Planlar

Vaveyla Yazarı: lemonkoli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: Planlar

“Vay canına.” Ayris ayak bileğimi çevirip mührü dikkatlice incelemekle meşguldü.

“Artık geri alabilir miyim?”

“Bir dakika.” dedi sabırsızca arkama geçecek şekilde eğilerek. Tokasından kurtulan bir tutam saç yere değdi. “Yemin ederim göğüs kafesimdeki kıvrımlara benziyor.”

Gözlerimi ben de şimdi acısı dinmiş olan mühre dikmiştim.

“Gerçi benimki böyle spiral şeklinde değil.” dedi hayal kırıklığına uğramış bir sesle. Fırsattan istifade ayağımı elinden kurtardım.

“Neden bu kadar istiyorsun?”

“Çünkü element güçleri çok nadirdir.” dedi coşkulu bir sesle. Ardından gücenmiş gözlerini bana dikti. “Ben de havalı yeteneklerden istiyorum.” Dudakları gözle görülür biçimde sarktı.

Tepkisi o kadar çocuksuydu ki kıkırdadım.

“O kadar havalı ki alev aldım.” dedim sargılı ellerimi havaya kaldırarak.

Ayris’in gözlerinden bir parlama geçti. “O kadarını anladım da Barlas’ın sırtı nasıl tutuştu?”

Kısa bir an durakladım. “Ona sarıldım.”

Yüzüne hain bir sırıtış yayıldı. “Hı-hım.”

“Öyle değil.” dedim Ayris’e ama bakışları çoktan imalı bir hal almıştı. “Sahi o nerede?” diye sordu etrafına bakınarak.

Barlas beni revir olarak kullanılan bölüme bıraktıktan sonra kayıplara karışmıştı. Aslında kalmamasına biraz üzülmüştüm ama bunu kendime sakladım. Bir kaç saat önce olanları ne zaman düşünsem midem kasılmaya başlıyordu. Yanındayım. Seni bırakmayacağım. Kafamı iki yana sallayarak onunla ilgili düşünceleri uzaklaştırmayı denedim. Aklımı kaçırmış olmalıyım. Ayris hala bir cevap vermediğim için tuhaf gözlerle bana bakıyordu. “Bilmem.” dedim cevabı önemsemiyor gibi görünerek ancak bundan tatmin olmadığını görebiliyordum.

“Onu yaktığın için sinirlendi mi?” diye sordu ilgiyle.

“Sanmıyorum.” dedim daha çok sesli düşünerek. Aslında neredeyse bunu önemsememişti bile. Yanıkları görür görmez beni peşi sıra buraya getirmişti. Yol boyu da tek kelime etmedi. Zaten doktor gelir gelmez de çekip gitmişti. Bana eskisi gibi düşmanca davranmıyordu. Yine de bakışlarındaki bir şey hala ondan uzak durmamı söylüyordu. Onda bir tuhaflık olduğunu biliyordum. Sadece bunu nasıl ifade edeceğimi bilmiyordum. “Daha çok benimle ilgileniyor olmaktan rahatsız gibiydi.”

“Bence ondan hoşlanıyorsun.” dedi Ayris lafını hiç esirgemeden.

“Saçmalama.” Sesim abartılı şekilde yüksek çıktı. Tepkim tabii ki gözünden kaçmadı. Daha fazla savunmaya geçmek üzereydim ki ansızın bu soru aklıma başka bir kuşkuyu düşürdü. “Sence o da böyle mi düşünüyor?”

“Belki de o yüzden seni tersleyip duruyordur.”

“Ayris,” dedim sesli bir nefes vererek. “Sen varken insanın düşmana ihtiyacı yok.”

Sesli bir kahkaha attı. “En azından verimli bir gün geçirmişsin. Ben bütün günü Jin’in dövüş talimi nutuklarıyla geçirdim.”

Sonuçta mühürle ilgili önemli bir gelişme kaydetmiştim ama kendimi iki gündür dönüp dolaşıp burada bulduğum için ne kadar şanslı hissetmeliydim bilmiyorum. Ayris ayaklanınca orada daha fazla oyalanmadım.

Revirdeki işimiz erken bittiği için öğle yemeğine yetiştik. Aras Eylül’le birlikte bizim için yer tutmuştu. Yemek boyu iki kez ellerimin iyi olup olmadığını sordu. Doktorun verdiği merhem öyle kuvvetliydi ki yarına kadar hiç bir şey kalmayacağına emindim. Ona kibarca endişelenmemesini söyledim. İlgisi benim için biraz rahatsız ediciydi ve garip şekilde bu konuda tek olmadığımı hissettim. Eylül’ün kaçamak bakışları Aras’la benim aramda gidip geliyordu.

“Sizin şu özel eğitim ne zamana kadar devam edecek?” diye sordu Ayris.

“Emin değilim.” dedim düşünceli bir şekilde. “Ben tüm evi tutuşturmadan sonlansa iyi olacak.”

“Barlas’ı yaraladığını duydum.” dedi Eylül masaya geldiğimizden beri ilk kez ağzını açarak. Sesi neredeyse suçlayıcıydı. Bunu isteyerek yaptığımı mı sanıyordu? Aslında tepkisine biraz şaşırmıştım çünkü aramızda daha önce bir sorun olmamıştı.

Ayris benden önce davrandı. “Büyütülecek bir şey değil.” dedi savunmacı bir tavırla. “Revirde bile kalmadı.” Bakışları bana kaydı. “Hem kimse senden hemen kontrol etmeni beklemiyor.”

“Bana kalırsa Jin çok aceleci davranıyor.” dedi Aras hoşnutsuzluğunu gizlemeye zahmet etmeden. “Kabul töreninin üzerinden kaç gün geçti sanki.”

“O garip yaratıklar her defasında tüylerimi diken diken ediyor.” Ayris üşümüş gibi kollarını etrafına sardı. “Vazgeçersen seni suçlamam.”

İkisinin de benim için endişelendiğini biliyordum ve pek göstermesem de buna gerçekten minnettardım. Şu ana kadar benimle ilgilenen kimse olmamıştı ve bu daha önce varlığını bile bilmediğim içimdeki bir yaranın kabuk bağlamasını sağlamıştı. Tüm düşmanca tavrına rağmen Barlas bile beni korumaya çalışmamış mıydı? Ne var ki kimseye ne tanrıçadan ne de uyarısından bahsetmemiştim. Eğer bir şey olacaksa bu sadece benimle ilgili olmayacaktı. Aslında ara sıra o günü düşünüyor ve hala rüya olmadığına inanmakta zorlanıyordum. Gerçek olduğuna yürekten inanmamı sağlayan tek şey ise böyle bir şeyi hayal edemeyeceğimi bilmekti. Belki de bu yüzden içten içe bir tehlikenin yaklaştığına inanmıştım. Tüm bu bilinmezliğin içinde yapabileceğim tek şey ise bir an önce mühürlerden kurtulmanın bir yolunu bulmaktı. Şimdi önümde bir kapı açılmışken geri adım atamazdım.

“Eğer mührü kırmam için yapmam gereken buysa, buna aldırmıyorum.” dedim umarsız görünmeye gayret ederek.

“Bunu duyduğuma sevindim.” dedi bir ses. Jin’i masamızın hemen başında gördüğümde hafifçe irkildim. Geldiğini farketmemiştim. “Akşam hepinizi ön bahçeye bekliyorum.” dedi sakince bizi süzerek. “Eşleşme töreni sekizde başlayacak.” Ardından kıvrak bir hareketle yan masaya ilerledi.

“Eşleşme töreni mi?”

“Ah, evet.” dedi Ayris. “Sana söylemeyi unuttum. Jin eğitime başlamadan duyurdu. Mezunlardan bir savaşçı ile Aliva eşleşmeyi kabul etmiş.”

İstemsizce gözlerim Aras ile buluştu. Gözleri beklentiyle parlamıştı. İçten içe benimle bunu konuşmak istediğini biliyordum. Sonuçta ona hala bir cevap vermemiştim. Bakışlarımı önümdeki yarısı yenmiş tabağa kaçırdım. En kısa zamanda ona henüz hazır olmadığımı söyleyecektim. İyi bir ikili olmadığımızdan değil. Açıkcası benim gibi biriyle eşleşmek için neden acele ettiğini de anlayamıyordum. Sadece her şey fazlasıyla kafa karıştırıcı ve yeniydi. Hiç değilse eğitimlerin bitmesini beklemek niyetindeydim. Tatsız bir şekilde bu konuşmanın iyi sonlanmayacağını hissettim.

Akşam yemeği için hazırlanırken anlık bir dürtüyle elimdeki bandajları açıp komidinin üzerine bıraktım. Tam da tahmin ettiğim gibi tamamiyle iyileşmişlerdi. “Ayris,” dedim gözlerimi elimden ayırmadan. “Mühürleri kırmayı başaramazsak ne oluyor?”

Ayris son bir saattir dolabını alt üst ediyordu. Kısa bir an bana boş gözlerle baktı. “Aktifleşmedikleri sürece hiç bir şey.” dedi çoktan karıştırdığı bir elbise yığınına uzanarak. “Aktifleştikten sonra ise kontrol etmeyi öğrenmen gerek. Açıkcası herkes bir bakıma yeteneğine göre sınanıyor.”

“Hiç bu yüzden ölen oldu mu?”

Dikkatini çekmeyi başarmıştım. Bağdaş kurup yere oturdu “Açelya isimli bir Aliva vardı.” dedi sakince. Gözleri şimdi bileğindeki kelebek mühründeydi. “Mührü aktifleştiğinde en fazla ikinci yılındaydı. Elektrikle ilgili tuhaf bir yeteneği vardı. Resmen kime dokunsa çarpmaktan beter ediyordu.” Kısa bir nefes verip gözlerini bana çevirdi. “Kontrol edemedikçe herkesten uzak durmaya başlamıştı.”

“Ne oldu ona?”

“Savaşçılardan biri onu ormanın arka bölümündeki gölette buldu. Elektrik akımına kapıldığını söylediler.”

İçimden bir titreme geçti. İkimizde kendi düşüncelerimizde kaybolduk. “Ya hiç aktifleşmezse?” dedim aniden.

Ayris yığından çektiği yeşil bir elbisede karar kılmıştı. “Sen ne yaparsan yap bir kaç yıl içinde aktifleşiyorlar.”

Odadaki karamsar havayı dağıtmak istedim. “Bugün bana da makyaj yapar mısın?”

Gözleri ansızın parladı.“Sahi mi?” Sanki tuşuna basılmış gibi canlandı.

“Abartmayacaksın değil mi?” dedim kuşkuyla.

“Sus ve sanatçıyı iş başındayken rahatsız etme.” Malzemelerini kaptığı gibi yatağa taşımaya başladı. Bu kararımı sorgulamam için çok geçti.

Yaklaşık yarım saat sonra hazırlanmış bir şekilde aynanın karşısına dikildik. Bir süre gözlerimi yüzümden alamadım. İtiraf etmeliyim ki Ayris harika bir iş çıkarmıştı. Sırf bu yüzden takılarla pek aram olmamasına rağmen bana uzattığı küperleri de sorgulamadan taktım. Üzerimde mürdüm rengi bir elbise vardı. Kendime beğeniyle bakarken garip bir heyecanla bir an önce törene gitmek istedim. Bu törene duyduğum ilgiden değildi. Özellikle bir kişinin çoktan törene katıldığını umuyordum.

Ben ayakkabılarımı giyerken Ayris ona çok yakışan yeşil elbisesine uygun yarı açık bir topuz yapmıştı. Normalden daha fazla oyalandığını farkedince kaşlarımı kaldırdım.

“Rüzgar’a törenden sonra benimle buluşmasını söyledim.” dedi ağzı kulaklarına varan bir sırıtışla.

“Ona açılmayı mı düşünüyorsun?” Sesimdeki dehşete daha fazla sırıtarak yanıt verdi. “Geç kalıp onu başkasına kaptırmak istemiyorum.”

Rüzgar’dan gerçekten hoşladığını biliyorum ama böyle bir şey benim için cesaretle delilik arasında bir yerdeydi. “Olumsuz yanıt almaktan korkmuyor musun?” dedim inanmazlıkla .

Omuzları düşerken gözlerinden kuşku dolu bir bakış geçti. Ama kendini hızlı bir şekilde toparladı. “Denemediğim için pişman olmaktansa utancın acısını tercih ederim.”

İkimizde bir an için sessiz kaldık. “Seni reddetmesi için deli olması gerek.” dedim güven dolu bir sesle omzuna vurarak. Açıkcası daha önce onun kadar hisleriyle barışık ve yaşama tutkuyla bağlı birine rastlamamıştım. Ve bu bir bakıma hayranlık vericiydi. O anda Ayris’i gerçekten önemsediğimi farkettim. Eğer canını sıkarsa Rüzgar’ı gerçek anlamda tutuşturabilirdim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.