18. bölüm / 34
19 Nisan: İntikamMERMİ YAĞMURU
Bölümler 34Şu an: MERMİ YAĞMURU
- 1 ACI KAYIPLAR4.466 kelime
- 2 KENAN1.737 kelime
- 3 FIRTINA KOLEJİ5.248 kelime
- 4 İNTİHAR2.683 kelime
- 5 İŞKENCELER2.484 kelime
- 6 MAVİ YONCALI BİLEKLİK3.342 kelime
- 7 KUMAR BORCU3.980 kelime
- 8 DOLUNAYLI GECE2.414 kelime
- 9 LİDERİÇE3.405 kelime
- 10 GÜZEL BİR GÜN2.673 kelime
- 11 AFFET BENİ2.808 kelime
- 12 KÖTÜ HUYLU TÜMÖR3.914 kelime
- 13 KISA ÖMÜRE SIĞDIRILAN BÜYÜK HAYALLER1.894 kelime
- 14 ÖLÜMCÜL YÜZME DERSİ3.227 kelime
- 15 KAR GİBİ BEYAZ, ADI 'SİYAH'2.364 kelime
- 16 KALBE SAPLANAN BIÇAK2.883 kelime
- 17 DAL♡KEN2.292 kelime
- 18 MERMİ YAĞMURU3.469 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 MADRİGAL KONSERİ4.674 kelime
- 20 HAYAT BOYU KANAYAN YARA2.509 kelime
- 21 MAHKEMELER VE KARGAŞALAR2.678 kelime
- 22 YAŞAM SAVAŞI4.950 kelime
- 23 GERİ DÖNÜŞ4.405 kelime
- 24 KÖTÜ GÜNDE GELEN ZAFER1.436 kelime
- 25 KANLAR İÇİNDE KALAN YÜZ2.486 kelime
- 26 ÖLMEDEN ÖNCEKİ SON BAKIŞMA2.188 kelime
- 27 AY VE GECE3.344 kelime
- 28 HEM GÜNDÜZÜM, HEM GECEM2.360 kelime
- 29 KÜÇÜK BİR KIŞ TATİLİ2.546 kelime
- 30 HEM ÇETE, HEM AİLE2.630 kelime
- 31 3 MART2.669 kelime
- 32 19 NİSAN4.415 kelime
- 33 TEHLİKELİ YARIŞLAR6.904 kelime
- 34 BİR MASALIN SONU5.372 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu gece silahlar konuşacak...
(Yirmi dakika sonra)
Arabadan indiğimde Kenan arkamdaydı. "Bütün her şeyi anlat güzelim. Tamam mı? Ne olduysa anlat hiç de çekinme. Bundan sonra sana hiçbir şey yapamayacak. Bak Şule Komiserde şurada. Çok iyi birisi, ona güvenebilirsin. Şule Komiserim!"
Komiser bize baktığında gülümsedi. "Hoşgeldiniz. Dalga Karay sizsiniz değil mi?"
"Evet benim."
Sol tarafımızdaki odayı gösterdi. "Dalga Hanım şöyle buyurun. Yirmi dakika kadar ifadenizi alacağım."
"Peki." Kenan'a gülümsedikten sonra odaya girdim ve sandalyeye oturup ellerimi kucağıma bıraktım. Komiser Kenan'la konuştuktan sonra içeri girdi ve kapıyı kapatıp karşıma oturdu. "Evet Dalga, öncelikle geçmiş olsun. Seni fazla yormayacağım. İznin varsa olayları bir de senden dinlemek istiyorum."
"Dün..." Aklıma Azra'nın çakıyı bana saplaması geldi. Nefes almayı bırakmıştım o an. Sonra çakının kalbine girmesi... Benim gözlerimin donması... Yere yığılışım ve sürüne sürüne sınıfa girişim... "Evet, Azra Yılmaz beni öldürmeye çalıştı."
"Peki, sana bir şeyler söyledi mi?"
"Beni Kenan'la tehdit etti. Eğer, ondan ayrılmazsam onu öldürteceğini söyledi. Ben de böyle bir şeyin olmayacağını söylediğimde sinirlendi, beni bıçakladı."
"Aranızda bir sorun mu var peki?"
"Hayır. Azra ben okula geldiğim günden beri sırf onlar gibi maddi durumum olmadığı için beni zorbalıyor."
"Anladım. Kenan'ın verdiği ifadeye ve video kaydına göre daha önceden Azra Yılmaz tarafından işkence çekmişsin. Doğru mu?"
"Evet."
"Mavi, Barkın ve Faruk adlı kişiler arkadaşınmış, işkence çektiğin gün seni evinin önünde bulmuşlar. Bu doğru mu?"
"Evet."
"Onların soyadını verir misin?"
"Mavi Öztürk, Barkın Çelik ve Faruk Şahin."
"Tamamdır, gerisini mahkeme günü halledersin. Çıkabilirsin, iyi günler."
"Teşekkürler, kolay gelsin." Odadan çıkıp Kenan'ın yanına gittim. "Anlattın değil mi her şeyi?"
"Evet. Gidebilir miyiz?"
"Tabii ki." Elimi tuttuğunda kendimi kötü hissetmeye başlamıştım. Dışarı çıktığımızda hava kapanmıştı ve çiseliyordu.
Arabaya biner binmez Kenan'a döndüm. "İçime bir kurt düştü Kenan. Ben gidip ne varsa anlattım, eğer ceza vermezlerse dışarı salarlarsa bana..."
"Dışarı salamazlar. Korkma, sen doğru olanı yaptın. Gerisiyle hakim savcı avukat ilgilenecek. Rahat ol, o davayı biz kazanacağız. Sen sadece arkana yaslan ve filmin keyfini çıkar."
"Sen nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun? Yani, Azra yalan konuşursa belki ucuz yırtabilir."
"O kadar suçu işlesin, görüntülere, video kayıtlarına, verdiğimiz ifadelere inanmasınlar ama Azra'nın söylediklerini haklı bulsunlar. Öyle bir şey olursa o mahkemeyi hepsinin başına yıkarım."
Yağmur etkisini gitgide artırıyordu. "Her neyse. Bu konuyu şimdilik kapatalım. Uçurumun kenarına gidelim mi?"
"Olur."
(Bir saat sonra)
Kenan arabayı tam ormanın bittiği noktaya bıraktı. Dün geceki gibi yağmur yağıyordu. Hızla arabadan indiğimde ve koşar adımlarla açık alana gittiğimde kendi etrafımda döndüm ve yavaş yavaş yanıma gelen Kenan'a baktım. "Yağmuru çok sevdiğimi söylemiş miydim?"
"Aklımdan hiç çıkmadı ki. Yakın zamanda seninle beraber ıslanmayı düşünüyordum zaten. Bak, kısmet bugüneymiş."
Kollarımı iki yana açıp yüzümü havaya kaldırdım ve gözlerimi kapattım. "Yağmurun tenine değince verdiği his kadar güzel bir şey yok." Gözlerimi açıp ellerimi Kenan'ın boynuna yerleştirdim. Onun da eli her zamanki gibi belimi buldu ve ona daha çok yaklaştım. Gözlerinin içine içine baktım. Gözbebekleri kocamandı. Saçlarımız ıslanmaya başlamıştı ve Kenan'ın alnından dökülen birkaç tutam saçından küçük su damlaları düşüyordu üzerime. "İkimizde delirdik galiba. Yarına hasta olarak uyanmasak bari."
"Hasta olursak ben ikimizi de iyileştiririm." Güldüğümde Kenan'ın gözleri banka doğru kaydı. Ben de banka baktığımda gülümsedim. "Sana bilekliğini taktığım gün de yağmur yağıyordu."
"O yağmur bizi birbirimize aşık etti zaten. Sen hem gel bana bileklik tak, hem de ıslandığım için üşüyorum diye ceketini ver. Sana karşı gelip gitseydim ne yapardın mesela?"
"Yolun yarısında yakalardım. Yani şimdi ben de inatçıyım biraz. Kafama bir şeyi koyduysam yaparım. Gelir bilekliği de takardım, ceketi de verirdim, evine de bırakırdım seni."
"Eve gidince ceketi asar asmaz eve parfümünün kokusu yayılmıştı." Kahkaha attığında ben de güldüm. "Seni ilk kez öptüğüm geceye ne demeli?"
Gözleri bana döndü. "O geceyi hiç unutamıyorum. Bir de utanıp kaçıyorsun, ya Kenan Fırtına seni yakalayıp öpmez mi zannettin sevgilim?"
"Ne yapayım? Yani... İlk defa birisinin dudağını öptüm. Utanmam normal değil mi?"
Gülümseyerek başını salladı. "Gururlandım açıkçası. İlk öptüğün kişi benmişim ya." Yavaşça omzuna vurdum. "Kenan, tamam abartmıyoruz... Peki evim ne durumda?"
Duraksadı ve gülümsemeyi kesti. "Biraz fazla hasarlı ama yaptırmaya başlayacağım. Hatta gidip bakarım, ona göre de önce eşyalar çıkartılır sonra iç dış onarması yapılır. Eski haline geri getiririm." Başını öne eğdiğinde dudaklarımı büküp elimle çenesini kaldırdım. "Biliyorum, yanından ayrılmamı istemiyorsun ama Barkın falan var işin içinde. Senin yanında kalıyorum diye geçende bana sinirlendi. Ya hem, ayrılıyoruz diye niye üzülüyorsun ki?"
"Yanımda sen olmayınca uyuyamıyorum." Benden önce nasıl uyuyordu acaba çok merak ettim.
"O zaman her gece bana gelir ben de kalırsın. Olmaz mı?"
Yanağımı öptü ve dudakları kulağıma doğru ilerledi. "Yarın akşam seni Madrigal'in konserine götüreceğim." Gözlerim kocaman açıldı. Yüzüne baktığımda gözlerim doldu. "Gerçekten mi?"
"Evet, gerçekten. Beraber dans edeceğiz, Sen ya da Hiç söyleyeceğim sana." Gözümden bir yaş düştüğünde ona sıkı sıkı sarıldım. Parmaklarımı yanaklarında gezdirdim. "Yarın akşamı dört gözle bekliyorum."
"Ben de. Neyse, gidelim mi artık? Yeterince ıslandık." Başımı salladım ve onunla beraber arabaya ilerledim. Kendimi koltuğa bıraktığımda saçlarımdan akan su damlaları daha çok üşümemi sağlıyordu. Kenan hızla arabayı çalıştırıp ormandan çıktığında ısıtıcıyı açtı. Sıcak hava arabanın içini ısıttığında üşümem azaldı.
(14.29)
Kenan evin önüne geldiğinde durdu. "Sen geç, ben de eve bakıp geleyim."
"Tamam." Yanağına bir öpücük kondurup arabadan indim. Kenan gidene kadar onun arkasından baktıktan sonra demir kapıdan içeri girecekken omzuma konan bir el beni durdurdu. Arkamı döndüğümde Kubilay'ın gözleriyle karşılaştım. "Burada ne işin var Kubilay?"
"Seninle halletmem gereken ufak bir işim var." Ağzıma bir bez parçası kapattığında çığlık atmamı engelledi. Eterin kokusu burnuma ulaştığında gözlerim kısıldı ve bilincimi yavaş yavaş kaybettim.
(Yazarın Anlatımıyla)
Kubilay Dalga'yı kucağına alıp az ötedeki arabasının arka koltuğuna bıraktı ve kapıyı üzerine kapattı. Kendisi de bindikten sonra arabayı çalıştırdı. "Asıl oyun şimdi başlıyor."
Onu içinde ve dışında adam bulunan depo gibi bir yere getirdi. Dalga'yı kollarından ve bacaklarından deponun tam ortasına yerleştirdiği sandalyeye bağladı ve dışarı çıktı. "Dikkatli olun. Birazdan gelecek olan beş salağı da öldürün, aranızda acıyıp öldürmeyen olursa onu ben öldürürüm haberiniz olsun."
(Kenan)
Kapısı kırık evden içeri girdiğimde simsiyah bir ortam karşıladı beni. Ev çok kötü haldeydi. Koltuklar yanmış, duvarlar simsiyah, merdiven sağlam değil... İlk önce alt katı gezip etrafa göz gezdirdim. Oturma odasının hali içler acısıydı. Burayı görünce beynimin içinde o gece canlandı.
Mutfağa baktığımda pek bir hasar yoktu ama yine de yenilenmeye ihtiyacı vardı. Sonuçta yangının izlerini taşıyordu. Mesela dolaplar krem değilde beyaz renk olacak şekilde yenilenebilirdi.
Dikkatlice merdivenlerden çıkıp üst kata ulaştığımda ardına kadar açık olan kapıdan Dalga'nın odasına baktım. Durumu oturma odasına göre daha kötüydü. Gerçi o adam direkt olarak Dalga'nın ölmesini istediği için bu normaldi.
Yatak odasına baktığımda da durum aynıydı. Keşke bu oda yanmasaydı, içeri girsemde alıp Dalga'ya götürebileceğim bir eşya kalmamıştır...
Alt kata indiğimde cebimden çalan telefonumu çıkardım ve ekrana baktım. Kubilay'ın adını gördüğümde şaşırdım. Neden beni arıyordu mesela? Telefonu açıp kulağıma dayadım ve sakin bir ses tonuyla "Ne var Kubilay?" diye sordum.
"Kenancık, bu ne sakinlik? Aaa bir saniye, yoksa Dalga'nın başına gelenlerden haberin yok mu?" Dalga mı?
"Ne?" Olamaz, Kubilay sanırım Dalga'yı kaçırmış. Off, yeter artık ya rahat bırakın şu kızı. "Düşündüğüm şeyi yapmadın, değil mi?"
Uzun bir süre kahkaha attı. "Beni çok güldürüyorsun," birden ciddileşti. "Evet, düşündüğün şeyi yaptım. Dalga benim elimde."
"Kubilay bırak onu."
"Neden?"
"Ne istiyorsun ondan?"
"Direkt onu istiyorum." Sinirlenmemem lazımdı çünkü Dalga'ya zarar verebilirdi. Acaba çoktan bir şey yapmış olabilir mi?
"Bak, ne istersen yaparım ama ona bir şey yapma, lütfe-"
"Üzgünüm Kenancık." Telefonu yüzüme kapattığında sinirle evden çıkıp arabaya bindim ve Demir'i aradım. "Alo? Demir herkesi topla, sakladığın malzemeleri de al ve okula gel."
"Bir dakika, Kenan noluyo-"
"Dalga, Kubilay'ın elinde! Onu kurtarmamız lazım. Çabuk ol." Telefonu kapatır kapatmaz gaz pedalına yüklendim.
(Okul)
Gözlerim Demir'in masaya dizdiği beş tabancada ve şarjörlerde gezindi. En sevdiğim -aslında benim kullandığım- tabancayı aldım ve belime yerleştirdim. Cebime de iki tane şarjör attım. Onlarda kendi silahlarını ve şarjörlerini aldıktan sonra dördüne de tek tek baktım. "Orman yolunda bir depo vardı, muhtemelen orada olmaları lazım. Hadi, hazırsanız bir an önce gidelim."
Okuldaki gizli yerimizden çıkıp beşimizde benim arabama bindik ve okuldan ayrıldık.
(Dalga)
Gözlerimi yavaşça aralayıp etrafıma baktım. Burası neresiydi? En son ne olmuştu? Hiçbir şey hatırlamıyordum. Hatırlayacak halim yoktu.
Kollarımdaki acıyla gözlerimi bedenime diktim. Bir sandalyeye bağlanmıştım. İpler canımı acıtıyordu ve sırtımda da inanılmaz bir ağrı vardı. "Kimse yok mu?" Arkamdan ayak sesleri gelmeye başladığında korkudan arkama bakmaktan kaçındım. Karşımda Kubilay belirdiğinde gözlerimi ona diktim. "İyi uyudun mu canım?"
"Ne yapmaya çalışıyorsun yine ya? Çöz beni. Hem, burası neresi?"
"Birazdan burası yangın yerine dönecek." Cebinden bir kumaş çıkartıp bana doğru yaklaştı. "Yaklaşma bana. Yaklaşma! İmdat! Kurtarın beni!" Sertçe çenemi tuttu ve gözlerime baktı. "Sana ilk defa bu kadar yakın olmak kalp atışlarımı hızlandırdı." Kısa bir an yüzümü inceledi ve dudaklarının dudaklarıma dokunmasıyla gözlerim daha çok açıldı. Olamaz...
Geri çekildiğinde dudaklarını ıslattı ve kahkaha attı. "Aman Tanrım, az önce Kenan'ı aldattınız Dalga Hanım." Hem yere, hem de onun üzerine doğru tükürdüm. "Allah belanı versin, şerefsiz!" Elindeki kumaşla ağzımı kapattı. Cebinden telefonunu çıkarıp birini aradı ve hoparlörü açtı. Telefon açıldığında karşı taraftan gelen tanıdık ses, gözümden bir yaşın akmasına neden oldu. "Oğlum bak eğer Dalga'nın saçının tek teline zarar verirsen yemin ediyorum sana bu İstanbul'u dar ederim, yaşatmam seni, piç."
"Sakin ol Kenancık. Dalga şu an gayet iyi, ama sana kötü bir haberi var." Söylememesi için başımı salladığımda gülümsedi ve dudaklarını araladı. "Az önce seni aldattı. Birden dudaklarıma yapıştı yani ben de beklemiyordum. Neticede seni aldatmış oldu, sonuçta öpüştük ya-" Buradan kurtulunca ilk işim Kubilay'ın boğazını sıkmak olacaktı.
"Orospu çocuğu! Kes sesini!" Kenan'ın bunu demesinin ardından uzun bir süre sesi çıkmadı. Bu yüzden de Kubilay telefonu kapattı. "Birazdan o piç kurusu sevgilini ve onun ortaklarını gözünün önünde öldüreceğim, haberin olsun. İyi eğlenceler şimdiden." Yürümeye başladığında çığlık atıyordum aslında ama kumaş parçası sesimin çıkmasını engelliyordu.
(Kenan)
Arabayı kenara çektiğimde Kubilay'ın söyledikleri beynimin içinde dönüyordu. Az önce seni aldattı demişti Kubilay. Az önce beni aldattı, Dalga beni aldatmış...
"Demir, sen benimle ön tarafı halledeceksin. Destan arka taraf senin. Ateş, Berke, siz de sağdan ve soldan halledersiniz. Kulaklıklarınızı takmayı unutmayın. Ha birde Demir ve Destan, birbirinizin işine karışmıyorsunuz, kulaklıkta da karşılıklı kavga ettiğinizi duymak istemiyorum haberiniz olsun. Dikkatli olun."
Hep beraber arabadan indiğimizde Demir ve Berke ile birlikte sessiz adımlar attım. Tek bir yanlışımız kaybetmemize sebep olacağı için, hareketlerimiz sınırlıydı.
Berke bizden ayrılıp biraz daha ilerledi, ardından depoya yakın bir yerdeki çalının içine girip kamufle oldu. Ön taraf çok kalabalıktı. İki kişi o kadar kişiyle baş etmemiz biraz zor olacak gibi görünüyordu.
Depoya daha fazla yaklaşmadan bir duvarın arkasına saklandık. Ben sağ tarafı, Demir de sol tarafı kolluyordu. Şarjörlerimizi kontrol ettik ve birbirimize baktık. Kulaklığa bir kez dokundum. "Kızıl Tilki?"
"Hazır."
"Kaplan?"
"Hazır."
"Fire?"
"Dünden hazır."
"İron?"
"Tabii ki hazır." Başımla onay verdiğim an birimiz sağdan, birimiz soldan ateş etmeye başladık. Üç dört adamı düşürdüğümüzde diğerleri savunmaya geçti ve hepsi silahlarını çıkartıp bize doğru ateş etmeye başladı. Demir savaştaymış gibi adamları bir iki kurşunla vururken kendini o kadar kaptırmış görünüyordu ki, acımıyordu bile. "Demir biraz sakin mi olsan?"
"Oğlum özlemişim lan şu siktiğimin adamlarıyla uğraşmayı. Anasını satayım bu muhteşem bir şey!"
"Ortalığın içinden geçecek bu arada." dedim.
"Zaten." dedi Destan.
Demir şarjör değiştirirken bu sırada ben devreye girdim ve iki üç adamı yere serdim. Biz vurdukça sayıları artıyordu. Deponun içinden sürekli yeni adam çıkıyordu. "Bu böyle olmayacak. İron?"
"Fırtına?" Güldüğümde ikimizde belimizden bir silah daha çıkardık. "Zor zamanlarımızın yardımcıları geldiğine göre..."
"Oğlum bekleyin lan bizi!" diye bağırdı Demir. İkimizde aynı anda silahlarımızı doğrultup adamları teker teker indirmeye başladığımızda Destan'ın sesi kulaklarıma geldi. "Oha, dikkat edin vurulacaksınız."
"Makineler elimizdeyken bize hiçbir şey olmaz." dedim. Adamları vururken ikimizde o kadar zevk aldık ki, sizlere anlatamam. Bir süre bu şekilde idare ettik, fakat kısa bir süre sonra Demir'in şarjörü bitti. "Kahretsin! Şarjörü olan var mı?"
"Son şarjörümü kullanıyorum." dedi Kaplan.
"Ben de." dedi Fire.
"Benimkini al." dedi Kızıl Tilki.
"Nerdesin Kızıl Tilki?" dedi İron.
"Sol tarafındaki büyük çalının arkasındayım." Demir yavaş adımlarla oraya gitmeye başladığında arkasından seslendim. "Dikkat et." dedim arkasından. Bu cephe bana kaldığında etrafa bakarak dışarı çıktım ve birkaç adamı daha vurdum. Tam geri çekilecekken nereden geldiğini anlamadığım bir mermi omzuma isabet etti. Acı içinde inlediğimde kulaklıktan diğerlerinin sesi geliyordu. "Fırtına, iyi misin?" dedi Ateş.
"İyiyim," omzuma baktım. Sadece sıyırmıştı. "Ufak bir sıyrık alt tarafı."
(Demir)
Çalıya dört beş adım kala sağ tarafımdan gelen ayak sesiyle silahı o tarafa doğrultup son kurşunumu adama harcadım ama adamın vurulmadan önce bastığı tetikten çıkan mermi karnıma denk geldi. Çığlık attığımda yere düştüm. Destan yanıma geldiğinde elimi tuttu. "Ayağa kalk, ikimiz de vurulacağız şimdi. Şu çalının arkasına geç." Onunla beraber çalının arkasına saklandığımda sırtımı yanındaki ağacın gövdesine yasladım. Destan yarama bakarken kulaktıktan ses geldi. "Vuruldun değil mi?" dedi Kenan.
"Vuruldum."
"Geri zekalı, mermisiz gidersen olacağı buydu zaten." Kulaklığa bir kez dokunup sesimi kapattım. Destan da kulaklığını kapattığında gözlerimi kapattım. "Demir aç şu gözlerini ve gömleğini çıkar."
Hızla gözlerimi araladım. "Delirdin mi?" dedim sessizce.
"Yarayı sarmam lazım. Çıkar diyorsam çıkar."
Başımı ağaca yasladım ve gözlerimi biraz açtım. "Canım acıyor." Uzun uzun gözlerimde gezdirdi gözlerini. Ardından gömleğin düğmelerini tek tek açtı. O bunu yaparken ben de onu izliyordum. Bütün düğmeleri açtıktan sonra "Biraz doğrul," dedi. Dediğini yaptığımda yüzüne azıcık yaklaşmış oldum. Hızlı hızlı nefes alırken gözleri yerinde durmuyordu. Aceleyle sırtımdan gömleği aldı ve göğsümden hafifçe ittirdi beni. Sırtıma batan ağaç kabukları canımı daha çok acıttığında inledim. "İyileştirmeye çalışırken öldürmek mi istiyorsun beni?"
"Gebermeni çok istiyorum ama dua et Kenan'ın sana ihtiyacı var." Gömleği yırtıp bir şeyler yapmaya başladı. "Gözlerin öyle bakmıyordu ama." Duraksadı, ardından yeniden gözlerime baktı. "Kahretsin, sen bana hala aşıksın."
"Yok öyle bir şey. Senden nefret ediyorum Demir. Asıl sen hala bana aşıksın. Bilmiyorum sanma." Bu doğruydu fakat yalanlamalıydım. "Külliyen yalan, ben de senden nefret ediyorum." Gözünden akan bir damla yaş karnıma düştü. "Yalan konuşma artık Demir. Herkese benden nefret ettiğini söyleyebilirsin ama bana yutturamazsın. Çünkü gözlerini okuyabiliyorum. Ya birde terk ettin beni. Sebep? Anlaşamıyoruz diye. Geri zekalısın, şerefsizin önde gidenisin!" Gözlerini silip gömlekten yırttığı parçayı yaramın üzerine koyup bastırdı. "Peki, bize bir şans daha verir misin?"
"Bir şans daha mı?" Başını salladı. "Bunun için çok geç kaldın Demir." Gömleğin kol kısımları ile uzun bir kumaş elde etti ve onu belimin etrafında sarıp bağladı. "Git şimdi."
Olduğum yerde doğruldum. "Destan."
"Şu şarjörü al sonra da defol git Demir." Uzatmadan şarjörü aldım ve ayağa kalktım.
(Kenan)
"Ne durumdasınız?"
"Sağ taraf temiz." dedi Berke.
"Sol taraf da tamam." dedi Ateş.
"Ben de hallettim sayılır." dedi Destan.
"Demir sen ne haldesin?" dedim.
"Yarı çıplak halde savaşamayacağım için arabaya gidiyorum."
Yerdeki adamların arasından geçe geçe depoya girdim. "Berke siz de arabaya gidin, ben de Dalga'yı alıp yanınıza gelirim."
"Tamam." dedi Berke. İçerisi biraz küçüktü, ayrıca ortama rutubet kokusu hakimdi. Biraz daha ilerlediğimde mırıldanma tarzı sesler duydum. Bu Dalga'nın sesiydi. "Dalga."
Onu gördüğümde koşar adımlarla yanına gittim. Önünde diz çöktüm ve vücudunu sandalyeye saran ipleri çözdüm. Hemen ardından da ağzını kapatan kumaşı çıkardım. Derin derin nefes alıp verdi ve bana baktı. Ağladığında hızla onu kollarımın arasına aldım. "Şşşt, geçti bak buradayım." Saçlarına bir öpücük bıraktığımda eli yaralı omzumda durdu. Benden ayrılıp koluma baktı. "Vurulmuşsun."
"Ufak bir sıyrık sadece, pek de ciddi değil. O geri zekalı sana bir şey yaptı mı?"
"Evde konuşsak..." Durdu ve arkama baktı. "Ne oldu güzelim?"
"Kenan, arkanda." Anasını sikeyim. Dalga'ya gülümseyip arkama döndüm. Karşılaştığım şey Kubilay'ın bana uzattığı silahın ucuydu. "Dalga dışarı çık. Ya da çıkma, otur oraya." dedim. Dışarı çıkarsa karşılaştığı manzara onu daha çok korkutabilirdi. Dediğimi yaptığını adım seslerinden anladığımda Kubilay'a baktım. "Ne istiyorsun?"
"Dalga benimle gelecek, sen de adam gibi evine gideceksin." Kahkaha attığımda küçümseyici bakışlar attı bana. "Ben de buna izin vereceğim, avucunu yalarsın."
"Dalga'yı gözlerinin önünde öldür-" çevik bir hareketle bileğini tutup ters çevirdim. Elindeki silah patladığında Dalga çığlık attı. Gözlerim korkuyla ona döndüğünde neyse ki mermi ona denk gelmemişti. Kubilay'ın karnıma attığı yumrukla kısa bir süre afalladıktan sonra ben de onun yüzüne bir yumruk indirdim. Yere düştüğünde üzerine gittim ve yakasından tutup bir kez daha yumruk attım. Altdudağını patlatmayı başardığımda yakasını bırakıp Dalga'nın yanına gittiğim sırada omzumdan tutup beni kendisine çevirdi ve yüzüme bir yumruk attı. Kendime gelmeye çalıştığım sırada elimdeki silahı aldı ve tam ateş edeceği an ondan hızlı davranıp belimdeki tek mermisi kalmış silahımı çıkardım. "Geber git, şerefsiz!" Kurşun tam göğsüne isabet ettiğinde kendini yere bıraktı. Sanırım, Kubilay'ı öldürmüştüm. Artık Dalga'nın gözünde gerçekten katildim. Dalga'ya baktığımda gözleri açılmış bir şekilde bana bakıyordu. Ayağa kalktığımda o da ayağa kalkıp bir iki adım geriledi. "Sakın yaklaşma bana."
"Özür dilerim."
"Kubilay'ı öl-"
"Yanlışlıkla oldu."
"Ne demek yanlışlıkla oldu Kenan? Cesedi bulurlarsa başına gelecek belalardan haberin var mı? Korkuyorum senden Kenan! Korkutuyorsun beni!" Hüngür hüngür ağladığı sırada kendi silahımı ve Kubilay'ın silahını belime yerleştirip yanına gittim ve korkudan titreyen bedenini sardım. Bir anda kendini bana bıraktı ve kollarımın arasına yığıldı. Onu kucağıma alıp son kez Kubilay'ın cesedine baktım ve hızla depoyu terk ettim.
Arabanın yanına geldiğimde kucağımda Dalga ile ön koltuğa oturdum. "Ne oldu?" dedi Demir hemen.
"Ben çok kötü bir şey yaptım..."
"Ne yaptın?" dedi Destan.
"...Kubilay'ı öldürdüm."
"Ne!" dediler.
"Ya, vurmasam Dalga'ya zarar verecekti, ben de vurdum birden. Dalga da korkudan bayıldı zaten."
"Cesedi bulurlarsa fişini çekecekler, biliyorsun değil mi? Bir de Dalga'nın anne ve babası var. Biri seni ihbar etse üç cinayetten yargılanırsın Kenan." dedi Ateş.
"Nasıl? Dalga'nın anne ve babası ne alaka?" dedi Destan.
"Bak, Dalga'ya sakın söyleme." Sesimi kıstım. "Ben onun anne ve babasını da öldürdüm."
"Ne!" dedi bağırarak.
"Sessiz olsana ya. Babasından annemin intikamını alacaktım, sonra onunla beraber annesini de oracıkta... Çünkü polise gider diye korktum."
"Allah belanı versin Kenan. Ne zaman söyleyeceksin peki?"
"Bilmiyorum. Ama söyleyeceğim uygun bir zamanda."
"Off, başıma ağrı girdi senin yüzünden." Demir arabayı kullanmaya başladığında Dalga'nın yüzünü kapatan saçlarını arkaya doğru attım. "Zaten katildim, şimdi o da katil olduğumu biliyor."
(Üç saat sonra)
Omzumda sargıyla yarı çıplak başımı yatağımın başlığına yaslamış, yanımda uyuyan Dalga'nın uyanmasını beklerken bir yandan viski içiyordum. Üç saat geçmişti, Dalga'yı eve bırakıp hastaneye gidip gelmiştim fakat Dalga hala uyanmamıştı.
Hafifçe kıpırdadığını fark ettiğimde bardağımı bırakıp yanına uzandım ve elimi uzatıp yanağını okşadım. "Dalga."
Gözlerini aralar aralamaz korkuyla geriye gitti. Yapma bunu be güzelim ya...
Yerinde doğrulduğunda ben de doğruldum. "Yaklaşma bana."
"Dalga, bir dinler misin beni?" Yataktan kalkıp kapıyı açtığı sırada ona yetişip kolunu yakaladım ve onu odaya çekip kapıyı kilitledim. "Bırak beni! Katil!"
"Yapma böyle, lütfen. Otur bir konuşalım sonra gitmek istiyorsan gidebilirsin söz bırakacağım seni." Koltuğu işaret ettiğimde beni ikiletmeden oturdu. Ben de hemen yanına geçtim. Gözümden bir yaş düştüğünde ellerini tuttum. "Seni silahlarla, kanla, intikamla tanıştırdığım için özür dilerim. Affet beni birtanem. Ama seni tek başıma kurtarabilme imkanım yoktu, tonla adam vardı dışarıda. Demir'lerle beraber halletmek zorunda kaldım."
"Katil oldun Kenan. Ya cesedi bulurlarsa, seni alırlarsa ben ne yapacağım? Beni hiç düşünmüyor musun?"
"Kaçarım ben de. Seni de alırım, beraber kaçarız. Başka yerde, başka şehirde, başka ülkede bembeyaz bir sayfa açarız."
"Nereye kadar kaçarak yaşayabileceğiz? Hem, adaletten kaçtığın için cezan daha çok ağırlaşır." Bir süre durdu ve ellerini ellerimden çekti. "Ben çeteden ayrılmak istiyorum Kenan."
Yüzünü ellerimin arasına alıp kendime yaklaştırdım. Gözlerimden yine yaşlar akmaya başladığında onun da gözleri dolmuştu. "Yapma bana bunu."
"Asıl sen yapma bana bunu Kenan. Korkuyorum. Kandan, intikamdan, gözyaşından, silahtan korkuyorum. Lanet olsun çeteye katıldığım güne ya. Silah tutmak istemiyorum, elime kan bulaştırmak istemiyorum, intikam alacağım diye birilerinin canını almak istemiyorum. Hem... Salak Kubilay beni öptü. İstemesemde aldatmış oldum se-"
"Beni aldattığın falan yok. Bak sen de söyledin o beni öptü diye. Hem, sikimde bile değil... Sen zaten bana aitsin." Dudaklarına yapıştığımda kendisini geriye çekmeye çalıştı ama buna izin vermedim. Bana karşı gelemeyeceğini anladığında ise dudaklarımın hareketlerine karşılık vermeye başladı. Kalbimi yanıyormuş gibi hissettiğim anda ayağa kalkarken belini kavrayıp onu da peşimde sürükledim. Sırtını yavaşça karşı duvara çarpıp onu duvarla kendi aramda sıkıştırdığımda elleri kalbimin üzerinde durdu. Birbirimizi çıldırmış gibi öperken geriye çekildi ve gözlerime baktı. Nefes nefese kaldığımız sırada dudaklarının kırmızılığı aklımı karıştırdı ve gülümsedim. "Kalbin güm güm atıyor." dedi dudaklarıma yaklaşarak.
"Senin yüzünden... Aklımı başımdan alıyorsun." Onu kucağıma alıp yatağa bıraktığımda onun üzerindeydim. Ellerimi yatağa yaslayıp gözlerine baktım. Nefes alışları tuhafıma gitmişti. Dudaklarının arasından verdiği nefesler hızlı ve biraz sesliydi. "Ne oldu bebeğim?"
"Şey... Ne bileyim heyecanlandım sadece birazcık." Dudaklarım önce burnuna, ordan da tekrar dudaklarına dokundu. Dudaklarımı kısacık dudaklarında tutup altdudağını kendime çektim ve emdim. "Ölüyorum senin için. Biliyorsun değil mi?"
"Hı hı." Beni yana ittirip üzerimde belirdiğinde gülümsedim. Yüzüme yaklaştı yavaş yavaş, acele etmeden. Gözlerime baktı, ardından dudaklarıma kaydı bakışları. Dudaklarıma bir öpücük bırakıp biraz aşağıya kaydı ve tam kalbimin üzerinde durdu dudakları. Küçük ama derin öpücüğü aklımı kaybettirdiğinde gözlerimi kapattım. Kalbimi öpmesi o kadar hoşuma gitmişti ki, yani şuan yaşadığım duygunun tarifi açıklaması yoktu. Üzerimden çekildiğini fark ettiğimde gözlerimi açtım. Bana bakarak ayağa kalktı ve dolabına ilerledi. "Uyuyacağım." dedi kıyafet seçerken. Elinde beyaz pijamalarıyla banyoya gitti ve kapıyı kapattı. Ben de pantolonumu çıkarıp pijama takımının altını giyindim ve yatağın içine girip Dalga'yı bekledim.
Nihayet banyodan çıkıp yanıma geldiğinde kollarımın arasına aldım onu. Başını omzuma koyduğunda saçlarının kokusunu içime çektim ve tepesine bir öpücük kondurdum. "Uyumadığını biliyorum. Uyuyamayacağını da biliyorum ama uyu güzelim. Kapat o güzel gözlerini, ben buradayım."
Kafasını kaldırıp gözlerime baktığında sol gözünden bir damla yaş aktı. "Kalbinin atışlarını dinleyerek uyumak istiyorum." Gülümsedim ve elimle kalbimi gösterdim. "Çok mu istiyorsun?"
"Evet, lütfen."
"Benim kalbim senin zaten. Her gece kalbimin üzerinde uyuyabilirsin. Sen iste yeter ki sevgilim." Güldüğünde sıkı sıkı sarıldı bana ve başını kalbimin üzerine bıraktı.
Bölüm etkileşimi
