Kırılma

Vaveyla Yazarı: lemonkoli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: Kırılma

Odanın kapısını sertçe kapattığımda iki güzel şey oldu. Bir tanesi -buna gerçekten güzel bir olay denebilirse- bataklıktan bu yana rahatsızlık veren mührüm sakinleşmişti ve kendimi az önce olduğu kadar berbat hissetmiyordum. Gurur hayal kırıklığını alıp götürmüş yerine dizginlenemez bir öfke bırakmıştı. Benimle eşleşmek istemiyorsa keyfi bilir. Bundan sonra ben de ona hakettiği gibi davranacaktım. İkincisi ve daha önemlisi ise Ayris odaya dönmüştü.

Işığı açmadan Ayris’in kıvrılıp uzandığı yatağa doğru ilerledim. Eğer uyuyorsa onu rahatsız etmeyecektim ama o sırada omuzlarının hafifçe titrediğini gördüm. Adımlarım bir an için havada dondu. İçimi büsbütün bir endişe kaplarken usulca yatağına oturdum.

“Ayris?”

Kafasını kaldırıp şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.

“Ağladın mı?” dedim üzerindeki örtüyü elimle çekiştirerek..

Bakışlarını kaçırdı ama pencereden dolan ay ışığı yüzünü görmem için yeterliydi. Kesinlikle ağlamıştı. Odaksız bakışları benimle buluştuğunda burnunu çekerek yatakta doğruldu.

“Neredeydin?”

Neşesiz bir şekilde güldüm. “Bunu benim sana sormam gerek. Odaya dönmeyince seni aramaya çıktım.”

“Ah.” dedi bakışlarını kaçırarak. “Üzgünüm. Kafamı dağıtmak için biraz yürüdüm.”

Aramızda bir sessizlik oldu. “O kadar kötü müydü?” diye sordum anlatması için onu teşvik ederek.

“Gölete Ovis’le birlikte geldi.” dedi. Elindeki peçeteyi komidinin üzerindeki yığınına eklemek için eğildi.

“Ne yaptı dedin?” Sesim şaşkınlıktan çatladı.

“Boş ümitlere kapılmamı istememiş.”

Onu daha önce hiç üzgün görmemiştim. Neredeyse her zaman -sinirlerime dokunacak şekilde- enerjik ve fazlasıyla… iyimserdi. Ne söyleyeceğimi kestiremediğimden bir süre sessiz kaldım. Odayı Ayris’in burun çekişleri ve köşedeki paslı saatten gelen yelkovanın tempolu sesi doldurmuştu.

“Senin gecen nasıldı?” diye sordu. “Geri döndüğümde çoktan gitmiştiniz.”

Nereden başlayacağımı bilemediğimden derin bir nefes aldım. “Berbattı.” dedim sonunda bunun en iyi özeti geçeceğini düşünerek.

Kızarık gözleri bana kaydığında ilgisini çekmiştim. “Neler kaçırdığını bilmiyorsun tarzında bir berbatlık mı yoksa iç sıkıntısı bizi öldürdü berbatlığı mı?”

Kendimi yaptığı benzetmeye gülmekten alıkoyamadım. “Senin gecenle yarışır tarzda.” Yataktan kalkıp banyoya yöneldim. “Bekle beni.” dedim üzerinde bıraktığım etkinin tamamen farkında olarak. Bunun onu kendine getireceğini biliyordum. Ayris üzerindeki örtüyü kenara atarken hareketlenmişti bile. “Çabuk buraya gel.” dedi arkamdan otoriter bir sesle. “Böyle bir şeyi söyleyip kaçamazsın.”

Banyoya girdiğimde gülümsüyordum. “Üzerimdeki çamurlardan kurtulup geliyorum. Neler olduğuna inanamayacaksın.”

Ona gecenin detaylı bir özetini geçerken Ayris olanlara inanamamış görünüyordu. “Mel Kimera’lar kurbanlarını büyüleyip elleriyle boğarlar.” dedi ellerini ağzının üstüne kapatarak. Son kelimeleri neredeyse fısıldamıştı.

Şu an istediğim en son şey cadının tırnaklarını düşünmekti.

“Barlas bataklığına girdiğim için öfkelendiğini söyledi.”

“İtiraf ettiği şu sapık takipçiliği bir yana bırakırsak orada olması büyük şans.” dedi neredeyse tek nefeste.

Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Beni takip etmesinin altında yatan şeyin ima ettiği gibi bir sebebi olmadığına emindim. En azından bu geceden sonra.

“Üzgünüm.” dedi suçluluk dolu bir yüzle. “Başını belaya sokmak istememiştim.”

“Kaybolmam senin suçun değil. O kadar uzaklaşmamam gerekirdi.”

Gözlerim istemsizce pencerenin arkasında uzanan ormana kaydı. Oraya uzun bir süre daha adım atmayı düşünmüyordum.

Ayris huzursuzca yerinde kıpırdanırken bir anda büyüyen gözlerini benimkilere dikti. Aklına gelen yeni bir düşünceyle heyecanlanmış gibiydi. “Yani ona eşleşmeyi teklif ettiğine göre gerçekten ondan hoşlanıyorsun?”

İçten içe bunun doğru olmamasını diliyordum ama bir yanım -onu tuhaf şekilde çekici bulan yanım- bununla yüzleşmem gerektiğini biliyordu. “Öyleyse bile ne farkeder?” dedim sesimdeki hayal kırıklığını kendim de işiterek. “Benimle ilgilenmediğini açıkça gösterdi.”

“Seninle gurur duyuyorum.” dedi ansızın. Şişmiş gözleri gururla aydınlanmıştı. “Hislerini göstermekten korkan şu kararsız tiplerden olduğunu sanmıştım.”

“Bunun beni mutlu mu etmesi gerek?” Huysuzluğum kıkırdamasına neden oldu.

“Eh, elindekiyle idare etmeyi bileceksin.”

Bunu yalnızca bana değil kendisi için de söylemişti. Birbirimize uzun acınaklı bir bakış attık.

“Hadi yatalım da şu lanetli gün artık bitsin.” dedi ardından.

Saate takılan gözlerim güneşin doğmak üzere olduğunu gösteriyordu. İtiraz etmeden kendi yatağıma yöneldim.

“Mel,” dedi ben yatağımın içine yerleşirken. Devam etmeyince kafamı ona çevirdim.

Bakışlarını ellerine çevirmişti. Karanlıktan dolayı yüzünü net seçemiyordum. “Teşekkür ederim.” dedi az sonra boğuk bir sesle.

“Ne için?”

“Peşimden geldiğin için.”

Ona cevap vermedim. Benimle ilgili bir konuda tamamen haklıydı. Hislerimi göstermek konusunda hiç bir zaman istekli olmamıştım. Bu değişim bir bakıma onunla birlikte başlamıştı. Tüm olanlara rağmen kendimi o kadar da berbat hissetmememin sebebi de bu olmalıydı. Artık yalnız değildim. Kolumu yastığımın altına alıp uyumak üzereyken kendi kendime gülümsedim.

Bir çığlık yatağımdan beni sıçratmadan önce en fazla iki -yada üç?- saat uyumuştum. Yataktan sıçradığımda başka bir çığlık bulanık zihnimden içeriye sızdı. Ölüyor muyum? Kalbim göğüs kafesime kontrolsüzce çarpıyordu. Gözlerimi kırpıştırıp neler olduğunu anlamaya çalışarak etrafıma bakındım.

Bir çığlık daha. Ses korkunç bir şekilde yakından geldiği için doğrudan ona döndüm.

Ayris ellerini yüzüne bastırmış kontrolsüz bir şekilde çırpınıyordu. Sanki bir nöbetin eşiğinde gibi tüm uzuvları bir gevşeyip bir kasılıyordu. Koşup ellerini yakalamaya çalıştım ama acı içinde kıvranıp yatakta bir top haline geldi.

“Ayris!” dedim nefes nefese. Kollarını tutmaya çalıştım ama yüzünden çekmeden yeniden yatakta kıvrıldı.

Bir yandan bağırıyor, bir yandan deli gibi ağlıyordu. “Durdur şunu.” diye yalvarmaya başladı. İyiden iyiye paniklemiştim.” Ayris!” diye bağırdım yeniden sesimin ona ulaşmasını umarak. “Beni duyuyor musun?”

Sadece haykırdı. Ellerini yüzünden çektiğinde tırnaklarının yanaklarında bıraktığı çizikleri gördüm. Kontrolsüzce ağlıyor ve durması için yalvarıyordu. Onu zapdetemeyeceğimi anladığımda ne yaptığımı bilemez halde odada kullanabileceğim bir şey var mı diye bakındım. Düpedüz paniğe kapılmıştım. Yardım çağırmak ancak o zaman aklıma geldi.

Kapıya koşup avazım çıktığı kadar bağırdım. “Biri yardım etsin!”

İçeriye hemen yan odamızda kalan Eylül ve esmer bir Aliva girdi. Ayris’in kollarını ve ayaklarını tutmaya çalışırken arkamdan tanıdık bir ses işittim.

“Doktoru çağırın.” dedi Jin, içeriye üzerindeki uzun bir sabahlıkla dalarak. İki adımda yanımıza geldi. Odanın kapısında daha fazla kişi toplanmıştı.

“Ne oldu?” diye sordu gözleri bana sabitlenirken.

“Biz… uyuyorduk.” dedim kelimeleri toparlamak için büyük bir çaba harcayarak. “Bir anda çığlık atmaya başladı.”

Az sonra odanın kapısında doktor belirdi. “Odayı boşaltın.” dedi ve doğrudan elini Ayris’in alnına koydu. Jin’in keskin bakışları altında kızlar odadan bir bir ayrılırken yerimden bir santim bile oynamadım. Doktor Ayris’in başını sıkı sıkı tutuyor, bir yandan da anlamadığım bir dilin sözlerini fısıldıyordu. Az sonra hayretle Ayris’in ağlamalarının ve çırpınmasının azaldığını gördüm. Doktor cebinden çıkardığı bir sıvıyı Ayris’in dudaklarının arasından boşaltırken vücudu tamamıyla hareketsizleşti.

“Ona ne oluyor?” diye sordum kolunu tutarak. “Ona ne içiriyorsun?”

Bana dönüp bakmadı. Ayris’in tüm şişeyi içmesini sağladıktan sonra yalnızca vücudunu incelemeye başladı.

Bana cevap vermesi için omzuna uzandığım sırada onu gördüm. Ayris’in göğüs kafesinin hemen altındaki işlemeli bi dantel gibi uzanan mühür göz acıtacak bir parlaklıkta yanıyordu.

Pijamanın kıvrılmış kenarını bırakan doktor ayağa kalktı.

“İncelemek için onu revire götürmeliyim.” dedi yalnızca.

“Ne zaman kendine gelir?” diye sordu Jin duygusuz bir sesle. Bu halde kendine gelmesi mümkünmüş gibi. Ona tüm bu olanların sorumlusu oymuş gibi gözlerimi dikerek baktım. “Tek önemsediğin bu mu?” diye sordum. Ne düşüneceği ya da ne söyleyeceği umrumda bile değildi.

Donuk yeşil bakışlarını bana çevirdi. “Arkadaşını gerçekten önemsiyorsan bir an önce kendine gelmesi için dua etsen iyi olur. Mührü aktifleştiğine göre onu kırmaktan başka şansı kalmadı.”

Gözlerim yeniden Ayris’in hala yanmakta olan işaretine kayarken ellerim kontrolsüzce titriyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.