17. bölüm · ALTI ÇİZİLİ

HASTANE

Aysunn ❄️

Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Efe'nin olduğu odanın kapısı yavaşça aralandı.
Doktor, koridorda bekleyen dört çaresiz gözün içine bakarak o beklenen müjdeyi verdi. Efe'nin bilinci yerine gelmişti. Durumu iyiye gidiyordu.

Doktor maskesini çenesine indirip karşısındaki dört gence baktı.
"Bilinci yerine geldi," dedi yorgun ama rahatlamış bir sesle. "Durumu şu an için stabil. Çok yormayın ama... Beş dakikadan fazla kalmayın."
Sanki biri omuzlarındaki tonlarca yükü bir anda alıp götürmüştü. Gamze gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi. İrem başını öne eğdi; dudaklarının arasından sessiz bir, "Şükür..." döküldü. Burak yüzünü tavana çevirip iki elini saçlarının arasından geçirdi.
"Ulan..." diye mırıldandı. "Ödümüzü kopardı."
Arda doktorun omzuna hafifçe dokundu. "Teşekkür ederiz hocam."
Doktor küçük bir tebessümle başını salladı. "Hadi bakalım."
Dört arkadaş aynı anda kapıya yöneldi ama hiçbiri içeri giremedi. Kapının koluna uzanan Burak'ın eli havada kaldı. Birkaç saniye boyunca kimsenin cesareti yoktu. İçeride görecekleri kişinin gerçekten Efe olduğuna inanmak istiyorlardı.
Sonunda Burak boğazını temizledi. "E hadi..." diyerek kapıyı usulca itti.
Odanın içi loştu. Monitörden yükselen düzenli bip... bip... bip... sesi sessizliği bölüyordu. Efe yatağında yarı oturur vaziyetteydi. Kolunda serum, burnunda oksijen kanülü, göğsüne bağlanan kablolar... Saçları sanki depremden çıkmış gibiydi. Kapının açıldığını duyunca yavaşça başını çevirdi.
Göz göze geldiler. Bir saniye... İki saniye...
Sonra Efe'nin dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. O tanıdık, yaramaz, "Ne bakıyorsunuz oğlum?" der gibi duran gülümseme yüzündeydi.
Gamze iki eliyle ağzını kapattı. "Allah'ım..."
İrem'in omuzları ilk kez gevşedi. Burak ise birkaç saniye hiç konuşmadan baktı. Sonra başını iki yana salladı. "Vallahi dövecem seni."
Efe'nin dudakları kıpırdadı. Sesi neredeyse fısıltıydı. "...Dövme... Kısa bir nefes aldı. "...Doktorlar yeterince dövdü zaten."
Arda istemsizce güldü. "Oğlum adam ilk uyandığı cümlede hâlâ boş yapıyor."

Gamze yatağın yanına geldi. Gözleri hâlâ kıpkırmızıydı. "Manyak ya..." dedi burnunu çekerek. "İyi misin?"
Efe gözlerini hafifçe kırpıştırdı. "...Eh... Matematiği yetiştiremedim."
Odanın içinde bir saniyelik sessizlik oluştu. Burak iki elini havaya kaldırdı. "LAN! Oğlum sen gerçekten iflah olmazsın."
Arda kahkahayı bastı. "Ben buna hiç şaşırmıyorum."
İrem başını eğip güldü. "Gerizekâlı..." Ama bu kez o kelimenin içinde öfke yoktu; sadece tarifsiz bir rahatlama vardı. Hiç konuşmadan uzandı, Efe'nin elini tuttu. Efe parmaklarını hafifçe kıpırtatıp onun elini sıktı. Odanın içini küçük küçük gülüşmeler doldurdu. Saatlerdir ilk kez... Gerçekten gülüyorlardı. Gruptakiler rahat bir nefes alıp gevşemişti.

Efe gözlerini hepsinin üzerinde gezdirdi. Arda. Burak. Gamze. İrem... Hepsi oradaydı. Dudakları yeniden belli belirsiz kıvrıldı.
"E toplu ziyaret olmuş bu?"
Burak hemen atıldı. "He. Dünya turuna çıkacaktık da önce sana uğrayalım dedik."
Gamze dirseğiyle Burak'a vurdu. "Sus ya."
Ancak Efe’nin bakışları, odadaki o neşeli uğultunun ortasında ister istemez büyük bir eksikliğe, kapı tarafına kaydı. Boğazını temizlemeye çalıştı. Sesine olabildiğince umursamaz, dalgacı bir hava vermeye çalışarak sordu:
"Eee... Şey nerede? Bizim tırnak kemiren inek? Sınavı benden yüksek geldi diye kutlama yapmaya mı gitti eve?"
Burak'ın gözleri bir anda parladı. Arda daha Burak'a bakınca olacakları anlamıştı.
"Yapma."
Burak masum bir ifadeyle döndü.
"Ne?"
"Yapma diyorum."
"Ne yapmışım?"
"Şu suratından belli."
Arda bu hallerini görünce kendi de dayanamadı.
"Söyle hadi söyle... Tutamıyorsun zaten kendini, patlayacaksın şurada."

Gamze gülmemek için başını çevirdi. Efe ikisine sırayla baktı. Kaşlarını kaldırdı, yataktan destek alarak dikleşti. "Ne oluyo ya? Gamze, şunlar yine ne karıştırıyo?"
Gamze gülmemek için elini ağzına kapattı. İrem ise "Şimdi yandın" der gibi arkasına yaslandı.

Burak öne doğru eğildi, o sinsi sakinliğiyle bombayı yavaşça hazırladı.

"Kan grubu tutan biri lazımdı."
"Tamam?"
"Biz veremedik."
"..."
"Yani kanı bulmak biraz zor oldu."
"Ee?"
Burak yatağın ucuna iyice sokuldu. "Aslı verdi."

Odadaki sesler sanki bir anda uzaklaştı. Efe'nin gözleri yavaşça büyüdü. "...Hı?" diyebildi sadece.
Burak artık gülmemek için zorlanıyordu.
"Bildiğin kolunu uzattı. Şu an damarlarında Aslı'nın kanı dolaşıyor."
Efe hiçbir şey söylemedi. Yalnızca baktı. O her şeye bir cevabı olan Efe gitmiş, yerine dili tutulmuş bir çocuk gelmişti. Tam o an, göğsündeki EKG monitörünün o sakin ritmi deliler gibi yönünü şaşırdı.
Bip-bip-bip-bip-bip!
Cihaz odada acil durum alarmı verir gibi ötmeye başladığında kapı aniden aralandı. Kafasını içeri uzatan nöbetçi hemşire ters bir bakış attı. "Gençler, hasta heyecanlanmasın lütfen."
Hemşire kapıyı kapatıp çıktığı an Burak sırıtarak ellerini havaya kaldırdı.

"HEMŞİRE HANIM VALLA BİZLİK BİR ŞEY YOK!"
Arda daha fazla dayanamadı; duvara döndü, eliyle ağzını kapatarak omuzları sarsıla sarsıla gülmeye başladı. Gamze yatağın kenarına kapanmış, gülmekten nefessiz kalmıştı. İrem ise gözlerini devirerek, "Allah belanı vermesin Burak ya," diye mırıldandı.

Burak ise monitörü gösteriyordu.
"Makine yalan söylemez oğlum. Bak! Aslı dedik...Kalp NASCAR yarışına döndü."
Efe hâlâ konuşamıyordu.
Eli yavaşça göğsündeki kablolara gitti.
Gerçekten...
Aslı...
Ona kan vermişti.

Kızın adını düşününce bile göğsünde garip bir sıcaklık hissediyordu.
Odanın içinde Burak'ın kahkahası ve asla güven vermeyen "Tamam kanka aramızda " sözü, Gamze'nin gülüşü ve Arda'nın "Yeter lan" sesi yankılanırken, Efe hiçbirini tam olarak duyamıyordu. Aklında tek bir cümle dönüp duruyordu:
"Aslı bana kan verdi..."
Ve o gece...
Göğsündeki monitör, bunu söylemeye dili varmayan bir çocuğun yerine konuşmaya devam etti.
Bip...Bip...Bip...