6. bölüm / 16
ALİVA SERİSİ: MÜHÜROrtak
Bölümler 16Şu an: Ortak
- 1 Giriş1.433 kelime
- 2 Mühür984 kelime
- 3 Taş Ev1.113 kelime
- 4 Ayin1.665 kelime
- 5 Eşleşme1.390 kelime
- 6 Ortak1.111 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Avcı1.848 kelime
- 8 Çekirdek1.685 kelime
- 9 Yem1.311 kelime
- 10 Yüzleşme1.806 kelime
- 11 Planlar1.267 kelime
- 12 Bataklık2.138 kelime
- 13 Teklif1.172 kelime
- 14 Kırılma1.094 kelime
- 15 Öngörü1.552 kelime
- 16 Haber1.155 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Pekala,” dedim sabırsız bir ses tonuyla Barlas’a dönerek. “Bunu ne kadar hızlı halledersek o kadar iyi.” Kendimi tanıtırken nezaket gereği elimi yeniden ona uzattım. “Ben Melisa.” Tabii buna anında pişman oldum.
Elini uzatmak şöyle dursun yüzünde nezaket adına tek bir mimik oynamadı. Parlak yeşil gözleri yüzümde dolaşırken, yüzünden karanlık bir ifade geçti. Uzattığım ele aldırmadı. “Barlas.” dedi yalnızca.
Karşılıksız kalmış elimi indirirken yüzümün renklendiğini haber veren ısıyı hissetim. Duygularını saklamak konusunda hiç bir zaman iyi olmamıştım. Öfke daima göz yaşına döner, utanç ise pancar gibi kızarmama sebep olurdu. Özellikle şu anda -gözleri kızarmış yanaklarıma kayarken- bunun tam aksini olmasını dilerdim. Sanki bunun farkında değilmiş gibi sesimi sabit tonda tutmaya gayret ederek “Hep böyle kaba biri misin Barlas?” diye sordum.
Tek kaşı hafifçe havalandı. “Kişisine göre.”
Hah.
İçimde Jin’e doğru koşup partnerimi değiştirmesi için yalvarmakla, karşımdaki adama haddini bildirmek arasında gidip geliyordum. Belki de gurur yüzünden ikinci seçenek ağır bastı.
“Partnerin olmamdan bu kadar rahatsızsan neden Jin’e gidip ikimizi de bu dertten kurtarmıyorsun?”
Dudakları ukala bir şekilde kıvrıldı. “Rahatsız olduğumu kim söyledi ki?”
Artık benimle alay ettiğine kesinlikle emindim. Ağzından çıkan her şey sinirlerimin daha çok gerilmesine neden olmuyormuş gibi bir adım geri geçilip kasıtlı şekilde onu baştan ayağa süzdüm. Gözlerindeki o karanlık bakışı görmezden geldim.
Tavırlarından hiç etkilenmiyormuş gibi, hislerime zıt ve sakin bir sesle konuştum. “Yaklaşık bir doksan boyunda, yersiz derecede ukala ve kesinlikle kendini bir halt sanıyor.” Bakışlarım yüzüne çıktığında ekledim. “Raporum için eklemek istediğin başka bir şey var mı?
Yalnızca onu biraz sinirlendirmek istemiştim. Bu yüzden içten, sesli bir kahkaha attığında şaşırmadım desem yalan olur. “İyi bir gözlemciymişsin.” Ardından neredeyse meydan okuyan bir sesle devam etti. “Ama hayır, beni senin keşfetmeni tercih ederim.”
Kaşlarım hafifçe çatıldı. Gerçekten de hiç yardımcı olmuyordu. Bunu yalnızca benim görevim mi sanıyordu? Derin bir nefes aldım ve kendimi yapıcı olmaya zorlayarak şansımı tekrar denedim. “En sevdiğin renk ne?”
Basit bir soruydu. Yine de üzerinde düşündü. “Bugün, mavi.”
Cevabının ya üzerimdeki mavi kazakla bir ilgisi vardı ya da benimle ciddi şekilde kafa buluyordu.
Sıradaki soruya geç Melisa! “Bir hobin var mı?”
“Seninle konuşmak sayılır mı?”
Evet, kesinlikle kafa buluyordu. “Bana bir iyilik yapıp ciddi cevaplar vermeye ne dersin?”
“Hepsinde ciddiydim.”
Gözlerimi devirmemek için kendimle mücadele ettim. “Birlikte çalışacaksak birbirimize karşı dürüst olmamız gerekmez mi, ortak?” Cümlenin ikinci kısmındaki kinayeyi duyduğunu umuyordum.
“Yalan söylemek yok.” dedi uzun parmaklı elini göğsüne götürerek. Ardından gülümsemesini saklamak ister gibi dudaklarını birbirine bastırdı. Öyle sinir bozucuydu ki bir an hiç bir şey söyleyemedim. Pekala, sanırım buraya kadar.“Sen bana soru sormayacak mısın?”
“Buna gerek yok. Zaten her şeyi biliyorum.”
Yeniden alay ediyor olmalıydı ama bu sefer yüzündeki ifade az öncekinin aksine son derece ciddiydi.
“Öyle mi?” dedim zoraki bir gülümsemeyle.
“Öyle.”
“İyi, ben de günlüğümü kimin çaldığını bilmek istiyordum.”
Yeşil gözleri bir anlığına koyulaşırken başını hafifçe yana eğdi. “Sen günlük tutmazsın ki Melisa,” Sesinde karanlık bir tını vardı. “Resimlerinden biri kayıpsa o başka.”
Haklılığı karşısında hafifçe irkildim. Gerçekten de hiç bir zaman günlük tutmamıştım. Zaten edebi konulara asla kafam basmazdı. Kendimi bildim bileli doğru düzgün yapabildiğim tek şey resim çizmekti. Bunu bilmesine olanak sağlayan özel bir yeteneği olmalıydı. Başka türlü nasıl onikiden vurabilirdi?
Şaşkınlığımdan keyif alıyormuşcasına devam etti. “Ayrıca yakında beni de çizeceksin.”
Düşünmeden “Çizecek miyim?” diye sordum.
Bana doğru bir adım atıp aramızdaki mesafeyi kapattı. Tam şu an arkama bakmadan kaçmak için yoğun bir istek duysam da bakışlarımı onun karanlık yoğun bakışlarında tutmayı başardım.
“Çekici bulduğun şeylere zaafın var çünkü.” dedi kendinden emin bir sesle. Cüretkarlığı karşısında şaşırmakla, dehşete düşmek arasında gidip geldiğimden tek yaptığım ona dik dik bakmak oldu. “Ki bu da bizi senin en büyük zayıflığına getiriyor.” dedi sakince ekleyerek.
“Neymiş o?” diye sordum sinirle.
“Yanlış şeyleri çekici buluyorsun.”
Bir an öfke ve inanmazlık arasında sıkışmış olarak ağzım bir karış açık kalde ona bakakaldım.
Tabii sanki tuşuma basılmış gibi yanaklarıma yakıcı bir ısı yayıldı. Sanki öfkelendiğim için değil de, sırf bana böyle baktığı için kızarırmışım gibi. Konuşmanın gidişatına, kendi ifadelerim üzerinde kontrol sahibi olamayışıma, en çok da üzerimdeki etkisine öfkelendim.
Dürtüsel bir şekilde kendimi savunma ihtiyacıyla “Seni çekici bulmuyorum.” diyiverdim. Bu düpedüz bir yalandı ve muhtemelen bunu söyleyerek hakkımda ileri sürdüğü diğer konuları kabul etmiş oluyordum.
Dudakları usulca yukarı kıvrıldı. “Hani yalan yoktu?” dedi neredeyse muzip bir sesle. Gözlerinde meydan okuyan ışıltılar gezdi.
“Hakkımda her şeyi bildiğini mi sanıyorsun?”
“Sanmıyorum Melisa. Biliyorum.”
Dışardan nasıl görünüyordum bilmiyorum ama ensemdeki tüyler diken diken olmuştu. Adımı özellikle mi bu şekilde kullanıyordu bilmiyorum ama her dudağından döküldüğünde sanki mümkünmüş gibi daha çok geriliyordum. Ayrıca ona karşı duyduğum bu garip tanıdıklık hissi de neyin nesiydi?
“Yine de bilmek istediğim bir şey var.” dedi bana iyice sokularak.
Kafamı meraklı gözlerine doğru kaldırırken kelimeler kontrolüm olmadan ağzımdan döküldü. “Neymiş o?”
“Ölmekten korkuyor musun?”
İşte bu beklenmedikti. O kadar ciddi görünüyordu ki ortada gerçekten bir tehlike varmış ve hayatım buna vereceğim tepkiye bağlıymış gibi gözlerini bir an benimkilerden ayırmadı.
“Hayır.” Ona hala neden cevap verdiğimi bile bilmiyorum. Belki bu kadar ciddi göründüğü için belki de bu aptal konuşmayı sonlandırmak için. Ama bu muhtemelen söylediğim tek dürüst cümleydi.
“Korkmalısın.”
Çantama uzanma bahanesiyle bir adım geri çekildim. Kaçtığımı düşünmesini istemiyordum ama düpedüz kaçıyordum işte. “Bugünlük bu kadar bilgi paylaşımı yeter de artar bile.” dedim ardından. Koşa koşa Jin’e gidecektim ve partnerimi değiştirmesi için gerekirse ayaklarına kapanmaya razıydım.
“Jin ile bol şans, ortak.” dedi nereye gittiğimi anlamış gibi genişçe sırıtarak. Ona cevap vermeden çantamı kaptığım gibi gerisin geri taş binaya doğru yürüdüm.
Jin kenarları özenli bir el işçiliği ile oyulmuş, geniş maun masanının üzerinde bir dizi dosyayla uğraşıyordu. Dikkatini çekmek için boğazımı iki kez sesli bir şekilde temizlemem gerekti. Bana dönerken kaşları merakla havalandı.
“Jin, beni başka bir partnerle eşlemen gerek.” dedim doğrudan konuya girerek.
Çıkışım onu şaşırtmıştı. “Barlas’la bir sorun mu oldu?”
“Hayır. Yani evet. O…” doğru kelimeleri bulmak için duraksamam gerekti. “Birlikte çalışmaya uygun biri değil. En azından benimle.”
“Melisa, bundan daha açık olman gerek. Tartıştınız mı?”
“Hayır.” dedim hızlıca. Buna tartışmak demezdim. “Uyumlu olduğumuzu sanmıyorum sadece.”
Jin benden başka bir açıklama alamayacağını anlayınca bıkkın bir sesle cevap verdi. “Barlas’ı seninle eşledim çünkü aralarındaki en deneyimli savaşçı o. Senin ne denli acemi olduğunu düşünürsek buna minnettar olmalısın. Yani bu eşleşmeden biri şikayetçi olacaksa emin ol bu sen değilsin.” Fazla sert çıktığını düşünmüş olacak ki kısa bir nefes aldı ve daha yumuşak bir sesle devam etti. “Ayrıca her zaman optimal koşullara sahip olmayacaksınız. Yerinde olsam elimdekileri değerlendirmenin en iyi yolunu arardım. Çünkü yarın bana iyi bir rapor getirmezsen bu iyi bir başlangıç olmayacak. Şimdi izin verirsen bitirmem gereken evrak işleri var.”
Odaya girip çantayı yatağa savurduğumda hala neye kızgın olduğumu bile bilmiyordum. Ama liste oldukça kabarıktı. O kahrolası kim oluyordu da benimle böyle konuşabiliyordu? Hakkımda söylediği şeyleri nereden ve nasıl öğrenmişti? Jin neden bu kadar sinir bozucu olmak zorundaydı? ve Ayris ona en ihtiyacım olduğunda hangi cehennemdeydi?
Bölüm etkileşimi
