5. bölüm / 23
ALTI ÇİZİLİİLK AKŞAM YEMEĞİ
Bölümler 23Şu an: İLK AKŞAM YEMEĞİ
- 1 DURMUŞ BİR KALBİN SESSİZLİĞİ402 kelime
- 2 ANKARA RÜZGÂRI1.205 kelime
- 3 KENDİNİ ARARKEN1.058 kelime
- 4 LUCİEN634 kelime
- 5 İLK AKŞAM YEMEĞİ946 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 YAVAŞ YAVAŞ ALIŞIRKEN1.038 kelime
- 7 ÜÇ HARFLİLER Mİ? YOO HİÇ KORKMADIM...2.622 kelime
- 8 RİCA EDİYORUM SUS!1.093 kelime
- 9 OKULUN İLK GÜNÜ1.501 kelime
- 10 ESKİ BİR BORÇ1.237 kelime
- 11 YAZ DİZİSİ Mİ ÇEKİYORUZ?4.224 kelime
- 12 ŞEYTANIN STAJYERİ4.727 kelime
- 13 SESSİZLİK ÇÖKÜNCE1.122 kelime
- 14 ZİRVENİN ORTAKLARI1.311 kelime
- 15 KAN BAĞI1.128 kelime
- 16 DOSTLUK892 kelime
- 17 HASTANE779 kelime
- 18 BİLMESE Mİ?955 kelime
- 19 TİYATRO BAŞLIYOR2.880 kelime
- 20 EVE DÖNÜŞ2.885 kelime
- 21 SESSİZ İNKAR5.462 kelime
- 22 FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK1.614 kelime
- 23 KISKANÇLIĞIN ANATOMİSİ7.965 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
ASLI
Balkonda öylece durmuş, Ankara’nın o meşhur turuncu-gri akşamına bakıyorduk. Şehrin ışıkları bir bir yanarken ortamda garip bir huzur vardı. Yani en azından ben ve Efe öylece manzaraya dalmışken huzurlu olduğumuzu sanıyorduk. Meğer arkada tatlı bir panik havası esmek üzereymiş.
Arda bir anda, "Burak, oğlum biz evin elektriğine bakmadık lan!" diye bağırınca resmen sıçradım.
Bizim Burki, elindeki çekirdeği tam çıtlatacakken ağzında öylece bıraktı, Arda’ya "Sen ne diyorsun?" der gibi bakakaldı. Tabii hemen o kendine has savunma mekanizması devreye girdi:
— E, ne yani, karanlıkta tavuk gibi yatacağız mı şimdi?
Arda durur muydu peki?
— Çekirdek diye başımızın etini yemeden önce hatırlatsaydın keşke!
Gerçekten de öyleydi; Burak bazen sadece o ana odaklanıp hayati detayları (elektrik gibi mesela!) tamamen unutabiliyordu. Ama Burak bu, asla istifini bozmaz. Hemen İrem’e döndü:
— Senin o masa lamban vardı ya kanka, onu kullanırız, sıkıntı yok, deyiverdi.
O an benim de aklıma gelmişti, kolilerin arasından pilli masa lambamı çıkarabileceğimizi söyledim. Aydınlatma işini bir şekilde çözmüştük ama Arda’nın Burak’a attığı o "bombastic side eye" bakışını görmeniz lazımdı.
İçimden gülümsedim. Biliyor musunuz, ben ve Burak aslında Arda’yı gizli gizli Minecraft’taki Enderman’e benzetiyoruz. Hatta bunu Gamze’ye söylediğimizde kız gülmekten sandalyeden düşmüştü. Hani Enderman böyle uzun boyludur, kendi mantığına göre takılır, durduk yere blok taşır falan ya... Arda da aynen öyle! Sürekli siyah giyinir, az konuşur ama biri ters bir şey yaptı mı... İşte o zaman kaçın ondan! Burak bazen ona gıcık olup "Yemin ediyorum sen cidden Enderman’sin. Ne uzuyorsun lan Jenga gibi?" diye takılır ama Arda genelde sadece "sabır" çeken bir bakış atıp geçer.
Ya da bilmiyorum belki teleport olabilse ilk Burak'ı öldürebilirdi...
Neyse, Gamze’nin "Ay acıktık mı ne?" sorusuyla kendimize geldik. İrem’in "Makarna yapalım" fikri hepimize dahice geldi o an. Efe de marketten içecek falan almayı teklif edince beyler bir "hava alma" bahanesiyle aşağı indi. Biz de kızlarla mutfağa daldık.
Ben hemen yukarı çıkıp ahşap merdivenleri tırmandım. O merdivenlerin sesi bile o kadar tatlı ki... Hep hayalini kurduğum o evdeyim şu anda! Masa lambamı bulup aşağı indim. Bizimkiler marketten gelmişti ama gelmeleriyle mutfağın karanlığa gömülmesi bir oldu.
"Ay hayır ya!" diye çığlık attık ama ışık anında geri geldi. Burak, sanki beş yaşında çocukmuş gibi lambayı kapatıp açmış, bir de yapmamış gibi ıslık çalıyor. Normalde hiç komik değil biliyorum ama o an hepimiz kahkahayı bastık. Gamze elindeki tahta kaşığı sinirden sıkıyordu ama o bile gülüyordu. Yapma şunu be Burak ya, adam mısın Burak yapma ya!
Yemek hazır olmaya yakın beyler balkona masayı kurmaya başladı. Efe masayı kaldırmaya yeltenince Burak hemen atıldı:
— Kanka sen yapma, ağır o. Çok istiyorsan sandalye getir.
Efe, "O kadar da değil ya," diye itiraz etse de Burak izin vermedi. Biliyorum, Efe’nin kalbi... Her hatırladığımda içimden bir şeyler kopuyor, onu kaybetme korkusu bazen nefesimi kesiyor ama sonra Efe’ye bakıyorum; o kadar dik ve güçlü duruyor ki... Hemen bu kötü düşünceleri zihnimden kovuyorum. Ona bir şey olmayacak, izin vermem.
Tam masaya oturduk, Arda bir "Oha!" çekti. Ve alayla konuşmaya başladı:
— Reis Hazretleri, ayran diye süt almışsın lan!
Burak resmen pakete saldırdı,
— Hadi canım!
Meğer Arda sadece kafa buluyormuş, Burak düzgünce ayranını almış aslında. Efe bu trolleme üzerine noktayı koydu:
— Bu şaka masa lambası oyunundan daha iyiydi Burki!
Mutfağa gidip tabakları, makarnayı ve salatayı masanın üzerine getirdikten sonra sonunda o masa lambasını da masanın ortasına koyduk. İşte ilk akşam yemeğimiz! Şehrin ışıkları, yaz akşamının o mis gibi havası ve üzerimizde tatlı bir yorgunluk... Burak masaya bakıp "Niye iftar sofrası gibi oldu lan burası?" deyince koptuk zaten. Arda bile "Harbi lan!" diyerek güldü. Efe de "Ramazan’daki kola reklamları gibi," diye ekledi.
Masa lambasının cılız ışığı makarnaların üzerinde titrerken, Burak yine o bitmek bilmeyen "spor salonu açma" hayallerinden birini anlatıyordu. Arda araya girdi:
— Oğlum, senin spor salonuna gelen adam antrenman yapmaz, seninle çekirdek çitlerken hayatı sorgular!
Bu lafla birlikte masada bir kahkaha tufanı koptu.
Efe, bardağından bir yudum ayran almıştı ki bu espriyle birlikte boğazında kaldı. Önce hafifçe öksürdü, sonra o kendine has, içten kahkahalarından birini atmaya başladı:
— Gözümden yaş geldi, Allah canını almasın Arda!
İşte tam o saniyede... Sadece birkaç saliseliğine zaman dondu.
İrem’in elindeki çatal havada asılı kaldı. Gamze’nin yüzündeki o geniş gülümseme, yerini endişeli bir dikkatle bekleyen o gergin ifadeye bıraktı. Burak, şakasının devamını getirmek yerine gözlerini kısarak Efe’nin göğüs kafesinin inip kalkışını, o kahkahanın ritmini izlemeye başladı. Ben ise... Benim kalbim, onun her kahkahasıyla birlikte sanki yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu. Hepimiz Efe’ye bakıyorduk. Gülüyordu evet, ama biz o gülüşün arkasındaki yorgunluğu, o kalbin bazen ritmi şaşırdığında nasıl teklediğini ezbere biliyorduk.
Sokakta bir korna sesi duyuldu, rüzgar balkonun perdesini havalandırdı. O sessizlik bir uçurum gibi aramızda açılacakken, Efe elini hafifçe göğsüne götürüp derin bir nefes aldı.
— Tamam tamam, iyiyim...
Sesi biraz kısıktı ama soluklanırken yüzündeki o güçlü gülümsemeyi korumaya çalışıyordu.
Gruptaki o buzdan hava bir anda dağıldı. Burak sanki az önce o sessizliği yaratan kendisi değilmiş gibi lafıyla ortalığı toparladı:
— Gülme lan o zaman bu kadar, boğulacaksın ayranın içinde! Bak Arda, adamı sakatlayacaksın espri yapma bir daha!
İrem hemen lafa girdi:
— Harbi ya, Arda sen kod falan yaz, şaka yapma işini Burki’ye bırak.
Gamze de hızla kalktı masadan.
— Ayran bitmiş, ben içeriden yenisini getireyim.
Aslında ayran bitmemişti, sadece o an masadan uzaklaşıp gözlerindeki o korkuyu silmek istiyordu, biliyordum.
Efe bana baktı o an, "Sıkıntı yok abartmayın, yerli yerinde her şey," der gibiydi. Ben de zoraki bir gülümsemeyle önümdeki makarnayla oynamaya devam ettim.
Biliyorduk. Hepimiz biliyorduk. Ama o gece, o pilli lambanın altında, bir saniyeliğine duran dünyayı yeniden döndürmek için hepimiz en iyi yaptığımız şeyi yaptık: Hiçbir şey olmamış gibi davranıp gülmeye devam ettik. Çünkü bazen gerçekleri dile getirmek, onları daha da gerçek kılardı. Biz ise o gerçeği, Ankara’nın karanlık sokaklarına gömmeye kararlıydık.
Hep böyle kalalım istedim, hiç ayrılmayalım. Ve belki de hep böyle olurdu...
Bölüm etkileşimi
