1. bölüm / 16
ALİVA SERİSİ: MÜHÜRGiriş
Bölümler 16Şu an: Giriş
- 1 Giriş1.433 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Mühür984 kelime
- 3 Taş Ev1.113 kelime
- 4 Ayin1.665 kelime
- 5 Eşleşme1.390 kelime
- 6 Ortak1.111 kelime
- 7 Avcı1.848 kelime
- 8 Çekirdek1.685 kelime
- 9 Yem1.311 kelime
- 10 Yüzleşme1.806 kelime
- 11 Planlar1.267 kelime
- 12 Bataklık2.138 kelime
- 13 Teklif1.172 kelime
- 14 Kırılma1.094 kelime
- 15 Öngörü1.552 kelime
- 16 Haber1.155 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Havanın ekim ayı için bile oldukça soğuk olduğu şu günlerde şehrin kıyı kesiminde oturan sakinler için son derece sıradan bir gün denebilirdi. Neredeyse öğle saatleri olmasına rağmen sokakta hiçbir hareketlilik yoktu.
Pencerenin pervazına yaslanarak kollarını göğsünde kavuşturan Barlas, odada bir oraya bir buraya koşturan kızı izlerken şu an burada olmak dışında yapabileceklerini düşünüyordu. Yani alelade bir sabah, alelade işler peşinde koşan, alelade birinin etrafı daha da dağıtmasını izlemek dışında bir şey.
Varlığından habersiz kızı göz ucuyla takip ederken onun özel alanına olan bu uygunsuz ve izinsiz işgalini düşünmemeye çalıştı. "Onu izlemek benim görevim. Buna mecburum." dedi kendi kendine. Günlerdir kafasında bu cümleyi tekrar ediyordu ama ne kadar tekrar ederse etsin zamanını boşa harcadığı hissinden kurtulamıyordu.
Görevin tanımı çok basitti; emin ol ve kurtul.
Eğer başarısız olursa -ki bu düşünceyi bir an bile kabul etmek istemedi- tek tehlikede olan kendisi değildi. Yeni Aliva'nın ölümlülerin dünyasından bir kız olacağı çoktan duyurulmuştu ve kız onun dünyası için sonuçları belirsiz büyük bir tehlike oluşturuyordu.
Buraya geleli ne kadar olmuştu? Bir ay mı? Tüm bu zaman aralığında ise kızın bir Aliva olduğuna dair hiçbir işaret görmemişti. Gece gündüz izlemesine rağmen. Evet yanlış değil, tamı tamına bir aydır gözlerini avına kilitlemiş bir avcı gibi onu izliyordu ve değil bir enerji akışı en ufacık titreşim bile görmemişti. Eğer görseydi... kız çoktan son nefesini vermiş olurdu.
Başlarda burada geçirdiği zaman boyunca en büyük işkencesinin eli kolu bağlı bir şekilde beklemek olduğunu düşünüyordu. Bu işlence bir hayata son vereceği için ödeyeceği bedel ya da bir cezalandırma şekli olarak kabul edilebilirdi. Aliva'dan ve sebep olacaklarından duyduğu nefret o kadar yoğundu ki buna daha fazla katlanmamak için ufacık bir işaretle bile harekete geçmeye hazırdı. Henüz işlenmediği bir suç için birine bunca öfke duymak pek adil değildi elbette ama onun üzerine yüklenen sorumluluk düşünüldüğünde adaletten kim söz edebilirdi?
Zaman kaybetmemek adına emin olma kısmını atlamak da bir seçenekti elbette. Daha kolay bile olurdu. Aradığı kişi değilse bile ölümü için onu kim suçlayabilirdi? İzlerini nasıl saklayacağını bile defalarca kafasından geçirmişti. Tüm bu zahmete de gerek kalmaz bir an önce evine dönebilirdi ama eylemin kendisi bir yana suçsuz birini öldürmek... Bu doğru kişiyi bulana kadar birçok kişiyi öldürmek demekti. Bu düşünce sadece midesini daha fazla bulandırdı. Daha önce kimseyi öldürmemişti. Neden yapmasını gerektiğini bildiği halde üzerine yüklenen bu yükten nefret ediyordu. Hayıflanmanın faydası yoktu. Yapacağı şey ne kadar korkunç olursa olsun bunu bir canavar gibi yapmayacaktı. Beklemeye razıydı. Tek ihtiyacı ve daha fazla kişiye zarar vermemek adına sığınabildiği tek adalet duygusu emin olmaktı.
Ne var ki daha fazla yanılamazdı. Zaman ilerledikçe açık ara en büyük işkencesi, her geçen gün daha fazla tanımak zorunda kaldığı kızdan nefret etmeye çalışmak oldu. Kız garip bir şekilde ve sinir bozucu derecede… savunmasızdı. Yeni Aliva’nın yaratacağı ön görülen yıkım öyle büyüktü ki daha karanlık birini bekliyordu belki ya da hiç değilse ona daha az suçlu hissettirecek güçlü birini. Kaybettiği zaman için kızgın olması gerektiğini bildiği halde bir zamanlar görmek için yanıp tutuştuğu işaretlerin şimdi ortaya çıkmasından korkuyordu. Bunu sebebini düşünürken gözlerini aynanın karşısına geçmiş olan kıza dikti.
Köşeli bir yüze, çekici büyük gözlere ve yaşıtlarına göre daha uzun bir vücuda sahipti. Hoş biri diye düşündü istemsizce. Zarif vücut yapısıyla kendi tehlikesiz dünyası için bile savunmasız bir görünüşü vardı ve bu durum ister istemez içgüdüsel bir koruma arzusunu tetikliyordu. Üstelik tamamıyla yalnızdı kız. Nedenini anlamasa da Barlas’ın onunla ilgili farkettiği ilk ve en çarpıcı özellikti bu. Ne var ki bunun bile farkında değil gibiydi ya da en iyi ihtimalle umursamıyordu.
Geçen zaman içerisinde kendini ona ve zararsız dünyasına kaptırmaktan alıkoyamadı. Ödeyeceği bedel onu bir daha görememek mi olacaktı? İçinden hayal kırıklığıyla karışık bir öfke geçti. Derin bir nefes alırken bu kadar zayıf olduğu için kendine söylendi.
Pekâlâ. En azından tüm bu zaman boyunca kendi varlığı dışında garip hiçbir şey olmamıştı. Yine de daha fazla oyalanmaması gerektiğini bildiği halde birkaç gündür bilinçli bir şekilde ayrılmayı erteliyordu.
Çekmecelerden birini sakarca karıştırmasını izledi. Onun soluk tenine ve omzundan siyah bir perde gibi dökülen saçlarına baktı. Belki de her şey bittikten sonra gelip karşısına çıkabilirdi. Bu sefer bir hayalet gibi değil de kızın da onu tanıyabileceği kanlı canlı biri olarak. Acaba bunu ister miydi? Onun sakin dünyasında birlikte kalmanın cezbedici hayalini kurdu o an. Bunun olanaksız ve yanlış olduğunu bildiği halde. Hayalin yarattığı yıkıcı harabiyet vücudunu bir hayal kırıklığı gibi sardı. Kız kenarı çatlamış ufak aynasında saçlarını toplarken işkencesini sürdürdü ve kızın dalgalı saçlarına dokunmanın nasıl hissettireceğini düşündü. Yumuşak bir his olmalı. Ansızın bu kadar aptalca bir şeyi düşündüğü için daha fazla öfkelendi.
Ona tanıyabildiği kadar mahremiyet tanımak için kıyafetlerini değişirken odanın açık kapısından dışarı çıktı. “Bugün,” dedi kendi kendine. “Bugün buradaki işim bitiyor.” Daha fazla zaman kaybedemezdi. Geri dönüp doğru kişinin peşine düşmeden önce gücünü toplamalıydı, bu yüzden kendini günün sonundaki ayrılığa hazırladı. Kızın yanında olmanın hissettirdiği garip duygularla ve beraberinde getirdiği kafa karışıklığıyla savaşmaktan da usanmıştı. Zaten böyle saçmalıklara daha fazla ayıracak vakti yoktu.
Koridora çıkan kızın artık tanıdık gelmeye başlayan soluk yüzü saati görünce iyice asıldı. Anahtarlarını da çantasına gelişi güzel tıkıştırıp hızlıca evin dış kapısına yöneldi. Onu göremeyeceğini bildiği halde, adımlarını takip ederken aralarındaki mesafeyi korumaya gayret etti. Mümkün olduğunca uzak durmak istiyordu. Kimi kandırıyordu; uzak durmak isteseydi çoktan çıkıp giderdi. Kendine bir ayrılık hediyesi vererek bunları düşünmeyi reddetti. Ne de olsa uzunca bir zaman düşünmek için vakti olacaktı.
Kızın hiçbir anlamı olmayan hareketlerini dikkatle izlemeye devam etti. Kapının kilidini üç kez çevirdi, sonra kapanıp kapanmadığını iki kez kontrol etti. Normalden daha hızlı hareket ediyordu. Bir yere mi yetişecek? Aceleci hareketlerini takip ederken yüzündeki ifadeyi tanımlamaya çalıştı. Tedirginlik mi? Emin olamadı. Eşikten geçip kızın peşinden dışarı çıktı.
Hava sanki Barlas'ın ruh halini yansıtır gibiydi bugün. Bulutlar gökyüzünü kaplamış, ışığın ve ısının alt katmana geçmesine izin vermiyordu. Kız montunu aceleyle giyip fermuarını yukarıya kadar çekti. Çantasını omzuna asıp ellerini ceplerine koydu. Hızlı adımlarla köşeyi dönüp ana caddeyi geçti ve caddeyi çaprazlama bölen ara sokağa girdi.
Yolun iki tarafında sık aralıklarla son on yıldır yaşlı sayılabilecek ağaçlar uzanıyordu. Şehrin kısmen yoksul insanlarını barındıran bu kesimi ağaçların ayırdığı iki katlı eskimeye başlamış evlerle doluydu. Beyaz boyaları yer yer dökülmüş evlerden kimisinin küçük ön bahçesi bakımsızlıktan yabani otlarla kaplanmıştı. Bazı bahçelerin içerisindeki köpekler, onlar yanlarından geçerken havladı.
Sokağın sonunda onu başka bir caddeye bağlayan merdivenlere yaklaştılar. Merdivenlerin sağ tarafında içinde birkaç spor aleti ve onları çevreleyen birkaç bankın olduğu bir çocuk parkı vardı. Banklardan birinde yirmili yaşlarda esmer bir kız ve aynı yaşlarda başka bir çocuk oturuyordu. Barlas bir an çocukların hemen yanındaki bankta siyah bir silüet görür gibi oldu. Ancak kafasını çevirdiğinde bank bomboştu. İstemeden duraksadı. Bir süredir maziye karışmış, o tanıdık huzursuzluk hissi geri geldi. Ne aradığını bilmeden etrafa bakınmaya başladı.
Her şey olağan görünüyordu. Yeniden yola baktığında geride kalmış olduğunu farketti. Yetişebilmek için adımlarını hızlandırdı. Kız görüş alanına girdiğinde yeniden hızını düşürdü. Paranoyakça düşünceler kafasının içinde gezinmeye devam etti. Burada onun türünden biri olabilir miydi? Hayır. Öyle olsa bunu farkederdi. Kafasını toplamaya ve sakinleşmeye çalıştı. Atladığı bir şey var mı diye son birkaç günün üzerinden geçti. Hiçbir gariplik yoktu. Gördüğünü sandığı şey bir yanılsama olmalıydı. Öyle bile olsa tüm huzurunu kaçırmayı başarmıştı.
Merdivenlerde ona yetiştiğinde aynı anda birçok şey oldu. Barlas ne olduğunu anlayamadan bir çarpma sesi eşliğinde onu çevreleyen görünmez sis parçalandı. Havayı kulakları sağır edecek bir vızıltı doldurdu. Bilinçsiz bir farkındalıkla artık gizlenmediğini biliyordu. Saldırıya hazırlıksız yakalanmanın etkisiyle gücünü toparlayamadı. Gözleri hemen önündeki kıza kilitlenirken arkasını dönmedi. Kızın ne olduğunu anlamak için yarı dönmüş şaşkın suratını ve büyüyen göz bebeklerini gördü. O anda yapılması gereken doğru şeyin her şeyi geride bırakarak buradan olabildiğince uzaklaşmak olduğunu biliyordu ama bunu yapmadı. Anlık bir kararla onu da yanına çekip bir geçit açtı. Hava sıkıştı, büküldü ve bedenlerini başka bir yere taşırken nefeslerini kesecek kadar yoğunlaştı.
Her şey bittiğinde nefes nefese şimdi oldukları yerden binlerce kilometre uzakta, bir ormanın içinde onun baygın bedenini taşıyarak ilerliyordu. Lanet olsun! Düşüncelerini toparlamaya çalışırken kucağındaki zayıf bedenin yaralarını olabildiğince kontrol etti. Kızın ellerinde ve dizinde kesikler oluşmuştu. Ağzından hırıltıya benzer bir ses çıktı. Sonunda ciddi bir yarasının olmadığına karar verdi. Öfkesi vücudundan dışarıya taşıyor, uzansa eliyle tutabileceği bir yoğunlukta çevresindeki havayı dolduruyordu. Ona kimin saldırdığını görmemişti. Belki de dün ayrılmış olsa tüm bunlar olmayacaktı. Gereğinden fazla kaldığı için mi olmuştu?
Kızı güvenli bir yere bırakıp saldırının olduğu yere dönmeyi düşündü ama zaman ilerledikçe bu kararından vazgeçti. Saldıran her kimse orada beklemesi için bir sebep yoktu. Kollarını kucağındaki baygın kızın bedenine sararak eve dönmeye karar verdi. Akşam olduğunda uyanmadan önce onu yatağına bıraktı. Bu sıradan kızın yüzüne uzun uzun onu son kez gördüğünü bilerek baktı. O ayrıldıktan sonra yeniden sıkıcı ve huzurlu hayatına devam edebilirdi. Böylesi daha iyi. O zaman bu kadar canını sıkan neydi? Cevap vermek istemedi. İçinde büyüyen öfke ve üzüntüye aldırmadan gücünün el verdiği ölçüde koşarak oradan uzaklaştı.
Bölüm etkileşimi
