29. bölüm · 19 Nisan: İntikam
KÜÇÜK BİR KIŞ TATİLİ
Hayatımda geçirdiğim en güzel üç gündü. Sevdiğim kız ve dostlarım yanımdaydı, kalacağımız evi kiralamıştık, her yer bembeyazdı... Daha ne isteyebilirdim ki?
(Cumartesi günü, 08.04)
Kenan bavulumuzu arabaya yerleştirip bagajın kapısını kapattı. "Hazır mıyız millet?"
"Evet!" dedik hepimiz.
"O zaman şoförümüz Ateş Bey'i direksiyonun başına alalım. Atlayın hadi. Tatilimiz başlasın."
Ateş sürücü koltuğuna geçtiğinde ben yine Kenan'la birlikte en arkadaydım. Destan ve Demir de bizim önümüzdeydi.
Yola çıktığımızda Kenan'a baktım. "Çok güzel bir tatil olacak, hissedebiliyorum."
"Evet birtanem. Benim de hayatımın en güzel tatili olacak, o da yanımda sen olduğun için."
Yolcuğumuz o kadar eğlenceli geçti ki, şarkılar, kahkahalar, renkli dakikalar... Çok güzeldi.
Sapanca'ya vardığımızda kalacağımız evin önüne Ateş arabayı park etti ve arabadan indik. "Eve girmeden önce biraz eğlenelim o zaman." Kenan eline aldığı bir kar topunu bana attı. Karın o soğuğu tenime değip ürpermeme neden olduğunda Kenan'a baktım. "Ya Kenan."
Koşmaya başladığında ben de onun peşinden gittim. Destan'lardan biraz uzaklaştığımızda Kenan'ı ittirip yere düşmesini sağladım. Ben de onun yanına kendimi bıraktığımda gülümseyerek yüzüme baktı. "Anlaşılan çok eğleneceğiz."
Bedenimi ona döndürüp yüzüne baktım. "Evet, bak bu bizim en güzel tatilimiz olacak ve bu tatilimizi kimse bozamayacak."
"Bozamayacak."
Tam yüzünü ellerimin arasına almışken, arkamızdan gelen Demir'in sesiyle bütün odağım bozuldu. "Gençler, ayrılın lütfen biz de geldik."
Kenan'la birlikte doğrulup onlara baktık. "O zaman tatil başlasın!" dedi Ateş Kenan'a kar topu atarak. Kenan yerinden kalkarken yaptığı kar topunu Ateş'e attı. "Başlasın bakalım."
Bir saat kadar kar topu savaşı yaptık. Bir yanda Demir ve Kenan'ın birbirlerine laf söyleyerek kar topu savaşı yapmaları, bir yanda üç kişilik takımlara ayrılıp savaş yapmamız... Bir tarafta Destan, ben ve Ateş, diğer tarafta da Demir, Kenan ve Berke.
Bu kadar yeterli olduğunu düşünerek onlardan ayrıldım. Tek başıma biraz uzaklara gittiğimde kendimi beyazın üzerine bıraktım. Gözlerimi kapattım ve bir rüyaya daldım.
(Kırk dakika sonra, Kenan)
"Oğlum, Dalga nereye gitti?"
"Görmedik ki." dedi Demir.
"Nasıl görmediniz?"
"Bana ben biraz yürüyeceğim dedi ama nereye gittiğini bilmiyorum." dedi Destan.
"Off ya." Dalga'yı aramaya çıktığımda etrafta ona dair hiçbir iz bulamadım. "Dalga."
Bir süre daha yürüdüğümde onun yerde yattığını gördüm. "Dalga."
Koşar adımlarla onun yanına gittim ve yüzünü ellerimin arasına aldım. "Bebeğim."
Yavaşça gözlerini açtığında gözlerime baktı. "Kenan, ne oldu?"
"Güzelim neden uzaklaştın bizden? Endişelendim birazcık."
"Yalnız kalmak istedim. Hem de uykum vardı. Burada mı uyumuşum ben?"
"Birtanem burada uyunur mu ya? Beni de çağırsaydın keşke, hava zaten soğuk." Elini yanağıma koyduğunda soğukluğu yüzüme vurdu. "Sevgilim sen çok üşümüşsün. Gel hadi eve gidelim bir an önce."
"Burası cennet gibi. Her yer bembeyaz. Karlar pamuk gibi, yumuşacık. Yani, uyumam biraz normal sanki."
"Neyse, fazla kalmayalım artık burada hem kahvaltı da yapacağız. Gidelim mi?"
"Gidelim." Ellerini tutarak onu ayağa kaldırdığımda sağ elimi Dalga'nın beline koydum.
Eve girdiğimizde Demir ve Destan masayı hazırlamaya başlamıştı bile. Ateş ve Berke ise şömineyi yakmakla meşguldü. Ev büyüktü, sol köşede bir şömine, orada bulunan bir koltuk takımı, yan tarafında ise yemek masası vardı. Sağ taraftan ise mutfağa ve merdivenlere erişiliyordu. "Heh, geldiniz sonunda. Odaları seçecektik hani. Hadi seçelim." dedi Demir.
Dalga'ya baktım ve kulağına yaklaşıp "Gel odamızı seçelim," dedim. Gülümsediğinde onunla birlikte merdivenleri tırmandım.
İlk odaya baktığımızda burası bizim içimize pek sinmedi. Balkonu vardı ama yataklar ayrıydı. "Ben hiç beğenmedim." dedim.
"Neden beğenmediğini bilmiyorum sanki. Gayet de güzel aslında ama pek içime sinmedi benim."
"Ya aşkım neresi güzel? Yataklar ayrı."
"Olsun ayrı, off neyse burayı Ateş ve Berke alır sanırım."
İkinci oda da içimize sinmedi. "Burası tam Demir ve Destan'a göre bence." dedi.
"Bence de."
Üçüncü odaya girer girmez ikimiz de beğendik. Ne fazla büyüktü, ne fazla küçüktü. "Tamam, ben odamızı buldum." dedi. Odada iyice göz gezdirip Dalga'yı kendime çektim. "Kenan ne yapıyorsun ya?"
"Yatak ayrı olmadığı sürece benim için hiçbir sorun yok."
Omzuma vurdu ve gülümsedi. "Ne bu senin çift kişilik yatak derdin ya?"
"Gece sana sarılarak uyumak için, bu kadar. Başka bir derdim yok. Bak, sen de diyorsun. Çift kişilik yatak, yani çiftiz ya hani. Onun için."
"Yok, ben Destan'la ilk baştaki odada kalacağım. Sen de artık Demir'e sarılıp uyursun."
"Dalga."
"Destan'a da söyleyeceğim şimdi. Ya her gece birlikte uyumak zorunda mıyız? Beni ilgilendirmiyor, sen de özlersin beni."
"Hey hey, birlikte uyumak zorundayız. Seninle uyumak zorundayım. Benimle uyumak zorundasın." Kahkaha attığında etrafa baktım. "Aşkım gülme bak, sinir ediyorsun beni."
"Banane Kenan, istediğin kadar sinirlen ama ben bu üç gün Destan'la birlikte uyuyacağım." Ellerimin arasından kurtulup odadan çıktığında arkasından baktım ve kendi kendime konuştum. "Seni bu gece o odadan kaçırmazsam ben de Kenan değilim."
Aşağıya indiğimde montumu çıkardım ve askılığa astım. "Kenan, Dalga'yı üç günlüğüne senden alacağım hiç kusura bakma."
"Ya Destan, sen yapma bari."
"Ne demek Dalga'yı üç günlüğüne senden alacağım? Aşkım ben ne yapacağım?" dedi Demir.
"Sen de Kenan'la uyuyacaksın."
"Ne?"
"İtiraz istemiyorum Demir. Üç gün bizden bir ayrı kalın ya." Demir bana baktığında ellerimi kaldırdım. "Valla hiç bana bakma, ben de seninle uyumak yerine Dalga ile uyumayı isterim kardeşim."
"Bakın Berke ve Ateş'in hiç sesi çıkıyor mu?" dedi Dalga.
"Valla bizim önceden de birlikte uyumuşluğumuz olduğu için bizlik hiçbir sorun yok." dedi Berke.
"Evet." dedi Ateş Berke'yi destekleyerek.
"Maalesef, kararımıza saygı duymak zorundasınız beyler." dedi Destan.
Demir'le birlikte ofladığımda kızlar gülmeye başladı.
Kahvaltımızı yaptıktan sonra biraz evde vakit geçirdik. Sonra Berke ve Ateş şömine için odun almaya gitti. Biz dördümüz de salonda oturuyorduk. Dalga ayağa kalktığında arkasından ona seslendim. "Nereye gidiyorsun?"
"Tuvalete gidiyorum. Gelecek misin?" Saçlarını savura savura koridora girdiğinde koridoru gösterdim Dalga'yı kastederek. "Dalga bana saçlarını mı savurdu?" dedim Destan'a bakarak.
"Sanırım evet. Ya Kenan bırak kızı, şu oda meselesini de kapat yani."
"Yok yok, ben bitti demeden bitmeyecek bu mesele. Gece seni ararsam şaşırma tamam mı?"
"Neden ki?"
"Aradığımda anlarsın." Ayağa kalkıp ben de koridora girdim. Sol tarafımda Dalga'nın tam tuvaletten çıktığını gördüğümde onun yanına gittim. Ellerimi başının iki yanına yasladım ve onu duvarla kendi aramda bıraktım. "Sen bana saçlarını mı savurdun biraz önce?"
"Evet, ne olmuş yani?"
"Dalga, bak yapma. Başımı döndürüyorsun yapma bunu."
"Bir daha yapacağım, sonra bir daha yapacağım. İyi ki yapmışım, daha çok başını döndüreceğim senin."
"Bak, böyle de konuşma. İçeride Demir var Destan var demem valla öperim seni." Dudaklarıma küçük bir öpücük bırakıp geri çekildiğinde gözlerimi kapatıp dudaklarımı ıslattım. "En çok da sana üzülüyorum ya, aynı evin içindeyiz ama farklı odalarda uyuyor olacağız. Neyse, bu öpücüğüm sana üç gün yeter herhalde." Eğilerek duvarla benim aramdan çıktı ve salona girdi. Sol elimi yumruk yapıp duvara vurdum. "Bekle güzelim sen, yalnızca geceyi bekle."
(Akşam olunca)
Güzel bir akşam yemeği yedikten sonra viskilerimizi aldık ve hepimiz şöminenin etrafında toplandık. "Çok güzel bir gündü." dedi Destan.
"Şu üç gün, her şeyden uzak olduğumuz bir üç gün olacak. Olay yok, kavga yok, okul yok... Ne güzel." dedi Ateş.
"O değilde, ben aranıza sonradan katıldım ama biz bir aileyiz değil mi?" dedi Dalga.
"Tabii ki de aileyiz. Hatta biz Dolunay ailesiyiz." dedim.
"Neden Dolunay mesela?" dedi Dalga bana bakarak. Viskimden bir yudum alıp şöminedeki ateşi izledim. "Dolunay, Ay'ın en görkemli ve en muhteşem olduğu dilim. Yani, o üzerindeki kraterlerin en güzel göründüğü an. Gece karanlıktır mesela ama onu aydınlatan tek şey de Dolunaydır. İlk dördünmüş hilalmiş falan, onlar geceyi ne kadar aydınlatabiliyor? Şöyle düşün, umutsuzluğa düştüğümüz bir an vardır ya, işte o an karanlığını aydınlatan biri gelir, bir olay olur, o karanlığın aydınlanır. Dolunay da o şekilde çalışıyor."
Dalga bardağındaki viskisini bitirip ayağa kalktı. "Neyse, hikayen güzeldi. Ama uykum geldi. Destan, geliyor musun?"
"Geliyorum."
"O zaman, iyi geceler beyler. Sabah görüşürüz." Dalga arkasını dönüp merdivenlerden çıktığında bir süre ona baktım. Destan da ayağa kalktığında Demir ona baktı. "İyi geceler."
(Dalga)
Destan odaya girip kapıyı kapattı ve kilitledi. "Ne güzel yaptık valla, oh canıma değsin. Demir de özlesin biraz beni."
"Ya, aslında ben bunu Kenan'ı kışkırtmak için yaptım. O sinirlenince benim çok hoşuma gidiyor. Yani, şu üç gün onu biraz sinir etmeye çalışacağım. Eğleniyorum ben de işte."
"Kız Dalga, sendeki akıl kimsede yok." Gülümseyerek yatağın içine girdim. "İyi geceler birtanem." dedim.
"İyi geceler canım benim."
(Kenan)
Odanın içinde bir süre gezindim. "Ya Kenan, ne gezip duruyorsun? Başım döndü. Ne olduğunu anlatır mısın?"
"Dalga'nın uyumasını bekliyorum."
"Saate bakarak onun uyuduğunu nasıl anlayacaksın?"
"Anlarım ben. Çok iyi biliyorum onu."
"Neden uyumasını bekliyorsun?"
"Çünkü onu kaçıracağım."
"Ne!"
"Bağırmasana gerizekalı. Birazdan Destan'ı arayacağım. Sen Destan'la uyumak istiyor musun? Gerçi sormama bile gerek yok sen dünden razı görünüyorsun. Ben de Dalga'yla uyumak istiyorum. O yüzden, bunu yapacağım."
"Umarım elinde patlamaz. Berke'lerin haberi var mı?"
"Yok, onları da uyandırırız artık."
(00.05)
"Uyumuş olmalı. Destan'ı arıyorum." Ekrana birkaç kez tıklayıp Destan'ı aradım. Anında açtığında "Ne var Kenan?" dedi sessizce.
"Kapıyı aç, bana ait olanı almaya geliyorum."
"Ne?"
"Sorgulama Destan, aç kapıyı geliyorum." Odadan dışarı çıktım ve Destan'ların kaldığı odanın kapısına dayanmadan önce Ateş ve Berke'nin kaldığı odanın kapısını açtım. Uyuduklarını gördüğümde alnıma vurdum. "Sikeceğim şunların keyfine bak ya." Onları dürtüklereyerek uyandırdım. "Amına koyayım, ne oluyor Kenan?"
"Oğlum Destan ve Demir birazdan buraya gelecek kalkın." Odadan çıktığımda Destan'ın kapıdan bana baktığını gördüm. Kapının önüne gittiğimde uyuyan Dalga'ya baktım. "Güzelim ya, nasıl da güzel uyuyor."
"Hadi al Dalga'nı. Demir nerede?"
"Odada. Berke'ler geliyor buraya sen bir yan odaya geç."
"Tamam." Dalga'yı kucağıma alıp yüzüne baktım. "Bizi uğraştırdığın şeylere bak aşkım ya." Odadan çıkacağım sırada Dalga kucağımda hareket etti. "Ne oluyor ya?"
"Kaçırılıyorsun."
"Ne?"
"Kaçırıyorum seni güzelim."
Gözlerini açıp bana baktığında etrafa baktı. "Kenan ne yapıyorsun?"
Odaya girdim ve Dalga'yı yatağa bıraktım. Kapıyı kilitledim ve ışıkları kapattıktan sonra ona baktım. "Bu gece bu odada mahsur kalacağız."
"Ya ben ne güzel Destan'la uyuyordum. Niye aldın beni?"
"Sen yanımda olmayınca uykum tutmadı. Ama sen de maşallah, bensiz de uyuyabiliyormuşsun."
"Yani, uyumam zor oldu biraz tabii ki." Yatağın yanına gittim ve kazağımı üzerimden çıkardım. Saçlarımı da dağıttıktan sonra Dalga'ya baktım. "Kenan."
"Bebeğim. Hiçbir şey söyleme, sadece bana bak tamam mı?" Dalga'nın soluna uzandım ve saçlarını okşadım. "Biz, her gece birlikte uyumak zorundayız. Bak, aynı evin içindeyiz ve aynı odadayız."
"Tamam, itiraf ediyorum her şeyi seni sinir etmek için yaptım. Çünkü sinirlenince çok hoşuma gidiyorsun."
"Ya? Sinir etsene beni o zaman." Yavaşça dudaklarıma yaklaştı. Burnunu burnuma sürttü ve gülümsedi. "Şunu yapmam zaten çıldırtıyor seni-" bir hışımla dudaklarına saldırdığımda elleri göğsümde durdu. "Delirtiyorsun beni." dedim.
Karın kaslarıma dokunduğunda onu belinden kavrayarak kendime çektim. "Kenan."
"Bebeğim." Dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktı. Dudaklarını kaydırarak çenemi öptü ve oradan boynuma ulaştı. Boynuma küçük öpücükler kondurduğunda gözlerimi kapattım. Hızlıca ama bir yandan da Dalga'nın canını acıtmdan onun boğazını yakaladım ve başını yanıma yatırdım. Gözleri bir süre boynuma baktı, oradan gözlerime tırmandı. "Sevgilim, ben senin için doğru kişi miyim? Bak, eğer doğru kişi değilsem şu an durmamız ikimiz için de en iyisi olur." dedim.
"Hayır Kenan, sen... Sen doğru kişisin. Doğru kişi olmasan hem seni öpmezdim, hem de bu noktaya gelmezdik. Durmayalım olur mu? Ben seni çok seviyorum."
"Ben de seni çok seviyorum." Bir süre dudaklarını -özellikle de altdudağını- öptüm. Sonra onun bana yaptığı gibi çenesini ve boynunu öptüm. Dudaklarımı sola kaydırarak çıplak omuzunu öptüm. Gözlerinin içine baktığımda bana o kadar güzel bakıyordu ki, bir yandan Ay'ın ışığı gözlerinin maviliğini daha çok ortaya çıkarıyordu. Nefes alışlarımız birbirine karışıyorken "Seni seviyorum. Sana ait olan her şeyi çok seviyorum bebeğim." dedim.
"Seni seviyorum." Dudaklarına tekrar yapıştım ve uzun uzun, derin derin öptüm onu. Elimi çıplak beline daha çok bastırıp ona sarıldım. Onun eli de çıplak sırtımda gezindiğinde ona bakıp gülümsedim. Başını göğsüme doğru çekip saçlarını öptüm. "İyi geceler birtanem."
"İyi geceler sevgilim."
(Bu sırada Demir)
Destan'ın elini tutarak onunla birlikte odaya girdim ve kapıyı kapattım. "Sonunda ya," dedim.
"Sabah gidip Kenan'a teşekkür et. Onun sayesinde şu an aynı odadayız."
"Yazdım bir kenara. Bu arada, özledim seni."
Yanına gidip ona sarıldım. "Aman özlemeden durma zaten."
Gülerek onunla birlikte yatağa düştüğümde Destan küçük bir çığlık attı. Ben de kahkaha attığımda Destan omzuma vurdu. "Uyumak istiyorum."
"Uyuyalım aşkım." dedim ve onu daha çok kendime çektim.
(02.11, Dalga)
Saklayacağım diyerek aldığım Kenan'ın gömleğini üzerime giyinip balkona çıktım. Gömlek dizlerimin biraz üzerine geliyordu ve üzerimde de gayet iyi duruyordu. Hava o kadar soğuktu ki, bacaklarım donmuştu. Fazla balkonda kalmayıp içeri geri girdim. Balkonun kapısını kapattıktan sonra Kenan'ın telefonunu elime aldım ve kamerayı açıp gömlekli halimin fotoğrafını çektim. Sonra kendi telefonumu alıp Kenan'ı çektim. Battaniye belinden biraz daha yukarıda duruyordu. Bütün karın kasları ortadaydı. Bunu görmek kalbimin delicesine atmasına neden oldu. Telefonumu bırakıp yanına oturdum. Karın kaslarında gezdirdim ellerimi. "Sevgilim."
Yavaşça hareket etti ve gözlerini araladığında bana baktı. "Bebeğim." Baştan aşağıya beni süzüp yerinde doğruldu. "Oha, ne oluyor?"
Gülümsediğimde ayağa kalktım. "Diyorum ki, hazır böyle gece vaktiyken aşağıya inip şöminenin başında viski mi içsek?"
Eşofmanını giyindi ve ayağa kalktı. Belimi kavrayıp hızlıca beni kendine çektiğinde nefesim kesildi. "Tabii ki olur. Yani, neden olmasın? Çok güzel olur hatta. Mutluluk duyarım."
Kenan'la birlikte aşağıya indim.
Kenan şömineye birkaç tane odun atıp bir şişe viski ile iki tane bardakla yanıma geldiğinde bağdaş kurarak yanıma oturdu. Bardağın birini bana verdiğinde viski şişesini açtı ve bardağıma viski doldurdu. Kendi bardağını da viskiyle doldurdu ve gözlerimin içine bakarak bardağını bardağıma vurdu. Ben de gülümsediğimde aynı anda viskilerimizi yudumladık. Sanki konuşmayı unutmuştuk, ikimiz de sessizce viskilerimizi içip şöminenin içindeki ateşi izliyorduk. Kulaklarımızda da ateşin çıkardığı o hoş ses vardı.
Kenan'a yaklaşıp başımı çıplak omzuna bıraktığımda onun da eli çıplak dizimin üzerinde durdu.
Aradan bayağı bir zaman geçti, şöminedeki ateş neredeyse söndü. Kenan'ın bardağını elinden aldım ve sehpanın üzerine bıraktım. Kenan'a baktım ve yüzünü ellerimin arasına aldıktan sonra dudaklarına yapıştım. Elleri boynumu bulduğunda ayağa kalktı. Ona ayak uydurduğum sırada beni kucağına aldı. Merdivenleri çıkarken bile beni öpmeyi sürdürdü.
Odaya girdiğimiz zaman kapıyı tekrar kilitledi ve beni yatağa bıraktı. Gülümseyerek ona baktığımda hızla yanıma geldi ve kaldığı yerden dudaklarımı öpmeye devam etti.
(Sabah olunca, Kenan)
Gözlerimi yavaşça araladığımda Dalga'nın yanımda olmadığını fark ettim. "Dalga."
Etrafa baktığım sırada banyodan çıktı ve bana baktı. Üzerinde bir bornoz vardı ve saçları ıslaktı. "Efendim?"
"Ya bebeğim telaşlandım bir an seni yanımda göremeyince."
"Dün geceden sonra kendimi hala yorgun hissediyordum. Ben de duşa girdim." Onu kendime çektiğimde yüzümü ellerinin arasına aldı. "Hımm, öyle mi? Daha iyi hissediyor musun kendini?"
"Öyle. Evet, çok daha iyiyim." Dudaklarımız buluştuğunda bir süre birbirimizi öptük. Daha sonra ona sarıldığımda saçlarındaki şampuan kokusunu içime çektim. "Saçların da tıpkı senin gibi kokuyor, hoşuma gitti."
Gülümsediğini duyduğumda ondan ayrıldım. "Ben de bir duş alsam iyi olacak."
"Tamam." Şakağını öpüp banyoya girdim ve kapıyı kapattım.
(Dalga)
Üzerime gece mavisi bir sweatshirt ve bol bir eşofman giydim ve balkona çıktım. Kendimi koltuğa bıraktığımda Sapanca'nın o eşsiz manzarasını seyrettim. Gerçekten cennete düşmüştük sanki.
Sağ tarafımdaki balkondan gelen sesle Destan'ın balkona çıktığını gördüm. "Günaydın canımın içi." dedim. Gözleri bana döndüğünde gülümsedi. "Günaydın, eee nasıl geçti geceniz?"
"Beni kaçırması falan biraz aklımı başımdan aldı tabii ki, onun haricinde güzeldi. Ama bu sefer çok daha güzeldi. Siz ne yaptınız?"
"İyiymiş, biz de ne yapalım? Birbirimize sarılıp uyuduk. Demir beni özlediğini falan söyledi, o şekilde yani."
"Ne güzel."
"Demir'in Destan'ı çağırmasıyla Destan "Geliyorum." dedi ve bana el salladı. "Ben şu şapşala bir bakayım."
"Tamam." dedim ve ben de ona el salladım. O içeri girdiğinde ben manzarayı izlemeye devam ettim.
İçeriye girdim ve saçlarımı kuruttum. Taradıktan sonra olduğu gibi bıraktım. Bu sırada Kenan belinde havluyla banyodan çıktı. Gözlerimi ona çevirdiğimde baştan aşağıya baktım ona. Bu hali bile o kadar çekiciydi ki... Her seferinde aklımı almayı nasıl başarıyordu?
Yanıma geldi ve ellerini karnıma koydu. "Dün gece, gömleğim sana çok yakışmıştı." Birlikte kahkaha attığımızda ondan ayrıldım. "Neyse, aşağıdayım ben. Üzerini giyin gel hadi." dedim.
"Tamam bebeğim." Kenan'ın sol yanağına bir öpücük bırakıp odadan çıktım ve merdivenlerden aşağıya indim. "Günaydın millet!" dedim ellerimi havaya kaldırarak.
"Günaydın." dedi dördü birden. Kahvaltı masasını hazırlamakla meşgullerdi. "Eee, ben de size yardım edeyim."
Demir'lere kahvaltıyı hazırlamakta yardım ettiğim sırada aramıza Kenan da katıldı. O da geldiğinde tamamlanmıştık.
