14. bölüm · 19 Nisan: İntikam

ÖLÜMCÜL YÜZME DERSİ

Hüdanur Işık

Hayatımda aldığım en iyi yüzme dersiydi gerçekten, az kalsın ölüyordum.
(Dört saat sonra)
Yemekte Dalga yanımda değil, karşımda oturuyordu. Bu durum beni içten içe kanatıyordu, onun yanımda olması lazımdı. Hem şu yaşanan olay yüzünden hem de babamın yanında bir şey diyemezdim. Bakışlarımız arada kesişiyordu ama onun gözlerinde duygu yoktu.
"Alperen amca, benim sana söylemem gereken bir şey var."
Babam elindeki çatalı masaya bırakıp ellerini kenetledi. "Söyle bakalım. Aranızda bir sorun mu var? Neden ayrı oturuyorsunuz?"
Gözleri gözlerimi buldu. Gözleri doldu gibi oldu. Derin bir nefes verdi. "Beynimde kötü huylu bir tümör var. Ömrümde çok az yani günlerim sayılı gibi bir şey. Ameliyatı var ama ameliyattan sonra yaşama ihtimalim çok düşükmüş. Çok korkuyorum, kendimi çaresiz hissediyorum."
"Bak Dalga, bu durumda asla kötü düşünme. Kötü düşünürsen, kötüyü kendine çekersin. Belki bakarsın bir mucize olur, hayatta kalırsın. Bilemezsin ki, sakın korkma. Kenan hep yanında zaten o senin için elinden geleni yapıyordur herhalde. Değil mi oğlum?"
"Eee şey, evet baba."
"Psikolog gibi konuştunuz, kendimi daha iyi hissediyorum." Babam Dalga'ya gülümseyip yemeğini yemeye devam ettiğinde ben çoktan yemeğimi bitirmiştim. Yanımdaki viski şişesine uzandığımda babam önceden içmemi istemezdi ama artık alışmıştı, umursamıyordu bile. Bardağımın yarısını doldurduktan sonra babamın söylemesini beklemeden ona da yarım bardak viski doldurup şişeyi bıraktım.
Dalga bardağındaki suyu bitirip ayağa kalktı. "Size afiyet olsun." Bahçeye çıkan kapıyı açıp dışarı çıktığında arkasından bakakaldım. "Şu aralar işler hiç iyi gitmiyor. Şirketi kaybedersem gerçekleşirse her şeyimiz gider Kenan."
"Kötüyü düşünme baba, kötü düşünürsen kötüyü kendine çekersin. Belki bakarsın bir mucize olur, şirketi kaybetmezsin." Bardağımdaki viskiyi bitirdiğimde babamın telefonu çaldı. Babam telefonu kulağına dayadı ve karşı tarafı dinledi. "Tamam geliyorum." Ayağa kalktığında gözleri bana döndü. "Küçük bir işim çıktı, geleceğim birazdan." Zaten hep böyle söyle baba. Küçük bir işin hiç mi bitmez?
Askılıktan kabanını alıp evden çıktığında havuzun kenarında oturmuş gökyüzünü seyreden Dalga'ya baktım.
Kapıyı açacakken Dalga'nın konuşma seslerini işitince durdum. "Anne, baba, merhaba nasılsınız? Ben de iyiyim, uzun süredir müsait olup konuşamadım sizinle, kusura bakmayın. Şu aralar erkek arkadaşım ile vakit geçiriyorum. Anne, biliyor musun benim de bir sevgilim var. Ay, çok pardon bunu böyle söylememem gerekirdi. Adı Kenan, sizin gittiğiniz günün gecesi sahilde tanıştık. Sonra babasını ikna etti ve beni okuluna aldı, Fırtına Koleji'ne. Orada bir kız var, başıma biraz bela oldu ama Kenan sağolsun beni koruduğu için kız artık bana bulaşamıyor. Kenan o kadar iyi birisi ki anne, beni çok seviyor. Tanıştığımız günden beri neler yaptı. Fatma teyzeden bizim evi satın aldı, ev yandı şu an tamir ettiriyor, bana bu mavi yoncalı bilekliği hediye etti, sınıftaki kötü iki üç kız bana işkence çektirdi bir şekilde yanıma geldi beni kurtardı, babamın kumar borcunu ödedi, bana evini açtı, kıyafetler aldı, benim için balo düzenledi, kolyeni o bahsettiğim kız kırdı tamir ettirdi bana geri verdi, biz sevgili olduktan sonra beni çetesine kattı, Lideriçe'si yaptı, benim için babasını karşısına aldı, benimle basketbol oynadı baba ve ben okulda kimsenin yenemediği Kenan'ı basketbolda yendim. Ben gitmeyeyim diye sinir krizlerine girdi, geçen gece kendini vurdu, beynimde tümör olduğunu öğrendiğimiz gün bana destek oldu, bu konuyu birazdan daha detaylı anlatacağım. Benim için çeteye Destan'ı aldı, Destan da benim çok yakın arkadaşım. Yani o günden bugüne yaptıkları o kadar fazla ki, kısacık ömrümde bana cenneti yaşatacağını söylemişti ama ben aslında o günden beri cenneti yaşıyormuşum, fark edememişim. Tümöre gelecek olursam siz gittikten sonra midem arada sırada bulanmaya başladı. Ne olduğunu anlayamadım ilk başta. Bir gün Mavi'nin yanında da bu olayı yaşadım. Bana hamile misin demişti ama, kızmayın bana yok öyle bir şey. Klasik Mavi işte. Sonra Kenan'ın kendini vurduğu gece kan tahlili verdim. Sabahında da tahlil sonucumda beynimde kötü huylu bir tümörün olduğunu, dört aydan az bir zamanımın kaldığını söylediler. Üzülmeyin, ağlamayın, yakında sizin yanınıza geleceğim zaten. Şimdiden sevinin bence. Yaşamam gereken sadece birkaç gün var, onda da Kenan bana verdiği sözleri tutacak, sonra ameliyat olacağım. Ameliyat esnasında veya ameliyatın ardından ölürsem ki öleceğim zaten, sizinle gökyüzünde buluşacağım. Anne, sana savcı olacağım demiştim ya, o sözü tutamayacağım için özür dilerim. Baba, bana güçlü bir kız olmam gerektiğini söylemiştin, ama ben güçlü bir kız olamadım. Beynimdeki tümör beni çürütüyor. Çektiğim bu acıya kalbim artık dayanamıyor. Ölüm bir adım yakınımda ve ben hiçbir şey yapamıyorum. Kenan da bana çok bağlandı, ölürsem o da ölür. Bensiz yaşayamayacağını söyledi bana. Benim yüzümden kendi hayatından vazgeçmesini istemiyorum fakat bu kararında kesin. Aramızda kalsın, ona veda mektubu yazmak zorundayım. Veda etmekten nefret ediyorum, sonu kötü bitiyor diye. Neyse, öyle işte. Ben yine çok konuştum, başınızı şişirdiysem özür dilerim. Sadece size içimi dökmek istemiştim. Sizi çok seviyorum, umarım orada çok mutlusunuzdur. İyi geceler anne, iyi geceler baba. Kendinize iyi bakın. Yakında görüşürüz."
Sözleri beni derinden etkilemişti. Başkası görse Dalga'ya deli derdi ama bu benim bakış açıma göre gayet normaldi. İnsanın iyi hissetmesi için kendine bile olsa derdini anlatması gerekirdi bazen.
Konuştuklarını duymamış gibi kapıyı aralayıp dışarı çıktım ve yanına oturdum. Ay, şişkin ay halindeydi. Yıldızlar tek tüktü, havada bulut yoktu. Gözlerim Dalga'ya baktı. Gözleri dolmuştu. Birkaç saniye kapattığında sol gözünden bir yaş aktı. "Neden ağlıyorsun?" Yeniden açtı o deniz mavisi gözlerini. Bana bakmadı, gökyüzünü izlemeye devam etti. "Annem ve babam orada, benden kilometrelerce uzaktalar ve bu canımı acıtıyor." Yüzünü yüzüme çevirdi. "Kenan. Beni anne ve babamın mezarına götürür müsün? Buna çok ihtiyacım var, lütfen."
Önüne gelen saçını arkaya attım. "Sen istersin de ben yapmaz mıyım? Yarın götüreceğim söz veriyorum."
Gözleri yeniden gökyüzünü bulduğunda ellerim gömleğimin düğmelerine gitti. Hazır böyle güzel bir gecede, istediği bir hayalini gerçekleştirsem fena mı olu? Yüzme bilmiyordu ama bu benimle beraber yüzmeyeceği anlamına gelmezdi. "Benim de canım çok acıyor. Bir bakar mısın?" Dalga'nın gözleri bana döndüğünde gömleğimi çıkartıp bir kenara attım. Hızla elleriyle gözlerini kapattı. "Kenan ne yapıyorsun ya?"
"Ne yapmışım?"
"Niye gömleğini çıkarttın şimdi durduk yere?"
"Ne oldu, utandırdım mı seni?"
"Hayır ya da evet. Utandım belki."
Ellerini tutup gözlerinden çektim ama gözleri kapalıydı bu sefer de. "Gözlerini açar mısın?"
"Neden?"
"Açmayacak mısın?"
"Evet."
"İyi, sen bilirsin canım benim." Kendimi suya attığımda Dalga korkuyla küçük bir çığlık attı. "Kenan! Ya delirdin mi sen?"
"Delirdim galiba."
"Yaran dahaca iyileşmedi, dikişlerin patlarsa ne olacak?"
"Sen yanımdayken iyileştim ben. İlacım senmişsin vallahi turp gibiyim şu an. Canım falan acımıyor." Havuzdan çıktığımda ayağa kalkıp birkaç adım geriye gitti. "Psikolojinin iyi olduğunu düşünmüyorum." Benden korkmuş olamazdı değil mi?
"Ben de öyle düşünüyorum zaten." Ona doğru yaklaştım ve utancından önüne eğdiği başını çenesini tutarak yukarı kaldırdım. "Madem gerçekleştirmem gereken hayallerin var, birincisiyle başlayalım o zaman." Bir havuza, bir bana baktı, anlamış olması lazım ki başını iki yana salladı. Gülümsediğimde belini kavrayıp onunla birlikte kendimi havuza atarken Dalga sadece "Hayır!" diyebilmişti.
Yüzeye çıktığımızda öksürerek çıplak omuzlarıma vurdu. "Öldürmeye mi çalışıyorsun beni?"
"Aşk olsun güzelim, yüzmek istemiyor muydun? Bak, yüzüyoruz işte. Şimdi, seni iki saniye bırakacağım korkma tamam mı?" Ellerimi belinden çektiğimde dibe doğru batmaya ve çırpınmaya başladı. Hemen suya dalıp onu yakaladım ve yüzeye çıkardım. Derin derin nefes aldığında gülümsedim. "Kenan gülmesene!"
"Özür dilerim ya bir daha yapmayacağım." Bana biraz daha yaklaşıp az önce vurduğu omuzlarıma tutundu. "Su çok soğuk, sakın bırakma beni."
"Ölürüm sana, tamam bırakmayacağım. Ama öncelikle yüzeyde kalabilmen lazım."
"Nasıl yapacağım?"
"Bak şimdi bacaklarını bisiklet sürüyormuş gibi hareket ettir." Bir iki dakika boyunca sessizce dediğimi yaptı. "Sonra?"
"Bacaklarının hareketini devam ettir. Omuzlarımı tutmayı bırak ve ellerini iki yana aç. Önden arkaya doğru kürek çeker gibi yap. Korkma ben seni tutuyorum." Ellerini yavaşça omuzlarımdan çekti. Dediklerimi kelimenin tam anlamıyla mükemmel yapıyordu. "Harikasın sevgilim. Şimdi, seni bırakacağım, yüzeyde kalabiliyorsan bu kısım tamamdır, kalamıyorsan tekrar deneriz. Hazır mısın?"
Başını salladığında ellerimi belinden çektim ve ondan biraz uzaklaştım. Gözlerini kapattığında dibe batacak gibi olduğunu hissettiği için çırpınmaya başladı. Hızla onu yakaladım. "Of, yapamıyorum."
"Tamam birtanem hemen pes etmiyoruz. Tekrar ettiğin sürece öğreneceksin. Hem bu daha ilk denemen, olabilir yani. Hadi tekrar dene." Az önceki hareketlerin aynısını tekrarladı ve onu yeniden bıraktım. Gözlerini yine kapattığında gülümsedim. Bu sefer başarmıştı. Yüzeyde kalabilmeyi öğrenmişti. "Kenan, yüzeyde miyim?"
"Evet canımın içi yüzeydesin. Müthişsin bak çözdün olayı." Gözlerini açıp şaşkınlıkla bana baktı. "Ay, gerçekten yüzeydeyim. İnanamıyorum." Yanına gidip alnından öptüm. Ellerimi beline yerleştirdiğimde tir tir titrediğini fark ettim. Kenara yaklaşıp onu havuzdan çıkardıktan sonra da ben çıktım. Bahçe koltuğunun üzerindeki yumuşacık örtüyü kaptığım gibi Dalga'nın yanına oturdum ve örtüyü omuzlarını kapatacak şekilde sırtına bıraktım. Dizlerimizin altı suyun içindeydi hala.
"Bu hayalini gerçekleştirdim. Nasıl buldun? Sadece, sanırım zamanlama biraz kötüydü." Gülümsedi ve gözleri gözlerimi buldu. Kısa ve sessiz bir bakışma geçti aramızda. "Çok güzeldi. Zamanlama da gayet iyiydi, bundan önce bir kere sabah yüzmüştüm ama gece yüzmek daha güzelmiş."
"Nasıl yani? E sen yüzme bilmiyordun. Hem, bilmiyorsan kiminle yüzdün?" Kıskanma duygum biraz fazla gelişmiş olduğu için ellerim otomatik yumruk halini aldı. Kızardığımı hissediyordum. "Aslında uzun zaman geçti, eski sevgilim bana biraz öğretmişti ama dediğim gibi, uzun zaman geçtiği için unuttum." Burnumdan solumaya başlamıştım. O adamı yüzdüğü suda boğmak istiyordum şu an. "Kimmiş o eski sevgilim dediğin adam? Hala görüşüyor musunuz?"
Birden gülmeye başladığında şimdi anlamıştım. Elimi alnıma koydum. "Komik mi Dalga?"
"Evet." Sonra ciddi oldu ve bir süre sustu. "Benim senden önce hiç sevgilim olmadı. Çünkü okula sadece okumak için gidip geliyordum. Anneme verdiğim sözü tutmak zorundaydım. Hem, şimdiki kadar güzel değildim. Kalın çerçeveli gözlüklerim vardı, ciltsel problemler yaşıyordum. Mesela benim yumurtaya karşı alejim var. Eğer yersem yüzümde kırmızı benekler oluşur. Ama kek falan yiyebiliyorum, sonuçta yumurta dışında başka malzemeler de var içinde. Tabii bunu bilen bir grup vardı, bunu kötüye kullanarak bana bir sandviç getirmişlerdi. İçinde omlet parçası varmış, hiç fark etmemiştim. Küçük bir ısırık almıştım, sonra tadını beğenmedim diye daha yemek istemedim. Sınıfa giderken herkes bana gülüyordu. Ne olduğunu bilmiyorum ya, tuvalete gideyim bir aynaya bakayım dedim. Demez olaydım, gittim aynaya bakar bakmaz kalakaldım olduğum yerde. Neden dalga geçtiklerini anlamıştım. Kıpkırmızıydı yüzümün her yeri. Tuvalete giren çıkan kızların gülme sesleri hala kulaklarımda yankılanıyor şu an. O gün başım önümde sınıfa girdim çantamı aldığım gibi okulu terk ettim. Sahilde buldum kendimi. O kadar çok ağladım ki gözlerimin kenarında yanıklar oluştu, kıpkırmızı oldu. Eve çok geç saatlerde gittim. Annem başıma bir şey geldi zannetmiş, çok korkmuştu. Ertesi gün okula gitmek istemedim. Sonraki gün de, benekler tamamen geçene kadar gitmedim," Yüzünü yüzüme çevirdi, gözlerimi inceledi gözleriyle. Birkaç saniye dudaklarıma baktı, ardından yeniden gözlerime dikti o güzel gözlerini. "Off, yine çok konuştum. Özür dilerim tamam daha konuşmayacağım."
"Ne münasebet bebeğim olur mu öyle şey? Sen konuş sabaha kadar bütün odağım sende olur dinlerim seni. Her saniye sesini duyunca muhteşem hissediyorum kendimi. Lütfen konuş."
Elini yüz hattıma uzattığında gözlerim kapandı. Dokunuşu beni benden alıyordu. Eli çenemden ayrılıp sırtımdaki bıçak izine gittiğinde gözlerimi araladım. "Bu nasıl oldu?"
Duraksadım. Kelimeler boğazıma dizildi sanki o an. "Babam yaptı. Küçükken bana istediğim oyuncak arabayı almadı diye ona vurmuştum. O da bir anlık sinirle bıçağı... Bu geçti gitti, zaten o günün akşamı benden binlerce kez özür diledi, çok ağladı, istediğim arabayı da aldı, ama bu iz geçmedi."
Eli yeniden yüz hattımda gezindi. "Sevgilim, beni ne kadar sevdiğini biliyorum, bağlandın bana bununda farkındayım ama... Kötü bir şey olursa canın çok yanacak. Bana bu kadar değer verme, bağlanma, sevme beni. Yolun sonunda senin üzülmeni istemiyorum."
"Olmaz, senin için canımı veririm yine de seni sevmekten vazgeçmem. O kötü şey olmayacak. Yolun sonu ışıklarla dolu, karanlık diye bir kelime yok."
"Bu gece sanki seninle geçirdiğim son gecemmiş gibi hissediyorum," gözlerini kapatıp elini kalbinin üzerine koydu. "Kalbim bir tuhaf atıyor, öleceğim galiba," gülmeye başladığında gözlerini açıp bana baktı. "Söylemek istediğin bir şey var mı sevgilim?"
"Bu son gecen değil, önünde benimle beraber göreceğin daha bir sürü dolunaylı gece var. Ve, ameliyatına kadar bütün hayallerini bir çırpıda gerçekleştireceğim. Seni çok seviyorum, bunu asla unutma. Benden istediğin bir şey varsa çekinme, sen de söyle birtanem."
"Beyaz bir tavşan istiyorum. Çocukken beyaz bir tavşanım vardı. Adı da Beyaz'dı hatta çünkü kar gibi bembeyaz, pamuk gibi yumuşacıktı tüyleri. Sonra hasta oldu ve onu kaybettim."
"Şimdiden oldu bil." Gülümsedi ve gözünden bir yaş aktı. "Bana cenneti yaşatacağını söylemiştin ya, benim cennetim senmişsin Kenan." Şu an cennetiydim ama bir yanlış onun cehennemi olmamı sağlayabilirdi.
"Neyse, artık içeri girelim." Dalga ayağa kalktığında ben de ayağa kalktım fakat karnımdaki bir acıyla olduğum yerde kaldım. Yaram, kanıyordu. Bu zamana kadar üzerinde az kan olan sargı bezi şimdi kanlar içindeydi. "Dalga."
"Efendim sevgi-" Arkasını döndüğünde karşılaştığı manzara şok olmasını sağlamıştı. "Kenan," yanıma gelip yarama baktı. Kahretsin, şimdi olacak iş miydi bu? Acı içinde inlediğimde Dalga elini yaramın üzerine koydu. "Kenan, hayır, hayır, hayır. D-d-dikişin patlamış olmalı. Şuraya uzan, hemen."
Onunla beraber bahçe kanepesine gittiğimde dikkatlice oturduktan sonra uzanmamı sağladı. Birkaç adım uzaklaşıp ellerini yüzüne kapattı. Hüngür hüngür ağlıyordu. "Dalga, sakin ol, ben iyiyim." Elim yaramın üzerinde durduğunda baskı uyguladım. Tabii canım acıdığı için inlemem gecikmedi. "Ya bastırma! Mümkünse hiç dokunma!"
"Kapının yanındaki dolapta ilk yardım kutusu var. Onu getirir misin?" Başını sallayıp koşa koşa içeri girdi. Sargı bezini çekip çıkardığımda canım o kadar yanmıştı ki inlememek için kendimi çok zor tuttum. Dalga hızla yanıma gelip yere eğildi. Kanım dizlerinin dibine akıyordu. "Kenan sen ne yaptın? Bütün dikişlerin patlamış!"
"Sonra kızsan olmaz mı? Canım acıyor."
"Ben ne yapcam şimdi? Doktor değilim ki! Bu yarayı doktorun dikmesi gerekiyor, çok derin!"
"Ehliyetin var mı peki? Gerçi bu halde araba kullanamazsın." Korkudan elleri titriyordu. Ve biraz önce kanımla boyanmış olan elini yüzüne dokundurduğu için sağ yanağı kanlıydı. "Sakin ol Dalga. Kutunun içinde dikiş ipi ve kavisli cerrahi iğne var. Bu kutuyu ben hazırladım, lazım olur diye koymuştum. Çıkar onları."
"Ne? Ben yapamam Kenan. Canını acıtmaya kıyamam. Her şeyi iste ama benden bunu yapmamı isteme."
"Bebeğim, yapmak zorundasın. Bu şekilde beklersen daha çok kan kaybedebilirim. Hadi, yaparsın."
Derin bir nefes aldı. Kutuyu açtı ve ip ve iğneyi eline aldı. Elleri titrediği için ipi iğneden geçiremiyordu. "Dalga, bana bak." Gücüm gitgide azalıyordu. Gözlerim kapanacak gibiydi. Dalga yüzümü ellerinin arasına aldı. "Kenan! Sakın kapatma gözlerini. Sık dişini tamam yapacağım." Sol yanağımı öptü ve geri çekildi. "Sakin ol, başaracaksın. İnanıyorum sana."
Yarama baktığında kan hızlı hızlı akmaya devam ediyordu. "Sanırım önce temizlemem lazım, yani g-galiba." Kutudan büyük bir parça pamuk çıkardı ve üzerine bir ilaç döktü. Yarama bu pamuğu bastırdığında ilacın etkisini derinlerime kadar hissettim. "Özür dilerim. Özür dilerim..."
"Sorun değil birtanem." Yarayı güzelce temizleyip pamuğu kaldırdığında kendimi kaybetmek üzereydim. Gözlerim benim kontrolüm dışında hareket ediyordu. Kapatmak istemiyordum ama kapanacaklardı. Dudaklarımı ıslatıp araladığımda iğne tenime battı. Ne inlebilecek ne de acıdan kıvranacak halim kalmıştı. "Canın acıyor biliyorum, çok özür dilerim sevgilim." Kısa süre sonra iğne yeniden battığında canım acımıyordu artık, alışıyordum. "Tamam, ilk dikişi attım."
"Devam et." Sesim duyulmayacak kadar sessiz çıkmıştı, sanki bir tek ben duyabilmişim gibi. "Kenan, bak ben burada dayanıyorum sen de dayanmak zorundasın. Kendini bırakma."
Başımı salladım ama o an nefeslerim boğazıma dizildi ve kolum koltuktan yere düştü. "Kenan, hayır sakın uyuma! Biraz daha bekle son iki üç dikiş! Sabret lütfen!"
"Dalga, kurtar beni. Yaşamım senin ellerinde."
(Yazarın Anlatımıyla)
Dalga hızlı hızlı Kenan'ın yarasını dikti, düğümleri sağlam olacak şekilde attı. Sargı bezi ve pamuk ile de üzerini kapattı. Ağlaması dinmiyordu, sevdiği adam ölmek üzereydi. Acaba yanlış mı yaptım diye düşündü. Ama doğru yapmıştı. Kenan'ın yere düşen elini tuttu. "Kenan, yaptım. Bak başardım, yaran kanamıyor artık. Hadi aç gözlerini." Hızla kutuyu toparlayıp yerine geri koydu. Ellerini, aynadaki yansımasında fark ettiği kanlı yüzünü, kan olmuş dizlerini ve bacaklarını temizledi. Dışarı çıkmadan önce bulduğu battaniyeyi aldı. Kenan'ın yanına geri gittiğinde onun hala gözleri kapalı olduğunu gördü. Battaniyeyi üzerine örttü. Yanıbaşına oturdu, koltuk yeteri kadar genişti zaten. Kenan'ın yüzünü ellerinin arasına aldı. Ellerine bir soğukluk vurduğunda gözleri daha çok doldu. "Hayır. Kenan uyan! Beni bırakmış olamazsın! Beni kandırıyorsun biliyorum! Uyan!"
Ölmemişti, Kenan şu an ölemezdi. Sadece baygındı. Dalga çaresizlik içinde Kenan'ın buz kesmiş bedenine sarıldı. Alnını öptü sevgilisinin. Yanına uzanıp bir elini onun boynuna sardı. "Lütfen uyan canımın içi. Kenan, sevgilim, uyumanın sırası değil. Uyan ya çıldırtma beni." Sabah uyanır belki diye düşünen Dalga gözlerini kapattı, tam uykuya dalacaktı ama Kenan'ın tepki vermesi ile gözlerini açtı. "Kenan," mutluluktan ağlamaya başladı Dalga, zaten çok duygusal bir kızdı. Kenan gözlerini araladığında ilk gördüğü şey Dalga'nın dolu dolu olan gözleriydi. "Dalga."
"Biliyordum. Uyanacağını biliyordum." Hızla birbirlerine sarıldılar. Dalga ne kadar onun yarasına dikkat etmeye çalışsa da kendisine engel olamıyordu. Kenan Dalga'nın saçlarını okşadı, alnına bir öpücük kondurdu. "Hayatımı kurtardın sevgilim. Karşılığını yakında vereceğim, söz veriyorum."
"Gerek yok. Senin yanımda olman, iyi olman en güzel karşılık zaten." Kenan Dalga'nın yüzünü ellerinin arasına aldı. Başparmaklarını yüzünde gezdirdi. Sonra kendisini tutamayıp Dalga'yı öyle bir kendine çekti ve dudaklarına yapıştı ki sanki buna ihtiyacı varmış gibiydi. Ona güzel bir hediye alacaktı, şimdiden düşünmeye başlamıştı bile.
Kenan son öpücüğünü Dalga'nın kızarmış altdudağına kondurduğunda belinden kavrayıp onu kendi yattığı yere yatırdı. O ise Dalga'nın yattığı yere geçti. Kenan'ın yarası sızlıyordu ama bunu umursamadı bile. "Seni seviyorum," dedi Dalga Kenan'a daha çok sarılarak.
O gece orada uykuya daldılar. Sonbahar olmasına rağmen hava ılıktı. Rüzgar arada esiyordu ama o da çok soğuk değildi. Dalga sevdiği adamın kollarındaydı. Başka ne isterdi ki?
(09.41, Kenan)
Dün geceye dair az biraz bir şeyler hatırlıyordum. En son hatırladığım şey, uyandığımda konuşmamız ve Dalga'yı öptüğümdü. Ondan öncesi yoktu. Erkenden uyanıp Dalga için bahçeye mükemmel bir kahvaltı hazırlamıştım. Hava masmaviydi. Kapının önünde çiçekçinin gelmesini bekliyordum. Bu sırada Demir'i aradım.
"Kenan sen neredesin? Kaç kere aradım bu telefonlarımı niye açmadın?" Evet, biraz sinirliydi. Merak edince genelde Demir hep böyle olur. "Kusura bakma dün akşam telefon odada kalmış, o yüzden bakamadım."
"Ne oldu? Dalga seni affetti mi?"
"Evet, olayı tatlıya bağladım. Dün gece biraz yüzme öğrettim ona. Gayet güzeldi, eğlendi. Sonra ben dikişleri patlattım, Dalga'dan dikmesini istedim falan derken, bahçede uyuyakalmışız. Şimdi çiçekçiyi bekliyorum, onun için her sabah bir buket gül siparişi verdim. Dalga uyuyor, öyle yani."
"Sen tam bir manyaksın."
"Manyak az kalır, deliyim ben."
Güldüğümüzde çiçekçi sonunda geldi, gülleri bana teslim etti, parasını verdim ve bahçeye doğru ilerledim. "Bu arada, Madrigal'in en yakın hangi tarihe konseri varsa iki tane bilet ayarla. Birde, bana beyaz bir tavşan bulman lazım, mümkünse yavru olsun."
"Tavşanı ne yapacaksın?"
"Dalga istedi. Ve galeriden benim siyah prensesi çıkar, yarın sabah sahibine teslim edeceğim."
"Yapma Kenan, o senin gözbebeğin."
"Dalga'dan daha önemli değil. Hem, ona hediye edeceğim. Dün akşam benim hayatımı kurtardı. Dikişlerim patladı az kalsın ölüyordum. Neyse ki yaramı yeniden dikti de şu an benimle konuşuyorsun."
"Hastaneye gitmek yerine kıza yaranı mı diktirdin sen, var ya tam bir zırdelisin." Öyleyimdir.
"Acil kapatmam gerekiyor sonra görüşürüz." Görüşürüz demesini beklemeden telefonu kapattım ve buketten bir gül çıkarıp Dalga'nın yanına gittim. Buketi karnının üzerine bıraktım ve yanına uzandım. Çok şirin uyuyordu. Gülü yavaşça yüzünde gezindirirken kendimi çok şanslı hissettim. Dalga benim sevgilim olduğu için.
Ben romantik olmayı pek becerebilen bir erkek değildim. Zaten romantiklikten nefret ediyordum. Ne Güneş'e, ne de Azra'ya çiçek almıştım. Sonra Dalga karşıma çıkınca, onu ilk gördüğümde sert duruşlu beni kaybettim. Ona aşık olunca ve ilk öpüştüğümüz gece de romantiklik kazandım. Sanki yeniden doğmuş, aşkı ilk defa Dalga'da tatmış gibi hissettim. Onun aşkının ateşi beni yakıyordu.
Hafifçe kıpırdanmaya başladığında gülü yanağından çektim. Gözlerini araladığı an gözlerimle buluştu. "Günaydın bebeğim. Ben de uyanmanı bekliyordum." Gülümsedi, hala uyku sersemiydi.
"Günaydın," yerinde doğrulduğunda gözleri karnına döndü. Buketi eline aldı ve bana baktı. "Ya Kenan, ne gerek vardı?" Elimdeki gülü bukete geri koyup saçlarını öptüm. "Bu güller sana feda olsun. Hem, bu daha başlangıç, bunların devamı..." Hızlıca yanağımı öptüğünde gülümsedim. "Hayatımda aldığım ilk ve en güzel çiçek, bunu sonsuza kadar saklayacağım."
Kısaca masaya baktı, gözleri büyüdü. "Sen bana kahvaltı mı hazırladın?"
"Evet, hadi hemen elini yüzünü yıka gel, sana bugün sürprizlerim olacak."
"Ne sürprizi? Kenan, bak ben dayanamam söyle lütfen." Başımı salladım. Söyleyince ne anlamı kalacaktı ki? Adı üstündeydi, sürpriz.
"Akşama kadar sabretmen gerek." Pes edip ayağa kalktı ve eve doğru ilerledi.
Üç dört dakika sonra geri geldi ve beraber kahvaltımızı yaptık. Ellerimle besledim onu, o da bu durumdan pek hoşlandı. Sürprizi söylemem için baskı yaptı, fakat söylemedim. Dalga ile o kadar güzel bir kahvaltı yapmıştım ki kendimi dünyanın en mutlu adamı falan hissettim.