Taş Ev

Vaveyla Yazarı: lemonkoli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: Taş Ev

Jin tepesinde topladığı topuzdan kurtulmuş bir tutam turuncu saçı kulağının arkasına sıkıştırırken, duyduğu şeye inanamayarak bir daha sordu.

"Kaç dedin sen?"

"Beş adet yemin ederim. Hepsini kendim saydım." Kır saçlı ve orta yaşlı bir adam olan doktor, kütüphane rafının kilitli alt kapağına doğru uzandı. Yaklaşan yıldönümlerinde eşiyle birlikte içmek için uzun zamandır açmaya direndiği pahalı viskinin kapağını çevirdi. Şu anda buna gerçekten ihtiyacı vardı. Az önce yeni Aliva'nın muayenesinden çıkmıştı ve raporu baş rahibeye bizzat sunmak istemişti.

"Bu nasıl olur?" dedi Jin hala inanmakta zorluk çekiyordu. "Bu...çok fazla. Daha önce hiç böyle bir şey olmadı."

"Biliyorum." dedi doktor derin bir nefes vererek. "Açıkcası beklediğimden zayıf ve korkmuş durumda. Üç tanesine bile dayanabileceğinden şüpheliyim."

"Ona bir şey söyledin mi?"

Kafasını hayır anlamında salladı doktor. "Bilmiyorsa bile yakında öğreneceğinden eminim. Zamanının çoğunu Ayris'le geçiriyor."

İçinden karışık duygular geçti rahibenin. Tüm Aliva'lar güçlerine kavuşmak için mühürlerini çözmek zorundaydılar. En fazla bir, bilemedin iki tane olurdu ve bu bile oldukça acılı bir süreçti. Jin ona başrahibelik ünvanını kazandıran güçlerine sıra dışı üç mühür sayesinde ulaşmıştı. Kalbine tatsız bir kıskançlık sızdı. Beş mühür... Ne büyük bir güç. Ama hayır, bu kimsenin dayanabileceği bir şey değil. Kızı kıskanamayacak kadar acıyordu ona.

"Yaraları ne durumda?" diye sordu konuyu başka bir tarafa çekerek.

"Önemsiz sıyrıklar. Eğer saldıran karanlık bir yaratıksa gerçekten şanslıymış." dedi doktor bir bardak da Jin için çıkarırken.

"Saldırıların sayısı her geçen gün artıyor." dedi Jin tatsız bir sesle. "Artık ölümlülerin dünyasında tek başımıza gezinemiyoruz bile."

Doktor hafifçe başını salladı. "Bunlar iyi günlerimiz olabilir. Savaşçılara kıyasla yaratıklar her geçen gün daha fazla artıyor. Yakın zamanda bir şeyler yapmamız gerekecek."

"Bu nedenle Aliva'lar ile savaşçıların bir arada eğitilmesini teklif edeceğim. Onları eğitim sonuna kadar ayrı tutmak yalnızca süreci uzatıyor. Ne kadar çabuk kaynaşırlarsa o kadar kolay hazır olurlar."

"Bu yüzden mi o ikisini birlikte yolladın?" diye sordu doktor. "Abisinin, neydi adı? Aras mı? Görür görmez ona bağlılık yemin ettiğini duydum."

"Ben yalnızca Ayris'i yolladım." Jin'in gözleri keyifle parladı. "Bir savaşçının kardeşine eşlik etmesinden de ben sorumlu tutulamam değil mi?"

Söylediklerinin arkasında daha fazlası olduğunu biliyordu doktor ama ısrar etmedi. Savaşçıların lideri Terek inatçı bir adamdı ve kontrolün kendinde olmasını severdi. "Terek'in bundan haberi var mı?" dedi sonunda.

"Ah sakin ol," dedi Jin bir elini havaya sallayarak, "Gençlerin ne denli fevri olabildiklerini biliyorsun. Hem mühürleri çözülmeyen hiç bir rahibeyle gerçek anlamda bağlanamazlar."
“Yine de Aliva reddetmediği sürece ondan uzun süre ayrı kalamaz.” dedi doktor, Jin’in ne düşündüğünü anlamak için bakışlarını ona çevirirken. “Bu Terek’in hoşuna gitmeyecek.”
Jin yalnızca gülümsedi. “Bana istediğimi verecek. Ona geri çeviremeyeceği bir teklifte bulunacağım.”
Tabii ki diye düşündü doktor. Jin’in üçüncü mührü ona sıradışı bir görü yeteneği kazandırmıştı ve tedirgin edici yeşil gözleri ile insanların derin ve gizli arzularını görebiliyordu. Bu bile Jin ile karşı karşıya gelmek istememesine yeterdi. İstemsizce Terek gibi yüzeysel bir adamın neyi arzuladığını merak etti. Beki de bilmemek daya iyidi. Elindeki boş bardağı ikinci kez doldururken neyse ki dedi kendi kendine, son zamanlardaki tek ve en derin arzusu önündeki şişeyi huzur içinde bitirebilmekti.
Jin elindeki bardağı masaya bıraktı ve çıkmak üzere ofistin kapısına yöneldi. Çıkmadan önce omzunun üzerinden doktora döndü. “Şu yeni Aliva’nın, adı ne demiştin?”
“Melisa,” dedi doktor. “Melisa Erel.”
***
“Mel!” diye seslendi Ayris, kulaklarımda çınlayan gürültülü bir sesle. Benden yaklaşık on adım ileride olmasına rağmen yanıma gelmeyi bekleyememişti. “Ne var?” diye cevapladım ters ters. Ele avuca sığmamanın vücut bulmuş bir hali varsa o kesinlikle Ayris’ti.
“Hala akşam için mi gerginsin?” diye sordu yanıma keyifle yerleşirken. Sıkıntıyla içimi çektim. Ayin. Baş rahibe ay tanrıçası Luna’ya minnetini -ve yeni hizmetkar olarak beni-sunacaktı.
“Ne yapıldığını da söylemiyorsun ki!”
"Merak ettiğin oysa kimseyi kesmiyoruz." dedi tüm dişlerini gösteren bir sırıtışla.
“Ha ha, çok rahatladım doğrusu!”
Gözlerimi tepemde cazırdayan ve her geçen saniye beni daha da sinirlendiren güneşten masanın üzerine bıraktığı bir sürü garip malzemeyi birbirine katan Ayris’e kaydırdım. Bu çevremdeki insanların garip dövmelerine -Ayris her defasında beni mühür diyerek düzeltiyordu- odaklanmamam için güzel bir yoldu.
“Bunlar da ne?”
Ayris bana uzaylıymışım gibi baktı. Teknik olarak burası için öyle de sayılabilirdim. “Daha önce hiç makyaj da mı yapmadın sen?” Abartılı bir şekilde gözlerini devirdikten sonra parlatıcı olduğunu düşündüğüm ufak bir kutunun içine kırmızı bir sıvıyı boşalttı.
Bir tanesini elime alıp inceledim. Parlak mavi rengi dışında ne olduğunu belli eden hiç bir etiket yoktu. “Benim dünyamda hiç değilse ne oldukları üzerinde yazıyor. Ne yapıyorsun iksir mi?”
Alayıma aldırmadan bana genişçe sırıttı. “Onları mükemmelleştiriyorum,” Şuna bir bak diyerek önündeki kahverengi ufak kutuyu hevesle elime tutuşturdu. “Eskiden alalade soluk bir rujdu, şimdi ise çok daha kalıcı ve parlak. Akşam için bir dene. Bana teşekkür edeceksin.”
“Bilemiyorum Ayris,” dedim çatılmış kaşlarla. “Dudaklarımın kullanılamaz duruma gelmesini istemem.”
Bana alınmış gözlerle baktı. “İyi,” dedi yeniden önündeki malzemelere dönerken. “Savaşçılar geldiğinde o soluk yüzünü sorumlusu ben olmayacağım.”
“Savaşçılar mı?” dedim şaşkınlıkla.
“Elbette.” dedi ve meraklı gözlerle bahçeyi taradı. “Aslına bakarsan Aras’ın çoktan burada olması gerekirdi.”
Aras bizi Aliva’ların kaldığı bu ufak taş eve bıraktıktan hemen sonra apar topar ayrılmıştı. O sabah söylediklerini hatırladığımda içimden karışık duygular geçti. “Beni,” dedim. “Ne olursa olsun koruyacağını söylerken ciddi miydi?”
“Eğer kabul edersen.” dedi Ayris omzunu silkerek. “Bu onların olayı. Bir rahibeye sadakat yemini etmeleri gerekiyor. Tabi bunun için eğitimi tamamlamayı beklemeliydi ama yemin yemindir.”
“Peki ya kabul etmezsem?”
“Bu sana kalmış.” dedi Ayris bakışlarını ne düşündüğümü anlamak için bana çevirmişti. “Yine de deneyebilir ama nerede olduğunu ya da tehlikede olup olmadığını hissedemez. Bu da ihtiyaç anında işleri zorlaştırabilir.” dedi bilmiş bir şekilde.
“Nasıl yani? Kabul edersem bunları bilecek mi?” Şaşkınlıktan ağzım açık kalmıştı.
“Tam bir rahibe olursan evet. Bunun için şu hatrı sayılır sayıdaki mühürlerinden kurtulmalısın.” Gözleri endişeyle üzerimde gezindi. “Öyle bile olsa bir gün onu hizmetinden azad edebilirsin.”
Tamam. Bu… garipti.
“Öyleyse bu çok kolay bir karar değil.” dedim neredeyse kendi kendime.
“Eninde sonunda bir savaşçıya ihtiyacın olacak. Tüm rahibelerin bir savaşçısı olmalı. Tek başına dolaşmak özellikle şu sıralar daha da tehlikeli.” Düşünceli bir şekilde kafasını yeniden malzemelere çevirdi.
Gözlerim ayak bileğimin hemen üzerindeki zarif mühürde gezindi. Ayris mühürlerin rahibelere özgü yetenekleri işaret ettiğini söylemişti. Onlardan kurtulmak için sırlarını keşfetmek gerekiyordu ve anladığım kadarıyla bu pek kolay bir süreç değildi. Üstelik her bir mühür bir öncekinden daha zorlu oluyordu. Ayris’in biri bileğinde ve diğeri göğüs kafesinde olmak üzere iki adet mührü vardı. Bense yüzüm ve sol ayak bileğimde birer tane küçük; omzum, sırtım ve kalçama uzanan sağ yan kısımda ise daha büyük birer taneyle işaretlenmiştim. Buraya ilk geldiğim gün beni muayene eden doktorun yüzünün aldığı şekle bakılırsa bu durum pek hayra alamet sayılmazdı. Ayris’e bundan pek bahsetmemiştim ama ben onları garip bir şekilde güzel buluyordum.
Güzel ve korkutucu.
Yeniden konuştuğunda sözlediği şey düşüncelerden sıyrılmama neden oldu. “Açıkcası ben çoktan savaşçımı buldum.” derken sesi çok daha neşeliydi.
“Öyle mi?” dedim pek de masum olmayan gülümsemesine ister istemez eşlik ederek.
“Evet,” dedi. “Akşam sana onu gösteririm.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.