Yem

Vaveyla Yazarı: lemonkoli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: Yem

Jin odanın içinde dört dönüyordu.

“Bu nasıl olur?”

O sırada Oli odaya daldı ve elindeki kırmızı kapaklı şişeyi olması gerekenden daha sesli bir şekilde masaya bıraktı. “Bunu okul arazisinde buldular.”

Terek şişeyi dikkatlice alıp kapağını çevirdi ve koklar koklamaz yüzünü buruşturdu. Ardından masaya doğru uzatıp ters çevirdi. Şişenin içerisinden akışkan mavi bir sıvı damladı. Sıvı temas ettiği anda yüzeyden tüterek buharlaştı.

“Bu düşündüğüm şey mi?” diye sordu Jin hayret içinde.

“Evet,” dedi Terek hala sıvının damladığı yere bakıyordu. “Karanlık yaratık kanı. Lubb’u geçici olarak olgunlaştıran bu olmalı.”

“Yani biri kasıtlı olarak onu besledi.” dedi Jin odaksız bakışları odada dönmeye devam ederken. “Onu kullanacağımı bilen biri.”

“Öyle görünüyor.” dedi Terek düşünceli bir şekilde. “Kimse arazinin koruma tılsımını gizlice geçemez.”

“Öyleyse içeriden biri olmalı.” dedi doktor sıkıntılı bir nefes vererek.

Oli abartılı bir hareketle kapıya yöneldi. Çıkmadan önce de elini göğsüne vurdu. “Araziyi karış karış tarayacağım.”

Odada Oli’nin çıkışından sonra bir kaç saniye için derin bir sessizlik oldu. “Kimin yaptığının bir önemi yok.” diye mırıldandı Jin kendi kendine sesli düşünerek. Odadakilerin yüzleri yeniden ona dönmüştü. “Asıl soru… Neden yaptığı.”

“Bu olanlar konseyin hoşuna gitmeyecek.” dedi doktor. “Daha önce bu arazi içerisinde bir saldırı olmamıştı.”

Jin ne konseyle ne de saldırganla ilgili görünmüyordu. “Bana daha fazla çekirdek lazım.” dedi aniden.

Terek az önce olanlardan sonra duyduklarına inanmakta zorluk çekiyordu. “Sen kafayı mı yedin?” dedi ani bir çıkışla.“Zaten biri bile başımıza bela oldu.”

“Sizce de bu durumda bir tuhaflık yok mu?” dedi Jin, şimdi çok daha kendinden emin duruyordu. “Karanlık yaratıklar içgüdüsel olarak onlara en yakın Aliva ve savaşçılara saldırır. Tüm kalabalığın arasından doğrudan kıza gitmesinin bir nedeni olmalı ve eminim bu durum konseyin de ilgisini çekecektir. Evet, biri beni sabote etmeye çalıştı ama bunu bir şansa çevireceğim.”

Terek sandalyesine yeniden yaslanırken sıkıntılı görünüyordu. Bakışlarını masadaki şişeye çevirdi. “Onu yem yapacaksın yani.”

Jin onu duymazdan geldi. “Kız nasıl?”

“Yakında kendine gelir.” dedi doktor derin bir nefes vererek. “Gidip kontrol etsem iyi olur.”

***

Gözlerimi loş lambaların aydınlattığı, tuhaf ve keskin bir kokuyla dolu yatakhaneden bozma bir yerde açtım. Yaklaşık ona yakın yatak yan yana dizilmişti ve benim uzandığım dışında hepsi boştu. Az sonra içeriye buraya geldiğim ilk gün muayenemi yapan doktor girdi. Dalgın görünüyordu ama bakışları benimle buluştuğunda yüzü anlayışlı bir hal aldı ve doğrudan yanıma geldi.

“Nasıl hissediyorsun?”

Yataktan doğruldum. “İyiyim.” Sesim boğuk çıktığı için boğazımı temizlemem gerekti. “Bileğin nasıl?” Gözleri ayak bileğime kaydığında sargılı olduğunu farkettim. Şaşkınlıkla bileğimi inceledim. Hiç bir sorun hissetmiyordum. “Ne oldu?”

Bir eliyle sargıyı açarken bir yandan açıklamaya girişti.

“Bileğindeki mühür aktifleşmişti. Henüz yeteneğini kontrol edemediğinden bu oldukça acı verici olabiliyor. Sakinleştirici bir merhemle sardım.”

Odanın yüksek penceresinden dışarıya baktım. Gün ışığı turuncu bir hal almıştı. “Saat kaç?” diye sordum.

Doktor sakince bileğindeki saate baktı. “Altı olmak üzere.”

Öyleyse bütün günü burada geçirmiş olmalıydım. Odada tek olduğuma göre idman sahasında bir tek ben bayılmıştım. Tanıdık bir sızı yanaklarımı renklendirirken istemeden utanmış hissettim.

“Tam olarak ne oldu?”

Doktor ne kadarını açıklayıp açıklamayacağına karar veremiyormuş gibi bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes vererek konuşmaya başladı. “Getirdiğimiz çekirdek olgunlaşmanın bir yolunu bulmuş ve anlaşılan onu doğrudan sana çeken özel bir şeye sahipsin.”

Olanları hatırlamak yüzümü buruşturmama neden oldu. Tam olarak neler olduğunu açıklayamasam da bileğimdeki mühürün yaratıklarla ilgili olduğunu anlamıştım. Hiç değilse şimdi alev almış gibi yanmıyordu.

O sırada odaya Aras’la Ayris aynı anda daldı.

“Nihayet kendine gelmişsin.” dedi Ayris endişeli gözlerle beni süzerken.

Yataktan çıkmak üzere doğrulduğumda Aras bir kolunu omzuma bastırarak bana engel oldu. Ona attığım delici bakışlara aldırmadı. Onay bekleyerek doktora döndü.

Bıkkın bir nefes verdim ve beni Aras’tan kurtarması için yalvaran gözlerimi doktora çevirdim. “İyi hissediyorsan gidebilirsin.” dedi. Daha fazla bu utanca katlanamayacaktım. Bir an önce kendimi odama kapatmak üzere ayaklandım. Aras biraz fazla centilmen bir hareketle bir kolunu belime doladı ve yataktan doğrulmama yardım etti. Ona bunun gereksiz olduğunu söyleyecektim ki ben daha itiraz edemeden beni yanına çekmişti bile.

Aras’ın kolundan kibarca sıyrılmak için yana kaydığım sırada çıkış kapısında duran Barlas’la göz göze geldik. Kollarını göğsünün önünde birbirine dolamıştı ve sırtını kapıya yaslamıştı. Gözleri benimle Aras’ın az önce belime doladığı eli arasında gidip geliyordu.

Açıkcası beni görmeye gelmesini beklemiyordum. İçimdeki bir şeyin buna bu kadar olumlu bir tepki vermesi hayra alamet değildi. “Burada ne yapıyorsun?” diyiverdim.

“Nasıl olduğunu görmek istedim.” dedi bakışları yeniden yüzüme kayarken. Tuhaf bir şekilde rahatsız görünüyordu. Ansızın ne kadardır orada olduğunu merak ettim.

“Gayet iyiyim.” dedim sonunda. “Bir süre daha partnerin olmama katlanman gerekecek.”

Kafasını hafifçe sallarkeni dudaklarının bir kenarı kıvrıldı. “Memnuniyetle.” Hala son derece ciddi göründüğünden, neşeden yoksun bir gülücüktü bu.

Aramızdaki tuhaf sessizliği Ayris’in kulağa fazla neşeli gelen sesi böldü. “Bunları yemekte konuşmaya ne dersiniz?”

“Üçümüz için güzel bir yer tutarım.” dedi Aras ansızın. Gözlerini Barlas’a çevirirken bunun açık bir davet olmadığını daha net ifade edemezdi. Onu daha önce böyle düşmanca davranırken görmediğimden şaşırmıştım. Barlas ise Aras’ın varlığından bihabermişçesine doğrudan bana bakıyordu.

Tek ihtiyacım biraz yalnız kalmak olduğundan “Ben pek aç hissetmiyorum.” dedim. Ardından da Ayris’in daha fazla ısrar etmesine izin vermeden ekledim. “Yarına kadar dinlenirsem eminim daha iyi hissederim.”

“Öyleyse sana odana kadar eşlik edeyim.” dedi Aras ve yeniden bir kolunu omzuma atmak üzere hareketlendi. Son anda çantamı omzuma atarak sıyrıldım ve kapıya doğru ilerledim. Yakın zamanda Aras ve fazla sevecen kolları hakkında bir şey yapmam gerekecekti.

Barlas ise hala bir heykel gibi dikiliyordu. Ancak bu sefer karşısına geldiğimde geçebilmem için hafifçe yana çekildi. “Daha sonra görüşürüz o halde.” dedim olumlu bir cevap almayı umarak. “Şüphen olmasın.” derken başını kibarca salladı. İçimdeki o tuhaf kasılma yine oradaydı. Kesinlikle hayra alamet değil.

Bir an önce kendimi odadan dışarı attım. Bir kaç saniye sonra arkamdan hızlanan adımları işittim ve hemen sonra Ayris’in sitemli sesi geldi.

“Ona biraz daha kibar davranmalıydın.”

“Nedenmiş?” diye sordu Aras. Daha arkamı dönmeden yüzünü astığını biliyordum.

“Çünkü Mel’i yaratığın içinden o çıkardı.”

Adımlarım kısa bir an sekteye uğradı. “Ne yaptı dedin?” Doğrudan Ayris’e dönmüştüm.

“Kimse bir Lubb’un saldırısına uğramayı beklemiyordu. Açıkcası kimsenin o anda neler olup bittiğini kavrayabildiğini sanmıyorum. Benim tek duyduğum şey ardı ardına gelen çığlıklardı.” Ayris’in rengi olanları hatırlarken git gide daha da soldu.“Sonra Barlas’ın seni yaratığın içinden çekip aldığını gördüm.” Kollarını iç güdüsel bir hareketle etrafına doladı.

Nefes nefese bir halde Barlas’ın yaratıkla boğuştuğunu görmüştüm. Yine de olanları bir de Ayris’ten dinlemek kendimi daha da tuhaf hissetmeme neden olmuştu.

Aras “Hadi.” dedi rahatsızlığını gizlemeye çalışarak. “Bunları daha sonra konuşuruz.”

Yeniden hareketlendik ve yatakhanelerin olduğu kata gelene kadar bir daha konuşmadık. Odanın kapısına geldiğimizde Ayris bir kez daha şansını denedi. “Yalnız kalmak istediğine emin misin?”

“Evet.” dedim kararlı bir şekilde. Hiç bir şey beni şu an sıcak bir duş kadar mutlu edemezdi. Ancak daha odaya girmemden beş dakika bile geçmeden kapı çalındı. Ayris’in geri döndüğünü düşünerek kapıyı açtım.

Karşımda Ayris yerine Jin’i bulmayı beklemiyordum.

“İçeri gelebilir miyim?” dedi yarı otoriter yarı kibar bir sesle.

“Tabi.” diyerek kenara çekildim.

Odaya girerken etrafa kısa bir göz gezdirdi.

“Doktor taburcu olduğunu söyledi.” dedi doğrudan konuya girerek ve dönüp beni uzunca bir süre süzdü. “Olanlardan sonra oldukça korkmuş olmalısın.”

“Şimdi iyiyim.” dedim kibar görünmeye gayret ederek. Jin’in geçmiş olsun dilemek için buraya kadar geldiğine inanamakta zorlanıyordum.

“Bunu şimdi anlamayabilirsin ancak zor zamanlar doğru değerlendirildiğinde bize eşsiz fırsatlar sunar.” dedi gözleri ayak bileğime kayarken. “Mührünün saldırı sırasında aktifleştiğini duydum.”

“Evet.” Üstelik ilk kez aktifleşmemişti. Dün gece idman sahasına çıkan koridorda da sızladığını anımsıyordum. Bu düşünce irkilmeme sebep oldu. Orada da gölgeleri hissetmemiş miydim?

“Mühürlerin sırlarını keşfetmek oldukça meşakkatli olabiliyor ancak bir kez üstesinden gelebilirsen, emin ol buna değecektir.” Masanın kenarına yaslanıp keskin gözlerini yüzüme çevirdi.

“Saldırı sırasında aktifleştiğine göre karanlık yaratıklarla bir ilgisi olmalı değil mi?” dedim usulca.

Jin yavaşça kafasını salladı. “Sabah dersten önce idman sahasına gelmeni istiyorum. Bunun üzerinde çalışman için bir fikrim var.”

İçimden bir ses bu fikirden hoşlanmayacağımı söylüyordu ama kimse bunun kolay bir süreç olacağını söylememişti.

Onayladığımı göstermek için kafamı salladım. Jin’de yavaşça kapıya yöneldi. “Bundan sonra tek başıma mı eğitim alacağım öyleyse?” diye seslendim peşinden.

Çıkmadan önce omzunun üzerinden bana baktı. “Aksine,” dedi. “Seni eğitmesi için Barlas ile konuşacağım. Bundan sonra yalnızca onunla çalışacaksın.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.