13. bölüm / 16
ALİVA SERİSİ: MÜHÜRTeklif
Bölümler 16Şu an: Teklif
- 1 Giriş1.433 kelime
- 2 Mühür984 kelime
- 3 Taş Ev1.113 kelime
- 4 Ayin1.665 kelime
- 5 Eşleşme1.390 kelime
- 6 Ortak1.111 kelime
- 7 Avcı1.848 kelime
- 8 Çekirdek1.685 kelime
- 9 Yem1.311 kelime
- 10 Yüzleşme1.806 kelime
- 11 Planlar1.267 kelime
- 12 Bataklık2.138 kelime
- 13 Teklif1.172 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Kırılma1.094 kelime
- 15 Öngörü1.552 kelime
- 16 Haber1.155 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Burada ne arıyorsun?” dedi bir ses ben daha arkamı tam anlamıyla dönemeden. Büyük bir el beni ensemden yakaladığı gibi bataklıktan çekip aldı. Sırtım bir ağaca dayandığında öfkeyle parlayan yeşil bakışlara rastladım. Peşimden koşmuş olmalıydı çünkü yüzü ter içindeydi ve saçları dört bir yana dağılmıştı. Sırtımı verdiğim ağaca sol kolunu yaslayarak yüzünü benimkine yaklaştırdı. Bir avcı gibi karanlık bakışlarını bana dikti.
Barlas?
“Sen... Sen beni nasıl buldun?” diyebildim.
Sorumu duymazlıktan geldi. “Gecenin bir vakti burada ne işin var Melisa?” Beni bir çocuk gibi azalayan sesi kulaklarımda yankılandı. Öyle öfkeliydi ki şaşkınlığa kapıldım. “Kendini öldürtmeye mi çalışıyorsun?”
“Ben sadece… Kayboldum.”
Bir kaç saniye sessizlik oldu. Bir rüzgar saçlarımı karıştırırken bir tutam gözlerimin önüne düştü. Sanki bu kadar basit bir cevabı beklemiyormuş gibi bakışları şüpheyle kısıldı.
“Ormana neden girdin?”
“Ayris odaya dönmedi. Onu arıyordum.”
“Tek başına mı?” Sakin olmak için kendini zorluyor gibiydi.
“Neden bu kadar kızgınsın?”
Bir an gerçekten benim için endişelendiğini düşündüm. Neşesiz bir kahkaha attı. Sakinleşmek şöyle dursun gittikçe daha çok öfkeleniyor gibiydi. “Belayı kendine çeken bir mıknatıs gibisin.” Neredeyse düşmanca bir tavırla söylemişti bunu.
Sadece bataklıktan bahsettiğini sanmıyordum. “Sen de o belalardan biri misin?”
Bana cevap vermedi. Yine de yüzündeki bir şey cevabı zaten bildiğimi söylüyordu. Bakışlarının kararmasını ve içlerindeki öfkenin başka bir şeye dönüşmesini izledim. Bir uyarı?
Korkmalıydım. Ama korkmuş hissetmiyordum. Aksine onu görür görmez rahatlamıştım.
Arkamızdan bir kuzgunun sesi geldi. Aynı anda o tarafa döndük.
“O şey,” dedim bataklığın olduğu yönü işaret ederek. “Neydi?”
Bakışlarımı takip ederek az önce kadının kaybolduğu yere baktı. “Bir Kimera’ydı.” dedi. “Bataklık cadısı. Alanına girdiğin için öfkelenmiş olmalı.”
Cadının tuhaf uzun tırnaklarını düşünmemeye çalıştım. “Geri döner mi?”
“Hayır.” dedi gözleriyle hala karanlığı tararken. “Avlarına tekken saldırmayı sever.”
Ürperdim ama usulca kafamı sallamakla yetindim. “Anladım.” Hislerimi yeni yeni kazanıyordum.
“Ağlıyor musun?” Bakışları yüzüme kayarken şaşırarak bir adım geri çekildi. Eli istemsizce yüzüme yönelmişti.
“Hayır.” Onun kadar şaşırdım çünkü yüzümün ıslandığının farkında değildim. İki elimle hızlıca yüzümü kuruladım.
Barlas bir an ne yapacağını bilemiyormuş gibi kaldı. “Aklımı yitirmiş olmalıyım.” dedi sonunda gözlerini kapatırken başını sallayarak. Bunu öyle sessiz söylemişti ki benden çok kendisiyle konuştuğunu düşündüm.
Kendini toplaması uzun sürmedi. “Hadi.” dedi yeniden bana dönerken sakin bir sesle. “Seni geri götüreyim.”
Tek bir adım atmadan kollarımı göğsümün önünde birbirine doladım.
“Önce soruma cevap ver.”
“Ne?” Olduğu yerde durup yeniden bana döndü. Kaşları merakla havalandı.
“Beni nasıl buldun?”
“Arka bahçeden ormana girdiğini gördüm.” dedi önemsiz bir şeymiş gibi sakince.
“Beni takip ettin yani?” Hala kollarımı açmamıştım.
Bakışları bunun ne önemi olduğunu sorguluyor gibiydi. “Az önce hayatını kurtardığım için buna minnettar olman gerekmez mi?”
“Buna sebebini öğrenince karar vereceğim.”
Dudakları usulca kıvrıldı. “Seni neden takip ettiğimi mi bilmek istiyorsun?”
Başımı usulca sallarken mümkün olduğunca kararlı görünmeye çalışarak gözlerimi onunkilere diktim. Bundan rahatsız olmalıydım. Ama olmadım. Garip bir heyecana kapılmıştım.
“Kiminle buluşacağını görmek istedim.” Gözlerinde meydan okuma vardı.
Anlamsız bir cesaret geldi. “Ne bu şimdi?” dedim kuşkuyla ona doğru bir adım atarak. “Benimle partner bile olmak istemiyordun. Şimdi beni kıskanıyor musun?” Bunu yapmamalıydım. İçten içe onu kışkırtmamam gerektiğini biliyordum ama tuhaf bir şekilde daha cüretkar olmama neden oluyordu.
Bakışlarında bir şey karardı. Bir kaç adımda aramızdaki mesafeyi kapattı. Bana doğru eğildiğinde yüzü öyle yakınımdaydı ki nefesimi tutmak zorunda kaldım. “Ateşle oynuyorsun küçük rahibe.” dedi gözlerimin içine bakarak. “Kendi iyiliğin için benden gerçekten uzak durmalısın.”
Bir kuzgun sesi daha.
“Öyleyse beni kurtarıp durmayı bırak.” Rahatsızlığım sesime yansırken kaşlarımı çatarak söylemiştim bunu. Numara yapmayacağım. Sinirlerime dokunuyordu.
Cevap vermesi her zamankinden uzun sürdü. Neredeyse kırılgan görünüyordu. Geri dönmek üzere bataklığı arkasına alırken boğuk bir sesle konuştu. “Deniyorum.”
Başka bir şey söylemeden ormana daldığında onu takip etmek için koşmam gerekti. Bu kadar rahatsızsa çekip gitmesini söyleyecektim ama şu an zaten bunu yapıyordu. Ayakkabılarım bataklığa saplandığı için ayağımda yalnızca ince bir çorap kalmıştı ve bu tahmin ettiğimden daha rahatsız ediciydi. Yetişmeye çalışırken söylenmeye devam ettim. “Sana kim peşimden gelmeni söyledi ki?” Cevap vermedi. Eminim beni duyacak kadar yakındı. Bir dal parçası bileğimi sıyırdı. Ondan kurtulmak için uzun bir adım attım ve bir çamur göletinin tam ortasına bastım.“Bu da ne böyle?” Sağ ayağım bu sefer dizime kadar çamura battı.“Hay, lanet!” Derin bir nefes aldım. Barlas’ın adımları yavaşladı ama durmadı. Gerçekten beklememişti. “Aksini beklemezdim zaten.” derken artık tam anlamıyla yalnızdım. Ayaklarımın altı açılan yaralar nedeniyle sızlamaya başlamıştı. Hüzünlü gözlerle çamura batmış bileklerime baktım.
Pekala. Sakinleş Melisa. Böyle zamanlarda işe yaraması kolay bir telkin değildi yine de gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Beşe kadar say ve yeniden yola çık. Çok bir mesafe kalmış olamaz. Gözlerimi kapattım ve ikinci nefesimi alamadan bir şey bileğimi kavradı. Barlas kavradığı bileğimi çevik bir hareketle boynuna doladı ve yalnızca bir saniye sonra ayaklarım yerden kesildi. Neler oluyor?
Ne olduğunu anladığımda çoktan bir kaç metre ilerlemiştik bile. Elli kilo değil de beş kiloymuşum gibi beni rahatça kucağına almıştı. Şaşkınlığın yerini panik alırken “Hemen indir beni!” diye bağırdım. Duygusuz bir yüzle karanlığı izliyordu. Yalnızca kısa bir an için bana baktı. Sanki özellikle yapıyormuş gibi hafifçe kollarını salladı. Düşme korkusuyla omzuna sıkıca yapıştığımda yüzüne sinirlerimi alt üst eden bir gülümseme yerleşti. “Çok konuşuyorsun.”
Baştan aşağıya kıpkırmızı olduğuma emindim. Gözlerimi öfkeyle kısıp yüzüne baktım ama yüzündeki bir şey yeniden konuşmama engel oldu. Gerçekten çevresine karanlık bir enerji yayıyordu. Zaten o da varlığımı çoktan unutmuş gibi dikkatini yeniden yola verdi. Kısa süre sonra çok daha hızlı bir şekilde ilerlemeye başladık. Beni taşıdığı gerçeğine odaklanmamaya çalıştım. Ama fazla yakındı ve bu düşüncelerimi toplamamı engelliyordu. Ve çok değil bir kaç dakika sonra öfkem istemsizce yatıştı.
Benden pek haz etmediğini düşünsem bile bu akşamda dahil olmak üzere beni bir çok kez zor durumdan kurtarmıştı. Aslında bana bir daha yardım etmemesini söyleyecektim ama o anda asıl istediğim şeyin bu olmadığını farkettim. İçten içe burada olduğu için mutluydum. Aramızdaki tuhaf gerginlikten kurtulmanın bir yolu olup olmadığını düşünürken göz ucuyla ona baktım.
“Ne oldu?” dedi gözlerini yoldan ayırmadan. “Söyleyecek yeterince kötü bir şey bulamıyor musun?”
“Benimle eşleşir misin?” diyiverdim.
Bir anda durdu. Bunu beklemediği öyle belliydi ki sanki doğru duyup duymadığından emin olamıyor gibiydi. Bakışlarını benimkilere sabitledi.
“Ne dedin sen?”
“Benimle eşleşmeni istiyorum.”
Bir kaç saniyelik sessizlik oldu. Bunda bu kadar komik olan ne vardı bilmiyorum ama kafasını artaya atıp neşeden uzak -hatta neredeyse biraz korkutucu- bir kahkaha attı. Bakışlarını yeniden bana çevirdiğinde yüzündeki ifade tüylerimi diken diken etmek için yeterliydi. “Bana güvenebileceğini nerden çıkardın?” Öyle ciddiydi ki kendimden şüphe etmeme neden oldu.
Çocuk gibi ısrarcı olmaya niyetim yoktu ve ne yalan söyleyim tepkisi gururumu kırmıştı. “Beni şimdiden bir kaç kez kurtardın zaten.” dedim kendimi savunma arzusuyla.
Ne zaman ona teşekkür etmeye çalışsam olduğu gibi yüzü karanlık bir hal aldı ama ağzını açıp tek kelime etmedi. Yeniden yürümeye başladı. “Haklıymışsın,” dedi neredeyse kendi kendine. “Gerçekten ölmekten korkmuyorsun.”
Çok geçmeden beni yere bıraktığında ayaklarım çimenlerin soğuk yüzeyine değdi. Arka bahçeye ulaştığımızı ancak o an anladım.
Bir süre karşımda öylece dikilirken sanki bir şey söylemek istiyormuş da söyleyemiyormuş gibiydi.
“Bu sanırım hayır demek.” dedim ısrarla yüzüne bakmaya devam ederek. Aslında zaten kabul etmesini beklememiştim. Öyleyse neden üzgünüm?
“Bir daha ormana tek başına girme Melisa.” dedi yalnızca. Sonra da arkasını dönüp gitti. Başka bir şey söylemesini beklediğim için mi bilmiyorum içimde bir şey ağırlaştı. Gözden kaybolana kadar da merdiven başında öylece durup arkasından bakmaya devam ettim.
Bölüm etkileşimi
