21. bölüm · 19 Nisan: İntikam
MAHKEMELER VE KARGAŞALAR
"Biz kazanacağız, tamam mı?"
(11.20)
Baş ağrısıyla uyandım bu sabah. Dün gece o kadar içmiştim ki gözlerim bile bulanık görüyordu etrafı. Uyandığımda Kenan'ın kolları arasındaydım, olmam gereken yerde uyanmıştım.
Şule Komiserin Kenan'ı sabah saatlerinde erkenden araması sonucu mahkemenin olduğunu öğrendik. Hızla bungalovu toparlayıp oradan çıktık ve eve gittik. Üzerimizi değiştirdikten sonra adalet sarayının yolunu tuttuk.
(12.00)
Mahkeme salonuna gireceğimiz sırada kapının önünde Kenan'ın kolunu tuttum. Gözleri bana döndüğünde derin bir nefes aldım. "Sakin ol, Azra yalan konuşacak biliyorum ama sakin olmak zorundayız. Biz kazanacağız, tamam mı?"
"Söz veremem belki ama olmaya çalışacağım, senin için."
İçeri girdiğimizde Demir, Destan, Berke, Ateş, Feraye, Gökçe, Tuğçe, Petek ve Güneş'i gördü gözlerim. Ama üç kişi daha vardı. Onları görünce olduğum yerde kaldım. Mavi, Barkın ve Faruk... Onlar da bana bakıyordu.
Kenan'ın da gözleri onlara döndüğünde bana baktı. Gözümden bir damla yaş düştü.
Demir'lerin önüne oturduğumuzda Kenan elini sırtıma koydu. "Tamam, ben en kısa sürede onlarla aranı düzelteceğim, söz veriyorum."
"Onları çok özledim Kenan."
"Farkındayım, ama merak etme. Sözümü tutacağım."
Azra'yı içeriye aldıklarında gözlerini bizim üzerimizde gezdirdi. Küçümseyici bakışlar attığında onun gözlerini oymamak için kendimi zor tuttum.
Hakim Bey de içeri girdiğinde mübaşir "Ayağa kalkın!" dedi. Hepimiz ayağa kalktık ve hakimin işaretiyle oturduk. Başlıyorduk... Umarım kazanırız diye geçirdim içimden, çünkü bu bizim hakkımızdı.
Hakim önündeki evraklarda gözlerini gezdirdi. "Sanık Azra Yılmaz, hakkınızda hazırlanan iddianameye göre Fırtına Koleji'nin temizlikçisini kasten öldürme, Güneş Tozla'yı kasten öldürmeye teşebbüs, Dalga Karay ve Petek Koçyiğit'e işkence uygulamak ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından yargılanmak üzere duruşma açılmıştır. Dosyaya sunulan video kayıtları ve diğer deliller incelendi. Ne diyeceksiniz?"
Azra oturduğu yerden kalktı. Bir hakime, bir Kenan'a ve bana baktı. "Hakim bey, öncelikle ben kimseyi bilerek öldürmedim. Yanlışlıkla oldu, yoksa Burcu ablayı ben seviyordum zaten."
"Hakim bey, arkadaşımı boşuna burada yargılıyorsunuz. O bir karıncayı bile incitmeye korkar. Lütfen bırakın onu." dedi Feraye. Boş konuşma istersen.
"Size konuşun diye bir şey söylendi mi? Oturun yerinize!" dedi hakim gür sesiyle.
Bizim avukatımız ayağa kalktıp "Hakim bey, izninizle videoları izletelim. Kasten öldürme var mı yok mu bir de siz görün."
Hakim başını salladığında ekrana Azra'nın temizlikçi Burcu'yu öldürdüğü video geldi. Okulun en üstündelerdi ve tartışıyor gibilerdi. Burcu ablanın elinde bir şey vardı fakat görünmüyordu. O elini Azra'dan uzak tutmaya çalışırken Azra bir anda onu aşağıya ittiriyordu... Ve video burada bitiyordu.
"Görüntülerde de açıkça sabit olduğu üzere, sanığın maktulü doğrudan ve bilinçli bir hamleyle aşağı ittiği görülmektedir. Bu eylem kasten öldürme suçunun şüpheye yer bırakmayan bir kanıtıdır." Dedi bizim avukat.
"Videoda elinde bir şey tutuyor. O neydi peki?" dedi hakim Azra'ya bakarak.
"Flaş bellek vardı elinde. Onu almaya çalışırken oldu her şey. O düştükten sonra ne oldu bilmiyor-"
"Hakim bey," dedi Berke ayağa kalkıp. "O flaş bellek Kubilay Soylu'nun evinde olması lazım. Yani, eğer hala oradaysa." Yerine geri oturduğunda Kenan Demir'lere baktı ve fısıldamaya başladı. "Buradan çıkınca hemen Kubilay'ın evine gideceğiz." Önüne geri döndüğünde bana baktı, gülümsedi. Ben de ona gülümsediğimde Azra'nın gözleri üstümüzdeydi.
"Bu konuyu bir sonraki duruşmada daha detaylı inceleyeceğiz fakat kasten öldürdüğün açık açık ortada. Güneş Tozla, lütfen tanık kürsüsüne geç." Güneş kürsüde durdu. Bana ve Kenan'a bakıp gülümsedi. "Azra Yılmaz seni öldürmeye çalışmış, bu doğru mu?"
"Evet hakim bey. Sırf Kenan Fırtına ile sevgili olduğum için beni öldürmeye kalkıştı. Zaten bunun öncesinde de beni tehdit ediyordu. Kenan'dan ayrılmazsam beni öldüreceğini söylüyordu. Her gün tehdit mesajları aldım, Dalga ve Petek'in çektiği işkenceleri ben de çektim. Sabahları okula korkuyla gider oldum."
"Yalan söylüyor hakim bey." dedi Azra.
"Kes sesini! Tamam, oturabilirsin. Petek Koçyiğit."
Petek kürsüde durduğunda hakim ona baktı. "Azra Yılmaz tarafından işkencelere maruz kaldığın doğru mu?"
"Evet hakim bey. O kadar ağır işkenceler çektim ki az kalsın felç kalacaktım. Aylarca hastanede kaldım. Çektiğim acıların boyutu çok büyük."
"Bu da yalan söylüyor."
"Ben sana konuş dedim mi? Hayır, o zaman konuşma, sus! Tamam, Dalga Karay."
İsmimin söylenmesiyle ayağa kalktım ve kürsüye gittim. "Azra Yılmaz tarafında işkence çektiğin ve bıçaklandığın doğru mu?"
"Evet sayın hakim. Bakın arkamda görmüş olduğunuz herkes şahit. Ben o işkenceler sırasında okul havuzuna atıldım. Yüzme bilmiyordum, beni son anda çıkarmasalardı boğulup ölebilirdim. Kenan'ın sayesinde okuldan kaçtım ama nasıl kaçtığımı bile hatırlayamıyorum. Her yerim yara bere içindeydi. Bunun cezası çok daha ağır olabilirdi ama sadece bir hafta uzaklaştırma aldılar. Bıçaklama olayında da az kalsın ölüyordum. Azra Kenan'dan ayrılmak istemediğim için yaptı bunları bana. Öldürmek istedi beni. Lütfen artık bir şeyler yapın. Bugün bunu bana yapan yarın bir gün elbet başkasına da yapacaktır. Bakın benim, Güneş'in, Petek'in çektiklerini başka kızlar da çekmesin, onların da canı yanmasın. Rica ediyorum gereken en ağır cezayı verin yaptıkları kabul edilebilir şey değil."
"Hepsi yalan konuşuyor hakim bey!"
Kenan'a baktığımda işaret parmağıyla Azra'yı gösteriyordu. "Asıl o yalan konuşuyor hakim bey. İnanmayın ona."
"Sessizlik, Kenan Fırtına. Ne söyleyeceksen gel burada söyle."
Kenan kürsüye gelmeden onun yanına oturdum. "Lütfen sakin ol, dışarı atılmak istemiyorsan lütfen sinirine hakim ol." Başını salladığında kürsüye geçti.
"Bu olayların en büyük şahidi sensin sanırım."
"Evet hakim bey. Bakın, Dalga hastanede ölüm kalım savaşı verdi. Bu şeytanın yüzünden onu kaybedecektim. Sizlere verdiğim diğer videoları da izletin isterseniz. Herkes görsün şunun gerçek yüzünü. Silah vardı, çakı vardı. Onların üstünde Azra'nın parmak izleri var."
"Ben ne yaptıysam senin için yaptım! Seni çok sevdiğim için yaptım! Kıskandım, kıskançlığıma yenik düştüm! Seni benden başka hiçbir kızın sevmesini istemediğimden yaptım!"
"Yeter Azra, çek cezanı ya yeter artık! Eğer serbest kalırsan Dalga'ya ve herhangi bir kıza zarar vermene asla izin vermeyeceğim!"
"Sessizlik! Tamam, otur yerine." Kenan yanıma geldiğinde elini tuttum. "Kenan, sana sakin ol demiştim. Benim söylediklerim nereye gidiyor?"
"Özür dilerim, o öyle konuştukça daha çok sinirleniyorum, kendime engel olamıyorum."
Benim işkence çektiğim ve Petek'in işkence çektiği görüntüler de izlendi. Hakim savcılar arasında uzun bir konuşma yaptı ve en son bize döndü. "Karar." Herkes ayağa kalktı. Şu an kalbim öyle bir atıyordu ki bütün odağım hakimin vereceği karardaydı. Kenan'ın elini sıkı sıkı tutuyordum.
"Mahkemenin, ileri bir tarihe ertelenmesine, bir sonraki duruşmaya kadar sanık Azra Yılmaz'ın tutuklu kalmasına karar verilmiştir." Hakim tokmağını masaya vurduğunda Kenan'a baktım. Şimdilik de olsa kazanmıştık. Asıl zaferi Azra cezaevine girdiğinde alacaktık.
(13.25)
Mahkemeden çıkar çıkmaz Kubilay'ın evine gittik. Kenan kapıyı biraz zorladıktan sonra açtı ve içeri daldık. "Üç kat var, Dalga sen Destan'la yukarı çık. Demir sen benimle bodruma gel. Ateş sen de Berke'yle buraya bak. Her yere bakın."
Destan'la birlikte yukarı çıktığımda ikimizde farklı odalara girdik. Burası Kubilay'ın odası olmalıydı. Komodinleri karıştırdım. Flaş belleğe dair hiçbir şey bulamadım tabii ki. Masasının çekmecelerinde de yoktu. Giyinme odasına girdiğimde dolabını iyice karıştırdım. Saatlerin, parfümlerin, kemerlerin olduğu çekmecelere baktım ama yine yoktu. Tam odadan çıkacağım sırada dolaptaki bir detay gözüme takıldı. Dolabın içinde de bir kapak vardı, ama kilitliydi. "K-Kenan. Kenan bir şey buldum."
Kenan'lar hızla yukarı çıktı. "Bebeğim, nerdesin?
"Buradayım." Kenan beni gördüğünde koşar adımlarla diğerleriyle birlikte yanıma geldi. "Kilitli, nasıl açacağız?"
Kenan cebinden bir maymuncuk çıkardı. "Ne olur ne olmaz diye getirmiştim. İyi ki getirmişim." Maymuncuk sayesinde kilidi iki dakika içerisinde açtı. Kapağı araladığında karşımızda bir güvenlik kasası duruyordu. "Hassiktir." dedi Demir.
"Şifresi ne bunun amına koyayım ya?" dedi Kenan da.
"Bir saniye arkadaşlar, sakin olun. Düşünün, Kubilay olsaydınız şifreyi ne koyardınız?" dedi Destan.
"Doğum tarihimi." dedi Demir.
"Rahmetlinin zekası bu kadarına yeterdi zaten. Kenan bir denesene." dedi Ateş.
"2007." Kenan bu şifreyi yazdı ama kasanın ışığı kırmızı yandı. "Değil." dedi.
"Okul numaram." dedi Berke.
"Ya biraz daha derin düşünün. Bu salak bu kadar kolay şifre koymaz buna." dedi Destan.
"Tuttuğun takımın kuruluş yılı." Hepimiz birlikte güldüğümüzde Destan Demir'in omzuna vurdu.
"Demir. Ben ne diyorum sen ne diyorsun ya?"
Biraz düşündüm... Ne koymuş olabilir? Yoksa... Düşündüğüm şey miydi?
"Kenan, 1904. Bunu bir dene."
"1904 mü? Bu ne anlama geliyor?" dedi Ateş.
Kenan bu şifreyi yazdı. Kasanın ışığı yeşil yandı ve kilit açıldı. "Oha, e bu açıldı." dedi Destan.
Kenan kasanın kapağını araladı ve içindeki flaç belleği aldı. "Aradığımız flaş bellek bu olmalı."
"Anlamı 19 Nisan. Benim doğum günümü yazmış adi şerefsiz."
"Siktiğimin piçine bak ya. İyi de senin doğum gününü nerden biliyordu?" dedi Kenan.
"Kubilay sanırım Dalga hakkında her şeyi biliyordu. Sizin ilk tanıştığınız gün seni sahildeyken gizli gizli çekip hikayesine atmıştı. Altına da seni her gün takip edip izlemek kadar güzel bir şey yok Dalga'm yazmıştı. Ve hatırlarsan Kenan, Kubilay bilgisayarı hiç elinden bırakmıyordu. Birisi geldiğinde ise hızla bilgisayarını kapatıyordu."
"Siktir, dediklerin çok doğru."
"Nasıl yani? Kenan, Kubilay ölmeden önce benim peşimde..."
"Hayır bebeğim, olur mu öyle şey? O sadece psikopatın teki olduğu için biz tanışmadan önce kafayı biraz sana takmış ama ben ona gereken dersi vermiştim. Korkmanı gerektirecek bi durum yok."
"Amacı neydi peki? Neden beni takip etti? Neden paylaştı beni?"
"Yavşak çünkü. Psikolojisini siktiğim, kafasına bir şey taktığı zaman onu yapmadan durmazdı, alacağı bir şeyse de onu almadan hiçbir yere gitmezdi." dedi Demir.
"Eğer... Ölmediyse ve kafasına beni taktıysa, Kenan bana bir şey mi yapacak? Bakın, korkuyorum."
"Güzelim, hayır. O salak öldü. Sana kimse bir şey yapamayacak. Buna ne ben izin vereceğim, ne de Dolunay çetesi."
Aşağıya indiğimizde Kenan, Demir ve Destan'la birlikte koltuğa bıraktım kendimi. "Neyse, tamam kapatın bu konuyu. Berke, bilgisayarı ver de şu flaşın içinde ne varmış bir bakalım." dedi Destan. Berke çantadan bilgisayarını çıkartıp Kenan'a uzattı. Kenan bilgisayarı kucağına koydu ve ekranı açtı. Ben Kenan'ın solunda, Destan onun sağında, Demir, Ateş ve Berke de Kenan'ın arkasındaydı.
Kenan flaşı bilgisayara taktı ve açılan klasörde göz gezdirdi. Tek bir dosya vardı. 'Cinayet'
"Bu ne şimdi?" dedim. Kenan dosyanın üzerine tıkladığında çıkan videoyu açtı. Azra'nın elinde silah vardı. Karşısında da yaşlı bir adam...
"Ananı sikeyim." dedi Kenan ve videoyu durdurdu. "Ne oldu?" dedim.
"Oğlum eski müdür değil mi lan bu?" dedi Demir.
Ateş ekrana daha çok yaklaştı. Kısa bir süre sonra da geri çekildi. "Hassiktir! Evet o! Hakan bu!"
"Ne oluyor ya bana da söyler misiniz?" dedim.
"Eski okul müdürünü öldüren Azra'ymış." dedi Destan.
"Amına koyayım ya! Bizim bundan nasıl haberimiz olmadı?" dedi Berke.
"Onu sana sormak lazım Berke. Kubilay'ın flaşı aldığını görüyorsun da bize gelip niye söylemiyorsun acaba? O an gelip bize söyleseydin şu an buraya gelmeyecektik ve bunlarla uğraşmayacaktık."
"Her neyse Kenan, Allah'tan bu mal flaşı güzel bir yere saklamış da bulmamız kolay oldu. Tamam, gidip polise verelim şunu da bitirelim her şeyi. Yemin ediyorum ömrüm bitti ya." dedi Berke.
"Kıpırdamayın!" Korkuyla hepimiz ayağa kalktığımızda Kenan beni arkasına aldı. Bu Şule Komiserdi. Bize silah doğrultuyordu. "Kenan?"
"Komiserim?"
"Ne yapıyorsunuz burada?"
"Eee... Flaş bellek, onun peşine düşmüştük." Şule Komiser silahını indirdi ve yanımıza geldi. "Çocuklar, bir daha böyle bir şey yapmayın. Lütfen bak Kenan, sen biraz tehlikelisin ne yapacağın belli olmuyor. Özellikle sen bu işlere karışma. Ne yaptınız peki? Buldunuz mu flaşı?"
Kenan bilgisayardan flaşı çıkardı ve Şule Komisere uzattı. "Buyurun Komiserim."
"Tamam, bundan sonrası ben de. Tamam mı? Hepiniz rahat olun. Sizler Kenan'ın arkadaşısınız değil mi?" İşaret parmağıyla Demir'i gösterdi. "Demir Yıldız." Ateş'i gösterdi. "Ateş Derman." Berke'yi gösterdi. "Berke Yıldırım." Ve Destan'ı gösterdi. "Destan Gülsoy. Tanıştığımıza memnun oldum. Ben Komiser Şule. Bu yolda sizlerle beraberim. Neyse, bir haber çıkarsa Kenan'a söyleyeceğim. Görüşürüz." Flaşı Kenan'ın elinden aldı ve çıktı.
"Komiser ile de tanıştığımıza göre hiçbir sorun kalmadı sanırım." dedi Ateş.
Evden çıkıp arabalara geçtik ve hızla orayı terk ettik. İçime bir kurt düşmüştü, yakın zamanda bir şey olacağını hissediyordum.
(19.56, Şule Komiser)
Elimdeki kahve dolu bardağımı masaya bıraktım ve sandalyeme oturdum. Flaşı elime alıp biraz inceledim. Bunun içinde ne olabilirdi? Flaşı bilgisayarıma takıp çıkan dosyaya tıkladım. Açılan video kaydının daha ilk saniyesinde gözlerim kocaman açıldı. Azra takım elbiseli bir adamı öldürüyordu...
Peki, Kenan'ların bu cinayet kaydıyla ve bu flaşla ne ilgisi vardı?
(Bu sırada Kenan)
Dalga ile birlikte film izlediğim sırada telefonum çaldı. Ekranda Şule Komiserin adını görür görmez ayağa kalktım. "Komiser arıyor." Telefonu açıp kulağıma dayadığımda Dalga da yanıma geldi. "Kenan, iyi akşamlar. Rahatsız etmiyorum değil mi?"
"İyi akşamlar komiserim. Yok estağfurullah, bir durum mu var?"
"Bu video kaydındaki takım elbiseli adamı tanıyor musun?"
"Evet, evet o eski okul müdürü. Komiserim lütfen bir şey yapın. Flaşı bizim avukat hanıma da mutlaka ulaştırın. Yalvarıyorum size."
"Tamam, o iş bende. İyi akşamlar tekrardan Dalga'ya selamlarımı söyle."
"Tamam komiserim iyi akşamlar." Telefonu kapatıp Dalga'ya baktım. "Azra'nın öldürdüğü adamı sordu. Selamı var sana da."
"Off, Kenan sence kazanma ihtimalimiz ne kadar?"
"Yüzde yüz biz kazanacağız. İki kişiyi öldürmüş, umarım müebbet hapis verirler de biter gider. Bu dava da böyle kapanmış olur."
"Umarım öyle olur ya, ben çok yoruldum çünkü." Yüzünü ellerimin arasına aldım. "Biliyorum, ben de çok yoruldum ama geçecek. Hepsi geçecek, bitecek. O günler bize çok yakın, hissedebiliyorum." Alnını öpüp ona sarıldığımda o da bana sarıldı.
(22.00, Feraye)
Arabadan indiğimde etrafa iyice baktım. Hiç kimsecikler yoktu yine her zamanki gibi. Burası unutulmuş gibiydi adeta.
Her gün geldiğim o harabe eve girdim ve sadece ay ışığının aydınlattığı karanlık odasına doğru ilerledim. "Nasılsın?" dedim. Üzerinde sadece her zamanki gibi siyah bir eşofman vardı. Ve her zamanki gibi camdan dışarıyı seyrediyordu. Koltuğa oturup bacak bacak üzerine attım.
"Toparlamaya çalışıyorum." Her geldiğimde böyle diyordu. Artık canımı sıkmaya başlamıştı. "Bir an önce iyileş artık."
"Dalga nasıl?"
"Şu anlık iyi ama ileride ne olur bilmiyorum."
"Kenan'la olan ilişkisini diyorum."
"Vıcık vıcıklar hala. Bu arada, işler çığırından çıkmaya başladı."
"Nasıl yani?" Kubilay yüzünü bana döndü ve cama yasladı sırtını. "Azra'yı tutukladılar. Mahkeme ileri bir tarihe ertelendi. Demir ile Destan tekrardan sevgili olmuşlar sanırım. Bugün mahkemede yan yanalardı. Kenan ve Dalga da aynı."
"Çok yakında geri döneceğim. Ve döndüğüm gün ilk işim o Kenan piçini sikmek olacak. Dalga'yı onun elinden en yakın zamanda alacağım. Sikeceğim doktor da gelip gidip biraz daha dinlen diyor bana. Aslında şu an bile gelirim ama neyse. Biraz zaman geçsin, beni iyice unutsunlar. Sonra onlara öyle bir şey yapacağım ki hayatlarının şokunu yaşayacak hepsi."
"Planların neler? Benimle de paylaşır mısın?"
"İki ay sonra ortaya çıkacağım. Sonra şu siktiğimin Dolunay çetesini pusuya düşüreceğim ve Dalga'yı vuracağım. Hem de hepsinin gözü önünde."
"Geri zekalı madem seviyorsun niye öldürmek istiyorsun kızı?"
"Doğrusunu söylemek gerekirse amacım ona acı çektirmek değil. Sırf Kenancık'ı korkutmak için yapacağım onu. Şu an öldüremem çünkü Kenan'dan ayrıldığı zaman Dalga o benim olacak."
"Kenan'dan nasıl ayrılacak? Sülük gibi yapışmış."
"Onu söyleyemem ama bir gün ayrılacaklar. Hatta bunu ben başaracağım."
"Peki ya sonra?"
"Ona çok iyi davranacağım bir dönem olacak. Ama arada sinirlenip zarar da vereceğim. Sonra onu benimle evlenmesi için zorlayacağım."
"Bu arada, şu flaş belleğin sende olduğunu söyledi Berke mahkemede."
"Nasıl ya? O nereden biliyormuş bende olduğunu?"
"Bilmiyorum, ama görmüş seni herhalde. Bak o flaşı bulurlarsa Azra'nın cezası katlanarak artar."
"Sikeyim ya, sen şimdi benim eve git. Bir bak hala kasadanın içinde mi diye. Ve bu buraya son gelişindi, bir daha gelme izimi falan bulabilirler. Birazda kendi kendimle kalıp yapabileceğim başka planlar var mı yok mu gözden geçiririm. Hadi git şimdi."
"Tamam, dikkat et kendine." Evden çıkıp koşar adımlarla arabaya gittim ve bindim.
(Kubilay'ın evi, Feraye)
Evin girişine geldiğimde kapının açık olduğunu fark ettim. Kahretsin...
Hızla Kubilay'ın odasına girdim ve dolabına baktım. Karşılaştığım mazçnzara karşısında donakaldım. "Olamaz..." Hemen evden çıkıp Kubilay'ı aradım. "Alo? Kubilay flaş yok. Birisi almış."
"Hassiktir! Kenan orospusu almıştır kesin. Şerefini siktiğim herif!" Telefonu kapatıp arabaya bindim. "Seni bitireceğiz Kenan. Az kaldı. Asıl kaos şimdi başlıyor."
(Kenan)
Film bittiğinde televizyonu kapatıp Dalga'ya baktım. O ise ayağa kalktı ve gülümsedi. "Sevgilim, odamıza çıkıp beni bekler misin?"
"Beklerim tabii ki de birtanem ama neden?"
"Sana bir sürprizim var. Hadi git birazdan geliyorum ben de."
O mutfağa girdiğinde ben de gülümseyip odaya çıktım. Sürprizi neydi acaba?
Işıkları açıp koltuğa oturduğumda balkonun açık kapısından dışarıya baktım. Ay'ın dolunay olmasına iki üç gün kadar kalmış olmalıydı.
"Kenan?"
"Bebeğim?"
"Gözlerini kapatır mısın?"
Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. Kalbim deli gibi atmaya başladığında Dalga'nın yanıma oturduğunu hissettim. "Açabilirsin."
Gözlerimi açtığımda masanın üzerinde bir tabağın içinde üç tane içli köfte olduğunu gördüm. Tabağa bakakaldığım sırada Dalga "Şey, en sevdiğin yemek ya, o yüzden yapmak istedim. Yemeyecek misin?"
Tamam, yiyecektim. Sonuçta Dalga yapmıştı. Yemezsem kalbini kırabilirdim. İçli köfteden bir çatal alıp tadına baktığımda Dalga'ya diktim gözlerimi gülümseyerek. Lokmamı yuttum. Harikaydı, bütün malzemeleri tam ayarında tutturulmuştu. Ellerini tuttum ve uzun uzun öpücükler kondurdum ikisine de. "Sanki annem gelip yapmış gibi... Ellerine sağlık bebeğim."
"Nasıl yani, beğendin mi?"
"Beğenmek ne kelime, bayıldım. Teşekkür ederim güzelim. Uzun zaman olmuştu yemeyeli." Yanağını öpüp geri çekildim.
İçli köfteleri birlikte yedikten sonra pijamalarımızı giyindik ve yatağa girdik. Başını kalbimin üzerine bıraktığında saçlarının kokusunu içime çektim. Bir eliyle de belime sıkı sıkı sarıldığında "Uzun süre uyanmak istemiyormuş gibi hissediyorum kendimi."
"Uzun süre uyanmamak mı?"
"Evet... Çok yorgunum Kenan."
"Biliyorum, yoruldun bugün. Dinlenmen gerekiyor güzelim, iyi geceler."
"İyi geceler."
