9. bölüm / 34
19 Nisan: İntikamLİDERİÇE
Bölümler 34Şu an: LİDERİÇE
- 1 ACI KAYIPLAR4.466 kelime
- 2 KENAN1.737 kelime
- 3 FIRTINA KOLEJİ5.248 kelime
- 4 İNTİHAR2.683 kelime
- 5 İŞKENCELER2.484 kelime
- 6 MAVİ YONCALI BİLEKLİK3.342 kelime
- 7 KUMAR BORCU3.980 kelime
- 8 DOLUNAYLI GECE2.414 kelime
- 9 LİDERİÇE3.405 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 GÜZEL BİR GÜN2.673 kelime
- 11 AFFET BENİ2.808 kelime
- 12 KÖTÜ HUYLU TÜMÖR3.914 kelime
- 13 KISA ÖMÜRE SIĞDIRILAN BÜYÜK HAYALLER1.894 kelime
- 14 ÖLÜMCÜL YÜZME DERSİ3.227 kelime
- 15 KAR GİBİ BEYAZ, ADI 'SİYAH'2.364 kelime
- 16 KALBE SAPLANAN BIÇAK2.883 kelime
- 17 DAL♡KEN2.292 kelime
- 18 MERMİ YAĞMURU3.469 kelime
- 19 MADRİGAL KONSERİ4.674 kelime
- 20 HAYAT BOYU KANAYAN YARA2.509 kelime
- 21 MAHKEMELER VE KARGAŞALAR2.678 kelime
- 22 YAŞAM SAVAŞI4.950 kelime
- 23 GERİ DÖNÜŞ4.405 kelime
- 24 KÖTÜ GÜNDE GELEN ZAFER1.436 kelime
- 25 KANLAR İÇİNDE KALAN YÜZ2.486 kelime
- 26 ÖLMEDEN ÖNCEKİ SON BAKIŞMA2.188 kelime
- 27 AY VE GECE3.344 kelime
- 28 HEM GÜNDÜZÜM, HEM GECEM2.360 kelime
- 29 KÜÇÜK BİR KIŞ TATİLİ2.546 kelime
- 30 HEM ÇETE, HEM AİLE2.630 kelime
- 31 3 MART2.669 kelime
- 32 19 NİSAN4.415 kelime
- 33 TEHLİKELİ YARIŞLAR6.904 kelime
- 34 BİR MASALIN SONU5.372 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dolunay çetesinin lideriçesi olmak mı?
(08.03)
Kenan arabayı okul bahçesine park ettikten sonra beraber arabadan indik. Aynı anda yürümeye başladığımızda bütün gözler üzerimizdeydi. Herkes bize bakıyordu.
Sınıfa girip sırama oturacakken Kenan'ın arkamdan "Orası artık Berke'nin sırası Dalga," demesiyle olduğum yerde kalıp ona döndüm. Benim yerim neden Berke'nin olmuştu şimdi? Yanıma gelip arkadaki iki sırayı gösterdi. "Bizim yerimiz orası." Gözlerine baktığımda onun da gözleri bana döndü. "Benimle yan yana oturmak istersen tabii ki."
"Olur, isterim."
Birlikte yeni sıralarımıza oturduğumuzda Kenan sol tarafımdaydı ve gözleri bendeydi. Bana baktığını fark ettiğimde ben de ona baktım. Bir sorun mu vardı?
Gözlerimi ondan kaçırıp etrafıma baktığımda sağ tarafımda benim önümde oturan kız dikkatimi çekti. Bana bakıyor ve gülümsüyordu. Ben de hemen gülümsediğimde elini uzattı. "Dalga'ydı değil mi? Merhaba, Destan ben." Uzattığı eline elimle karşılık verdim ve el sıkıştık. "Merhaba." İçimden bir ses onun cana yakın olduğunu söylüyordu. Tanışmamızın ardından yanımdan gelen Kenan'ın sesiyle başımı ona çevirdim. "Destan, Azralar ile işbirliği yapmaz. O da aynı bizler gibi. Ona güvenebilirsin." Başımı hafifçe salladım onu onaylarmış gibi.
Yavaş yavaş başlayan mide bulantısını hissettiğim an Kenan'a "Lavaboya gitmem gerekiyor," dedim ve onun cevap vermesini beklemeden ayağa kalkıp kapıya doğru ilerledim. Lavaboya girer girmez sırtımı kapıya yaslayıp derin derin nefesler aldım.
"Allah'ım, neyim var? Neden böyle oluyorum?" Çıldırmak üzereydim. Eczaneden gebelik testi alsa mıydım? Mavi doğru söylüyor olabilir mi? Ya gerçekten hamileysem? Ama hayır, çok saçma. Hem durduk yere böyle bir şeyin olması imkansız. Hamile değilim, bu kesin. Peki o zaman neden midem bulanıyor?
Lavaboya eğilir eğilmez kusmaya başladığımda elimden geldiği kadar kustum. Artık gücüm bile kalmamıştı. Günde ikide birdir istifra etmekten midemin içi dışı karıştı. Neyse ki bu sefer çok kısa sürmüştü.
Lavabodan çıkıp sınıfa doğru ilerlerken bir el kolumdan tutup beni bir kenara çekti. Kubilay'dı bu. "Ne yapıyorsun ya?"
"Saat beşte, okulun az ilerisindeki kafeye gel."
"Niye?"
"Arkadaş gibi konuşmamız lazım çünkü."
"Konuşacak bir şeyimiz yok. Hem ben seninle ne konuşabilirim?"
"Bak, eğer benim bir şey yapmamdan korkuyorsan merak etme. Kötü bir niyetim yok. Hem sana bir şey yapmak istesem seni niye bir kafeye çağırayım sence? Sadece arkadaş gibi konuşacağız. Tamam mı?"
"Bir daha sakın böyle bir şey yapma. Okulda yeterince dikkat çekiyorum zaten, birde şöyle hareketlerden uzak dur. Kenan fark ederse olacakları biliyorsun."
Soyunma odasına gidip dolabımdan spor kıyafetlerimi aldım ve üzerimi giyindim. Saçlarımı olduğu gibi bıraktım ve soyunma odasından çıktım.
Spor salonuna girdiğimde herkes bir yere dağılmıştı. Kenan'lar basketbol oynuyordu. Tribünlerin önündeki duvara sırtımı yaslayıp onları izlemeye başladım. Kenan kendini o kadar kaptırmıştı ki Demir ona pas vermediği için sinirleniyordu. Demir topu Kenan'a attığında Kenan, Ateş ve Berke'nin arasından sıyrılarak topu potadan geçirmeyi başardı. Kendisi sevinmiyordu, bu onun için normal bir durum olabilirdi. Fakat tribünlerdeki diğer erkekler ve birkaç kız onu alkışlıyordu. Kenan topu sektirdiği sırada "Sevgilim," dedim ve yanına doğru ilerledim. Bütün gözler üzerimdeydi fakat artık rahatsız olmuyordum. "Topu bana atar mısın? Demir sizler de iki dakika tribünlere geçer misiniz? Kenan'la basketbol oynamak istiyorum."
"Sen mi basketbol oynayacaksın? Bir git şurdan mahalle varoşu ya. Sen ne anlarsın ki basketboldan?" Azra'nın bu küçümseyici cümlelerini önemsemeden ona baktım. İzle ve gör der gibi.
"Azra, kapa çeneni." dedi Kenan ve topu bana attı. Topu hafifçe sektirirken "Tek basket hakkı var. Atan kazanır." dedim ve ilk hamlemi yaptığım an Kenan önüme geçip beni engelledi. "Aklımı alıyorsun lideriçem."
Sözleri benim onun gözlerine kilitlenmeme sebep olduğunda top çoktan Kenan'ın eline geçmişti. Koşarak arkaya gittiğinde arkamı döndüm. "Ya Kenan. Hile yapmasana."
"Ama hile yapmıyorum ki, oyun oynuyorum."
Topu atmasın diye ona engel olmaya çalışırken benim boyum onun boyuna göre biraz daha kısa olduğundan pek de engel olamıyordum ona. Derken topu attığında gözlerim hemen potaya döndü. Neyse ki basket olmayınca Kenan "Hayır ya," dedi.
Top bendeyken Kenan benim üzerime doğru atıldı ve topu elimden aldı. Onun peşine düştüğümde aramızda kısa bir kovalamaca geçti. Sonrasında yeniden karşı karşıya geldiğimizde onun kafasını karıştırmayı deneyecektim. Ona biraz daha yaklaştığımda yüzü ile yüzüm arasında bir karışlık mesafe vardı. "Kenan," dediğim an kafasının karışmaya başladığını hissedebiliyordum. Gözleri gözlerimi takip ederken yutkundu. "Ne yapmaya çalıştığını biliyorum. Ama buna izin vermeyeceğim."
"Bu zamana kadar kimse Kenan'ı basketbolda yenemedi. Sen mi yeneceksin gerçekten?" Feraye'nin bu küçümseyici sözlerini duymazdan gelmeye çalıştım. Kimsenin Kenan'ı yenememiş olması beni ilgilendirmiyor. Bana karşı her ne olursa olsun Kenan kaybedecekti. Hem karşısında ben durduğum sürece kazanma imkanı da yok.
"Kenan."
Bir şey demedi. Gözlerime bakmaya devam etti. "Kenan." O an aklıma gelen ilk fikirle Kenan'a biraz daha yaklaştım. Tek başımıza değildik, herkesin içindeydik ve ben Kenan'ın dudaklarına yaklaşabildiğim kadar yaklaşmıştım. Amacım onu öperek odağının bana dönmesini sağlamak değildi tabii ki. Sadece, aklımı kullanarak oyunu kazanacaktım.
"Sana bir şey itiraf edeceğim. Ben... Kubilay'ı seviyorum."
Gözlerinin hareketi durduğunda hala bana bakıyordu. Evet, bu Kenan'ın sinirlenmesini sağlayıp Kubilay'a saldırmasına sebep olacaktı. Oyunu da tamamen unutacağı için o basketi atacaktım ve kazanan ben olacaktım.
"Sen beni seviyorsun Dalga. Sadece şu oyunu kazanmak için kafamı karıştırmaya çalışıyorsun."
Kafamı salladım ve tribünlere döndüm. "Ben aslında Kubilay'ı seviyorum."
Kenan'ın topu sektiren eli bir anda durdu ve yumruk halini aldı. Evet, işe yarıyordu. Şimdi Kubilay'ın suratını dağıtması gerekiyor. Tribünlerde sesler artmaya başladığında Kenan "Sana inanamıyorum," dedi bana bakarak ve sonra gözlerini şaşkınlıktan bana bakan Kubilay'a dikip hızlı adımlarla tribünlere gitti. "Seni geberteceğim lan, şerefsiz! Gebertmekle de kalmayacağım, sikeceğim seni! Piç kurusu!"
Kenan, Kubilay'ın yüzüne bir yumruk indirdiğinde topu elime aldım ve potanın karşısına geçip yeniden tribünlere baktım.
"Dalga beni seviyor!" Bir yumruk daha attı Kubilay'a.
"Dalga beni seviyor!" Bir yumruk daha.
"Dalga beni seviyor!" Ve bir tane daha.
Orada erkekler arasında bir arbede çıktığında Kubilay'ı Kenan'ın elinden alamıyorlardı. Şu an o kadar sinirliydi ki, bırakmıyordu Kubilay'ın yakasını.
Önüme baktığımda tamamen inanarak gücümü topladım ve topu potaya attım. Gözlerimi kapatıp beklemeye başladım. Galiba ben de kazanamayacaktım.
Derken Destan'ın "Basket!" diye bağırmasıyla gözlerimi açtım. Top potadan geçmiş ve yere düşmüştü. Bütün gözler bana döndüğünde gözlerim Kenan'ın gözlerini buldu. Şaşırmış bir şekilde bana bakarken "Ne olursa olsun karşında ben varken hep kaybedeceksin. Seni çok seviyorum," dedim. Alkış sesleri ile beraber salondan çıktım.
(Yirmi dakika sonra)
Sınıfa girdiğimde Kenan sırtını duvara yaslamıştı. Başı öne düşmüştü. Benim geldiğimi hissettiğinde hep kapıya bakar ve bana gülümserdi ama ne bakmıştı, ne de gülümsemişti.
Yanına gittiğimde yine bana bakmadı. Anlaşılan biraz fazla kızdırmıştım onu fakat stratejik oynadım ve kazandım. Kenan'ın zaafı ve zayıf noktası bendim. Onu burdan yakalayarak hamleyi yaptım ve Kubilay'ı yem ettim. "Kenan."
Gözleri bana döndüğünde kıpkırmızıydı. Ağlamıştı, inanmıştı Kubilay'ı sevdiğime. Ama... Benim Kenan'dan başka kimsem yok ki. Ben ondan başkasını sevemem. Bilir o beni aslında. Belki de kafası karıştığı için inanmış olabilirdi.
"Yalnız kalmak istiyorum."
Karşısına geçtim. "Özür dilerim."
"Ödüm koptu Dalga. Sen benden vazgeçtin zannettim. Korktum. Oyunu kazanman için değer miydi yani? Topu istesen verirdim sana."
"Ciddi bir oyun oynuyorduk Kenan. Ne yapsaydım? Orada herkesin içinde..."
"Herkesin içinde beni öpseydin... Kafam daha çok karışırdı ve oyunu unuturdum. En azından sinirlenmezdim. Daha güzel olmaz mıydı?"
"Kenan."
"Kubilay'ın yanına neden gitmiyorsun?"
"Ondan bana ne, umurumda değil. O söylediğim palavraydı. Ben seni seviyorum."
"Konuşmak istemiyorum Dalga."
"Konuşmayabilirsin Kenan. Ama ben senin gönlünü alırım bir şekilde."
Derin bir nefes alıp "Kafam allak bullak oldu beni biraz yalnız bırak," dedi ve yürümeye başladı. Sınıftan çıktığında gözümden bir damla yaş düştü. "İşin biraz zor Dalga." Demir'in sesiyle bahçeye baktım. Kenan kapıdan çıkmıştı ve arabasına doğru ilerliyordu. Koşarsam ona yetişebilirdim.
Hızla sınıftan çıktığımda merdivenleri inerken ayağım takıldı ve yere düştüm. Biraz yuvarlandıktan sonra neyse ki başıma bir darbe alıp bilincimi kaybetmemiştim. Ayak bileğim biraz acımıştı ama bunun için ağlamıyordum. Kenan'a yetişememe korkusundan ağlıyordum. Çünkü nereye gidebileceğini de bilmiyordum.
Hızla ayağa kalkıp canımın acımasına aldırmadan sendeleyerek bir merdivenden daha indim ve bahçeye çıktım. Hala oradaydı, kafası dağınık olduğu için yavaş yavaş gidiyordu arabasına. Gözyaşlarımın arasından seslendim ona. "Kenan."
Tam bahçenin ortasında durduğunda yanına gittim. Bana döndüğünde "Sana beni yalnız bırakmanı söylemiştim," dedi. Ağlayarak ona sarıldığımda bir süre durdu ama sonra o da bana sarıldı. Ayağımın üzerine basamıyordum, basınca da canım yanıyordu. Kısa bir süre sonra ayrıldığımızda gözlerimin içine baktı. "Biraz fazla abarttım sanırım. Neyse, tebrik ederim güzelim."
Yanağını okşadım. "Oyunun hiçbir önemi yok. Ama arada oynayalım. Eğlenceliydi."
"Sen kazanacaksan neden olmasın?"
Ayağım çok acıyordu, çok sızlıyordu ama belli ettirmemeliydim. "Gel hadi sınıfa gidelim." Hayır, olamaz. Ayağım bu haldeyken hayatta gidemezdim.
"Burada kalsak olmaz mı?"
"Hava soğuk ama. Hasta olmanı istemiyorum."
Ayağım daha çok acımaya başladığında daha fazla ayakta duramayacağımı anladım. "Şey..."
"Ne oldu? Bir sorun mu var?"
"Evet ama çok küçük bir sorunumuz var."
"Neymiş o?"
Ayak bileğimi gösterdiğimde gözleri bana döndü. "Neden ilk başta söylemedin?" dedi.
"Söylemek istemedim."
"Ya Dalga bu halde ayakta durmaman lazım. Gel otur şuraya." Yavaş adımlarla banka gidip oturduğumda Kenan önümde diz çöktü ve ayak bileğime baktı. "Nasıl oldu bu?"
"Sana yetişmeye çalışırken düştüm ama..."
"Benim yüzümden yani?" Hemen gözleri doldu.
"Hayır. Senin yüzünden değil. Benim sakarlığım."
"Özür dilerim güzelim. Hepsi benim yüzümden, kendimi asla affetmeyeceğim."
"Kendini suçlama. Lütfen..." Morarmış bölgeye parmağıyla hafifçe baskı uyguladığında ağzımdan küçük bir inleme kaçtı. "Özür dilerim. Çok mu acıttım canını?"
"Ayağım zaten acıyor, senden kaynaklı bir şey değil." Biraz daha ayak bileğimi inceledikten sonra "Neyse ki kırılmamış. Sadece biraz incinmiş. Gel revire gidelim."
"Tamam."
Kenan beni kucağına aldığında yavaş adımlarla okula girdi. Hızlı ama dikkatli adımlarla merdivenlerden çıkarken ayağımın sızlaması devam ediyordu. Sağ tarafa dönüp karşısına çıkan ilk kapıdan içeri girdi ve beni sedyeye bıraktı. Doktor içerideki odadan çıkıp Kenan'a baktı. "Buyurun Kenan Bey."
"Ya boşver şimdi beni. Kız arkadaşım merdivenden düştü. Ayak bileği kötü bir halde."
Doktor ayağıma öylesine bir bakış attığında eğilip morarmış olan kısma baktı. "Canını acıtırsan, canını yakarım." Gözlerim Kenan'a döndüğünde sadece gülümsedi. Başımı öne eğdim, olur da canım acırsa Kenan yüz ifademi görmesin diye.
Doktor tıpkı Kenan'ın yaptığı gibi parmağıyla sızlayan yere bastırdığında sesimi çıkaramasam da gözlerimi sıkı sıkı yumdum. Acıyı içime atarak ben de canımı acıtıyordum. "Kötü bir durum yok. Sadece ezilmiş. Birkaç dakika soğuk kompres yaptıktan sonra sargıya alırız. Siz lütfen uzanın ve beni bekleyin."
Kenan doktora ters ters bakışlar attığında uzanmam için yardım etti. Doktor elinde bir buz aküsü ile geri geldiğinde aküyü bana uzattı. "Morarıklığın ve şişliğin azalması gerekiyor. Lütfen bunu kullanın."
Aküyü elime aldığımda hafifçe ayak bileğime dokundurdum. Bu çok kötüydü. Acımı beş, altı, hatta yedi katına çıkarıyordu. "Aküyü bana verir misin güzelim?" Kenan'a bakıp tereddüt etmeden aküyü uzattığı eline bıraktım. "Kapatır mısın o güzel gözlerini?" Gözlerimi kapattığımda Kenan'ın yüzü geldi önüme. "Şimdi, şöyle düşün ki bundan iki üç sene sonra, rüzgarlı bir yaz gecesi, dolunay parlaklığı ile geceyi aydınlatıyor, düğünümüzden sonra sahile gelmişiz, deniz kenarında el ele yürüyoruz..."
Hayali bile gerçekten çok güzeldi. Gözlerimin önünde canlandırınca birde, daha da güzel oluyordu. "Sen adeta bir peri masalı gibisin, gözlerimi senden alamıyorum... Sonra aradan birkaç ay geçiyor, mevsim ilkbahar, bir akşam yemek yerken hamile olduğunu söylüyorsun bana, ben mutluluktan ağlıyorum, sana sarılıyorum falan. Yine birkaç ay sonra bebeğimizin cinsiyetini öğreniyoruz."
"Kızımız olacak."
"Evet. Zaman çok hızlı geçiyor ve gözleri senin gözlerin gibi masmavi, çok güzel olan kızımız Melek dünyaya geliyor, biz çok mutlu bir aile oluyoruz."
"Adını babası veriyor."
"Çünkü güzelliğini annesinden alıyor."
O hayaller gözümün önünden bir bir silindiğinde ne olduğunu anlayamasam da siyah perde geri geldi. Ayağımdaki acıyı hissetmeye başladığımda Kenan'ın sesini duydum. "Açabilirsin gözlerini."
Gözlerimi açar açmaz ayağıma baktım. Kenan yavaşça buz aküsünü bileğime bastırıyordu. "Canını acıtıyor muyum?" Hayal kurarken bir kez olsun acıyı hissetmemiştim. Kenan bana hayal kurdurarak acımı hafifletmişti. Acı kaybolmuştu resmen. "Hayır."
"Hala acıyor mu peki?"
"Hayır." Aküyü alıp ayağa kalktıktan sonra doktora çağırdı. Doktor geldiğinde bir dolaptan sargı bezi çıkardı ve ayakucuma oturdu. Bir parça kestiği sargı bezini dikkatlice çok sıkı olmayacak şekilde bileğime sardı. Sabit durması için yapışkanlı bez kullandı. "Yeme, içme ve uyku düzeninize dikkat ederseniz bir iki hafta içinde iyileşir. Geçmiş olsun."
Kenan ellerimden tutarak doğrulmamı sağladı ve dikkatlice ayağa kalktım. Yavaş yavaş yürümeye başladığımda Kenan adımlarını bana göre ayarlamıştı. Koluna tutunduğumda ve revirden çıktığımızda sınıfa doğru ilerledik. Biraz sendeliyordum ama bu yürümeme engel değildi.
Sınıfa girmemizle bütün gözler üzerimize döndü. İkimizde bu duruma aldırmayarak sıramıza oturduğumuzda Demircanlar yanımıza geldi. "Yenge, ne oldu? İyi misin?"
"Düştüm sadece, önemli bir şey..."
"Benim yüzümden." Kenan'ın böyle demesi üzerine başımı ona çevirdim. O ise bir yere odaklanmış, öylece bakıyordu. "Kenan, senin suçun değil demiştim."
"Bana yetişmeye çalışırken düştüğünü söyledin! Benim suçum yani!"
"Bu konuyu kapattığımızı düşünüyordum Kenan."
Ellerini yumruk yapıp bir kez kafasına vurdu. "Benim yüzümden revirde acı çekti! Gördüm onu, yüzünü gizlemeye çalıştı ama gördüm! Canı acıyordu aslında ama bana belli ettirmedi!"
Kenan'ın kriz geçirdiğini anladığımda Demir'ler bileklerini tutmaya çalıştı ama Kenan buna izin vermiyordu. "Krize gireceği tuttu ya lanet olsun! Berke, koş revirden sakinleştirici al gel!"
Berke hızlı adımlarla sınıftan çıktığında Kenan kıpkırmızı olmuştu. Bir yandan ağlıyor, bir yandan da "Benim yüzümden!" deyip duruyordu. "Ben çekip gitmeseydim düşmeyecekti belki de ama benim salaklığım yüzümden düştü!" Kenan'ın bileklerini bir de ben tutmayı denedim. Tutmayı başardığımda ellerimi ittirmedi. Tutmama izin vermişti. "Kenan bana bakar mısın?" Gözlerini bana döndürdüğünde kendisini suçlamaya devam ediyordu. "Ya bak sakin ol. Sen revirde bana hayal kurduruyordun. Ne oldu birdenbire?"
"Kenan'ın elinde olan bir şey değil. Bu tür sinir krizleri aniden geliyor." Ateş'in benim sorumu yanıtlamasının ardından Berke sınıfa girdiğinde "Sakinleştirici kalmamış!" dedi.
"Lan daha geçen gün üç koli sakinleştirici gördüm ben! Nereye gitti onlar? Off! Sikeceğim ya! Sakinleştiricisi olan var mı?" dedi Demir. Azra elinde tuttuğu sakinleştiriciyi havaya kaldırıp salladığında "Bunu mu arıyorsunuz?" Dördümüz de gözlerimizi ona çevirdiğimizde Kenan'ın bileklerini bırakıp Azra'nın yanına gittim. "Ver şunu."
"Vermiyorum. Çünkü bana lazım."
Şırıngayı almak için bir hamle yaptığımda Azra elini kaçırdı. O benimle bu şekilde oyun oynayarak eğlenmeye çalışırken en sonunda kolunu sertçe tutup şırıngayı çektiğim gibi aldım elinden. Geri dönüp Kenan'ın yanına giderken Feraye'nin bana çelme takmasıyla yere düştüm. Şırınga elimden fırlayıp kapının dibine kadar gitmişti. Ayağım sızım sızım sızlamaya başladığında zorla ayağa kalktım ve sakinleştiriciye doğru yürüdüm. Fakat Azra benden önce davrandı ve şırıngayı yeniden aldı. "Bu iğneyi sana asla vermeyeceğim. Duydun mu beni? Kenan'ın hayatını kurtaramayacaksın!"
"Bak, şu sakinleştiriciyi ver yoksa olacaklardan ben sorumlu olmayayım."
"Ne yapabileceğini sanıyorsun ya sen bana?" Yaralı olan ayağıma vurduğu an yere düştüm. "Bu halinle birde. Daha doğru düzgün yürüyemiyorsun..."
Destan'ın, Azra'yı köşeye sıkıştırıp boğazını sıkmasıyla şaşırdım. Gözlerim kocaman açıldı. "Senin bu iğneye değil tımarhaneye ihtiyacın var Azra. Kendine gel ver şu sakinleştiriciyi!"
Azra elini açtı ve şırınga yere düştü. Destan Azra'ya sert bir tokat atıp şırıngayı aldı ve bana verdi. "İyi misin? Yani, yürüyebilir misin canın çok acıyor mu?"
"Birazcık canım acıyor ama yürüyebilirim sanırım. Sen olmasaydın ben bu sakinleştiriciyi hayatta alamazdım. Çok sağ ol." Ayağa kalkıp hızlı adımlarla Kenan'ın yanına gittim. "Kolundan mı yapacağım?"
"Ya rastgele vur fark etmiyor." Demir'in bunu demesi üzerine iğneyi Kenan'ın bacağına vurdum. Şırıngayı masaya bırakıp sırama oturdum. Bu konu hakkında hiçbir şey bilmiyordum. "Ne oldu? İşe yaramadı mı yoksa?"
"Evet, ama sabretmen gerekiyor. Birazdan kendine gelmeye başlar." dedi Ateş. Kenan'ın rengi normale dönmeye başladığında rahat bir nefes aldım.
(Altı dakika sonra)
Kenan başını sıranın üzerine koymuştu, uyuyordu. Kenan'ın bana dönük olan yüzüne bakıp daldığım sırada Demir "Kantine gidiyorum, gelmek ister misin?" dedi. Başımı salladım. Kenan'ın saçlarına bir öpücük kondurup ayağa kalktım ve kapıya doğru ilerledim.
Demir ile beraber kantine geldiğimde Berke ve Ateş'in oturduğu masaya geçtik. "Vay, vay, kimleri görüyorum! Basketbolda Kenan'ı yenen kız gelmiş, hoşgelmiş! Mutluluk verdiniz Dalga Hanım!"
"Ateş, ya bağırmasana rezil oluyorum."
"Bir şey soracağım tamamen aklını kullanarak mı oynadın yoksa gerçekten basketbol biliyor musun?"
"Evet, Barkın öğretmişti bana da. Ben aslında futbol oynamayı çok istiyordum ama annem bana bir şey olmasından korktuğu için basketbol oynamamı istemişti. Hem de o zamanlar yaşıtlarıma göre boyum çok kısaydı, sürekli oynarsam boyumun uzayabileceğini söylemişti. Barkınla kumbaramızdaki paraları birleştirip güzel bir basketbol topu almıştık. Ama tek sorun mahalledeki bir parkta bile pota olmamasıydı. Belediyeye dilekçe göndermiştik. Birkaç gün sonra geri dönüş yaptılar ve mahalle parkının biraz ilerisindeki futbol sahasına iki tane de pota yerleştirdiler. O gün mutluluktan yerimde duramamıştım. Barkın'la her gün aynı saatte sahada buluşup oynadıkça öğrendim."
"Futbolu da sana biz öğretiriz. Tabii istersen." dedi Berke.
"Bilmem, olabilir belki."
"Bu arada." Demir ellerini birbirine kenetleyip masanın üzerine koydu. "Seni Kenan hakkında bilgilendirmemiz gerekiyor Dalga."
"Ne konuda?"
"Kenan bir durumda çok sinirlenir. Yalan. Kenan'a sen zaten yalan söylemezsin ama Kenan ona yalan söylenmesini sevmez, nefret eder. Ha, olur da yanlışlıkla Kenan'a yalan söylersen, gözü hiçbir şeyi görmez. Ağzından çıkanı kulağı duymaz. Ama sen onun dediklerine bakma çünkü saçma sapan konuşur. O an bile sinir krizi geçirir alkol alarak kendini sakinleştirmeye çalışır. Az önce yaşadığı gibi ansızın sinir krizine girerse, onun her zaman yanında ol. Çünkü o an en çok ihtiyacı olan şey yanında olması gereken biri olacaktır."
"Peki neden? Yani, neden birdenbire sinir krizi geçiriyor?"
"Bunu tam olarak biz de bilmiyoruz."
"Kenan'ı ilk defa bu kadar mutlu görüyorum," dedi Berke.
"Ne anlamda?"
"Aşk konusunda. Kenan, Güneş ve Azra'yı seni sevdiği kadar sevmedi hiçbir zaman. Güneş ile olan ilişkisi fazla sürmedi zaten. Süremedi desek daha doğru olur. Azra sırf Kenan ile sevgili oldu diye kıskançlığından Güneş'i vurdu. Sonra Kenan Azra ile sevgili oldu. Çok mutlu değillerdi. Azra bir şekilde her günü Kenan'a zehir ediyordu. Ayrılmalarının sebebinde Azra'nın yaptığı hatalar da var tabii ama Kenan aslında sana aşık olmaya başladığı için Azra'dan ayrıldı."
"Güneş hala bu okulda mı peki?"
"Hayır."
Başımı salladım. "Her neyse, ben Kenan'ın yanına gidiyorum."
Ben yürüdüğüm sırada Demir "Bizde birazdan sınıfta oluruz." dedi arkamdan. Kantinden çıkıp küçük adımlarla merdivenleri tırmanıp koridordan geçtim. Bütün gözler üzerimdeydi ama ben etrafıma bakmak yerine sadece önüme bakıyordum. Sınıfa girdiğimde Kenan hala uyuyordu. Yanına oturup saçlarını okşadım. "Kenan. Uyan hadi Aylin hoca birazdan gelir."
Kenan başını kaldırıp gözlerini ovuşturdu. "Neler oldu biraz önce?"
"Minik bir kriz geçirdin o kadar. Nasılsın? Şimdi daha iyi misin?" Minik bir kriz mi? Bütün sınıfı ayağa kaldırdım sakinleştiriciyi Azra'dan alabilmek için. "Evet. Sadece, hala kendime sinirliyim."
"Kenan." Yüzünü yüzüme çevirdim. "Canım benim, sen bir şey yapmadın, lütfen kendini suçlama." Gülümsedi ve ellerimi tutup öptü. Aramızda sessiz bir bakışma geçti. O kadar şirin bakıyordu ki o sinirli, sert ve güçlü Kenan yok olmuştu sanki bir anlığına. Demir'ler sınıfa girdiğinde gözlerimiz onlara döndü. "Beyefendi uyanmış sonunda." dedi Demir.
Aylin hoca sınıfa girdiğinde herkes ayağa kalktı. "Buyurun gençler." Hepimiz oturduğumuzda Aylin hoca "Evet, bugünkü konumuz şiirlerle alakalı. Aranızda çok sevdiği bir şiiri okumak isteyen var mı?"
Kenan elini kaldırdığında gözlerim ona döndü. "Evet Kenan, seni dinliyoruz."
Kenan gömleğini düzeltip yüzünü bana çevirdi ve sol elimi tuttu. Gözlerime baktığı her an kalp atışlarım hızlanıyordu.
"Gözlerin gözlerime değdiği an
Sarhoş olurum, lütfen uyandırma beni bu güzel rüyadan
İçimde bir kelebek uçar, sana ait olan
Kalbin istiridyenin içinde saklı bir inci
Çok güzelsin, Deniz Mavisi
İstanbul güzelliğini anlatsa destanlara sığmaz
Okyanuslar gözlerinin rengini yansıtmaz
İstersen sana canımı verebilirim
Sen benim cennetimsin, sevgilim..."
"Bu şiiri ilk defa duyuyorum. Şairi kim?"
"Şiir bana ait hocam. Daha yeni yazdım."
"Ne güzel. Bravo yani Kenan şiirin çok güzel. Bu kadar kısa süre içinde yazman ayrıca müthiş."
Birden Demir'in alkış başlatmasıyla Ateş, Berke, Destan ve diğerleri de alkışladı Kenan'ı. Azralar hariç.
(Yarım saat sonra)
Kenan bir anda elimi tuttuğunda "Kenan ne oluyor?" dedim. Yolu değiştirip depoya girdiğimizde yuvarlak bir masa ve beş tane sandalye vardı. Burası çetenin toplantı alanı falan mıydı? Demir, Ateş ve Berke de oradaydı. Masanın tam önünde durduğumuzda "Neden beni buraya getirdin Kenan?" diye sordum.
"Oturabilirsiniz." dediğinde dördü de sandalyelere yöneldi. Ben de mecburen bana kalan sandalyeye oturduğumda Kenan tam karşımdaydı. Sol tarafımda Berke, sağ tarafımda Demir vardı. Demir'in yanında da Ateş.
"Dalga, dördümüz de senin bu çetenin lideriçesi olmanı istiyoruz." dedi Kenan. Nasıl yani? Beni çeteye mi almak istiyorlardı? Yanlış anlamadım değil mi? "Tekrar söyler misin?"
"Dolunay çetesinin lideriçesi olmak ister misin?"
"Hayır."
"Neden peki?" dedi Ateş.
"Aranıza katılırsam ne olacak Ateş? Ne diye beni alıyorsunuz ki? Neden bir başka kız değilde ben yani? Hem kurallarınızı bilmiyorum. Hem de ben size ayak uyduramam. Kendi bildiğimi uygulayan birisiyim, düzeninizi bozarım falan olmaz."
"Destan hariç hiçbir kız senin kadar savaşçı ruhuna sahip değildi. Hem de arkadaşımız olsa bile almak istemedik. Eğer lideriçe olursan sana olacakları söyleyeyim mi? Biz kızlara zarar veremiyoruz. Bu bizim altın kuralımız. Ama sen istediğin kıza istediğini yapabileceksin. Azra mesela. Sana bir ton işkence çektirdi. İstemez misin o da sana çektirdiklerini yaşasın? Bir yanlışımız olduğunda gel bize de istediğini yap. Yani, eğer lideriçem olursan istediğin her şeyi yapabileceksin." dedi Kenan.
"Benim amacım Azra'dan intikam almak değil. Ben karıncayı bile incitemezken gidip ona yaşadıklarımı yaşattıramam. Damarıma basarsa icabına bakarım ama daha ötesi olmaz. Hem, Destan'ı geri alsanıza madem. Yani, benim yapmak istemediğimi o yapar sanırım."
"Destan'ı aramıza almamız artık imkansız gibi bir şey." Bu ne demek oluyordu şimdi?
"Dalga adam diyor ki lideriçe olursan istediğini yapmakta özgürsün. Neden istemiyorsun ki?" dedi Demir.
"Hadi bunu istemiyorsun, sağ kolum olmayı da mı istemiyorsun?"
"Kenan..." Gözlerimi kapatıp derin bir nefes verdim. "Tamam, kabul ediyorum." Gözlerimi açtığımda dördü de birbirine bakıp gülümsedi. "Dolunay çetesine hoşgeldin lideriçem." dedi Kenan.
"Hoşbuldum liderim." Ayağa kalktım. "Eee, sınıfa gitmeyi düşünmüyor musunuz?" dedim ve yürümeye başladım.
Artık bir çetenin içerisindeydim. Artık bir çetem vardı. Dolunay çetesinin bir diğer yöneticisi ve lideriçesi bendim.
Bölüm etkileşimi
