13. bölüm · 19 Nisan: İntikam

KISA ÖMÜRE SIĞDIRILAN BÜYÜK HAYALLER

Hüdanur Işık

Benim cennetim aslında Kenan'mış...
(Sabah saat 09.14, Dalga)
Gözlerimi araladığımda yanımda Kenan yoktu. Etrafa bakındım, odada da yoktu. Ayağa kalkıp balkona çıktım, dışarıdadır diye düşündüm ama burada da değildi. "Kenan." Odadan çıkıp merdivenlerden indim. "Kenan, sevgilim nerde-"
Alperen amca ile göz göze geldiğimde utancımdan yerin dibine girdim. "Sana da günaydın Dalga." Off, bu çok kötü olmuştu. "Şey, günaydın da kusura bakma Alperen amca ben şirkete gittin zannetmiştim."
"Kenan'ı mı arıyorsun?" Çayından bir yudum aldı. "Evet, yani hiçbir yerde bulamadım." Nereye gitmiş olabilir ki? Gittiyse de neden bana söylememişti? "Her neyse ya, size iyi günler Alperen amca." Çaresizce odaya geri gittim. Son olarak telefonumu elime aldım ve Kenan'ı aradım.
(Kenan)
Çiçekçiden aldığım bir buket kırmızı gülü yan koltuğa bırakıp arabayı çalıştırırken telefonum çaldı. Prensesim uykusundan uyanmış. Fakat telefonu açamazdım çünkü ona sürpriz yapmak istiyordum. "Özür dilerim güzelim ama maalesef açamam." Telefonun sesini kapatıp eve doğru yola çıktım. Aradan çok geçmeyip yeniden aradığında yeniden sesini kapattım. Nasıl da merak ediyordu beni deniz gözlüm. Sürpriz yapabilmek onun o güzel, huzur verici sesini duymamaya çalışmam, kalbimi acıtıyordu.
(Dalga)
Mutfağa Buse ablanın yanına gittim. "Buse abla, Kenan'ı hiç gördün mü bugün?" Delirmek üzereydim. Yer yarılıp içine girdi de benim mi haberim yok? Sabahın köründe nereye gitti? "Yok canım görmedim. Ne oldu bir sorun mu var?"
"Abla hiçbir yerde bulamıyorum. Telefonlarımı da açmıyor kafayı yiyeceğim!" Oturma odasına geçtim ve telefonu koltuğun üzerine fırlatıp saçlarımı karıştırdım. Neredesin? Neredesin? Neredesin?
Buse abla tekrar yanıma geldi. "Dalga, güzel kızım bir sakin ol. İşi vardır gelir şimdi."
"Ya ne işi olabilir abla? Hadi işi varsa neden telefonlarımı açıp söylemiyor? Çıldıracağım ya tamamen iyileşmedi, hala yaralı! O haliyle bensiz hiçbir yere gidemez! Off, çok korkuyorum!" Yavaştan beynimin içinde bir şeyler olduğunu hissettim. Başım döndü, gözlerim karardı ve kendimi yerde buldum. Buse ablanın sesleri ise kulaklarımdaydı. "Dalga, Dalga aç gözlerini."
(Kenan)
Elimde gül buketiyle beraber arabadan inip kapıya doğru ilerledim. Kapının önüne geldiğimde içeriden gelen sesler pek hayra alamet değildi. Bağırma sesleri geliyordu. Kapıyı sertçe açıp içeri girdiğimde karşılaştığım manzara, elimdeki buketin düşmesine ve gözlerimin dolmasına sebep oldu. "Dalga." Koşarak yanına gidip yere eğildim. Hayır, hayır onu bu kadar erken kaybedemezdim. "Dalga. Buse abla ne oldu?" Buse ablaya karşı sesimi ilk defa bu kadar yükseltiyordum. "Bilmiyorum. Bir anda bayıldı yani ne olduğunu anlayamadım!"
"Kahretsin! Dalga, hayır şu an ölemezsin! Gerçekleştirecek bir sürü hayalimiz var aç gözlerini!"
"Ne ölmesi Kenan Bey? Nesi var Dalga'nın?"
Dalga'yı kucağıma aldım. "Abla geri gelince yemin ederim her şeyi anlatacağım. Ama şu an bir saniye bile bekleyecek halim yok lütfen bana izin ver." Evden çıkıp şoför Halil abiye seslendim. O gelene kadar Dalga'ya baktım. "Eğer beni duyuyorsan yalvarırım beni sensiz bırakma."
Halil abi geldiğinde hızla arabaya bindim. "Abi bizim hastaneye götür beni ama lütfen çok hızlı ol."
"Tamamdır Kenan Bey." Bu sırada ben de Demir'i aradım. Telefonu açar açmaz konuşmasına izin vermeden söze girdim. "Alo? Demir acil bizim hastaneye gel Dalga bayıldı, diğerlerine şimdilik haber verme hadi çabuk." Telefonu kapatıp Dalga'ya baktım. Elimi yanağında gezdirdim, buz gibiydi. Elini tuttum, buz gibiydi. "Güzelim şaka yapma bana. Ölmediğini biliyorum, bana şaka yapma. Aç o güzel gözlerini, bak bana. Dalga bana bak. Kenan desene bana." Kafayı öyle bir yemiştim ki kendimde değildim şu an. Bambaşka bir Kenan'dım.
(Hastane)
Arabadan indiğimde hastaneye doğru ilerlerken arkamdan "Kenan," diye bir ses duydum. Demir'in sesiydi bu ama ona bakacak vaktim yoktu. Hemen danışmanın yanına gittim. "Şu anda müsait bir onkoloji doktoru var mı?"
"Var ama randevu almanız-"
"Başlatma randevuna ya! Sevdiğim kız kollarımda ölüyor ne randevusundan bahsediyorsunuz?"
"Sakin olun Kenan Bey. Tamam bir saniye hemen ilgileniyorum." Bilgisayarda birkaç işlem yaptı ama ben bekleyemiyordum. Geçen saliseler bile benim için çok kıymetliydi. "Doktor Elif hanım, oradaki danışmana..."
Doktor Elif. Doktor Elif. Adını unutma Doktor Elif. Onkoloji bölümüne girip danışmandaki erkek hemşireye Doktor Elif'in odasını sordum. Sağ tarafta ortadaki odayı işaret ettiğinde koşarak odaya girdim. "Buyurun Kenan Bey."
Kumral saçlı, orta boylu doktor bir bana bir Dalga'ya baktı. "Doktor hanım kız arkadaşımda ileri seviye kötü huylu tümör var, evde bir anda bayılmış tepki falan vermiyor, uyanmıyor korkuyorum lütfen bir şeyler yapın kurtarın onu."
"Öncelikle sakin olun. Bu hastanenin en iyi doktorlarından birisiyim merak etmeyin ben ilgileneceğim. Kötü bir durum olmayacak size söz veriyorum. Siz hastayı şöyle yatırın ve dışarı çıkın."
"Hayır, burada kalmak istiyorum. Onu bırakamam."
"Kenan Bey, böyle yaparak işlerimizi zorlaştırıyorsunuz. Lütfen rahat olun, temiz hava alın. Merak etmeyin diyorum tedavi ettiğim hiçbir hasta burada ölmedi. Hepsi sağ salim çıkıp evine gitti. Güvenin bana."
Başka çarem yoktu. Mecburen Dalga'yı yatağa yatırdım. Buz gibi olan alnını öptüm. Buz kesmiş olan elini öptüm. "Ben buradayım tamam mı? Korkma, hiçbir şey olmayacak. Ölmeyeceksin." Doktor beni deli ilan etmesin diye daha fazla konuşmadım ve odadan çıktım.
"Nasıl oldu bu?"
Yere düştüğümde gözyaşlarım bir bir akıyordu. "Ona sürpriz yapmak istemiştim. Ama ben bir geri zekalı olduğum için bir çuval inciri berbat ettim! Aradığında telefonlarını açmadım! Sürprizim bozulmasın istedim! Ben eve gidince aldığım çiçeği ona vermenin hayalini kurarken o evde beni bulamadığı için çıldırmış! Allah benim canımı alsın güzelime versin. Ben yaşamasam da olur ama o yaşasın."
"Değer miydi Kenan? Çiçek aldığını söylesen ne olacaktı? Boşver sürpriz olmasın, çiçek almışsın sonuçta."
"Keşke aradığında açsaydım şu lanet telefonu!" Odadan öten sesler gelmeye başladığında nefes almayı bıraktım. Kalbim durdu o an sanki. "Bir şey oluyor. Demir Dalga'ya bir şey oluyor!" Ayağa kalkıp tam odanın kapısını açacakken Demir kolumdan çekip beni oradan uzaklaştırdı. "Kenan kendine gel. Kapıyı açarsan neyi değiştireceksin?"
"Buraya gelmeden önce de teni çok soğuktu. Ben kaybettim onu Demir. Dalga'yı da ben öldürdüm. Allah benim belamı versin! Dalgaaa!"
Yüreğim öyle bir yanıyordu ki, tarif edilemez bir acı vardı içimde.
(On iki dakika sonra)
Doktor odadan çıktığında maskesini aşağıya indirdi. Hemen yanına gittik. "Öldü mü? Ne oldu söylesenize."
"Bana güvenerek doğru seçimi yaptınız Kenan Bey. Durumu şu an için iyi ama ilerisini bilemem."
"Nasıl yani doktor hanım açık konuşur musunuz?"
"Tümör çok riskli olan evresine girmiş durumda. Buna bağlı olarak ömrü de gitgide ciddi boyutlarda azalacak. Psikolojisi de olumsuz etkilenebilir o yüzden verdiği kararlara dikkat edin mümkünse yalnız bırakmayın. Her an her şey için hazırlıklı olun. Ameliyat düşünüyorsanız şimdiden karar vermeniz gerekiyor. Ama ameliyatı da çok riskli. Tümörü alındıktan sonra yaşayamaz. Ya kendi haline bırakacaksınız ya da ameliyat olacak. Başka çare yok. Hem de bana sorarsanız ameliyat olması daha avantajlı bence. Son olarak eğer ameliyat düşünmüyorsanız hastayı üzecek her türlü davranıştan kaçının. Üzülmemesi durumu biraz daha iyileştirebilir. Ameliyat olmasını onaylıyor musunuz?"
Hiç düşünmeden "Onaylıyorum," dedim çünkü Dalga da ameliyat olmayı düşünüyordu. "Pekâla, bundan sonra onun doktoru benim. Onunla çok yakından ilgileneceğim. Sizin şu an sadece onay formunu imzalamanız gerekiyor. Sonra isterseniz çıkış işlemlerini başlatabiliriz. Buyurun." Eliyle odayı gösterdiğinde beraber odaya girdik. Sekreterliğindeki birkaç kağıdı kendisi imzaladı. "Hastanın adını söyler misiniz?"
"Dalga Karay." Dalga'nın adını soy adını yazdı ve kalemi bana uzattı. "Bunu ve arkasındaki kağıdı imzalayıp çıkabilirsiniz." Hızlıca ilk kağıda adımı soyadımı yazıp imzayı attım. Diğer kağıda da aynısını yaptım ve kalemi masaya bıraktım. "Tamamdır, çok geçmiş olsun Kenan Bey. Haftada bir iki kontrole gelin, iyi günler."
"Çok teşekkürler." Odadan çıkıp Demir'in yanına gittim. "Dalga'yı al eve götür. Benim de şirkette olduğumu söyle. Akşam eve geleceğim ama şu an bana çok kızgın, biraz zaman geçsin sakinleşsin sonrasına bakarız."
"Oğlum senin sevgilini ben niye eve götürüyorum?"
"Rica ediyorum Demir, burada senden başka birisi yok çünkü. Hadi görüşürüz."
(13.30, Demir)
Kapıyı çaldığımda Buse abla hemen açıverdi. Eve girdiğimde Buse abla arkamdan "Şükürler olsun. Durumu nasıl, iyi değil mi?"
Dalga'yı koltuğa yatırıp üzerine bir battaniye örttüm. "Şimdilik iyi Buse abla, tümör biraz daha ilerlemiş, durumu gitgide kötüye gidiyor ama üzülmemesi gerekiyor. Üzülmezse belki bir avantajımız olur."
"Bir saniye, ne tümörü Demir Bey? Neler diyorsunuz?" Şaşkın bakışlarla Buse ablaya baktım. Haberi yok muydu gerçekten? Gerçi yeni olmuş bir şey, bilmemesi normal. "Abla, Dalga'nın beyninde kötü huylu bir tümör var. Ömrü çok az kaldı. Bir anda ölebilirmiş. Ameliyatı var ama tümör alındıktan sonra yaşayamaz diyorlar. Kenan da gitti ameliyat için onay formunu imzaladı. Göz göre göre kaybedeceğiz Dalga'yı." Buse abla Dalga'nın saçlarını okşadı. Ağlıyordu da bir yandan. Ellerimiz kollarımız bağlı gibiydi, hiçbir şey yapamıyorduk. Çaresizlik böyle bir şey işte...
(15.26, Kenan)
"Yazdığım adrese her gün bir buket kırmızı gül getirmenizi istiyorum. Parası neyse fazlasını vereceğim yeter ki bu işi aksatmayın. Teşekkür ederim şimdiden."
"Tamam Kenan Bey nasıl isterseniz."
Çiçekçiden çıkıp arabaya bindim. Dalga uyanmış mıdır acaba? Beni sormuş mudur? Durumu sormak için Demir'i aradım. "Uyandı mı?"
"Hayır, hala uyuyor. Eve geldiğinde sana çok fena patlayacak bu arada haberin olsun."
"Bana istediğini yapsın umurumda değil. Sadece iyi olsun başka hiçbir şey istemiyorum. Bu arada, kapının yanında yerde bir buket gül var mı?"
Bir süre cevap vermedi. "Evet var, neden sordun?"
"O buketi derhal çöpe at. Eve geldiğimde onu görmek istemiyorum."
"Tamam." Telefonu kapatıp hemen yanımdaki iki viski şişesinden birini aldım ve birkaç yudum içtim. Resmen o ölümcül ameliyatı onaylamıştım. Off, Kenan olumsuz düşünme. Belki yaşayacak, yani ben öyle hissediyorum. Birinci şişeyi bitirip ikinciye geçecekken "Yapma, Dalga'nın karşısına o kadar alkollü çıkamazsın," diye kendimle konuştum. Deliydim ya ben. Delirdim, delirmiştim.
(17.47, Demir)
Dalga nihayet gözlerini açtığında yerinde doğrulmaya çalıştı. "Yenge, nasılsın, iyi misin? İyisin değil mi?"
Elini saçlarına götürdü. "İyiyim galiba Demir de ben buraya nasıl geldim?"
"Buse abla beni aradı, durumu anlatınca da geldim koşa koşa hastaneye yetiştirdim seni. Sonra da buraya geri getirdim." Gözlerini etrafta gezdirdi. "Kenan hiç gelmedi mi? Ayrıca nerede o şu an?"
"Şirkette işi çıkmış. O yüzden gelemedi." Ayağa kalkıp birkaç adım attı. "Ölümüm Kenan'ın ellerinden olacak anlaşıldı."
"Tövbe de Dalga ya o nasıl söz şimdi?"
"Yanlış bir şey demedim Demir. Ara gelsin çabuk onunla konuşmam-"
Kapının açılmasıyla Kenan içeri girdi. Hadi bakalım, başlıyoruz. İyi seyirler hepinize.
(Kenan)
Bayağı bir ağlamıştım ve Dalga ile göz göze geldiğimde ağlamaya devam ediyordum. Yavaş adımlarla Dalga'ya doğru yaklaşırken Dalga gözlerini kaçırdı. Bunu yapmasın, kaçırmasın gözlerini.
Karşı karşıya geldiğimizde sessizlik her şeyi anlatıyordu. Derken Dalga, sağ yanağıma bir tokat attı. Başım sola döndü. Yüzümü ona çevirdim, ardından sol yanağıma da bir tokat attı. Zaten bunu yapmasını istemiştim. Hak ediyordum.
"Demir, bizi yalnız bırak. Yardımın için de teşekkürler."
Demir yengeç gibi yürüyerek kapıdan çıkıp gitti. Gözlerim Dalga'nın gözlerini bulduğunda derin bir nefes verdim. "Nasılsın?"
"Bir de soruyorsun. Ölüyordum ya ben! Hiç merak falan etme zaten beni!Şirketin işi benim hayatımdan daha mı önemli Kenan? Demir beni hastaneye götürürken sen neredeydin?"
"Güzelim önce bir sakin ol. Şirkette işim falan yoktu. Demir'den öyle söylemesini istedim. Seni hastaneye ben götürdüm. Ameliyatın için gereken onay formunu da imzaladım. Doktorun da var artık. Merak etme her şey yoluna girecek. İyileşeceksin."
"Telefonlarımı neden açmadın?"
"Ben sana çiçek almıştım. Sürpriz olsun diye de açmak istemedim ama bunların olacağını bilmiyordum."
"Paşamızın derdine bak ya. Bana sürpriz yapacakmış. Kenan, ölücektim senin yüzünden! Sana bir şey oldu zannettim! Sabah uyandığımda seni yanımda bulamadım diye delirdim! Her yere baktım ama yoktun! Yok bu böyle olmayacak sen bana zararlısın. Ben ölmek istemiyorum Kenan! Birazdan gideceğim hatta ayrılıyorum da senden. Başında benim gibi bir dert olmadığı için rahatlarsın!"
Sabah tuttuğumda soğuk olan elleri şimdi sıcacıktı. "Sevgilim, hayır ben gitmene izin veremem. Ayrılamam senden, sana ne kadar bağlandığımı fark etmiyor musun? Özür dilerim, binlerce kez özür dilerim bir daha asla yapmayacağım. Yanından da ayrılmayacağım, ellerini de bırakmayacağım. Sen bana dert de değilsin. Kızgınsın biliyorum ama bir şekilde düzelteceğim. Sana verdiğim birkaç söz var, gerçekleştirmem gereken hayallerin var. Tamam bana istediğini yap, istediğini söyle kabulüm, ama sensizliği kaldıramam. Ben sensiz yaşayamam."
Onu kendime çekip öyle bir sarıldım ki buna ihtiyacım vardı. Onun da elleri sırtımda geziniyordu. "Yalnız," dediğinde geri çekilip yüzünü ellerimin arasına aldım. "Kızgınlığım tam geçmedi. Beni biraz kendi halime bırak."
Alnına derin öpücükler bırakıp ellerimi havaya kaldırdım. "Tamam, nasıl istersen."