5. bölüm / 16
ALİVA SERİSİ: MÜHÜREşleşme
Bölümler 16Şu an: Eşleşme
- 1 Giriş1.433 kelime
- 2 Mühür984 kelime
- 3 Taş Ev1.113 kelime
- 4 Ayin1.665 kelime
- 5 Eşleşme1.390 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Ortak1.111 kelime
- 7 Avcı1.848 kelime
- 8 Çekirdek1.685 kelime
- 9 Yem1.311 kelime
- 10 Yüzleşme1.806 kelime
- 11 Planlar1.267 kelime
- 12 Bataklık2.138 kelime
- 13 Teklif1.172 kelime
- 14 Kırılma1.094 kelime
- 15 Öngörü1.552 kelime
- 16 Haber1.155 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O sabah taş evin ikinci katındaki ön avluya bakan geniş kavisli, kalın vitray döşemeli üst kat penceresinde heyecanlı bir bekleyiş vardı. Ona yakın genç kız, eşit aralıklarla bölünmüş pencerelerden gizlice kafalarını uzatıp, hemen aşağıdaki sıra sıra dizilmiş savaşçıları süzerek kendi aralarında gülüştüler.
Jin savaşçılar için taş evin arka ormana bakan eski bölümünü boşalttırmış, eski eşyaları depodaki kullanılabilecek onlarla değiştirtmişti ve herkes -buna yalnızca bir kaç saat uyuyabilmiş ben de dahildim- bu hengameden nasibini almıştı.
Kendimi kontrol edemeyerek, bir elimle ağzımı kapatmaya çalışırken, ihtiyaç dolu bir sesle esnedim.
Ayris yargılayıcı gözlerini bana çevirdi. “Bazen aslında çok daha yaşlıymışsın da on yedi yaşında birinin bedenini ele geçirmişsin gibi geliyor.” dedi.
“Ne var?” dedim kendimi savunma iç güdüsüyle. “Doğru düzgün uyuyamadım.” Gözlerim kısa bir süre için parlak yüzünde ve çoktan nemlendirilmiş dudaklarında gezindi. “Hem sen nasıl bu kadar iyi görünebiliyorsun?” Sanki kuşluk vaktinde uyandırılmış olan bir tek bendim.
Bana sinsi bir gülümseme gönderdi. “İşin özü her zaman hazırlıklı olmakta.” Elini küçük çantasına atıp karıştırdı. Bu sefer bana uzattığı nemlendiriciyi sorgulamadan aldım.
Koridorun sonunda kalan pencerelere ulaştığımızda Ayris’in yanından bahçeye doğru kafamı uzattım. Jin saçının rüzgarda savrulan bir tutamını sağ eliyle yakaladı ve kulağının arkasına götürdü. Keyfi yerindeydi. Bize arkası dönük duran Terek ile konuşuyordu.
Ne aradığımı bilmeden gözlerim grubu taradığında onu bulmam zor olmadı. Bir nevi uykusuz kalmamın sebebiydi. O ve tuhaf yeşil gözleri… İfadesiz bir yüzle Jin’i izliyordu. Şu an törendeki gibi gergin görünmüyordu. Bir eli omzuna asılı duran çantanın kayışını kavramıştı. Az sonra sıkılmış gibi ağırlığını diğer ayağına verdi. Gözleri yavaşça olduğumuz yere doğru yükselirken, içgüdüsel bir şekilde pencereden çekildim.
“Hepsi oraya nasıl sığacak?” dedi Ayris’in diğer yanındaki esmer tenli bir kız. Taş ev bir kaç bölümden oluşan eski bir yapıydı. Savaşçılar için kullanılmayan eski bölüm işler hale getirilmişti ancak oda sayısı yeterli gelmediği için çoğuna ikişer yatak kondurulmuştu. Ayris’le ben de bir çok Aliva gibi oda arkadaşlığına terfi etmiştik. Aslında oda arkadaşım olduğu için minnettardım. Karakterlerimizin zıtlığına rağmen onun yanında oldukça rahat hissediyordum.
“Aralarından birini oda arkadaşı olarak alabilirim.” dedi sarışın bir kız.
“Sıranı bekle.” dedi Ayris, keyifli bir sesle.
“Gerçekten de bundan sonra eğitimleri birlikte mi alacağız?” dedi esmer olan.
“Jin’in aklından ne geçiyor kim bilir?” dedi sarışın omzunu silkerek. “Yakınlardayken şu arzularınızı dizginleyin de hepimizi tek ayak üstüne dikmesin.”
Ah. Evet, Jin’in şu garip arzu yeteneği… Ayris yalnızca çok kuvvetli olursa sezebileceğini söylemişti ama sınırlarının ne olduğunu kim bilirdi? Ne olacaklarını bilmememe rağmen kendi yeteneklerimin bu kadar tuhaf olmamasını diledim aniden. Kim bu derece istilacı bir yetenekle mutlu olabilirdi ki? Gerçi Jin halinden oldukça memnundu. Gözlerim yeniden grubun olduğu yere kaydı. Bu sefer Terek’in bir kaç kişi gerisindeki Aras’ı farkettim. Gözleriyle etrafı tarıyor, bir yandan da ritim tutar gibi ayağının ucunu toprağa vuruyordu. Onun çocuksu, sabırsız görüntüsü gülümsememe neden oldu.
Az sonra Terek’in peşinden sıra halinde içeri yöneldiler. Biz de hiç değilse öğle yemeğine kadar odalarımıza çekildik.
Öğle yemeği sakin geçti. Savaşçıların çoğu henüz yerleşemediği için yemeğe katılmamıştı. Uzun sıralar atılmış büyük salonda, son bir haftadır alışık olduğum şekilde Ayris’in yanına oturdum ve kimin yaptığını bilmediğim lezzetli bir yahniyi bir kaç lokmada götürdüm.
Etrafım artık yüzlerine aşina olduğum Aliva’larla doluydu. Aslında hepimiz biraz gergindik. Az sonra tanışma toplantısı yapılacak ve eğitimler için gruplara ayrılacaktık. Bunun üzerinde konuşmadan biraz daha oyalandık. Sonunda ertelemek mümkün olmadığında ön bahçedeki eğitimlerin yapıldığı alana doğru yola koyulduk.
Bahçeden çıkar çıkmaz gözüm diğerlerinden daha ayrı duran erkek grubuna kaydı. Rüzgar kumral uzun saçlarını bir tokayla tutturmuştu. Elleri konuşurken devamlı hareket ediyor, her ne anlatıyorsa kendini buna kaptırmış görünüyordu. Daha kısa boylu ve kilolu olanın arkası dönüktü. Hemen yanlarında dikilen üçüncü kişi ise keskin yüz hatları ve dağınık siyah saçları ile içimi tuhaf bir rahatsızlığın sarmasına sebep olan Barlas’tan başkası değildi. Ellerini göğsünün önünde kavuşturmuştu ve eğitim alanını bahçeden ayıran alçak bir duvara yarı oturur biçimde yaslanmıştı. Gözleri yerdeydi. Kendi kendime çekineceğim bir şey olmadığını hatırlatmam gerekti.
Sırtımı dikleştirmiştim ki “Mel!” sesiyle yerimden sıçradım. Kimin seslendiğini anlamak için etrafıma bakındım. Onca kişi arasından gözlerim Barlas’ınkilerle buluştu. Buna şaşırmamam gerekirdi çünkü ona dosdoğru bakan bendim. Bu kadar dikkatli bakıyor olmasa başka bir şeye bakıyor diye düşünebilirdim ama hayır o da doğrudan bana bakıyordu. Kafanı çevir Melisa! İç sesim bağırıyordu ama duyan kim? Adımı tekrar işitmemle birlikte refleks olarak arkamdan gelen sese döndüm. Aras binadan çıkmış, bahçenin yarısını katetmiş, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle yanımıza ulaşmıştı. Üzerindeki kıyafetleri koşudan çıkmış gibi dağılmıştı.
“Çoktan başlamıştır diyordum.” Aras nefes nefese kalmış bir halde gözleriyle etrafı taradı.
“Nerede kaldın?” diye sordu Ayris. Gözleri Aras’ın yakası kaymış gömleğine takıldı. “Yemekte de yoktun.”
“Odayı paylaştığım çocukla yatak seçme konusunda anlaşamadık.” dedi. Bir yandan da kıyafetlerini düzeltti.
“İlk günden kavga mı ettiniz?” dedi Ayris şaşkınlıkla.
“Ufak bir çekişme yaşandı diyebiliriz.” dedi önemsizmiş gibi omzunu silkerek.
“Kim kazandı?” diye sordum gülmeme engel olamadan.
“Bunu sorman büyük kabalık biliyorsun değil mi?” Durdu. “Pencere kenarını oldum olası daha fazla sevmişimdir.” dedi ardından kocaman bir gülümsemeyle.
Jin ellerini birbirine vurarak dikkatimizi kendine çekti. “Herkes buraya toplansın. Aliva’lar şuraya ve savaşçılar, evet siz de şuraya” dedi, bir yandan eliyle işaret ederken bir yandan da gözleriyle kalabalığı tarıyordu. Elinde bir tomar sayfa vardı. Hepimiz Jin’in iki yanında ipe dizilmiş boncuk gibi sıralandık.
“Biliyorsunuz ki bir Aliva ile bir savaşçının eşleşmesi savaş sırasında iki tarafa da büyük avantajlar sağlar. Bu sebeple eğitimler tamamlandığında tüm savaşçıları ve Aliva’ları birbiri ile eşleşmeleri için teşvik ediyoruz. İlk kez iki grubu bir arada eğitmeye karar verdik. İnanıyorum ki eğitim sürecini birlikte tamamlarsanız bu dayanışma ve uyum çok daha kolay olacaktır.” Gözleri üzerimizde gezinirken kısa bir nefes aldı. “Tabi bu karara karşı çıkan konsey üyeleri de var. Bu yüzden tüm gözler üzerimizde olacak. Bunu ne kadar doğru bir yolda olduğumuzu göstermek için eşsiz bir fırsat olarak görüyorum. Sizlerin de beni haklı çıkaracağını umuyorum.” Sesi sona doğru uyarıcı bir hal aldı. Yüzünde apaçık bir beklenti vardı. Kimseden ses çıkmayınca devam etti. “İyi bir eşleşme için yeteneklerin uyumlu olması önemlidir. Az sonra sizleri ikili gruplara ayıracağım. Diğer gruplarla yarışacak ve yeteneklerinizi keşfederken bu uyumu yakalamaya gayret göstereceksiniz.”
“Ama bazılarımız henüz yeteneklerinin ne olduğunu bilmiyor.” dedi sarışın bir kız.
“Sabırlı ol, Tulu.” dedi Jin keskin bir sesle. “Terek bana savaşçıların yeteneklerini içeren tutanakları gösterdi. Güç dengesini korumak için acemi olan Aliva’ları deneyimli savaşçılarla eşleyeceğiz.”
Tulu önüne dönerken hafifçe kızardı.
“Tabii bu eşleşme yalnızca bir dönem sürecek. Dönem sonunda galip gelen çift ayrıcalıklı bölüme erişim hakkı kazanacak.” Jin kendinden emin bir şekilde gülümsedi.
Kalabalıkta bir uğultu yayılırken Ayris’e doğru eğildim. “Ayrıcalıklı bölüm de ne?” Ayris saklama gereği görmediği bir heyecanla cevap verdi. “Yalnızca eğitimini tamamlayanların oraya girmesine izin var. İnan bana kan dökmeye değer.” Yüzüne tehlikeli bir gülüş yerleşmişti.
“Şimdi sizleri partnerlerinizle tanıştıracağım.” Jin kafasını elindeki kağıda gömerken kalabalıkta gergin bir bekleyiş oldu. “İsmini okuduğum kişiler el sıkışıp, karşıma geçsin.”
Ardından birer birer isimleri okumaya başladı. “Beril Sönmez, Heper Onat.” Esmer tenli bir kız, kızıl saçlı bir çocukla eşleşti. Ortada buluştuklarında çekingen bir şekilde ek sıkıştılar ve Jin’in karşı tarafına geçip beklemeye başladılar.
“Ayris Kayrakan, Atlas Işılay.” Ayris’ten yanımdan ayrılmadan önce belli belirsiz bir inleme çıktı. Hemen sonra Rüzgar’ın yanında gördüğüm kısa boylu, yapılı çocukla el sıkıştı. Ardından onlar da Heper ile Beril’in yanına katıldılar.
“Ovis Çetinkaya,” Arkamızdan uzun boylu, sarı saçlı hoş bir Aliva Jin’e doğru hareketlendi. “Rüzgar Gürmen.” Ayris’in yüzü öyle düştü ki gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Melisa Erel,” Kendi ismimi duymamla birlikte Ayris’i tamamen unutum. Kalp atışlarım kulak zarıma baskı yaparken tüm duyularım harekete geçti. Jin yeniden konuşmadan önce ortaya doğru adımlamaya başlamıştım. Ardından gelen isim yüzünden zaman kısa bir an dondu. “Barlas Kaftar.”
Barlas tehlikeli bir parlaklığa sahip yeşil gözlerini bana dikerek emin adımlarla karşıma dikildi. Dudaklarının bir kenarı yukarı kıvrılmıştı. Karşıma geldiğinde ona bakmak için kafamı kaldırmak zorunda kaldım. Başını eğmeden aşağıya diktiği bakışlarındaki bir şey -meydan okuma?- tüm tüylerimi diken diken etti. Ancak o keskin yeşil gözlerinde meydan okumanın yanı sıra başka bir şey daha vardı. Sanki beni hor görüyordu. Bu kahrolası kim oluyordu da beni hor görüyordu? Mantıksız bir kendimi savunma arzusuyla dolmuştum. Utançla karışık bir gurur diğer duygulara baskın geldi. Küstah bir gülümsemeyle bana elini uzatırken tüm kaçma isteğimi göz ardı edip sırtımı dikleştirdim ve elini olması gerekenden daha fazla sıktım.
Jin’in karşısında yan yana geçtik. Sakinleşmeye çalışırken artık Jin’i duymuyordum. Yalnızca bir ara Aras’ın da Eylül isimli bir Aliva ile eşleştiğini işittim. Tüm eşleşmeler bittiğinde Jin gözlerini üzerimizde gezdirdi.
“O zaman size ilk görevinizi veriyorum. Bana yarın öğlene kadar partneriniz hakkında detaylı bir rapor getirin.” Yüzüne bir gülümseme yayıldı. “Unutmayın, ne kadar özel bilgi içerirse, o kadar yüksek puan alırsınız.”
Bölüm etkileşimi
