18. bölüm / 23
ALTI ÇİZİLİBİLMESE Mİ?
Bölümler 23Şu an: BİLMESE Mİ?
- 1 DURMUŞ BİR KALBİN SESSİZLİĞİ402 kelime
- 2 ANKARA RÜZGÂRI1.205 kelime
- 3 KENDİNİ ARARKEN1.058 kelime
- 4 LUCİEN634 kelime
- 5 İLK AKŞAM YEMEĞİ946 kelime
- 6 YAVAŞ YAVAŞ ALIŞIRKEN1.038 kelime
- 7 ÜÇ HARFLİLER Mİ? YOO HİÇ KORKMADIM...2.622 kelime
- 8 RİCA EDİYORUM SUS!1.093 kelime
- 9 OKULUN İLK GÜNÜ1.501 kelime
- 10 ESKİ BİR BORÇ1.237 kelime
- 11 YAZ DİZİSİ Mİ ÇEKİYORUZ?4.224 kelime
- 12 ŞEYTANIN STAJYERİ4.727 kelime
- 13 SESSİZLİK ÇÖKÜNCE1.122 kelime
- 14 ZİRVENİN ORTAKLARI1.311 kelime
- 15 KAN BAĞI1.128 kelime
- 16 DOSTLUK892 kelime
- 17 HASTANE779 kelime
- 18 BİLMESE Mİ?955 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 TİYATRO BAŞLIYOR2.880 kelime
- 20 EVE DÖNÜŞ2.885 kelime
- 21 SESSİZ İNKAR5.462 kelime
- 22 FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK1.614 kelime
- 23 KISKANÇLIĞIN ANATOMİSİ7.965 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Telefon, yastığının hemen yanında kısa bir titreşimle canlandı.
Vızt...
Aslı kaşlarını hafifçe çattı. Gözlerini aralamakta zorlandı. Odanın karanlığında birkaç saniye boyunca nerede olduğunu anlamaya çalıştı.
Sonra...
Hastane.
Efe.
Bir anda doğrulup telefonu eline aldı. Ekranda tek bir bildirim vardı. İrem'den gelen bir mesaj. Parmağı telaşla mesajın üzerine dokundu.
"Uyandı bizimki. Durumu iyi. Merak etme."
Aslı, mesajı bir kez okudu. Sonra bir kez daha. Ve bir kez daha...
Derin, upuzun bir nefes verdi. Sanki saatlerdir göğsünün tam ortasına oturmuş o ağır taş, sonunda yerinden kalkmıştı. Gözlerini kapattı.
"...Oh."
Bu kez yorgunluktan değil... Rahatlamaktandı bu.
Telefonunu göğsünün üzerine bıraktı. Başını yeniden yastığa yasladı. Tavana baktı. Farkında bile olmadan dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.
"Gerizekâlı..." diye fısıldadı. Sesinde kızgınlık yoktu. Sadece büyük bir huzur vardı.
Tam gözlerini kapatacakken... Zihninin bir köşesinde küçücük bir düşünce belirdi. Kaşları hafifçe çatıldı.
"Ben... B-ben kan verdim?!"
Aslı'nın gözleri bir anda sonuna kadar açıldı. Bir anda doğrulup yatağın içinde oturdu.
"..."
"Ya ben ne diycem ona?!"
"Haberi var mıdır yaa..."
"Yok yok ı-ıh kim ne ara söyleyecek zaten..."
İki eliyle yüzünü kapattı. "Y-ya söyledilerse?" diye sorguladı. Parmaklarının arasından tavana baktı.
"Efe biliyor mudur şimdi?"
Kendi kendine hemen cevap verdi. "Yok canım. Niye söylesinler ki?"
Birkaç saniye düşündü. Sonra zihninde tek bir yüz belirdi. Burak... Aslı'nın omuzları yavaşça düştü.
"Allah kahretsin. Söylemiştir... Hiç düşünmeden söylemiştir! Hatta büyük ihtimalle normal bir insan gibi de söylememiştir..."
"KESİN BAĞIRA BAĞIRA ANLATMIŞTIR MANYAK!!!"
Aslı yastığını kucağına çekip yüzünü içine gömdü. Ama yok, duramıyordu. İçindeki o panik dalgası yatakta uslu uslu yatmasına izin vermeyecek kadar büyümüştü. Battaniyeyi üzerinden fırlatıp parkenin soğukluğuna bastı ayaklarını.
Odanın içinde görünmez çizgiler varmış gibi bir ileri bir geri yürümeye, volta atmaya başladı.
"Ya Efe teşekkür ederse?"
Bir an dondu.
"..."
"Yok hayır yaa etmesin... Hatta hiç konuşmayalım."
"Bu konu sonsuza kadar açılmasın."
İki saniye düşündü.
"..."
"Ben bununla yaşayamam ya offff"
" Taşınayım ben en iyisi! "
Oflayarak ellerini saçlarının arasından geçirdi. Yeniden yatağın kenarına ilişip titreyen parmaklarıyla Burak'ın sohbet penceresini açtı. Yazıp yazıp siliyor, bir türlü cesaret edemiyordu.
Aynı dakikalarda...
Hastane...
Burak, yatağın kenarındaki sandalyeye ters oturmuş, dirseklerini sırtlığına yaslamıştı. Odanın içindeki hava, birkaç dakika öncesine göre çok daha hafiflemişti. Arda pencerenin önünde durmuş dışarıdaki geceyi izliyor, Gamze ile İrem kendi aralarında alçak sesle konuşuyorlardı.
Tam o sırada Burak'ın cebindeki telefon hafifçe titredi.
Vızt...
Kaşını kaldırıp telefonu çıkardı. Ekranda tek bir satır belirmişti.
Aslıcan yazıyor...
Yazıyor...
Daha mesaj gelmeden yazı kayboldu. Burak birkaç saniye ekrana baktı.
"..."
Telefonu cebine koyacakken cihaz yeniden titredi.
Vızt...
Yine aynı yazı.
Aslıcan yazıyor...
Burak bu kez beklemeye başladı.
"E yaz hadi..."
İki saniye geçti. Üç... Derken yazı yine kayboldu. Mesaj yoktu.
Burak'ın yüzünde şaşkın bir ifade belirdi. "Bu ne yazdı da sildi lan?"
Tam telefonu cebine koyacağı sırada üçüncü kez titreşti.
Vızt...
Aslıcan yazıyor...
Burak bu kez istemsizce güldü.
Yazı birkaç saniye daha durdu. Sonra... Yine kayboldu. Mesaj hâlâ yoktu.
Burak telefonu elinde çevirirken başını İrem'e çevirdi.
"İrem."
"Hı?"
"Aslı'ya haber verdin mi Efe'nin uyandığını?"
İrem başını salladı. "Verdim."
Burak kısa bir "Hımm..." çekti. Tekrar telefonuna baktı. Boş sohbet ekranı... Hiç mesaj yoktu. Omuz silkti.
"Bu kız yine neyin tribine girdi acaba?"
Telefonu tekrar cebine koydu. "Boş ver."
O sırada Efe, başını yastığa yaslamış tavana bakıyordu. Burak'la Arda'nın fısıldaşmaları kulağına geliyordu ama zihni çoktan başka bir yere gitmişti.
Aslı...
Gerçekten...
Hiç düşünmeden ona kan vermişti.
İçinde daha önce hiç tatmadığı, adını koyamadığı tuhaf bir huzursuzluk vardı. Göğsündeki o sızı sadece yarasından değil, bu ağır minnet duygusundandı.
Efe gözlerini odanın içinde gezdirdi. Sonra kaşlarını hafifçe çattı.
"...Telefonum?"
Burak oturduğu sandalyede kaşını kaldırdı. "Ne yapıcan lan telefonu?"
Efe hafifçe omuz silkti, sesinin düz çıkmasına gayret ederek, "...Saat kaç diye bakcam," dedi.
Arda pencerenin önünden bakıp güldü. "Duvar saati var oğlum tam karşında."
Efe duraksadı, gözlerini duvardaki saate çevirdi. "...He," diye mırıldandı bozuntuya vermeden. "Telefonum nerede yine de?"
İrem çantasından telefonu çıkarıp yatağın kenarına uzattı. "Al."
Efe telefonu eline aldı. Parmağını ekrana dokundurdu.
Kilit ekranı açıldı.
Saat...
Sessizlik...
Bildirim çubuğu bomboştu.
Parmakları birkaç saniye ekranda öylece kaldı. Sanki telefon, birkaç saniye gecikmeli de olsa titreyecekmiş gibi bekledi.
Ama hiçbir şey olmadı. Ne bir mesaj vardı ne de bir arama. Birkaç saniye daha, sanki ekranda gizli bir yazı belirecekmiş gibi dikkatle baktı. Sonra usulca ekranı kapattı, telefonu yanındaki boşluğa bıraktı.
Burak gözlerini sinsi bir şekilde kıstı. "Ee?" dedi sabırsızca. "Ne bekliyodun lan? Kızlardan geçmiş olsun mesajı mı?"
Efe bakışlarını hemen tavana kaçırdı.
"...Sus, hem de ne alaka? "
Burak kaşlarını kaldırdı.
"Yoksa biri 'Geçmiş olsun Efe' yazsın diye mi bekliyodun?"
Efe yastığını hafifçe Burak'a doğru itti.
"Çık git."
Burak hemen zafer kazanmış gibi sırıttı. "Aha! Bir şey bekliyomuş valla!"
Efe içten içe yakalanmanın verdiği o gerginlikle yutkundu, hemen yeni bir savunma mekanizması uydurdu. "Şarjı varmış," dedi dümdüz bir sesle. "Ona baktım."
Arda odanın köşesinden gözlerini devirdi.
"..."
Burak ise kahkahayı patlatmamak için kendini zor tuttu. "Ulan bu ne saçma kontroldü?"
Efe onlara cevap vermedi, gözlerini tekrar kapattı. İçini kemiren o tuhaf, yabancı mahcubiyet hissiyle derin bir nefes verdi. Aslı sabah o kapıdan girdiğinde yüzüne nasıl bakacaktı? İçten içe ne yapacağını bilmiyordu ama bunu şimdilik sadece kendi içinde sakladı.
Aslı, o sırada evdeki odasında, Burak'ın ekranında dakikalardır adının görünüp kaybolduğu ihtimalini düşününce aniden gelen o utanç dalgasıyla yatağa çöktü. Kıpkırmızı olmuştu. Telefonu hemen yatağa, yüzüstü fırlattı.
"Off ya... Ne gerek vardı şimdi..."
Odanın ortasında durup derin bir iç çekti.
"Nolur söylememiş olsunlar ya..."
Birkaç saniye daha düşündü. Sonra utançtan yüzünü yastığa gömerek mırıldandı:
"Kızılay oradaymış onlar vermiş desinler, gönüllüler vardı desinler..."
"Belki amcanın biri verdi derler?"
"..."
"Hatta iki amca."
Kendi söylediği şeye kendi kendine mahcup bir şekilde gülümsedi. Yeniden yatağa sokuldu, başını tekrar yastığa bıraktı. Telefonunu bu kez sıkıca göğsüne bastırdı.
Gözleri nihayet yavaş yavaş kapanırken aklında tek bir düşünce dolaşıyordu.
"İyi ki uyandı..."
Diğer her şeyi... O büyük utancı ve açıklamaları yarın düşünebilirdi.
Sabah olduğunda ilk işi hastaneye gitmek olacaktı...
Bölüm etkileşimi
