Çekirdek

Vaveyla Yazarı: lemonkoli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: Çekirdek

Bahçeye çıkan taş basamaklara ulaştığımda neredeyse nefes nefeseydim. Aslında geç kaldığım falan yoktu ama bir an önce temiz havaya çıkmak ve kafamı biraz dağıtmak istemiştim. Dışarıya adımımı atmamla birlikte tamamen yanlış yerde olduğumu farketmem bir an sürdü. Ön bahçe yerine dersliklerin olduğu arka bölüme çıkmıştım. Bu pek şaşırtıcı değildi çünkü yön duyum en güvenilir özelliğim sayılmazdı. Üstelik düşüncelerim az önceki konuşmanın etrafında dönüp durduğu için gittiğim yöne pek dikkat kesilmemiştim.

Geniş kapılardan dışarı çıktığım anda ferahlatıcı bir akşam havası beni karşıladı. Evin bu kısmı yalnızca derslik ve idman alanı olarak kullanıldığı için şimdi bomboştu. Berrak gökyüzünün altında bahçenin içerisine doğru ilerledim. Otların arasına saklanmış ağustos böceklerinin sesi dışında hiç bir şey yoktu. Yüzümü yalayan soğuk hava bir an için o kadar iyi hissettirdi ki geri dönmeden önce biraz daha kalmaya karar verdim. Yanıma bir hırka almayı akıl edemediğimden kollarımı kendime dolayarak dersliklerle bahçeyi ayıran taş duvarın üzerine oturdum ve soğuk dışında bir şeye odaklanmaya çalıştım.

Omurgamdan yukarı tırmanan tedirgin edici bir elektriklenme beni gafil avladığında kalkmak üzereydim. Sanki havanın derecesi bir anda daha fazla düştü ve aynı öğleden sonra hissettiğim türde bir ürperti bedenimi sardı. Karanlıkta seçemesem de otların içerisinde süzülen bir gölge görür gibi oldum. Nabzım hızlanırken gözlerimle etrafı taramaya başladım. Karanlıkta sanki bir şey bana doğru süzülüyordu. Dış kapıdan çok uzak değildim. Koşarak dönme dürtüsüyle dolmuştum ancak o sırada işittiğim bir ses olduğum yerde donup kalmama neden oldu. Benden yalnızca bir kaç metre uzaktaydı. Çok geçmeden idman sahasının yanında bir silüet belirdi. Yaklaşan kişi baştan aşağıya siyahlar içindeydi ve yüzü kafasına kadar çektiği bir cüppenin altına gizlenmişti. Olduğum yere mümkün olduğunca sinip nefesimi tuttum. Hızlı adımlarla oturduğum yöne ilerlemeye başladı. Haline bakılırsa izlenmek istemediği aşikardı ve ihtiyacım olan son şey başıma burada bir bela almaktı. Soluğumu tuttup farkedilmemeyi umarak taş duvarın yanına çöktüm. Eğer dersliklerin olduğu yere dönerse beni farketmemesi olanaksızdı. Böylece yakalanmak çok daha utanç verici olurdu ama sağ duyum avazı çıktığı kadar bağırıyor ve saklanmamı söylüyordu. Neyse ki korktuğum gibi olmadı. Yanımdan geçmek yerine dönüp ormana yöneldi. Döndüğü sırada cüppesinin kenarı kısa bir an için açıldı ve ay ışığı altında belinden sarkan kırmızı kapaklı bir şişeyi ortaya çıkardı. Nefesimi tutup uzaklaşmasını bekledim. O ormanın içine girdikten sonra da beşe kadar saydım ve mümkün olan en hızlı adımlarla eve doğru koşmaya başladım.

Koridorlarda en az dışarısı kadar kasvetliydi. Loş ışığın yeterince aydınlatamadığı duvarlardan garip gölgeler sızmaya başladı. Tuhaf bir şey -içimin buz kesmesine neden olacak kadar soğuk- bacağımı yaladı. Duvarlardan süzülen yoğun bir karanlık etrafımı sarıyor ve beni yutmaya çalışıyor gibiydi. Neler olduğuna durup bakamayacak kadar korkmuştum. Bir an önce kendimi kalabalık bir yere atmak için dur durak vermeden ön bahçeye çıkan açıklığa doğru koşmaya başladım.

Bir şeye -daha doğrusu birine- çarptığımda aklım başımda değildi. Çarpıştığım kişinin Aras olduğunu anlamam bir kaç saniye sürdü. “Mel?” Şaşkın ifadesi yüzümü görür görmez değişti ve endişeli bir hal aldı. “Sen, iyi misin?” Bakışları üzerimde gezindi.

“Ben,” nefesimi toparlamak için dizlerim üzerine eğildim ve bir kez daha istemsizce arkama baktım. “İyiyim.” dedim titrek bir sesle. Hala doğru düzgün nefes alamıyordum. “Bir şey beni takip ediyor sandım.” Ben istemsizce arkama baktığımda o da gözlerini şimdi tamamen zararsız görünen arkadaki koridora çevirdi.

Omzumun üzerinden koridora bakarken kaşları çatıldı. “Kontrol edip dönerim.”

“Hayır.” dedim telaşlı bir şekilde onu yakalayarak. Tek istediğim bir an önce oradan uzaklaşmaktı. Ansızın kendimi çok yorgun hissettim. Sakin bir nefes vererek “Sadece biraz dinlenmek istiyorum. Bugünkü planı es geçebilir miyiz?” diye sordum.

Aras’ın kararsız bakışları üzerimde gezindi. Ardından “Sorun değil,” dedi anlayışlı bir ifadeyle. “Seni odana bırakayım.” Yatakhanelerin olduğu kısma yönelirken derin bir nefes verdim.

Oda girdiğimde Ayris ortalarda yoktu. Yıllarca tek yaşadığımdan yalnız kalmakla hiç bir sorunum yoktu. Hatta çoğu zaman bunu rahatlatıcı bulurdum. Ne var ki bu akşam o zamanlardan değildi. Bir an dönüp uzaklaşmadan önce Aras’a biraz daha kalmasını teklif etmeyi düşündüm. Seve seve kabul edeceğine emindim ama bunun ödlekçe olduğu kadar son derece yersiz kaçacağını farkettiğimden vazgeçtim.

Hala üşüdüğüm için üzerime en kalın kazağımı geçirdim. Kendi kendime korkaklığım için söylenirken kafamı yorganın altına gömdüm. Uykuya dalana dek de çıkarmadım.

***

Ertesi sabah idman sahasının etrafına toplandığımızda akşam olanları neredeyse tamamen unutmuştum. Bambaşka bir stresin etkisi altındaydım. Raporumu turkuaz rengi elbisesinin içerisinde tüm asaleti ile dikilen Jin’e vermek üzere ilerlerken kendimi telkin etmeye çalıştım. Sonuçta gerçekten denemiştim değil mi? Yinede az sonra ilk günden berbat bir iş çıkardığımı cümle alem öğrenecekti. Raporum nereden baksan bir paragraf etmezdi ve yalan dolan bilgilerle doldurup kendimi rezil etme riskini göze alamamıştım. Hiç değilse bu işte tek başıma değildim. Barlas’ın elinde de benimle ilgili bir kaç iyi tahminden başka bir şey yoktu ve o da en az benim kadar çuvallamıştı. Bu düşünce buruk bir şekilde gülümsememe neden oldu.

Jin büyük bir dikkatle raporları toparlayıp incelemeye koyuldu. Tam da tahmin ettiğim gibi Barlas ile benim sunduğum raporların üzerine geldiğinde kaşları hafifçe çatıldı. Ardından kağıtları bir kolunun altına sıkıştırarak yüzünü kalabalığa çevirdi.

“Görüyorum ki bazılarınız bu işi yeterince ciddiye almamış.” dedi hoşnutsuz bir sesle. “Tam olarak neyle karşı karşıya olduğumuzu görmek belki sizi doğru şekilde motive edebilir.” Soğuk bakışları hepimizin üzerimizde gezindi. “Onu buraya getir Oli.”

Getir götür işlerinde Jin’e koşulsuz hizmet eden Oli, kalın kollarına rağmen zar zor taşıdığı bir sandığı hepimizin ortasına bıraktı. Yüzü terden sırılsıklam olmuştu. Hepimiz merakla kapağında tuhaf bir tılsım olan sandığa baktık. Sandık gürültüyle titrerken içinden kulak tırmalayıcı bir çığlık yayıldı. Bir çok kişi gibi ben de bir kaç adım geri çekildim.

“Lubb’un ne olduğunu biliyor musunuz?” dedi Jin kayıtsız bir şekilde.

“Bir çekirdek.” dedi Ovis yüzünü ekşiterek.

“Evet,” dedi Jin kafasını hafifçe sallayarak. “Tam olarak ne olduğunu açıklayabilecek biri var mı?”

“Lubb, karanlık yaratıkların çoğalmak için özünden oluşturdukları çekirdeğe deniyor.” dedi Rüzgar sesinde tiksinti taşıyarak.

“Henüz yetişkin formuna ulaşmadığından dünyevi maddelere temas edemez. Dolayısıyla bir karanlık yaratık gibi zarar veremez ama bu işi neden ciddiye almanız gerektiğine dair çok değerli bir ders verebilir. Bu yüzden en kötü puanı alan çiftimiz bizim için sandığı açacak.”

Jin’in gözleri yanımdaki sarışın kıza kayarken bir an için parladı. “Tabii, önce birinci çifti kutlamak istiyorum. Ovis ve Rüzgar, ikiniz bu akşam özellikli bölümde bizimle birlikte yemek yiyeceksiniz.”

Daha bakmadan Ayris’in bundan hiç hoşnut olmadığını biliyordum. Arkamdan gelen kısık sesli tanıdık bir homurtu sinirlerimin kısa bir an için yatışmasına neden oldu. Ancak az sonra Jin’in bakışları bana kayınca istemsizce yutkundum. “Başlamadan önce Barlas ile Melisa yanıma gelir misiniz?”

Ayris güven vermek istercesine arkadan omzuma dokundu. İsteksizce Jin’e ilerlerken göz temasından mümkün olduğunca kaçınmaya gayret ettim. Belki de bu sebeple benimle değil doğrudan Barlas’la konuşmaya başladı. “Açıkçası Melisa’nın acemiliğini ve senin grup çalışmasına karşı tutumunu göz önüne alırsak ikinizle ilgili şüphelerim vardı ancak bunun çok doğru bir eşleşme olduğunu görüyorum.”

Duyduklarıma inanamayarak doğrudan Jin’e baktım. Hayır dalga geçmiyordu. Son derece ciddiydi.

“Bu kadar kısa zamanda yalnızca birinizi içerse bile böyle detaylı bir rapor hazırlamanızdan etiklenmediğimi söylesem yalan olur.” Bakışları Barlas’tan bana kaydı. “Eğer ikinizi de içerseydi birinciliği size verebilirdim.”

Barlas tepkisiz bir yüzle Jin’i izliyordu. Bense apaçık bir şaşkınlıkla Jin’in elindeki raporlara bakıyordum. Hakkımda ne yazmış olabilirdi ki? “Öyleyse,” dedi Jin ilgisini bizden yitirirken “Aras ve Eylül, sandığı açmak üzere öne gelir misiniz?”

Eylül’ün yüzü anında bembeyaz kesildi. Aras da ondan farklı görünmüyordu. Yerime geri döndüğümde Ayris kulağıma doğru eğildi.

“O raporla nasıl yırtabildin?”

“İnan bana ben de bunu merak ediyorum.” dedim gözlerimi Barlas’tan ayırmadan.

“Her şeyi uydurmuş olmalı.”

Ayris kafasını iki yana salladı. “İnan bana bir baş rahibeyi kandırmak düşündüğün kadar kolay değil.”

Gözlerim yeniden Jin’in elindeki kağıtlara kayarken içimi tuhaf bir merak doldurdu. Bana yalnızca tek bir soru sormuştu ve bu sorunun raporda olmadığından adım gibi emindim. Ölmekten korkuyor musun? Bakışlarım yeniden Barlas’a kaydığında ne düşündüğümü anlamış gibi dudaklarına ukala bir gülümseme yerleşti. Bu kadar öfkelenmemeliydim. Sonuçta bu işte ortaktık ama aramızdaki bu tuhaf savaşı -ya da meydan okuma mı demeli, her neyse- kaybetmiştim ve bunun bal gibi farkındaydı. İstemsizce yumruğumu sıktım.

Sandıktan gelen tuhaf ve ürkütücü çığlıkla hepimizin dikkati şimdi adım adım ortaya ilerleyen Aras’a kaydı. Kalabalık dikkat kesilmiş ve nefesini tutmuş bir şekilde olacakları izliyordu. Ayris beni buraya getirmelerinden önce bir karanlık yaratık tarafından saldırıya uğradığımı iddia ediyordu ama aslında o günle ilgili hiç bir şey hatırlamıyordum. O yüzden aslen buradaki bir çok kişi gibi ben de merak içindeydim.

Eylül Aras’ın bir adım gerisinde durup gergince beklemeye başladı.
“Henüz karanlık bir yaratığa dönüşmediğinden size temas edemez.” dedi Jin güven vermek istercesine.

Aras sandığın kapağındaki tılsımı yerinden oynatırken hepimiz mutlak bir sessizliğe büründük. Sanki yaratık dışarı çıkacağını anlamış gibi bir an için ses çıkarmayı ve direnmeyi bıraktı. Ardından sandığın kapağından siyah bir gölge sızmaya başladı. Bana ne olduğunu bilmiyorum ama omurgamdan bir elektriklenme yükseldi ve çevremdeki ısı sanki bir anda düşmeye başladı. Aras ve Eylül kalabalığa doğru geri çekildiler. Kapaktan sızan siyah gölge giderek toparlanmaya ve yükselmeye başladı. Nefesimi tutmuş bir şekilde sandıktan tamamen kurtulmasını izledim. Önce farklı yönlere dalgalanan tuhaf kıvrımlar oluştu. Neredeyse tamamen dışarı çıktığında ise şekilsiz vücudundan dört bir yana uzanan ve dalgalanan uzuvlara bakmak dışında bir şey yapamadım. Daha önce hiç bu kadar rahatsız edici bir şey görmemiştim ve düpedüz dehşete kapıldım. Herkes bir kaç adım daha geri çekildi. Ayak bileğimdeki mühür tuhaf şekilde sızlıyordu.

Sanki nerede olduğunu anlamaya çalışıyormuş gibi bir süre daha havada asılı kaldı. Sonra sanki bir kaynağa çekiliyormuş gibi bana doğru süzülmeye başladı. Kaçmam gerektiğini biliyordum. Ancak ayaklarım bana itaat etmiyordu. Bir kaç saniye içinde gece olmuş gibi her şey karardı. Buz gibi bir suya girmişcesine irkildim. Nefesim kesildi ve ne kadar çabalasam da havaya ulaşamadım. Sanki boğuluyordum. Ayak bileğimdeki acı dayanılmaz hale gelmişti. Çevremden boğuk sesler duyuyordum ama hiç biri kulaklarımda çınlayan çığlıktan yüksek değildi. Ben mi bağırıyorum? Sesler anlamını yitirmişti. Anlamsız konuşmalar arasında Jin’in telaşlı sesini işittim. “Çıkarın onu.”

Hala bilincimin yerinde olduğunu sert bir şeyin enseme inmesiyle anladım. Bir şey, daha doğrusu bir el beni tuttuğu gibi çekip geriye fırlattı. Acı içinde yere kapaklandım ve ciğerlerim yeniden dolan havayla yanmaya başladı. Işık sanki yeniden doğmuş gibi parladı ve boğuk nefesler arasında neler olduğunu görmek için kafamı kaldırdım.

Barlas bir adım önümde onu geçmeye çalışan gölgeye durmaksızın elinde tuttuğu bıçakla darbeler savuruyordu. Her darbe sonrası yaratıktan tuhaf çığlıklar yayılıyor ve bıçağa garip mavi bir sıvı bulaşıyordu. Az sonra insanlar bana ulaştı ve kollarımdan çekerek beni apar topar binaya taşımaya başladılar. Bir kaç kişinin daha Barlas’a yardım etmek üzere koştuğunu gördüm. Sonra her şey yavaşça karardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.