16. bölüm / 34
19 Nisan: İntikamKALBE SAPLANAN BIÇAK
Bölümler 34Şu an: KALBE SAPLANAN BIÇAK
- 1 ACI KAYIPLAR4.466 kelime
- 2 KENAN1.737 kelime
- 3 FIRTINA KOLEJİ5.248 kelime
- 4 İNTİHAR2.683 kelime
- 5 İŞKENCELER2.484 kelime
- 6 MAVİ YONCALI BİLEKLİK3.342 kelime
- 7 KUMAR BORCU3.980 kelime
- 8 DOLUNAYLI GECE2.414 kelime
- 9 LİDERİÇE3.405 kelime
- 10 GÜZEL BİR GÜN2.673 kelime
- 11 AFFET BENİ2.808 kelime
- 12 KÖTÜ HUYLU TÜMÖR3.914 kelime
- 13 KISA ÖMÜRE SIĞDIRILAN BÜYÜK HAYALLER1.894 kelime
- 14 ÖLÜMCÜL YÜZME DERSİ3.227 kelime
- 15 KAR GİBİ BEYAZ, ADI 'SİYAH'2.364 kelime
- 16 KALBE SAPLANAN BIÇAK2.883 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 DAL♡KEN2.292 kelime
- 18 MERMİ YAĞMURU3.469 kelime
- 19 MADRİGAL KONSERİ4.674 kelime
- 20 HAYAT BOYU KANAYAN YARA2.509 kelime
- 21 MAHKEMELER VE KARGAŞALAR2.678 kelime
- 22 YAŞAM SAVAŞI4.950 kelime
- 23 GERİ DÖNÜŞ4.405 kelime
- 24 KÖTÜ GÜNDE GELEN ZAFER1.436 kelime
- 25 KANLAR İÇİNDE KALAN YÜZ2.486 kelime
- 26 ÖLMEDEN ÖNCEKİ SON BAKIŞMA2.188 kelime
- 27 AY VE GECE3.344 kelime
- 28 HEM GÜNDÜZÜM, HEM GECEM2.360 kelime
- 29 KÜÇÜK BİR KIŞ TATİLİ2.546 kelime
- 30 HEM ÇETE, HEM AİLE2.630 kelime
- 31 3 MART2.669 kelime
- 32 19 NİSAN4.415 kelime
- 33 TEHLİKELİ YARIŞLAR6.904 kelime
- 34 BİR MASALIN SONU5.372 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ölmemi istiyordu, Kenan'ı onun elinden aldığımı düşündüğü için öldürecekti beni...
(Ertesi gün)
Okula benim arabamla geldiğimizde aynı anda arabadan indik. Gözler üzerimizdeydi. Benim sürücü koltuğundan inmiş olmam herkese şaşırtıcı gelmiş olmalıydı. Azra'nın her zamanki kıskançlık dolu gözleri bendeydi. Kenan yanıma gelip elimi tuttuğunda bahçedeki herkese içtenlikle gülümsedim. Gözlerimiz kısa bir süre kesişti, o da bana gülümsedi ve önümüze bakıp beraber yürümeye başladık.
Okula girdiğimizde sınıfa ulaşana kadar yanımızdan geçen herkes yalnızca Kenan'a hoşgeldin diyordu. Sanki ben yanında yokmuşum gibi. Gerçi burada beni doğru düzgün seven yoktu ki. Sadece üç dört kız hem bana hem de Kenan'a selam vermişti. Sizlere de selam kızlar.
Sınıfa girdiğimizde Demir'ler duvara yaslanmış bir şeyler konuşuyordu. Bütün gözler bize döndüğünde bir kısmı anlam veremediğim bir şekilde bizi alkışlamaya başladı, Demir'ler de dahil.
(Yaklaşık on dakika sonra, Azra)
Sınıfa girer girmez Kubilay'ı kolundan tutup köşeye çektim. Gözlerim Kenan ve o varoş Dalga'ya odaklandı. Bu kadar mutlu olmaları canımı sıkıyordu. "Bir şeyler yapman lazım."
"Ne yapmamı bekliyorsun? Ne yapabilirim yani nasıl ayıracağız bunları? Aklında bir fikir varsa söyle."
Ters ters yüzüne baktım. "Oğlum, mafya babasının oğlu ben miyim? Benim bir ton adamım yok, asıl benim ne yapmamı bekliyorsun? Fikrin varsa sen söyle." Düşündü, düşündü, düşündü...
En sonunda parmağını şıklattı. "Buldum. Pusu kurup Kenan'ı öldürebilirim. Nasıl fikir? Sonra da Dalga'yı öldürürüz. Ne de olsa koruması kalmayacak."
"Salak mısın? Kenan'ı öldürürsen ben de seni öldürürüm." Bir iki dakika düşündüm. Planı kafamda canlandırdım ve, evet. "Dalga'yı kaçıracaksın."
"Ne? Delirdin mi sen?"
"Onu kaçırman daha kolay olur. Kenan'dan çok daha güçsüz. Hem Kenan'lar deponun yerini de bilmiyor. Birkaç gün depoda saklarsın, yemek falan vermezsin sonra da baktın böyle açlıktan ölecek gibi, gider gömersin."
"Kızım sen var ya, şeytan değil iblisin aklına gelmez böyle plan."
"Bir saniye, çakın yanında mı? Hazır okula gelmişken bir merhaba diyelim." Cebinden çakıyı çıkarıp bana uzattı. Hızlıca elinden alıp eteğimin cebine attım.
(Dalga)
Kalemi kitabın üzerine bıraktım ve saçlarımı karıştırdım. "Kenan, ya ben bu konuyu anlayamadım." Gözlerini kitapta gezdirdi ve bana baktı. "Tamam, akşam anlatırım hayatım." Saçlarımı okşadı, ardından şakağıma bir öpücük kondurdu. "Neyse, benim biraz karnım ağrıyor lavaboya gideceğim." dedim Kenan'ın duyabileceği bir seste.
"Tamam birtanem." Ayağa kalktım, sınıftan çıkmadan önce Kenan'a baktım ve gülümsedim. O da bana gülümsedi.
Tuvalete girdiğimde tam kapıyı kapatacakken Azra da içeri girdi. Kapıyı zorlamadan kabinlerden birine ilerlediğimde bir kilit sesi duydum ve arkamı döndüm. "Yine ne yapmaya çalışıyorsun?" Cevap vermeden bana yaklaştı. Geri kaçmadım, çünkü artık ondan korkmuyordum. Bir süre bana baktı. "Kenan'dan ayrılacaksın."
Kahkaha atmaya başladım. Kenan'dan ayrılmak mı? Yok daha neler? "Oldu, başka isteğin var mı? Ayrılsak bile Kenan sana bakmaz artık Azra, boşuna uğraşmayı kes ve bizi rahat bırak."
Kolumu tuttuğunda hızla geri çektim. Tam kilidi çevirip kapıyı açtığım an saçlarıma yapıştı ve sırtımı duvara vurdu. "Kubilay'ın mafya babasının oğlu olduğunu biliyor muydun? Uzun süredir Kenan'ın peşinde. İstese bir gecede odasına girip Kenan'ı öldürebilir. Ayrıca Kubilay'la olan görüntülerin elimde. Sosyal medyanın her yerine yayar okulda herkese bu kız Kenan'ı aldattı derim. Ya ayrılırsınız, ya da hem seni rezil ederim, hem de Kenan ölür."
"İstesen bile yapamazsın. Yapsan bile Kenan o fotoğrafa hayatta inanmaz. Ve Kubilay'ın isterse yüz adamı gelsin Kenan'ı öldüremez. Onu kolay kolay elimden alamazsınız. Şimdi yürü git yoluna, işim var." Derken bir anda cebinden çıkardığı çakıyı karın bölgeme sapladı. Olduğum yerde kalakaldığımda çakıyı bu sefer karnımda başka bir yere sapladı. "O zaman geber git." Son olarak çakıyı kalbime sapladı ve hızla kabinlerden birine girip kilitledi. Yere düştüğümde elim kalbime gitti. Oluk oluk kan akıyordu kalbimdeki açıklıktan. Aynı şekilde karnımdan da.
Sürüne sürüne kapıdan dışarı çıktığımda koridorda kimse yoktu. Kalbim acıyordu, gücüm tükeniyordu, ölüyordum...
Sınıfın aralıklı olan kapısını açıp bir iki kez sürünüp sınıfa girdim. Gözler bana döndüğünde korkuyla çığlık attı birkaç kız. O sırada benim gözlerim Kenan'ı aradı. Ve son bir kez süründüm, Kenan'la göz göze geldim. "Kenan." dediğim an gözlerim açık bir şekilde başım yere düştü.
(Kenan)
"Dalga!" Hızla Demir'lerle beraber yanına gidip onu sırtüstü çevirdim. Bıçaklanmıştı. Hem de üç yerinden. "Dalga. Kapatma gözlerini, tamam mı?" Gözlerim koridora döndüğünde tuvaletten buraya kadar olan mesafe kanla kaplanmıştı. Elimi Dalga'nın kalbine bastırdım. "Ne oluyor ya bunu kim yapmış olabilir?" dedi Demir.
"Oğlum gidin arabayı çalıştırın!" Üçü de koşa koşa sınıftan çıktığında yanımda bir tek Destan kaldı. "Bana bakmaya devam et. Off, bunu kim yapmış olabilir amına koyayım aklım almıyor! Dalga, bebeğim sakın gözlerini kapatma." Dalga'yı kucağıma alıp Destan'la beraber hızlı adımlarla bahçeye çıktım ve Demir'in arabasına bindim. "Dalga! Dalga sakın!"
"Ke-Kenan, ö-ölüyo..." Gözlerini kapattığında yüzünü ellerinin arasına aldım. "Dalga, canımın içi açar mısın gözlerini? Dalga!"
"Bunu kim yaptı sence Kenan?" diye sordu Ateş.
"Kim yaptıysa onu kendi ellerimle öldüreceğim!"
"Azra." dedi bir anda Berke. Gözlerimi ona çevirdim. "Emin misin?"
"Evet. Kubilay'dan bir şey aldığını gördüm. Ve, fark ettin mi bilmiyorum ama Dalga sınıftan çıktığında Azra sınfta değildi. Ve sınıfta sadece ikisi yoktu, birde Tuğçe. Yani, muhtemelen Dalga ile kavga etti ve onu bıçaklayıp kaçtı." Söylediklerini yapboz parçası gibi birbirine bağlayınca doğru olabileceğini anladım. "Azra'yı geberteceğim."
"Yapma Kenan, sen böyle bir adam değilsin. O kızı öldürünce eline intikam alma isteğinden başka hiçbir şey geçmez."
"Dalga kollarımda ölürken onun gülmesine izin veremem Destan!"
"Anlamıyorsun... Hapse girersen Dalga üzülecek, her gece senin için gözyaşı dökecek, onu göremeyeceksin, sesini duyamayacaksın, buna katlanabilir misin? Katlanırım diyorsan git öldür Azra'yı bizim için sıkıntı değil."
Gözyaşımı silip Dalga'nın yüzünü okşadım. "O zaman, geriye tek bir şey kalıyor. Azra'yı şikayet edip elimdeki bütün delilleri polise vereceğim."
Hastaneye geldiğimizde beşimizde doktor arama telaşesine girdik. Nihayet birini bulduğumuzda beni odasına çağıran genç, yapılı doktora durumu anlattım. Sedyeye yatırdığım Dalga'nın nabzına baktı. "Nabız alamıyorum, kalbi durmuş."
"Hayır, ölmüş olamaz. Bir şeyler yap lütfen kurtar onu."
"Beyefendi bakın canınız acıyor biliyorum ama onun için her şey..." Yakasına yapışıp sırtını duvara yasladım. "Bak doktor, ben ne diyorsan onu yapacaksın, o ölmedi. Ne yapılması gerekiyorsa yap yoksa bütün sinirimi senden çıkartırım!"
Boğazını sıktığımda omuzlarımda hissettiğim Demir'in elleri beni durdurdu. "Kenan, ne yapıyorsun öldürecek misin adamı?"
"Evet çünkü bana Dalga'nın öldüğünü söylüyor!"
"Başına bela alacaksın Kenan bırak adamı. Kenan diyorum, bak iyi değilsin ne yaptığının farkında değilsin. Düş peşime hadi." Adamın boğazını bıraktığımda yere düştü ve derin derin nefes almaya başladı. Koridordan geçen birkaç doktora seslendi ve ameliyathanenin hazırlanmasını istedi.
Odadan çıktığımızda Demir beni ittirdi ve koltuğa oturdum. "Kendine gel. Ne yaptığını bilmiyorsun." Ellerim titreye titreye saçlarımı karıştırdım. "Dalga ölürse yemin ederim ben de ölürüm. Onu kaybetmeye o kadar yakın hissediyorum ki kendimi, bir adım atsam Dalga ölecek sanki." Destan yanıma oturup sırtımda gezdirdi sol elini. "Böyle konuşarak sadece kendini daha çok kötü hissedersin. Bunu yapma, olumlu düşün. Sabah Dalga yanında olacak. Tamam mı? Bu şekil düşün."
"Ben karakola gidiyorum. Demir anahtarı ver."
"Kenan." Uzaktan Tuğçe'nin geldiğini gördüğümde yüzünde tedirgin bir ifade vardı. "Ne oldu?"
Elinde tuttuğu kumaşı açtığında içinde kanlı bir çakı vardı. Kanım dondu çünkü bu Berke'nin dediği çakı olmalıydı. "Azra, Dalga'yı bıçaklarken tuvaletteydim. Korkudan iki saat dışarı çıkamadım. Sonra Azra'nın gittiğinden emin olduğumda kabinden dışarı çıktım. Lavabonun kenarında da bunu buldum. Artık Azra'yı durdurmanın bir vakti geldi de geçiyor. Git polise şikayet et cezasını çeksin." Kumaşı elinden dikkatlice aldım. "Sana ne kadar teşekkür etsem az."
"Yalnız, bu aramızda kalsa olur mu? Gökçe'nin falan haberi yok. Gerekeni yapacağını umut ediyorum. Şimdi eve gitmem lazım, görüşürüz." Gülümsediğimde Demir'in uzattığı araba anahtarını kaptığım gibi hızla hastaneden çıkıp arabaya bindim.
Öncelikle eve gidip kasamın içinden Azra'nın Güneş'i vurduğu beze sarılı silahı aldım. Artık kaçabilecek yeri yoktu. Trafik yüzünden yirmi dakika sonra emniyete geldim. Arabadan inip içeri girdim ve müsait olduğunu düşündüğüm bir polisin yanına gittim. "Buyurun beyefendi." dedi sarı saçlı, biraz zayıf olan kadın polis.
"Merhaba, ben bir ihbarda bulunacaktım." Kadının bilgisayarda olan gözleri bana döndü. "Tabii, oturun şöyle." Karşısındaki sandalyeye oturdum. "Buyurun sorun nedir?"
"Geçen sene Fırtına Koleji'nde çalışan bir temizlikçi Azra Yılmaz tarafından öldürüldü. Görüntüleri elimde var." Elimdeki silahı masaya bırakıp üzerini açtım. "Bu silahta onun parmak izleri var. Eski kız arkadaşım Güneş Tozla'yı bu silahı kullanarak öldürmeye çalıştı. Bir diğer arkadaşım Petek Koçyiğit'e ve kız arkadaşım Dalga Karay'a türlü işkenceler çektirdi. Petek felç kalmaktan ramak kala kurtuldu. Dalga ise hastanelik oldu. Görüntüleri yine elimde ve benimle beraber altı arkadaşım daha şahit. Onlarda Demir Yıldız, Ateş Derman ve Berke Yıldırım. Birde Mavi, Barkın ve Faruk var ama soyadlarını bilmiyorum. Onlar da Dalga okuldan kaçtıktan sonra onu o halde evinin önünde bulmuş." Cebimden kumaşa sarılı kanlı çakıyı çıkardım ve onu da silahın yanına, masanın üzerine koydum. "Bu çakının üzerinde de onun parmak izleri var. Bugün Fırtına Koleji'nin kızlar tuvaletinde kız arkadaşım Dalga Karay'ı bu çakıyla üç yerinden bıçaklayarak yaraladı, şu an kendisi ameliyat oluyor," gözümden bir yaş aktı. "Yaşama tutunmaya çalışıyor. Onu kaybedebilmem an meselesi. Lütfen, bir şeyler yapın. Gereken en ağır cezayı verin çünkü bunu hak ediyor. Yaptıkları yanına kalsın istemiyorum. Kız arkadaşımın ölmesini istemiyorum. Bana yardım edin."
"Pekâla, şu elinde olduğunu söylediğin görüntüleri bana verir misin?"
"Tabii, hemen." Telefonumu çıkartıp polise verdim. Videoları izledikten sonra bunu kendi bilgisayarına attı ve telefonumu geri verdi. "Evinin nerede olduğunu biliyor musunuz?"
"Fırtına Koleji'nin altı kilometre ötesinde Yılmaz Malikanesi var, orası."
"Size ulaşabilmemiz için şuraya numaranızı yazar mısınız?" Verdiği kağıda numaramı yazdım. "Kenan Fırtına."
"Şule komiser ben de. Memnun oldum Kenan Bey merak etmeyin, biz elimizden gelen her şeyi yapacağız. İhbarınız için teşekkür ederiz."
Ayağa kalktım. "Ben de teşekkür ederim iyi günler." Dışarı çıkıp koşa koşa arabaya bindim.
Hastaneye geri geldiğimde karşılaştığım manzara ile donakaldım. Destan koltukta, Demir ve Berke sırtını duvara yaslamış şekilde, Ateş ise duvarın dibine oturmuştu. Ağlıyorlardı. Hızlıca yanlarına gittim. "Ne oluyor ya? Niye ağlıyorsunuz? Bir şey mi oldu!" Kalbim deli gibi ağrımaya başladığında nefes alıp verirken canım yanıyordu. Kendimi yere bıraktım. Destan yüzünü kaldırıp bana baktı. "Kenan, Dalga yaşıyor." İşte buna daha çok şaşırmıştım. Şükürler olsun. "Ne? Nasıl? Gerçekten mi? Ameliyattan çıktı mı? Eee o zaman niye ağlıyorsunuz siz geri zekalı mısınız?"
"Mutluluktan ağlıyoruz biz de." dedi Berke.
"Allah'tan Azra bıçağı Dalga'nın kalbine çok derin saplamamış. Durumu kritikliğini koruyormuş. Yoğun bakıma alacaklarmış, bir de ameliyat sırasında kalbini tekrar çalıştırmakta zorlanmışlar başka da bilgi vermediler." dedi Demir.
"Doktor bile çok şaşırdı, hayatımda ilk defa böyle bir durumla karşılaştım. Hasta çok inatçı ve savaşçı çıktı falan dedi." dedi Destan.
Ayağa kalktım ve hepsine tek tek sarıldım. "Siz ağlayınca kötü bir şey oldu zannettim, ödüm koptu anasını satayım." Ameliyathanenin kapısı aralandığında ve Dalga'yı içeriden çıkardıklarında olduğum yerde kaldım. Ayaklarım yere yapışmıştı sanki. Yanına gidememiştim. Hiçbirimiz gidememiştik. Sadece yoğun bakıma götürülüşünü izlemiştik. Yoğun bakımda kalsın ama ölmesin. Yaşasın da benim için başka hiçbir şey önemli değil.
Hepimiz boğazını sıktığım doktorun etrafını sardık ve bir açıklama yapmasını bekledik. "Sizlere maalesef kötü bir haberim var. Beynindeki tümör artık son evresini geçmiş. Ömrü bir iki haftadan bile çok az kalmış durumda. En erken yarın en geç haftaya ameliyat olması gerekiyor. Hem kalbinin ağrısını, hem de beyninin içindeki tümörü aynı anda kaldıramayacak kadar bünyesi zayıf. Ayrıca durumunun kritik olmasının nedeninde tümörün de etkisi var."
Ömrü kısalıyor, ömrü kısalıyor, ömrü kısalıyor... Olamaz! "Yanına girmek istiyorum."
"Durumu stabil olana kadar kimseyi alamayız. Çok tehlikeli."
"Ne tehlikesinden bahsediyorsun bana ya? Bir dakika olsun görmek istiyorum onu."
"Kenan, zorlama istersen." Doktor yanımdan geçip gitti. "Ne zorlamayayım Demir? Dalga'yı görmek istiyorum! Çok mu fazla bir şey istedim sanki?"
"Anlamıyor musun? Durumu stabil olunca normal odaya da alacaklar zaten. Hep birlikte gireriz. Neyse ki hala yaşıyor, ölü bedenine de sarılabilirdin. İstersen bir şükret." Gülerek koltuğa oturdum. Mecburen beklemek zorundaydım.
(00.21)
Saat on bir gibi Demir'ler uyuduğunda Dalga'nın olduğunu yoğun bakım odasının önüne gittim. Aramızda cam olsa bile onu görebiliyordum. Hareketsiz bir şekilde uyuyordu. Arada cihazının sesi kulaklarıma geliyordu.
Arkamdan gelen ayak seslerini işittiğimde etrafıma bakındım. Boğazını sıktığım doktor, odanın kapısını açıp eliyle girmem için hareket yaptı. "Yalnızca beş dakikanız var." Ben bir dakika demiştim, adam bana beş dakikamın olduğunu söylüyordu. "Çok teşekkür ederim." deyip odaya girdim ve kapıyı kapattım. Hızlıca perdeleri kapatıp Dalga'nın yanına oturdum. Gözyaşlarımı tutamıyordum. "Güzelim, ben geldim." Elinin tersine uzun bir öpücük bıraktım. Saçlarını okşadım. Yanağını öperken kokusunu da içime çektim. Buna ihtiyacım vardı. Gözleri kapalıyken bile bana bakıyormuş gibi hissettim kendimi. Gözkapakları olsa bile mavi gözlerini görebiliyordum sanki.
"Sevgilim, duyuyorsun beni biliyorum. Şimdi söyleyeceğim şeyler daha çok canını acıtacak, özür dilerim. Ömrün giderek azalıyor birtanem. Bir iki haftanın kaldığını söylediler. Ama, hayır ben seni kaybetmekten çok korkuyorum. Haftaya ameliyat olacaksın. Beni sensiz bırakma olur mu?" Çıkmadan önce alnını öptüm. "Gitmem gerekiyor bebeğim. Seni seviyorum." Ayağa kalkıp perdeleri açtım ve odadan dışarı çıkıp Demir'lerin yanına geri gittim. Dalga'mı da gördüğüme göre artık içim rahat uyuyabilirdim.
(06.57)
Erken saatlerde uyanmıştım çünkü uykum kaçmıştı. Tekrar uyumaya çalışsam uyuyamayacağım için uyanmak zorunda kaldım.
Demir ve Destan'ı göremeyince alnıma vurup ayağa kalktım. Yine ne yapmaya çalışıyordu bunlar?
Dışarıda kavga ettiklerini fark ettiğimde Demir, Destan'ın kolunu tutuyordu. Demir yanlarına geldiğimi gördüğünde kızın kolunu bıraktı. "Yanımda fazla dolaşma."
"Sana mı soracağım nerede dolaşacağımı? İstediğim yerde olurum ve dururum bu seni ilgilendirmez! Her canın sıkıldığında bana sarmayı bırak artık!"
Aralarına girdim. "Siz neyin kafasını yaşıyorsunuz sabah sabah? Dalga içeride ölüm kalım savaşı veriyor, siz burada çok önemliymiş gibi kavga ediyorsunuz. Ne güzel arkadaşlarım var ya gerçekten."
"Kenan şu geri zekalı arkadaşına bir şey söyle. Yanınızda durmam canına batıyormuş."
"Senin yüzünü bile görmek istemiyorum Destan."
"Demir, kör olsan da bu kızı görmek zorundasın. Çünkü o da çetemizin bir üyesi. Hem yüzünü görmek istemiyorsun, hem de kolunu tutuyorsun, gözlerinin içine bakıyorsun. Destan'ı rahat bırak. Şimdi düş önümüze." Destan'a ters bakışlar attı ve yürümeye başladı. Biz de Demir'in arkasındaydık, hastaneye doğru yürüyorduk. "Nesi var bunun?"
"Ben de anlamıyorum. Ama aranızda yaşananlardan kaynaklı olabilir."
"Oğlum terkeden benmişim gibi davranması çok saçma. Anlaşamıyoruz diye terketti salak."
"Seni unutmaya çalışıyor ama unutamıyor, hala seni seviyo-"
"Bak yanında yemin ediyorum ona geri dönersem beni buraya gömün. İstediği kadar sevsin artık umurumda değil."
"Onun öyle konuştuğuna bakma. Demir tersinden kalkınca boş boş konuştuğunu biliyor olman lazım. O artık eski Demir değil Destan. Senden sonra her şeyini değiştirdi. Ona bir şans daha verebilirsin. Seni eskisi gibi terkedip gitmez." Hastaneye girdiğimizde onların yanına giderken gözlerini bana çevirdi. "Bilmiyorum, zamana ihtiyacım var. Benim de, Demir'in de."
Beraber koltuğa oturduğumuzda üçünün de gözü üzerimizdeydi.
(Şule Komiser)
"Ekip doksan dokuz, hazırlanın. Fırtına Koleji'nin altı kilometre ilerisindeki Yılmaz Malikanesine gidiyoruz."
"Başüstüne komiserim." Telsizi kapatıp ben de silahımın şarjörünü yeniledim ve belime yerleştirdim.
(Zaman sonra)
Zile basıp biraz bekledim. Kapı birkaç saniye sonra açılınca Azra ile karşılaştım. "Ne oluyor ya?"
"Azra Yılmaz siz misiniz?" Şaşkınlıkla gözlerime baktı. "Evet benim."
"Hakkınızda şikayet var. Bizimle emniyete gelmen gerekiyor. Arkadaşlar takın kelepçeleri."
"Bir dakika? Beni kim niye şikayet etti ya?"
"Neden şikayet edildiğini karakolda öğrenirsin." Israr etmeden bileklerine kelepçeleri taktırdı. İki polis arkadaşım kollarıına girip onu evden çıkarttıklarına ben de arkalarından geliyordum.
(Karakol)
Sorgu odasına girip Azra'nın tam karşısına oturdum. "Neden buradayım?"
Silahı ve kanlı çakıyı masaya bıraktığımda donakaldı. Yutkunduğunda gözleri bana döndü. "Bu silah ve bu çakı sana bir yerden tanıdık geldi mi?"
"Ne diyorsunuz siz ya? Bilmiyorum, bunlar ne?" Sinirlenmeye başlamıştım.
"Güneş Tozla'yı bu silahla öldürmeye çalışmışsınız. Silahın üzerindeki parmak izleri size ait. Bu çakıyla da dün Dalga Karay'ı üç yerinden bıçaklamışsınız. Yine parmak izlerinin sana ait olduğu tespit edildi." Bilgisayardaki hazırda beklettiğim videoyu açıp ekranı Azra'ya çevirdim. "Fırtına Koleji'nin temizlikçinin ölmesine neden olduğunuz görüntüler elimizde. Bir kez soracağım, düzgün cevap verin. Neden yaptın?"
"Kenan gelip verdi size bunları değil mi?" Kahkahası bütün odayı doldurduğunda ters ters yüzüne baktım. "Şerefsiz şey, varoş sevgilisine daha çok bulaşmayayın diye beni şikayet etmiş. Babamın beni kurtaracağından haberi yok, yazık."
"Kaçışınızın olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, en ağır cezayı alana kadar senin dosyanı kapatmayacağım. Neden yaptın?"
"Çünkü kıskançlığıma yenik düştüm!"
"İyi, bunu mahkemede de söylersin artık. Gökhan!" Kapı açılınca içeri sarı saçlı, boylu poslu bir polis girdi. "Mahkeme tarihi belli olana kadar nezarethanede kalacak. Sana güveniyorum yanında da sen kalırsın, olur mu?"
"Başüstüne komiserim." Azra'nın koluna girip onu dışarı çıkardı. "Hepiniz bana bunu yapmanın bedelini ödeyeceksiniz!"
Bilgisayarı kapatıp odadan çıktım. "Aynen aynen, çok konuşup nefesini boşa tüketme, mahkemede lazım olacak sonuçta!"
(12.44, Kenan)
Doktor yanımızda belirdiğinde hızla ayağa kalktım. "Hastamız gayet güzel toparladı. Şu anlık durumu stabil. Normal odaya geçiş süreci başladı. Hastayı fazla konuşturmamaya ve yormamaya dikkat edin. Geçmiş olsun."
"Allah'ım şükürler olsun." Demir'e sarıldığımda Destan, Ateş ve Berke de birbirine sarıldı. "Ya ne bekliyoruz? Hadi odasına gidelim." Destan'ın peşinden ilerledik ve on dakika sonra Dalga'nın odasını bulduk ve sırayla içeri girdik. Odadaki son düzenlemeleri yapan hemşire odadan çıktığında kapıyı kapattım. Dalga tek kelime etmeden sağ eli kalbinin üzerinde gülümseyerek Demir'lere teker teker sarıldı. Sıra bana geldiğinde ise birden gülüşü silindi. Bu neydi şimdi?
Yatağın kenarına oturdum ve saçlarını okşadım. Hala gülmüyordu. Gözlerinde duygu bile yoktu. "Bebeğim benim sana söylemem gereken bir şey var. Ama, üzülme olur mu? Doktor, ömrünün azaldığını söyledi. Bir iki haftalık ömrünün kaldığını söylüyorlar bana. İnanmak istemiyorum ama kahretsin ki gerçek."
Odadaki sessizlik Dalga'nın sessiz çıkan sesini normalleştirmişti. "Kenan."
"Söyle sevgilim."
"Ben ayrılmak istiyorum." Olduğum yerde kaldığımda dördünden de aynı ses çıktı. "Ne?"
"Bir saniye, bir saniye. Neden?" Gözünden bir damla yaş düştü. "Bak, bu sağlık durumlarından dolayı ayrılmak istiyorsan ben seni bırakamam..."
"Çıkar mısın odadan?"
"Güzelim ne oldu şimdi birdenbire? Ben yanlış bir şey mi yaptım?"
Kolumu ittirdi. "Kenan odadan çıkar mısın?"
"Soruma cevap verir misin?"
"Kenan odadan çık, lütfen."
"Soruma cevap verirsen söz çıkacağım."
Gözünden bir yaş aktı. "Sevmiyorum seni. Anladın mı? Senden nefret ediyorum! Yüzünü görmek istemiyorum! Git!"
Destan yanıma gelip omuzlarımı tuttu. "Dalga, kendini yormaman gerekiyor. Sakin ol."
"Dalga, ben sana ne yaptım? Kalbini mi kırdım? Canını mı yaktım? Söyle!"
"Kenan, bağırmasana salak mısın?" dedi Demir arkamdan.
"Ayrılmak istiyorum ne Demir? Bunu Dalga söylüyor olamaz."
"Kenan, kızın üzerine daha fazla gelme. Zorluk da çıkarma siktir git şu odadan." dedi Demir omuzlarımdan beni ittirerek. Gözümden bir damla yaş düştüğünde bir hışımla odadan çıkıp kapıyı sertçe vurdum. O benim sevdiğim kız değildi. Buna adım kadar emindim.
Bölüm etkileşimi
