gülümsedi. “Sen de az değilsin oğlum.”
Efe başını tekrar camdan dışarıya çevirdi. “Onlar da beni özlemiş işte.”
Cebindeki telefon yeniden hırsla titredi. Vızt...
Burak: @Efecan
Burak: Eve gelince sana yemek yapcam.
Burak: Elif abla izin verirse tabii.
Efe tek kaşını kaldırdı. “Bak bu tehdit işte. Bu gerçekten tehlikeli.”
İrem ekrana bakıp kıkırdadı. “Kesinlikle zehirlenirsin.”
O sırada Aslı, odasında otururken mesajları okuyordu. Hem çok mutluydu hem de mesajlara bakıp gülüyordu. "Şu çocuğu asla rahat bırakmayacaklar eminim" diye geçirdi içinden. Ekrana baktı. Herkes geçmiş olsun mesajlarını bırakmıştı. "Ben de yazsam iyi olur" dedi kendi kendine. Yazmaya başladı.
Birkaç saniye sonra gruba yeni mesaj geldi:
Aslı: Çok geçmiş olsun Efe, tekrardan... Çıktığına çok sevindim, dikkat et kendine artık.
Efe, Aslı’nın mesajını görünce duraksadı. Yüzündeki o dalgacı ifade bir anlığına yerini tatlı, yumuşak bir tebessüme bıraktı. Ekranın ışığı gözlerinde parıldarken, parmaklarını çok sakince klavyede gezdirdi. Cümlesini kurdu ve sonuna tamamen içten gelen o küçücük sembolü ekledi:
Efe: Çok sağ ol Aslı, iyiyim merak etme :)
İrem tam Efe'nin omzuna başını yaslayacakken gözü ekrandaki o son mesaja kaydı. Duraksadı. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibi açıldı. Önce Efe’nin attığı mesaja baktı, sonra dönüp Efe’nin profilden son derece sakin duran yüzüne...
İrem parmaklarını ısırarak kahkahasını tutmaya çalışıyordu. Yanında oturan Efe, İrem’in telefonun ekranına bakıp içten içe kıkırdadığını, omuzlarının sarsıldığını fark edince tek kaşını kaldırdı. “Ne gülüyorsun kendi kendine?”
İrem hızla ekranı kapatıp telefonunu kucağına sakladı. Yüzüne dünyanın en masum ifadesini oturtup, “Hiç,” dedi sesi hafifçe kısılarak. “İnternette komik bir video gördüm de ona gülüyordum.”
Efe şüpheyle onu süzdü ama üzerinde durmadı.
Bir saniye geçmeden yeni bir bildirim daha düştü:
Burak: ama önce bi duş al
Burak: hastane kokuyon diye tahmin ediyorum
Efe ekranı karartıp telefonu hışımla cebine attı. “Ben bu gruptan çıkıyorum.”
İrem sırıttı. “Çıkamazsın.”
“Niye?”
“Kurucusu Burak.”
Efe derin bir iç çekti. “Hayatımda verdiğim en berbat karar bu gruba girmekti.”
İrem gülerek başını Efe’nin omzuna yasladı. “Geçmiş olsun Efecan.”
Efe de başını onun başının üzerine koydu, gözlerini kapattı. “Sağ ol.”
Arabanın içine yeniden o tanıdık, saçma geyiklerin getirdiği ama sonsuz bir huzur barındıran o sıcak sessizlik çöktü. Efe, ait olduğu yere, evine dönüyordu.
---
Eve geldiklerinde Elif Yenge kapıyı açtı. Ev o kadar ev gibiydi ki; Sessiz sakin, rahat... Huzur veren bu ev görüntüsü Efe'nin kendi kendine içten bir şekilde gülümsemesine sebep oldu. Ayakkabılarını çıkarırken evin kokusunu içine çekti. Başını kaldırdı. "Yenge yemek mi yaptın?"
Elif Hanım mutfağın pencerelerini evi havalandırmak için açarken seslendi "Fırında tavuk yaptım sana."
İrem montunu asarken itiraz etti. " İnanmıyorum anne Efe'ye mi sadece?" Hakan Amca İrem'e göz kırptı. "Hemen de kızma İrem hepimizi düşünerek yapmıştır annen" diyerek mutfağa geldi ve tam tepsiden bir patates alacaktı ki Elif Hanım bağırdı.
"Hayır hayır hayır git ellerini yıka!" Söylene söylene atkısını çıkardı. "Herkes ellerini yıkasın üstünü değiştirsin öyle gelsin sofraya"
Hakan Amca ellerini yıkayıp çıkarken Efe'yi odasına geçerken gördü.
"Efe bi salona gelsene"
Efe, İrem'e "Noldu ki şimdi? " diye bakıp Hakan Amca'yı takip etti.
Salona geldiklerinde Efe'nin dikkatini çeken ilk şey, büyük koltuğun üzerine konulmuş pofuduk yastıklar ve o güzel kokulu battaniyeydi. Hakan Amca Efe'ye bakıp kendisi de güldü.
"Sen salonda yatmayı sevdiğin için yengen yaptı orayı."
Efe amcasına bakarak başını salladı. "Kışın ayrı bi güzel oluyo."
Ardından İrem'de geldi. "Mum ışığında kitapla özellikle değil mi?" dedi Efe'ye elindeki mumları ve aldığı hediye kitabı göstererek. Efe heyecanla baktı İrem'e.
"İrem sen şakasın!"
İrem gülümsedi,
"Lavanta kokulu aldım"
Efe başını kaldırıp İrem'e baktığında İrem de sırıtarak ona bakıyordu. "Seversin " dedi muzip bir gülümsemeyle. Efe tek kaşını kaldırıp bakarken Hakan Amca da onlara seslendi.
"Tek hediyen mum değil oğlum." Kumandayı Efe'ye uzattı. "Yatarken izlersin." Bir elini cebine koyup diğer eliyle televizyonu gösterdi Efe'ye.
"Netflix aldım size. İki gün dinlenirken gel izle burada. Sıkılma."
Efe bir İrem'e bir de amcasına bakıyordu. Nasıl teşekkür edeceğini bilemedi.
"Ya siz nasıl kral insanlarsınız ama ya" dedi mutlulukla.
"Tamam bugün burada yatıyorum"
Hakan Amca Efe'nin sırtına elini attı. "Bak," dedi. "Şu iki gün iyice dinleniyorsun tamam mı? Ders çalışmak yok. Üşütmek yok. Uykusuz kalmak yok. Söz mü?"
"Tamam söz" dedi Efe gülümseyerek. Tam o sırada yengesi mutfaktan seslendi.
"Hadi artık yemek hazır gelin sofraya"
Üçü birlikte mutfağa doğru yürüdüler.
---
Saat akşam on biri gösteriyordu. Aslı çözdüğü denemeyi yeni bitirmiş ve bir an önce yatağına gitmek istiyordu. Sandalyesinden kalktı ve gerindi. Odasının ışığını kapattı ve yatağına doğru gelirken perdesini kapatmadığını farkedip perdeye doğru uzandı. O sırada pencereden dışarı sitenin bahçesine şöyle bir gözünü gezdirirken yavaş yavaş başını kaldırdı ve karşı apartmana baktı.
Efe... Karşı apartmanda yedinci katta oturuyordu. Kendisi ise altıncı katta. Efe'nin odası kendi odasının karşı çaprazında bir üst kattaydı.
Birkaç saniye oraya baktı. Diğer dairelerin ışıkları yanıyordu, yani birkaç tanesi hariç. Bu ışığı yanmayan odalardan biri de Efe'nin odasıydı. İçini çekti.
"Uyumuş mudur acaba?"
Yarın okula gelir mi gelmez mi, gelmezse de kaç gün gelmez diye içinden geçirdi. Hala o bayılışı, "İ-İrem... İlaç..." deyişi gözünün önüne geliyordu. Belli etmemeye çalışsa da onun için endişeleniyordu. Efe, onun en eski arkadaşlarından, dostlarından biriydi. "İyi ol..." dedi gülümseyerek. "Her zaman" diye ekledi ve perdesini kapatıp yatağına geçti.
Aynı saatlerde Efe de ailesiyle sohbet etmiş ve artık uyumak için salona geçiyordu. "Bu gece salonda uyuycam" dedi İrem'e.
"E biliyoruz zaten. Neyse hadi iyi geceler ama çok da horlama."
"Ulan İrem bi gece de laf sokmadan uyu olmaz mı?"
"Yok olmaz"
"Sebep?"
"Hoşuma gidiyo"
"..."
"Neyse hadi iyi geceler minik civciv"
"İyi geceler Tweety"
Efe salona geçtiğinde, odanın loş ve sakin atmosferinde bir süre öylece duraksadı. Hakan Amca’nın özenle serdiği battaniyeye baktı; ardından koltuğun üzerindeki pofuduk yastıklardan birini alıp başının altına rahatça yerleştirdi.
Üzerine battaniyeyi çekip koltuğun sıcaklığına bıraktı kendini.
Ev derin bir sessizliğe gömülmüştü. Günlerdir zihnini yoran o steril hastane seslerinin, monitör bip’lerinin ve koridor koşuşturmacalarının aksine; burada yalnızca mutfaktan uzaktan gelen buzdolabının hafif uğultusu ve evin o güven veren, tanıdık sessizliği vardı.
Efe gözlerini karanlık tavana dikti.
Üç gün...
Soğuk hastane odası, ciddileşen doktorlar, bitmek bilmeyen serumlar, saatli ilaçlar... Sonra birden o eve dönüş kargaşası. İrem'in bitmek bilmeyen laf yetiştirmeleri. Burak'ın gruptaki saçma mesajları. Yengesinin titizlikle hazırladığı o tavuklu sofra. Amcasının gözünün içine bakarak durmadan onu tembihlemesi...
Düşündükçe dudaklarının kenarında engel olamadığı küçük, yorgun ama sıcacık bir tebessüm belirdi.
Başını yavaşça yana çevirdi. Tam gözlerini kapatıp uykuya teslim olacakken, zihninin en korunaklı köşesinden başka bir isim sızdı içeri.
Aslı...
Efe'nin yüzündeki gülümseme bu kez şekil değiştirdi; daha derin, daha farklı bir hal aldı. Kaşları hafifçe çatılır gibi oldu.
"Bir dakika..."
Efe yavaşça ellerini battaniyenin sıcaklığından çıkardı. Parmaklarını havaya kaldırıp bir süre kendi ellerine baktı. Narin, ince parmaklarını hafifçe kıvırdı.
"B-benim damarlarımda... Onun kanı mı var şimdi?"
Şok içinde tavana bakıyordu.
"Haha..."
Sonra dudaklarından istemsizce, tamamen içten gelen bir mırıltı döküldü:
“Salak kız...”
Başını yastığa biraz daha gömdü ama yüzündeki o hırsız tebessüm hiç kaybolmadı.
Bir süre sonra bakışları, salonun geniş penceresine kaydı. Camın ötesinde Ankara gecesi zifiri bir karanlığa bürünmüştü. Tam o sırada küçük, süzülen bir beyazlık pencerenin önünden kayıp geçti.
Efe gözlerini hafifçe kıstı.
Bir tane daha... Sonra bir tane daha...
Kar yağıyordu.
Efe yerinden doğrulmak yerine, olduğu yerden başını biraz daha çevirip pencereye kilitlendi. Sokağın sarı ışığı altında rüzgarla dans ederek ağır ağır süzülen kar tanelerini izledi. Mermerin üzerindeki saksı çiçeklerinin rengiyle, dışarıdaki yağan karın görüntüsü... İçine tarif edemediği, göğsünü genişleten sıcacık bir huzur yayıldı.
Yavaşça göz kapaklarını kapattı. Dudaklarında hâlâ o küçük, duru tebessüm duruyordu. Başını yastığa biraz daha gömdü. Dışarıda kar sessizce yağmaya devam ederken Efe, yüzündeki o narin tebessümle derin ve huzurlu bir uykuya dalacaktı.
Zihninden son bir cümle geçti:
“İyi geceler... Aslı.”
Bölüm etkileşimi
