2. bölüm / 34
19 Nisan: İntikamKENAN
Bölümler 34Şu an: KENAN
- 1 ACI KAYIPLAR4.466 kelime
- 2 KENAN1.737 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 FIRTINA KOLEJİ5.248 kelime
- 4 İNTİHAR2.683 kelime
- 5 İŞKENCELER2.484 kelime
- 6 MAVİ YONCALI BİLEKLİK3.342 kelime
- 7 KUMAR BORCU3.980 kelime
- 8 DOLUNAYLI GECE2.414 kelime
- 9 LİDERİÇE3.405 kelime
- 10 GÜZEL BİR GÜN2.673 kelime
- 11 AFFET BENİ2.808 kelime
- 12 KÖTÜ HUYLU TÜMÖR3.914 kelime
- 13 KISA ÖMÜRE SIĞDIRILAN BÜYÜK HAYALLER1.894 kelime
- 14 ÖLÜMCÜL YÜZME DERSİ3.227 kelime
- 15 KAR GİBİ BEYAZ, ADI 'SİYAH'2.364 kelime
- 16 KALBE SAPLANAN BIÇAK2.883 kelime
- 17 DAL♡KEN2.292 kelime
- 18 MERMİ YAĞMURU3.469 kelime
- 19 MADRİGAL KONSERİ4.674 kelime
- 20 HAYAT BOYU KANAYAN YARA2.509 kelime
- 21 MAHKEMELER VE KARGAŞALAR2.678 kelime
- 22 YAŞAM SAVAŞI4.950 kelime
- 23 GERİ DÖNÜŞ4.405 kelime
- 24 KÖTÜ GÜNDE GELEN ZAFER1.436 kelime
- 25 KANLAR İÇİNDE KALAN YÜZ2.486 kelime
- 26 ÖLMEDEN ÖNCEKİ SON BAKIŞMA2.188 kelime
- 27 AY VE GECE3.344 kelime
- 28 HEM GÜNDÜZÜM, HEM GECEM2.360 kelime
- 29 KÜÇÜK BİR KIŞ TATİLİ2.546 kelime
- 30 HEM ÇETE, HEM AİLE2.630 kelime
- 31 3 MART2.669 kelime
- 32 19 NİSAN4.415 kelime
- 33 TEHLİKELİ YARIŞLAR6.904 kelime
- 34 BİR MASALIN SONU5.372 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kimdi bu Kenan? Amacı neydi? Neyin peşindeydi?
(6 Eylül 2025, akşam suları)
"Kenan Bey, söylediğiniz eve geldiler," dedi tetikçi Ahmet abi. Geldiler derken? Atahan gelirken yanında başka birini mi getirmişti?
"Yanında Neslihan Hanım da var. Yani Atahan Bey yalnız değil," dedi. Olamaz! Tam doğru zamanı bulup Atahan'ın işini bitirecekken birde Neslihan çıktı başıma! "Tamam, birazdan orada olurum. Ben gelene kadar onları gözden kaybetme," dedim ve telefonu kapattım.
Eve vardığımda arabadan inip tetikçi Ahmet abiye 'Şimdi buradan biraz uzaklaş. Zamanı gelince arayacağım seni' yazıp telefonu cebime koydum. Hesap verme günü geldi Atahan Karay!
İçeri girdiğimde ikisi de "Hoşgeldiniz Kenan Bey," diyerek bana selam verdi. "Hoşbuldum," dedim soğuk davranışımla. "Ben sizi yalnız gelirsiniz diye düşündüm Atahan Bey ama, Neslihan Hanım'ın gelmesi de iyi olmuş. Neyse, fazla uzatmadan konuya girmek istiyorum. Atahan Bey ile hatta sizinle geçmiş hakkında biraz konuşmak istedim." Atahan'ın yüzünde bir şaşırma belirdi. "Hangi geçmiş hakkında?" dedi.
Direkt olarak "Beş yaşımdayken gözümün önünde öldürdüğün annemin geçmişi hakkında," dedim sinirlenerek. Atahan Bey ayağa kalkıp "Bir yanlışınız var Kenan Bey. Annenizi ben öldürmedim," dedi. Sinirim tavan yapmıştı.
Bağırarak "Yalan konuşma bana! O zamanlarda anneme gönderdiğin mektubun üzerinde Atahan Karay yazıyordu! Annemi öldürmeye geldiğin gün annemin Atahan yapma dediğini, anneme üç el ateş ettiğini duydum! Sen, benim annemi sırf senin yerine babamı tercih ettiği için öldürdün! Neslihan Hanım işte, eşiniz karanlık geçmişte ne dolaplar döndürmüş benden öğrenin benden duyun!" dedim. Neslihan'ın şaşkınlıktan gözleri kocaman olmuştu. "Duyduklarım doğru mu Atahan?" dedi Neslihan kızgın bir yüz ifadesiyle. Eğer buna da yalan derse hiç acımam sıkarım kafasına!
Anlık oluşan sessizliği bozan Atahan "Evet doğru! Anneni ben öldürdüm! Kıskançlığıma yenik düştüm!" deyip sözünü bitirdi. Aşırı öfkelenmiştim. Burnumdan soluyordum. "Neden lan neden! Ne istedin annemden şerefsiz!" dedim ve belimden silahımı çıkarıp Atahan'a doğrulttum. Neslihan "Dur! Sakın, sakın yapma bak hapishanelerde süründürürüm seni!" dedi ama nafile, ben bu adamı öldürmeden içim rahat etmeyecekti. Tıpkı annemi üç kurşunla hayatımdan kopardığı gibi Atahan'ın işini de üç kurşunla bitirecektim.
İlk kurşun omzuna denk gelince Atahan olduğu yerde sendeledi. "Atahaann!" diye çığlık attı Neslihan.
Hala ayakta durduğu sırada ikinci kurşun karın bölgesine isabet etmişti. Bu mermi onu devirmeyi başarmıştı. Sırtüstü yere serildiğinde son kurşunu da sağ bacağına sıkmıştım. Atahan hiçbir şekilde hareket edemiyordu. Galiba ölmüştü.
Katil olmuştum. Şu anda ilk defa bir insanın canını almıştım ama korkmuyordum. Sakin ol, sakin ol, sakin ol. Kimse senin Atahan'ı öldürdüğünü bilmiyor. Tabii ki Neslihan hariç. Onun da işini bitirmem gerek.
Namluyu Neslihan'a doğrulttuğumda bana baktı. "Yapma. Bak yemin ederim polise gidip şikayet etmem lütfe-" dediğinde tetiğe bastım.
Göğsünden vurulan Neslihan yere yığıldı. Çifte cinayet işlemiştim. Neslihan'a doğru eğilip "Özür dilerim Neslihan Karay," dedim ve ayağa kalktım. Evden çıktığımda telefondan birisini aradım. "Ahmet abi, ikisini de hallettim. Artık gerisi sende," deyip telefonu kapattım.
Arabaya bindiğimde silahı koltuğa fırlattım. Ellerim titreye titreye direksiyonu tuttuğumda hızla oradan uzaklaşmaya başladım.
Hayatımda bir ilke imza atıp annemin intikamını almak için iki insanı öldürmüştüm. Üstelik hiçbir suçu olmayan o kadını bile. Son sözlerinde beni şikayet etmeyeceğini söylemişti fakat inanmıyordum. Dayanamayıp eninde sonunda polise giderdi. O yüzden bunu yapmak zorunda kaldım.
Eve vardığımda silahı belime koyup arabadan indim. Kapının önüne geldiğimde bu planlı cinayeti işlememiş gibi davranıp yüzümdeki ifadeyi değiştirdim ve gülümseyerek kapıyı çaldım. Buse abla kapıyı açıp "Hoşgeldiniz Kenan Bey." dedi. Nazikçe başımı eğerek karşılık verdiğimde odama çıkmak için merdivenleri tırmanmaya başladım. Tam o sırada odasından çıkan babama rastladım. "İyi akşamlar oğlum nerelerdeydin?" dedi.
Sesi biraz endişeli gelmişti kulaklarıma. "İyi akşamlar baba Berke'nin yanındaydım," dedim o an aklıma gelen yalanla. Özür dilerim baba. Yüzüne bir gülümseme oturdu. "Bu saate kadar dönmediğin için sana bir şey oldu sandım." Olduğum yerde kaldım. Aslında bir şey oldu baba, ben katil oldum. Hiç acımadan iki insanı hayattan kopardım. Annem için yaptım bunu baba.
"Baba, birazdan Demir'leri çağırabilir miyim? Kendisinin bana söylemesi gereken çok önemli bir haberi varmış da. Sorun olmaz değil mi?" Yine yalan konuşmuştum. Asıl benim Demirlere söylemem gereken önemli bir haberim var. Elini omzuma koyup "Saçmalama oğlum elbette çağırabilirsin," dedi. Elini omzundan ayırıp merdivenlerden inerken "Teşekkür ederim baba," dedim arkasından.
Odama geçip silahı masama koydum. Koltuğa oturup cebimden çıkardığım telefonumdan Demir'i aradım. Kısa bir beklemenin ardından telefon açıldı. "Alo? Demir şimdi acilen yanıma gelmeniz gerekiyor." Sesim Demir'e kötü ulaşmıştı ki "Ne oldu Kenan?" dedi. "Ben katil oldum. Annemi öldüren adamı öldürdüm," deyiverdim sessizce kimse duymasın diye. "Gerisini siz gelince anlatırım. Ateş ve Berke'yi de al gel çabuk." Sesim normale döndü. "Neredesin ki se-" dediğinde "Oğlum nerede olacağım? Evdeyim tabii ki," deyip telefonu yüzüne kapattım.
O 6 eylül günü, artık benim için karanlık bir gün olmuştu. On beş yaşımdan beri bu cinayeti planlıyordum ve dört yıl sonra planıma uyarak cinayeti işledim. Peki şimdi ne olacaktı? Önümde iki seçenek bulunuyor. Ya polise gider her şeyi anlatıp cezam neyse çekerim, ya da bu cinayeti işlememiş gibi hayatıma devam ederim. Ben sessiz kalmaktan yana olarak ikinci seçeneği seçmiştim. Ama içimden bir ses bu durumun ben de ters etkiler yaratacağını, her yeni gün doğacak olan dertler bir türlü yakamı bırakmayacağını, başımın çok ağrıyacağını söylüyordu. İçimdeki ses, saçma sapan konuşma ve o çeneni kapat. Bunların hiçbirisi olmayacak.
(Yazarın Anlatımıyla)
Kenan olay yerini terk ettikten sonra Ahmet kulübeye girdi. Telefonunu çıkartıp polisleri aradı ve bir cinayet işlediğini söyledi. Bu suçu üstlenmişti çünkü artık özgürce yaşamak istemiyordu. Zaten işlediği birkaç suç daha vardı, şimdi ise bu cinayetle birlikte onun adalete teslim olmanın zamanı gelmişti.
Polisler yarım saat içerisinde geldi. Ahmet'i kelepçeleyip arabaya bindirdiler. Daha sonra olay yeri inceleme ekipleri geldi ve Neslihan Karay ile Atahan Karay'ın cansız bedenlerini o kulübeden çıkardılar...
(7 Eylül sabahı, Dalga)
Gözlerimi zorlukla aralamayı başardığımda etrafıma bakındım. Dün akşam sahilde otururken yanıma gelen adamı gördüm. Adını hatırlamakta güçlük çekiyordum şu an. "Neredeyim ben?" dedim kısık bir sesle. Sahilde ne olmuştu? Burada ne işim vardı?Yataktan kalkıp onun başında dikildim. "Hey?" dedim onu dürterek. Hemen uyanıp bana baktı. "Sen, uyanmışsın," dedi. O ayağa kalkarken "Neredeyim ben?" dedim yeniden. Biraz yüzümü inceledi ve sonra "Dün akşam sahilde bayılmıştın. Ben de seni evime getirdim." Kibar bir dille konuşmuştu. O an gözlerimi kocaman açıp "Yoksa sen baygınlığımı fırsat bilip bana bir şey mi yaptın? Sapık herif!" dedim bağırarak.
Kapıyı açıp kaçmaya çalışıyordum ki adam kolumdan tutup beni odaya çekti. Sırtımı dolaba yaslayıp bağıramayayım diye ağzımı kapattı. "Ben sana hiçbir şey yapmadım, yapmam da zaten. İnsanlık olsun diye yardım ettim sadece o kadar."
Aşırı utanmıştım. Adamı boş yere sapık ilan etmiştim.
Elini ağzımdan çektiğinde bir süre yüzünü inceledim. Kumral saçları hafiften karışmıştı. Kahverengi gözleri balkondan vuran güneşin ışığıyla parlıyordu. Köşeli yüz hatlarına sahipti. Burnu orta büyüklükteydi, dudakları ise kalındı.
"Kusura bakma adını unuttuğum beyefendi." Gülümsedi. "Adımı unutman hoşuma gitti ismini bilmediğim hanımefendi. Ben Kenan," dedi ve elini uzattı. "Dalga," deyip uzattığı elini sıktım. Elimi fazla bekletmeden geri çektiğimde Kenan'dan biraz uzaklaştım. "Tanıştığımıza göre ben evime gitmek istiyorum artık. O yüzden sana iyi günler," dedim ve kapıya yöneldim. Tam gidecekken Kenan "Dalga," diye seslenip önüme geçti. "Benim şimdi ufak bir işim var. Ben geri gelene kadar beni burada beklesen olur mu?" dedi. Ne bu şimdi? Oyalamaya mı çalışıyordu beni? "Neden?"
"Ya soru sorma, sadece beni bekle."
"Tamam ama iki dakikan var," dediğimde Kenan odadan çıktı. Onu beklemeye başlayıp yatağa oturdum.
(Kenan)
Babam her sabah şirkete geçmeden önce çalışma odasına uğradığı için orada olacağını düşünerek kapıyı tıklattım. İçeriden "Gel," sesini duyduğumda kapıyı açtım. İçeri girip arkamdan kapıyı ittirdim. Babam bilgisayarda bir şeyler yapıyordu. Birkaç saniye bana baktığında "Günaydın baba," dedim.
"Günaydın oğlum, gel otur şöyle."
Gözleriyle gösterdiği sandalyeye oturup hemen konuyu açtım. "Baba senden bir şey istesem yaparsın değil mi?" Yapacağından fazla da emin değildim. "Söyle bakalım, ne istiyorsun?" dediğinde söyleyecektim ama duraksadım. Dalga'nın geleceği ve hayatı için çabaladığım doğru ama ya babam kabul edip Dalga kabul etmezse?
"Baba, bir kız var. Adı Dalga. Dün anne ve babasını kaybetmiş. Kızcağız yalnız başına kaldı. Ben diyorum ki Dalga'ya burs verip okula mı alsak?" Gözleri bana döndü. "Neden benden böyle bir şey istiyorsun? Hem o kız kim?" Ayağa kalkıp odadan çıkarken babam arkamdan "Kenan," diye sesleniyordu bana.
Odama girdiğimde Dalga ayağa kalktı. Biraz yüzüne baktım. Hızla elini tutup Dalga'yı peşimde sürüklerken "Kenan ne oluyor? Nereye gidiyoruz? Kenan!" dedi. "Şimdi görürsün," dedim ve cümlem bitince odaya girdim. Babam bir Dalga'ya, bir bana şaşkınlıkla bakarken "Baba, bu kız Dalga. Dalga bu da babam Alperen."
Odanın içinde oluşan sessizliği bozan babam "Oğlum sen ne yaptın?" dedi. Babamın sorusunu cevaplamadan Dalga'yı elimle gösterdiğim yere oturmasını söyledim. O oturduktan sonra ben de karşısına geçip oturdum.
"Dalga, eğer kabul edersen babamın okulunda okuyabilmen için sana burs vermek istiyoruz," dedim mavi gözlerinin içine bakarak. Bir süre konuşamadı. Ya da konuşmak istemedi. Sonra "Hayır istemiyorum. Ben eski okulumda okumaya devam edeceğim." Ayağına gelen teklifi reddetti. "Dalga, bu teklifi kabul etmezsen..." sözümü kesti.
"Ne olur bu teklifi kabul etmezsem?" dedi.
"Lütfen, sadece teklifi kabul et," dedim. Dalga'ya ilk kez yalvarıyordum ve ben bunu hiç düşünmemiştim. "Oğlum kızı ne diye zorluyorsun?"
"Zorlamıyorum baba. Ama bunu kabul edip o bursu alarak okula gelmesi..." Yeniden sözüm kesildi.
"Size iyi günler," deyip ayağa kalktı ve odadan çıktı. Peşinden gidip merdivenlerde kolundan yakaladım onu. Kolunu tutan elime baktı, sonra da gözlerime. "Dalga bak sana yalvarıyorum şu teklifi kabul et."
"Neden ya? Ne olacak o teklifi kabul ettiğimde? Niye teklifi kabul etmemi bu kadar çok istiyorsun?"
"Çünkü bir amacım var."
"Ne amacıymış o? Söyle ben de öğreneyim."
"Seni korumam gerekiyor Dalga. Anne ve babanı kaybedeli yirmi dört saat bile geçmedi. Yalnız kaldığın yetmiyormuş gibi seni korumak isteyeni bile elinin tersiyle itiyorsun ve tek başına kalmak istiyorsun. Senin için küçük bir iyilik yapmak..." Ağlamaya başladığında kolunu elimden kurtardı ve koşarak evden ayrıldı. Tabii durmadım, yine peşinden gittim. "Dalga. Ya Dalga bir dur konuşalım." Tekrardan kolunu yakalamayı başarmıştım. Babam bizi çalışma odasının camından izliyor olabilirdi ama bu umurumda bile değildi. "Sen bana yardım etmek istemiyorsun Kenan. Sen benim acıma acı ekleyip canımı yakmak istiyorsun."
"Hayır Dalga. Bak özür dilerim öyle söylememem gerekirdi. Ben sadece seni kendi himayem altında tutmak istiyorum fakat buna sen engel oluyorsun."
"Beni çok hafife almışsın. Ben enayi değilim. birkaç saat önce tanıştığım birisine pat diye güvenemem. Ayrıca, benim kimsenin himayesi altında olmama ihtiyacım yok. Kendi başımın çaresine bakarım ben." Bir şey diyeyim mi? Bu kız benim başıma bela olacak. Aklımdan geçmeyen şeyleri söylüyor yüzüme. "Dalga. Hakkımda yanlış düşünüyorsun. Tamam, madem istemiyorsun, gidebilirsin. Fakat sana söyleyeyim bu teklif bir daha ayağına gelmez. İyi günler." Eve doğru yönelip gittiğimde arkamdan gelen ses benim olduğum yerde durmama sebep oldu. "Pekâla. Teklifi kabul ediyorum. O bursu alacağım."
Dalga konuşurken yüzümde oluşan gülümsemeyi silip ona döndüm. Kabul edeceğini biliyordum. Eninde sonunda kabul etmek zorunda kalacaktı. İşin en zor kısmı tamamlanmıştı. Bundan sonrası artık ben de ve kolaydo. İşte, her şey asıl şimdi başlıyor.
Bölüm etkileşimi
