26. bölüm · 19 Nisan: İntikam
ÖLMEDEN ÖNCEKİ SON BAKIŞMA
Dalga'm, affet beni sevgilim, affet bizi canımın içi. Seni kurtaramadığım, koruyamadığım için affet beni, Dolunay çetesi olarak lideriçemizi kurtaramadığımız için affet bizi birtanem. Beni yapayalnız bırakıp geceye kavuştuğun için mutlu musun bebeğim?
Cem Adrian - Kül
(Demir)
"Demir! Koşun, sinyal geldi!"
Berke'nin sesiyle üçümüzde koşarak bodruma indik. Ekrana baktığımızda Berke kırmızı noktayı gösterdi. "Burası."
Sağ elimle Berke'nin saçlarını karıştırdım. "Aferin lan aslan parçası. Oğlum sen olmasan var ya, istesek de bulamazdık Kenan'ları." dedim.
"Helal olsun Berke adamsın." dedi Ateş.
"Eee, ne duruyoruz?" dedi Destan.
"Hazırlanın Dolunay çetesi. Lider ve lideriçeyi kurtarmaya gidiyoruz."
Bütün mühimmatı ve silahları aldığımızda üçünün üzerinde göz gezdirdim. "Çok dikkatli olmamız gerekecek. Çünkü adamları eskisinden de çok fazladır artık. Dalga ve Kenan'a zarar gelmemesi için elimizden geleni yapmak zorundayız."
Hepsi başını salladığında Ateş ve Berke'ye sarıldım. Destan'a oraya gittiğimizde sarılacaktım. Onlar da birbirine sarıldığında kapıyı işaret ettim. "Başlıyoruz."
Dışarıya önce ben çıktığımda arkamdan geliyorlardı. Sürücü koltuğuna Ateş geçtiğinde ben Destan'la birlikte arkadaydım. Berke ise Ateş'in yanındaydı.
(Bir saat sonra)
Sinyalin gösterdiği yere geldiğimizde Ateş arabayı durdurdu. "Geldik."
"Yavaşça, inin arabadan ve etrafı kontrol edin."
İkisi arabadan indiğinde Destan'a baktım. "Destan..."
"Demir..." Yüzünü ellerimin arasına alıp dudaklarını öptüm ve sıkı sıkı sarıldım ona. "Arkamdan sakın ayrılma aşkım, tamam mı? Şu olaylar bitince sana üç günlük bir tatil sözü veriyorum."
"Tamam." Benden ayrılıp gözlerime baktı. "Çok dikkatli ol."
"Sen de sevgilim."
"Demir, etraf temiz." dedi Berke.
"Tamam."
Destan'la birlikte arabadan indiğimde belimden silahları çıkardım. "Dikkatli olun... Ben arka taraftan dolaşıp Kenan'ların olduğu odayı bulmaya çalışacağım."
Sinyalin gösterdiği eve benzer yeri gözdüğümüzde dışarıda tonla adam olduğunu fark ettik. "Amına koyayım, bunlar siker bizi." dedi Ateş.
"Sakin olun. Bir şekilde halledeceğiz hepsini. Kulaklıklarınızı açık tutun." dedim.
Çalılara girdiğimizde nişan alıp bir adamı vurduğumda güldüm. "Sürpriz."
(Kubilay)
"Ananı sikeyim, yine buldular bizi." Kulaklığıma bir kez dokundum ve elemanlarımdan birinin sesini işittim. "Efendim? Ne yapalım?"
"Hiçbir şey yapmayacaksınız. Onlar buraya gelene kadar yerinizden çıkmayın. Onları buraya dizdiğim an ortaya çıkıp beşini de tarayacaksınız. Bugün şu siktiğimin çetesi ortadan kalkacak. Anlaşıldı mı?"
"Baş üstüne efendim."
(Demir)
"Üç dediğimde ortaya çıkıp hepsini tarıyoruz, tamam mı? Mermi falan dert etmeyin oğlum Kenan her şeyi düşünerek tonla mermi stoğu yapmış."
"Demir delirdin mi sen?"
"Destan yapmak zorundayız. Hadi... Bir, iki, üç!"
Çalıların içinden çıkıp önümüze gelen ve daha silahını çıkaramayan adamları tek tek düşürdüğümüzde arka taraftan da gelmeye devam ediyorlardı. "Saklanın, Destan benimle gel."
Bir duvarın arkasına saklandığımızda Destan'a baktım. "Bunu aslında kardeşimle yapıyordum ama şimdi sevgilimle yapacağım için de heyecanlandım. Kızıl Tilki?"
"Hazırım."
"Ben de hazırım. O zaman bir, iki üç." Ben soldan, Destan da sağdan adamlara tek tek ateş etmeye başladığımızda o kadar zevk alıyordum ki, sizlere anlatamam.
"İyi ki Kenan gibi bir kardeşimiz var, onunla tanışmasaydık silahlarla da tanışmayacaktık."
"Haklısın." dedi Fire.
Şarjörümü değiştirdiğim sırada Destan'a baktım. "Kızıl Tilki sen de fena değilsin ya? Nişancılık dersini kimden aldın?"
"İron sağ olsun diyelim."
Güldüğümde tekrar ortaya çıktım ve önüme gelene üç dört el ateş ettim.
On dakika sonra tüm adamları indirdiğimizde Berke'lere baktım. "Ben Kenan'ı kurtarmaya gidiyorum. Siz burada kalmaya devam edin. Destan, Ateş'lerin yanına git, ama dikkatli ol."
"Demir hayır, seninle geleceğim."
"Olmaz, içeride ne olduğunu bilmiyoruz. Merak etme, bana hiçbir şey olmaz."
"Dikkat et o zaman."
"Tamam." Destan'ın koşarak Ateş'in yanına gitmesini bekledikten sonra birkaç adım atıp eve doğru ilerledim. İlk baktığım camdan içeride Kenan'ın olduğunu gördüğümde yumruğumla pencereyi kırdım. Kenan'la bakıştığımız an gözlerim kocaman açıldı. "Geleceğini biliyordum lan."
"Oğlum ne oldu sana?" İçeriye girip bileklerindeki ipi çözdüm. "Sonra anlatırım."
Onu ayağa kaldırıp kendime çektim ve sıkı sıkı sarıldım. "Kardeşim benim, bulduk lan sizi."
Benden ayrıldığında ona silahını uzattım. "Hemen Dalga'yı kurtarmam lazım."
"O nerede peki?"
"Yan odada."
"Tamam, pencereden atla." Kenan pencereden atladıktan sonra onun peşinden de ben atladım. "Sen burada benim işaretimi bekle. Dikkat et."
"Tamam." dedim.
(Kenan)
Camı kırıp hızla içeri girdiğimde Dalga kocaman açılan gözleriyle bana baktı. "Kenan."
"Bebeğim." Aceleyle bileklerindeki ipleri çözüp ağlayarak ona sarıldım. "Kenan, hayal misin yoksa gerçek mi?"
"Gerçeğim güzelim. Geldim, geldim sevgilim, buradayım." Saçlarını okşadığımda ellerimi sırtıma bağırdı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. "Öldün sandım. Kenan öldün zannettim. Çok korktum Kenan." Yüzümü ellerinin arasına aldığında daha çok ağladı. "Aşkım... O psikopat benim yüzümden bu hale getirdi seni. Çok özür dilerim."
"Şşşt, hayır. Sen doğru olanı yaptın. Onu öpseydin asıl o zaman delirirdi-"
Bir anda dudaklarıma yapıştığında gözümden bir yaş düştü. Dudakları yanaklarımda, yaralı kaşımda ve dudağımın kenarında gezindi. Tekrar dudaklarımı öptü ve geri çekildi. "Kenan'ım çıkalım artık buradan, bitirelim bu kabusu."
"Tamam bebeğim." Onu kucağıma aldığım sırada Demir'e "İçeriye girin. Kubilay buralarda bir yerde." dedim.
"Kenan ama bu çok tehlikeli olabilir."
"Merak etme Demir. Bir arada olduğumuz sürece bize hiçbir şey olmayacak."
"Tamam, Kızıl Tilki içeri sızıyoruz." Camın önünden uzaklaştığında Dalga'ya baktım. Çıkaracağım seni buradan güzelim. Bak, beraber çıkacağız birazdan."
"Evet sevgilim."
Kapıyı kırdığımda karşımızda Demir'ler vardı. Gülerek onlara baktığımızda Dalga gözlerini bana çevirdi. "Kurtulduk Kenan'ım."
"Kurtulduk bebeğim. Buradan çıktığımız an bu kabus bitecek..." Yavaşça onların yanına giderken...
Nereden geldiğini anlayamadığımız bir kurşun Dalga'nın kafasına isabet ettiğinde yüzüm kana bulandı. Gözlerim kocaman açıldığında Dalga'ya baktım. "Dalga..."
Gözleri kapandı ve başı aşağıya doğru düştü. Dalga'nın adını haykırdım. Sesim yankı yaptığında hıçkıra hıçkıra ağladım. "Dalgaaa!"
Demir'ler de Dalga'nın adını bağıra bağıra yanımıza geldiğinde dizlerimin üzerine çöktüm. Elini tuttuğumda gözümden akan bir yaş Dalga'nın üzerine düştü. Başını göğsüme bastırdığımda gözlerimden yaşlar bir bir dökülüyordu. Dalga'nın kokusunu içime çektiğimde acıyla bağırdım. "Hayır, hayır, hayır! Dalga! Aç gözlerini! Dalgaaa! Kim yaptı bunu?"
Adeta dünyam başıma yıkılmıştı... Ciğerlerimin sıkıştığını ve kalbimin bir tuhaf attığını hissettiğimde derin bir nefes alıp verdim. Ama geçmiyordu... Dalga'yı kaybetmiştim... Dalga'yı kaybetmiştik...
Destan çığlık attığı sırada Dalga'nın yanına eğildi. "Hayır! Dalgaaa!"
Sol taraftan Kubilay'ın yüzünü gördüğümde Dalga'yı yere bırakıp ayağa kalktım. "Orospu çocuğu!" Onun üzerine yürüdüğümde elindeki silahı havaya kaldırdı. "Sana da sıkmamı ister misin?"
Bileğini döndürüp silahın elinden düşmesini sağladığımda yüzüne bir yumruk atıp onu yere düşürdüm. Yakasını tutup defalarca yumruk attım. "Ne istedin lan Dalga'dan? Piç kurusu!"
"Planımın bir parçasıydı çünkü."
"Sikerim senin planını!" Onun yüzünü darmadağın ettiğim sırada bir adamın "Kıpırdama!" dediğini duydum. Demir'lere baktığımda dördü de ayağa kalktı ve karşılarındaki dört adama baktılar. Ayağa kalkıp Dalga'yı kucağıma alacağım sırada bir tane adam tavana ateş etti. "Bırak kızı geç karşıya!"
Dalga'nın kanı yüzüme, ellerime, kıyafetime bulaştığında gözlerimden yaşlar dinmiyordu. "Sikerim lan hepinizi! Piç herifler!"
"Karşıya geç! Silahlarınızı yere atın!"
Demir'lerin yanına geçtiğimde gözlerim hala Dalga'daydı. Onu kaybetmiştim...
Kubilay ayağa kalkıp bize baktı. "Geri zekalılar! Dalga'yı kurtarabileceğinizi mi zannettiniz lan?"
"Beni neden öldürmedin? Beni değilde neden Dalga'yı öldürdün?"
"Acı çek diye. Ne oldu lan? Kale gibi yıkıldınız! Aklınızı alırım öyle! Şerefsizler!"
"Kubilay sikerim seni!"
"Kenan sakin ol!" dedi Demir.
"Ne sakin ol ya? Dalga'yı aldı bizden Demir!"
"Onu sizden almış olabilirim ama sizi onun yanına götürebilirim. Tabii, istiyorsanız."
"Siktir git lan, yavşak!" diye bağırdım.
Kubilay adamlara bakıp başıyla işaret verdi. Adamlar birden silahlarını çıkartıp namlularını Demir'e, Destan'a, Berke'ye ve Ateş'e doğrulttu. Demir Destan'ı arkasına alıp korumaya çalışsa da Destan da Demir'i korumak için çaba sarf ediyordu. "Destan arkamda kal."
"Asıl sen arkamda kal Demir."
Adamlar aynı anda dördünü birden vurduğunda onlara baktım. Yere eğilip teker teker onların yüzlerinde gezindi gözlerim. Demir ve Berke karnından, Ateş omzundan ve karnından, Destan ise göğsünden vurulduğunda gözlerimden daha çok yaşlar süzüldü. "Sıkın dişinizi! Siz şu an ölemezsiniz! Bana lazımsınız lan! Demir? Sakın, bak kapatmayın gözlerinizi!"
"Kenan." dedi Destan. Onun yanına gidip elini tuttum. "Destan, dayan canım benim. Ölmeyeceksin tamam mı?" Ayağa kalkıp Kubilay'a baktım. "Planında bu da vardı dimi? Orospu!"
"Dolunay çetesini yok et ve ortadan kaybol. Tik, tak, tik, tak! Oğlum hiç kimse bulamayacak sizi! Burada öylece çürüyüp gideceksiniz!" Silahını doğrultup bana iki el ateş ettiğinde yere düştüm. "Dolunay çetesi yok olduğuna göre, artık gidebiliriz."
Sürüne sürüne Dalga'nın yanına gittiğimde bedenine sarıldım. Kesik kesik nefes alarak elimin tersiyle Dalga'nın yüzünü okşadım. "Birtanem, ölmediğini biliyorum, biraz daha dayan hastaneye yetiştireceğim hepimizi."
Birden kocaman bir patlama meydana geldiğinde yangın çıktı.
Dumanlar her yere yayıldığında Dalga'ya baktım. "Sanırım, ku-kurtulamadık sevgilim..." Başım yere düştüğünde gözlerim kapandı.
(Yazarın Anlatımıyla)
Yaklaşık beş dakika sonra dumanı gören birkaç kişi içeriye girdiğinde Kenan'ları fark etti. Hızla ambulansı aradılar. Kenan'ları içeriden çıkardılar ve yaşayıp yaşamadıklarına baktılar. Birisi Kenan'ı gösterdi. "Abi, bu yaşıyor."
Başka biri Demir'i gösterdi. "Bu da yaşıyor."
Diğeri Destan'ı gösterdi. "Bu ölmüş abi."
Bir diğeri Dalga'yı gösterdi. "Bu kızcağız da ölmüş."
Aralarındaki diğer iki kişiden biri Berke'yi, biri Ateş'i gösterdi. "Bu yaşıyor." dedi Berke'nin başında duran adam.
"Bu da ölmüş." dedi Ateş'in yanındaki adam. "Bu çocukların başına ne geldi ya? Hepsi de gencecik."
"Valla ya, kim yaptı acaba bunu bu çocuklara?"
Dolunay çetesi gerçekten dağılmıştı... Geriye sadece Kenan, Demir ve Berke kalmıştı...
(Çatışmalı günün gecesi, Kenan)
Gözlerimi araladığımda hastanedeydim. Birkaç tane cihaz sesinden başka hiçbir ses gelmiyordu kulağıma.
Yerimde doğrulup etrafıma baktım. Bir hemşire yanıma geldiğinde hızla ona soru sordum. "Dalga Karay nerede acaba?"
"Yakını mısınız?"
"Erkek arkadaşıyım."
"Şu an ameliyathanede. Durumu kritik. Çok kan kaybetmiş. Bir ünite kana ihtiyacı olduğunu duydum." Ne yani? Ölmemiş miydi? Şükürler olsun, Dalga'm yaşıyordu...
"Benim kanımı kullanın."
"İyi de beyefendi, siz de büyük bir tehlike atlattınız. Sizin kanınızı alamam."
"Lütfen, ona hayat olmak istiyorum. Hem, Demir, Ateş, Berke ve Destan nerede?"
"Destan Gülsoy şu an normal odaya alındı. Demir Yıldız ve Berke Yıldırım da hemen yan tarafınızda."
"Peki ya Ateş?"
"Ateş Derman, yoğun bakımda. Durumu en kritiklerden birisi de oydu. Onu hayata döndürürken doktorlar çok çabaladı, neyse ki kalbini tekrar çalıştırmayı başardılar. Sizi bulan insanlar Dalga, Destan ve Ateş buraya geldiğinde onlar hakkında öldü dediler. Fakat sadece nabızları zayıflamış halde bulmuşlar onları."
"Tamam, siz alın benim kanımı."
"Emin misiniz?"
"Evet."
"Tamam, biraz bekleyin." Hemşire yanımdan ayrıldığında Demir'in sesini duydum. "Kenan?"
"Demir, iyi misin?"
"Çok iyiyim de, oğlum ne oldu bize? Başım çok fena ağrıyor. Destan nerede?"
"Demir bir sakin ol ya." Berke'nin sesini de duyduğumda gülümsedim. "Berke sen nasılsın?"
"Çok iyiyim kardeşim. Sadece, biraz canım acıyor. Eee, burada biz varsak diğerleri nerede?"
"Destan normal odada, Dalga ameliyathanede, Ateş de yoğun bakımdaymış."
"Şükür ki kimse ölmedi." dedi Berke.
"Şükürler olsun." dedi Demir.
Aynı hemşire yanıma gelip koluma kan alma turnikesi bağladıktan sonra iğneyi ortaya çıkan damarıma batırdı. Kan bir borunun içinden geçerek torbanın içinde birikmeye başladığında akan kanımı izledim. "Dalga'nın bir ünite kana ihtiyacı varmış."
"Umarım en kısa sürede iyileşip aramıza katılır. Kız çok ağır şeyler yaşadı." dedi Berke.
"Onu biraz buradan uzaklaştıracağım. Yaşadıklarını unutması lazım. Hem benim de psikolojik olarak iyileşmeye ihtiyacım var."
"Ben Destan'la birlikte tatile çıkacağım. Yani, ona söz vermiştim. İsterseniz hep birlikte gidelim."
"Çok iyi olur." dedim.
Hemşire kanımı alıp iğneyi çıkardı ve hemen pamuk bastırdı. "Kolunuzu birkaç dakika hareket ettirmeyin. Pamuğu da hafifçe on beş dakika boyunca kolunuza bastırarak bekletin. Geçmiş olsun."
"Teşekkür ederim." dedim.
"Ben Destan'ın yanına gideceğim." Demir serum torbasını alıp ayağa kalktığında bir bana, bir Berke'ye baktı. "İyisiniz lan, yıkılmamışız. Dolunay çetesini dağıtamamışlar."
"Bizi kimse dağıtamaz oğlum." dedim gülerek.
Odadan çıktığında Berke ile tek başıma kalmıştım. "Bu Demir iyice kafayı yemiş gibime geliyor ama, neyse." dedi Berke.
"O zaten kafayı yedi. Salak ya."
(Demir)
Destan'ın odasını bulup içeri girdim ve kapıyı kapattım. "Sevgilim?"
"Demir?" Kollarını açtığında ağlayarak yatağa oturdum ve ona sarıldım. "Sana bir şey oldu sandım, o kadar korktum ki, anlatamam sana." Yüzünü ellerimin arasına alıp gözyaşlarını sildim. "İyisin, değil mi?"
"İyiyim, Dalga iyi mi peki?"
"Evet evet. Ameliyathanedeymiş."
"Durumu iyi miymiş." Başımı iki yana salladım. "Kritik dediler."
"Umarım toparlar ve iyileşir. Diğerleri ne durumda?"
"Ben, Kenan ve Berke aynı odadaydık. Ateş de yoğun bakımdaymış şu an."
Ellerini tutup gözlerine baktığımda o da gülerek gözlerime baktı. "Her şey bitti mi Demir?"
"Bitti aşkım. Artık Kubilay yok. He bu arada, şu bizim tatil olayına Kenan'ları da davet ettim. Hep birlikte harika bir tatile çıkacağız."
"Ne güzel, hep birlikte vakit geçirmemiz çok daha güzel olur."
(Kenan)
Berke ile birlikte odadan çıktığımda Destan'ın yanına gittik. Kapıyı çalıp odasına girdiğimizde ıslık çaldım. "Ooo, Kızıl Tilki? Seni böyle görmek ne güzel."
"Teşekkürler beyefendi, sizler de çok sağlıklı görünüyorsunuz."
"Valla ben bomba gibiyim." dedim.
"Ben de, kendimi çok iyi hissediyorum." dedi Berke.
"Neyse, hadi Ateş'in yanına gidelim." dedim.
"Siz gidin, ben biraz daha Destan'la kalacağım. Az sonra gelirim."
Ateş'e baktığımızda yoğun bakım odasında öylece yatıyordu. "Ateş'i kaybetseydik hem aile olarak hem çete olarak büyük bir boşluğa düşerdik. Çok şükür hepsi çok iyi." dedim.
Ameliyathanenin kapısı aralandığında içeriden bir doktor çıktı. Hızlı adımlarla yanına gittiğimde kalbim deli gibi atmaya başladı. "Doktor hanım, Dalga'nın durumu nasıl?"
"Kurşunu çıkarmamız biraz zor oldu. Bunun haricinde Dalga'nın durumu iyi. Şu an sizin verdiğiniz kan ona naklediliyor. Yoğun bakımda kalmasını gerektiren bir durum olmadığından birazdan onu normal odaya alacağız. Çok geçmiş olsun."
"Teşekkür ederim." Mutluluktan ağlamaya başladığımda Berke'ye sarıldım. "Oğlum, Dalga yaşıyor. Kurtardık onu."
Bir sedye sesi duyduğumda direkt ameliyathaneye baktım. Dalga'yı gördüğüm an kaldım olduğum yerde.
Bizim yanımıza geldiklerinde bir süreliğine durdurdum onları. Gözleri açıktı ve bana bakıyordu. "Kenan." dediğini duydum.
"Dalga, bekle beni tamam mı? Birazdan odana geleceğim." Başını salladığında onu götürdüler. Arkasından bakakaldığım sırada Demir geldi. "Bir dakika, bu Dalga mı yoksa ben mi yanlış gördüm?"
"Yanlış görmedin, Dalga'ydı o."
(On dakika sonra)
"Önce ben girmek istiyorum." dedim. İçeriye girdiğimde Dalga ile göz göze geldim...
Kapıyı kapatıp yanına oturdum. "Kenan..."
"Bebeğim..." Dudaklarımı dudaklarının üzerine kapattığımda Dalga'nın gözünden akan bir damla yaş yanağımı ıslattı. Başını omzuma koyduğunda beline sıkı sıkı sarıldım. "Seni kaybettim sandım... O kadar korktum ki. Bir an kollarımın arasında öldüğünü zannettim. Korkuttun beni."
Bir elini saçlarıma daldırdığında ben de başımı onun omzuna bıraktım. "Korkma, bak yanındayım. Geçecek her şey. Bizi kimse ayıramayacak."
"Bizi kimse ayıramaz..."
