31. bölüm / 34
19 Nisan: İntikam3 MART
Bölümler 34Şu an: 3 MART
- 1 ACI KAYIPLAR4.466 kelime
- 2 KENAN1.737 kelime
- 3 FIRTINA KOLEJİ5.248 kelime
- 4 İNTİHAR2.683 kelime
- 5 İŞKENCELER2.484 kelime
- 6 MAVİ YONCALI BİLEKLİK3.342 kelime
- 7 KUMAR BORCU3.980 kelime
- 8 DOLUNAYLI GECE2.414 kelime
- 9 LİDERİÇE3.405 kelime
- 10 GÜZEL BİR GÜN2.673 kelime
- 11 AFFET BENİ2.808 kelime
- 12 KÖTÜ HUYLU TÜMÖR3.914 kelime
- 13 KISA ÖMÜRE SIĞDIRILAN BÜYÜK HAYALLER1.894 kelime
- 14 ÖLÜMCÜL YÜZME DERSİ3.227 kelime
- 15 KAR GİBİ BEYAZ, ADI 'SİYAH'2.364 kelime
- 16 KALBE SAPLANAN BIÇAK2.883 kelime
- 17 DAL♡KEN2.292 kelime
- 18 MERMİ YAĞMURU3.469 kelime
- 19 MADRİGAL KONSERİ4.674 kelime
- 20 HAYAT BOYU KANAYAN YARA2.509 kelime
- 21 MAHKEMELER VE KARGAŞALAR2.678 kelime
- 22 YAŞAM SAVAŞI4.950 kelime
- 23 GERİ DÖNÜŞ4.405 kelime
- 24 KÖTÜ GÜNDE GELEN ZAFER1.436 kelime
- 25 KANLAR İÇİNDE KALAN YÜZ2.486 kelime
- 26 ÖLMEDEN ÖNCEKİ SON BAKIŞMA2.188 kelime
- 27 AY VE GECE3.344 kelime
- 28 HEM GÜNDÜZÜM, HEM GECEM2.360 kelime
- 29 KÜÇÜK BİR KIŞ TATİLİ2.546 kelime
- 30 HEM ÇETE, HEM AİLE2.630 kelime
- 31 3 MART2.669 kelime · Okuduğun bölüm
- 32 19 NİSAN4.415 kelime
- 33 TEHLİKELİ YARIŞLAR6.904 kelime
- 34 BİR MASALIN SONU5.372 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İyi ki doğdun Kenan'ım...
(20.21, Kenan'ın doğum günü, Dalga)
Demir'ler ile birlikte evi bir güzel süsleyip tam bir doğum günü ortamı oluşturmuştuk. Mumlar tamam, içecekler hazır, pasta mükemmel, her yerde renkli doğum günü süsleri...
Beyaz mini bir elbise giymiştim ve saçlarımı dalgalandırmıştım. Kenan şu an şirkette olduğu için bu çok iyi bir fırsattı.
"Hazır mıyız? Arıyorum Kenan'ı."
"Hazırız, ara hadi." Demir'in sesiyle gözlerim ona döndü ve başımı salladım. Kenan'ı arayıp telefonu kulağıma dayadım.
(Kenan)
Işıl'la birlikte hisse dosyalarını incelediğim sırada telefonum çaldı. Ekrana baktığımda Dalga'nın aradığını gördüm. Ayağa kalkıp gülümseyerek açtım telefonu. "Efendim bebeğim?"
"Kenan, Ke-Kenan Kubilay tekrardan eve geldi."
"Ne! Bir şey yaptı mı sana?"
"Yani, boynuma falan dokundu, saçlarımı okşadı. Korkuyorum, e-elim ayağım titriyor lütfen yanıma gel." Sinirle elim yumruk halini aldığında Işıl'a baktım. "Işıl sen bunları halledersin. İşim çıktı gitmem lazım. Tamam birtanem bekle beni geliyorum hemen. Sakın evden bir yere ayrılma." Telefonu kapatıp babamın odasından çıktım.
(Dalga)
Telefonu kapattığında Demir'lere baktım. "Işıl kim ya?"
"Işıl mı?" dedi Ateş.
"Işıl dedi. Işıl dedi kim o Işıl?" dedim sinirle.
"Dalga sakin olur musun?" dedi Destan.
"Kenan aldatıyor beni. Anlamam lazımdı, bir insan eve gecenin üçünde gelir mi?"
"Kenan seni hayatta aldatmaz bu arada. O Işıl dediği kadın şirketten birisidir belkide. Yani, kadının adını söyledi diye onun seni aldattığını düşünme bence." dedi Berke.
"Berke'ye katılıyorum." dedi Demir. Oflayarak telefonumu masanın üzerine bıraktım. "Neyse, hadi saklanın ben de kendimi hazırlayayım birazcık." Dördü de kanepenin arkasına geçtiğinde ben de etrafta gezindim ve gözlerimin dolmasını sağladım.
(20.26)
Anahtar sesi duyduğumda ışıkları söndürdüm. Kenan eve girdiğinde ilk önce anahtarını vestiyere bıraktı. "Dalga!" Korkuyla titreyen sesi evi inlettiğinde ellerimle dudaklarımı kapattım. Üst kata çıktığını anladığımda ellerimi ağzımdan çekip "Kenan." dedim titreyen sesimle. Kenan tekrar aşağıya indi ve oturma odasına geldi. Gözlerim onun gözleriyle buluştuğunda gözlerinin sinirden kıpkırmızı olduğunu gördüm. Yanıma gelip bana sarıldığında gözümden bir damla yaş düştü. "Kenan, çok korktum. Bir anda e-eve girdi çok korktum. Sarhoştu birde."
"Şşşt, tamam geçti buradayım." Yüzümü ellerinin arasına aldı ve gözlerini yüzümde gezdirdi. Gözlerimden akan yaşları sildi, ardından titreyen ellerimi tuttu. "Tamam sakin ol, bir şey mi söyledi sana?"
"Kenan'ı öldüreceğim dedi. Onu elinden alacağım, sen benim olacaksın dedi." Kenan tekrar bana sarıldığında kanepenin arkasından kafasını çıkarmış bizi izleyen Demir'e baktım. Ona bir iki hareket yapıp başını indirmesini söylediğimde Kenan yüzüme baktı. O da kanepenin arkasına baktığında ışığı açtım. Gözleri tekrar bana dönmeden önce etrafı inceledi. "Evi süslemişsin. Bir şey mi kutlayacağız?" Baştan aşağıya bana baktığında küçük bir kahkaha attı. "Sen de süslenmişsin." Gülerek gömleğinin yakasından tutup yüzünü yüzüme yaklaştırdığımda dudaklarıma baktı. "Dalga."
"Senin için süslendiğimi söylesem? Her zamanki gibi."
"Hımm, bak bu hoşuma gitti." dedi elleri belimi bulurken. "Sen, alkollü müsün?" dedim yüzüne biraz daha yaklaşarak. "Buraya gelene kadar içtim birazcık. Eee, neyi kutluyoruz peki?"
Sorusuna cevap vermediğim sırada Demir'in alkışlamasıyla sessizliğim bozuldu ve ben de onlara katıldım.
"İyi ki doğdun Kenan. İyi ki doğdun Kenan. İyi ki doğdun iyi ki doğdun. Mutlu yıllar sana." Kenan benden ayrılıp şaşkınlıkla Demir'lere baktı. "Oğlum siz nereden çıktınız?" dedi Demir'e bakarak.
Demir işaret parmağıyla kanepeyi gösterdi. "İki saatir dördümüzde şu kanepenin arkasından sizin cilveleşmenizi dinliyorduk."
"Bir dakika, ne yani Kubilay piçi buraya gelmedi mi?"
"Hayır tabii ki de. Başka çaremiz yoktu. Senin ancak bu şekilde buraya gelmeni sağlayabilirdik." dedim.
Kenan elini alnına vurdu ve bana işaret parmağını kaldırdı. "Bir daha bana Kubilay ile ilgili şaka yapma." dedi soğuk bir sesle. Beynimden vurulmuşa döndüğümde uzun bir sessizlik oldu. "Kenan, ne diyorsun sen?" dedim hafiften titreyen sesimle.
"Yapma dedim Dalga!" Demir'lere baktı ve "Siz de yapmayın! Oğlum aklım çıktı lan benim!"
"Kenan abartmasan mı? Hem, neden sadece Dalga'ya sinirleniyorsun şimdi? Bu planı hep birlikte yaptık." dedi Ateş.
"Ne abartma Ateş? Ya o piç gerçekten buraya gelseydi? Dalga'nın tırnağına eli değseydi böyle konuşabilecek miydin?" Tekrar bana baktığında gözümden bir damla yaş düştü. Mutfaktan ayrılıp merdivenlere yöneldiğimde Kenan arkamdan adımı sesleniyordu.
Yaptığım yanlıştı, biliyordum ama bağırması canımı acıtmıştı...
(Kenan)
"Heh, sen o kadar laf et ondan sonra Dalga dersin." Balışlarım Destan'a döndüğünde ellerini kaldırdı. "Hiç bakma bana öyle şu an haksızsın. Boş yere olay çıkarttın başımıza."
Merdivenlere yönelip Dalga'nın odasına girdiğimde o lanet ayıcığına sarılmış bir vaziyette buldum onu. Bana bunu yapmasın işte. İtiraf etmemi bekliyorsanız evet, itiraf ediyorum kıskanıyorum Dalga'nın o ayıcığa sarılmasını. "Dalga."
Cevap vermesini geçtim, yüzüme bile bakmadı. "Tamam, haksızım ama alkollüyüm. Kafam karıştı bir an sana öyle bağırmamam gerekirdi." Bir süre duraksadım ve birden Dalga'nın elindeki ayıcığı aldım. "Onu bana geri ver." dedi ayağa kalkıp karşıma geçerek. Elime uzanmaya çalıştığında yüzü yüzüme biraz daha yaklaştı. "Vermeyeceğim."
"Kenan ver şu ayıcığımı."
"Özür dilerim." dedim sesimi biraz yükselterek. "Tamam, bağırmam bir hataydı ama korkuyorum ben de Dalga, lütfen anla beni. O herif gelip sana bir şey yapsaydı ben sana sahip çıkamadım diye kendimi affetmezdim. Kubilay çok tehlikeli zaten, ya o şerefsiz az kalsın sen kucağımdayken seni benden alıyordu. Bu yüzden bunu yapma bana."
"Tamam, tamam haklısın. Özürünü de kabul ettim. Şimdi ver ayıcığımı sonra salona git beni bekle."
"Bak, en ufak şu tipsize sarıldığını görürsem alırım daha da geri vermem ona göre."
"Nedenmiş?"
"Kıskanıyorum da ondan."
"Öyle mi?"
"Evet." Ayıcığı Dalga'ya geri verdiğimde eline alıp onu inceledi. "Hatırlat bana, kızım olursa bunu ona vereceğim. Benim ayıcığımla uyuması hoşuma gider."
"Kızımız diyecektin herhalde?" Gözleri bana döndüğünde gülümsedim ve saçlarımı karıştırdım. "Eee, şey pekâla kızımız olursa bunu ona vereceğim." Kısa bir sessizlik olup birbirimize baktığımızda karşımda sanki Dalga'nın kopyası dünya güzeli bir kız çocuğu gördüm. O an kalbim deli gibi atmaya başladığında gözlerimi birkaç kez kırpıp kapıyı gösterdim. "Gidelim mi artık?" dedim.
"Gidelim." Dalga elimi tuttu ve beni sürükleye sürükleye birlikte merdivenlerden indik. "Gençler, hazırsanız parti başlıyor." dedi diğerlerine bakarak.
(Üç dakika sonra, Dalga)
"Öncelikle, bu Dalga ile girdiğim ilk doğum günüm olduğu için kendimi çok şanslı hissediyorum. Geçenki doğum günlerimde de söylediğim gibi siz hep yanımda olun istiyorum. Ayrıca yirmi yaşıma girmemin şerefine bu seferki dileğim diğerlerine göre çok farklı olacak." Kenan bana baktıktan sonra gülümseyerek gözlerini kapattı. Ne dilediğini az çok tahmin edebiliyordum. Benimle birlikte mutlu bir hayatı olsun istiyordu. Benim her zaman onun yanında olmamı istiyordu.
Gözlerini açıp mumları hafif bir üflemeyle söndürdü. Hep birlikte onu alkışladığımızda saçlarıma bir öpücük kondurdu.
(00.18)
Öylece yatağıma uzanmış, dolan gözlerimle karşı duvarı izliyordum. Gözlerim bir anda dolmuştu çünkü anne ve babamı özlüyordum. Onlardan ayrılalı yedi ay oldu. İki ayı komada geçmişti zaten. Ama ben komadayken bile aklımda hep onlar vardı. Kalan beş ay acım dinmiş olsa bile onları unutamıyordum.
O kadar dalmıştım ki Kenan'ın "Dalga," dediğini bile duymamıştım. Her zamanki gibi yarı çıplak bir şekilde yanıma uzandığında gözlerim ona döndü. "Bir sorun mu var?" dedi.
"Dalmışım sadece." Ona sarılıp başımı kalbinin üzerine koyduğumda o da saçlarımı okşadı. "Kenan senden bir şey isteyebilir miyim?"
"Tabii ki bebeğim." Gözümden akan bir damla yaş Kenan'ın göğsüne düştüğünde saçlarımda gezinen elleri durdu. "Anne ve babamın katilini bulur musun?" Kalbi o an deli gibi atmaya başladığında yüzüne baktım. Teni bembeyaz kesilmişti. "Ne oldu ya, neden birden kalp atışların hızlandı? Sen niye bembeyaz oldun?"
"Şey, ne bileyim sen bir anda katil falan deyince bir tuhaf oldum."
"Bulacak mısın katili?" Bir süre sustuğunda başımı kalbinin üzerine geri bıraktım. "Onları çok özledim. Keşke ben de ölse-"
"Tamam bulacağım. Söz veriyorum sana bulacağım o katili. Bak ölmeyi aklından bile geçirme. Olmayacak öyle bir şey. Ben seni çok kez kaybetme noktasına geldim zaten, tamamen kaybedersem hep biterim."
"Sana güveniyorum."
(Kenan)
Yakında bütün gerçekler ortaya çıkacaktı. Dalga benim anne ve babasının katili olduğumu öğrenecekti. Hem de bizzat benden...
Saçlarını okşamaya devam ettiğim sırada gözlerimi kapattım. "İyi geceler bebeğim."
(03.38, Dalga)
Beyazların içindeydim. Geniş askılı uzun bir elbise giymiştim ve dümdüz yürüyordum. "Kimse var mı?"
Burası çok güzeldi. Bastığım yer pamuk kadar yumuşacıktı. Ve gökyüzü bembeyaz bulutlarla kaplıydı. "Dalga," diye bir ses duydum. Bu, bir kadın sesiydi. Ve o ses çok tanıdık geldi bana. Arkama döndüğümde beyazların içinden iki tane silüet gördüm. "Dalga."
"Anne, sen misin?"
"Dalga."
"Baba, ben yanlış mı görüyorum yoksa s-siz orada mısınız?"
"Bize sarılmak istiyor musun?" dedi annem. Ağlayarak koşa koşa o iki silüetin yanına gittim. Evet, annem ve babam şu an tam karşımdaydı. Hıçkıra hıçkıra onlara sarıldığımda zamanın orada durmasını istedim. "Beni neden bırakıp gittiniz?"
Babam yüzümü ellerinin arasına alıp saçımın bir tutamını arkaya attı. "Seni bırakıp gitmeyi biz de istemezdik. Ama bizi senden ayıran katil oldu bütün bunlar."
"Merak etmeyin. O herif şu an cezasını çekiyor." Annem boynumdaki kolyede gezdirdi ellerini. "Bu kolyeyi boynunda taşıdığın için seninle gurur duyuyorum."
"Anne, sizin beni bırakıp gittiğiniz günden beri ben hiç iyi değilim. Çok şey çektim baba. Ben artık yaşayamıyorum."
"Güzel kızım benim, daha çok gençsin, çok güzelsin. Buraya tabii ki geleceksin ama şu an olmaz. Bana verdiğin sözü tutmayacak mısın? Savcı olmak istemiyor musun?"
"İstemiyorum. Yanımda siz olmadığınız için istemiyorum anne. Lütfen geri gelin."
"Bu imkansız artık kızım. Biz buraya aitiz. Ve mutluyuz, senin gibi bir kızımız olduğu için."
"Baba, ben de buraya gelmek istiyorum. Sizinle yaşamak istiyorum. Beni de alın yanınıza, yalvarıyorum size lütfen ben de geleyim. Sizi çok özledim." Annem gözyaşlarımı sildikten sonra ellerimi tuttu. "Biz de seni çok özlüyoruz duygusal meleğim. Ama yaşamak zorundasın. Bak, etrafındaki insanlara dikkat et. Sana sadece bunu söyleyebilirim. Arkadaşlarını ve sevgilini iyi seç. Hele ki sevgilinin doğru insan olduğundan iyice emin ol."
"Ne yani? Kenan doğru kişi değil mi? İyi ama o beni çok seviyor. Doğru kişi olmama gibi bir imkanı yok."
"Doğru kişi olup olmadığına sen karar vereceksin. Ama biz sana bir şey olmasını istemiyoruz. Biz şimdi gideceğiz, uyandığında sakın kötü bir şey yapma olur mu güzel kızım?"
Annemin ellerini daha sıkı tuttum. "Anne, biraz daha kalın lütfen."
"Dalga, yapma deniz gözlüm. Biz de seni bırakmak istemiyoruz ama gitmemiz lazım. Lütfen gitmemize izin ver."
"Tamam, ama lütfen bir kez daha sarılın bana. Buna ihtiyacım var çünkü." Annemi kendime çekip ona sıkı sıkı sarıldığımda hüngür hüngür ağlıyordum. Annem saçlarımı okşayıp alnıma bir öpücük kondurdu. "Bana verdiğin sözü tut, tamam mı?"
"Umarım tutabilirim." Daha sonra babama sarıldığımda o da saçlarıma bir öpücük bıraktı. Bir adım geriye giderek ikisine baktım ve gözyaşlarımın arasında gülümsedim. "Seni çok seviyoruz. Bizi merak etme, biz burada çok mutluyuz. Her gün seni buradan izlediğimizi unutma olur mu?"
"Tamam unutmam. Ben de sizi çok seviyorum." Onlar bulutların arasında kaybolup gittiğinde dizlerimin üzerine düşüp ağlamaya devam ettim. Bir yandan gittikleri için üzüntüden, bir yandan onları görüp onlara sarıldığım için mutluluktan ağlıyordum.
Gözlerimi açtığımda derin derin nefes alıp verdim. Ağlıyordum ve kalbimde bir ağrı vardı. Elim kalbime gittiğinde Kenan'ı uyandırmadan ayağa kalktım ve yamuk adımlarla merdivenlerden inip mutfağa gittim. "Anne..."
Titreyen ellerimle bıçakların olduğu çekmeceyi açtım. Gözüme en sivri görünen bıçağı elime aldım. Çekmeceyi kapatıp bıçağı kolumun üzerinde gezdirdim. Kolumun üzerinde bir çizik oluştuğunda gülümsedim ve bıçağı inceledim. Üzerinde kanım vardı artık. Göründüğü kadar sivri ve keskinmiş.
Bardakların olduğu dolaptan bir bardak çıkardım. Buzdolabına ilerledim ve sona kalan viski şisesini aldım. Şişenin kapağını açıp tezgahın üzerine bıraktığım bardağın yarısını viskiyle doldurdum. Bardağı kafama dikleyip içindeki viskiyi bitirdikten sonra sinirle bardağı yere attım. Bardak tuzla buz olduğunda hiçbir tepki göstermedim. Şişedeki viskiyi üç dört yudum aldıktan sonra duraksayacak şekilde içtim ve bitirdim.
(Kenan)
Aşağıdan bir cam kırılma sesi duyduğumda hızla yerimde doğrulup etrafıma baktım. Dalga yanımda yoktu. Ayağa kalkıp saçlarımı karıştırdım ve merdivenlere yöneldim.
Aşağıya inip mutfağa indiğimde karşılaştığım manzara korkunçtu. Gözlerim doldu aniden. "Dalga."
Elinde bir bıçak vardı ve boynunun hizasında tutuyordu. Saçları karmakarışıktı ve ağlıyordu. Ellerimi kaldırıp bir adım ona yaklaşmak istediğimde soğuk bir sesle "Yaklaşma," dedi.
"Ne yapıyorsun ya? Ne oldu birdenbire? Gecenin bir yarısı elinde neden bıçak var?"
"Ölmek istiyorum."
"Hayır. Ne ölmesi Dalga? Bak indir şu bıçağı gel konuşmak istersen konuşalım dinlerim seni."
"Sorun sen değilsin. Ben anne ve babamı özledim. Onların yanına gitmek istiyorum."
"Hayır, çok erken. Bunun için çok erken Dalga yapma."
"Yaşayamıyorum Kenan! Aldığım nefes boğazımı sıkıyor sanki! Olmuyor, yapamıyorum!"
Gözlerimden yaşlar aktığı sırada koluna baktım. İnce uzun bir bıçak izi vardı. Ve kanıyordu. Onu bu halde görmek sesimin titremesine neden oldu. "Neden yapıyorsun bunu kendine?"
"Yaşamak istemiyorum. Bu hayat ailem olmadan çok kötü. Böyle yaşayacağıma onlarla birlikte yukarıdan seni izlerim daha iyi."
Yerdeki cam kırıklarını gösterdim. "Olduğun yerde kal."
"Neden?"
"Ayağına cam batmasını istemiyorum Dalga."
"Batsın. Bu saatten sonra canımı acıtmazlar."
"Dalga yapma, böyle konuşma bak benim canımı acıtıyorsun."
"Sen benim için doğru kişi olduğuna emin misin?" Sorduğu soruyla kaskatı kesildim. "Evet, doğru kişiyim güzelim."
"Ben artık doğru kişi olduğunu düşünmüyorum."
"Madem doğru kişi değilim, neden yaşadık o kadar şeyi? Neden Dalga neden? Hem, bana sen doğru kişisin diyen sendin. Ne oldu birden? Yanlış bir şey mi yaptım? Ne yaptığımı da bilmiyorum ama eğer suçluysam özür dilerim. Hadi indir şu bıçağı gel yanıma."
"Öldüreceğim kendimi."
"Hayır! Sakın, bak ellerin titriyor sakın yapma!"
"Ne güzel işte. Tek bir hata yaparsam öleceğim."
"Annene verdiğin söz ne olacak? Savcı olmayacak mısın? Çok istiyordun hani, ne oldu? Sırf onların yanına gidebilmek için annene verdiğin sözü mü tutmayacaksın? Ya diyelim ki kendini öldürdün, seni sevenler ne olacak? Mavi ve Faruk'u geçtim, Barkın ne olacak? Annen ve baban seni ona emanet etmemiş miydi? O sana sahip çıkamadı diye ömür boyu kendini suçlayacak belkide! Hadi onları geçtim, ben ne olacağım? Ben sensiz yaşayabilecek miyim? Konuş hadi! Susma Dalga cevap ver bana! Eğer kendini öldürürsen ben de öleceğim! Şu anda ikimizin de hayatı söz konusu! Tamam, hadi öldür kendini. Ama sen öldükten sonra o bıçakla ben de kendimi öldüreceğim haberin olsun."
Başını iki yana salladı. "Ben öleceğim, sen ise yaşayacaksın."
"Yaşayamam! Sensiz bir hayat düşünemiyorum diyorum Dalga! Benimde annem öldü ama yaşıyorum. Ben de onu özlüyorum ama hala hayattayım. Yaşamak zorundayım çünkü. Acının ne kadar derin olduğunu anlayabiliyorum ama bunu kendine yapmana değmez."
Bir süre sustu ve sadece gözlerime baktı. "Ben, rüyamda anne ve babamı gördüm. Orada çok mutlularmış, öyle söylediler bana. Beni izliyorlar şuan biliyorum, annem kötü bir şey yapma dedi ama olmuyor! Dayanamıyorum artık, kalbim ağrıyor, nefes bile alamıyorum! Ölmek istiyorum! Neden doğdum ki ben? Bunca acıyı çekeceğime hiç doğmasam daha iyiydi! Ben neden varım? Neden senin hayatına girdim? Neden ya neden?"
"Dalga bırak şu bıçağı!" Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladığında bıçak yere düştü. Onu kendime çekip mutfağın ortasında öyle bir sarıldım ki, bedeni bedenime karıştı sanki. Ağlamasına müsaade ettim, çünkü ben de ağlıyordum.
Beş dakikalık bir sarılmanın ardından benden ayrıldı ve koridora yöneldi. Bir süre etrafa baktıktan sonra onun peşinden gittim. Lavabodaydı, çizdiği kolunu suyun altına tutmuştu. Onun sağına geçip suyu kapattım ve yarasına baktım. Neyse ki derin bir kesik değildi. Peçeteyle kolundaki ıslaklığı giderdikten sonra Dalga'yı kucağıma alıp merdivenlere yöneldim. Odamıza çıktığımda onu yatağa bıraktım. Çalışma masasının çekmecesinden iki tane yarabandı çıkartıp onun karşısına oturdum. Bileğinden kavrayıp gözlerimi kapattım ve yarasına öpücükler kondurdum. Ardından gözlerinin içine baktım. "Yapma bunu, korkutma beni Dalga."
"Keşke Kubilay öldürseydi be-"
"Dalga dedim. Ben ne diyorum, sen ne diyorsun ya? Biraz önce bana yaşattığın korku filminden haberin var mı?"
"Işıl kim bu arada?" Sorduğu soru karşısında kalakaldım.
"Ne?"
"Çok basit bir soru sordum. Işıl kim?"
"Hiç kimse, önemli birisi değil. Babamın yardımcısı işte."
"Sen o kız için mi gidiyorsun şirkete? Bak, bu şirket meselesi önceden bu kadar çok yoktu. Ne oldu da birden şirket meraklısı oldun?"
"Babam için gidiyorum. Adamın bana ihtiyacı var sonuçta."
"Yalan söylüyorsun," gözünden akan bir damla yaşı sildi ve dudaklarının arasından derin bir nefes alıp verdi. "Sen aldatıyorsun beni."
"Dalga kusura bakma ama şu an sarhoş olduğun için saçmalıyorsun. Ben seni aldatmadım aldatmıyorum da."
"Sarhoş falan değilim. Ne düşünüyorsam onu söylüyorum şu anda. Bir şey söyleyeyim mi? İkimizi aynı anda idare etmen..." Yüzünü ellerimin arasına aldım başparmaklarımla yanaklarını okşayıp gülümsedim. "Ben seni değil bu dünyada başka evrenlerde olsak bile aldatmam. Çünkü hayatımda senden daha güzel birisi yok. Ben seni aldatmadım, aldatmam, aldatamam hatta aldatmayı bir saniye aklımdan bile geçiremem. Şimdi sen söyle, hala seni aldattığımı düşünüyor musun?" Başını iki yana salladı. "Tamam, ikna oldum ama o kızla muhattap olmamaya çalış."
"Tamam bebeğim sen nasıl istersen." Yarabantlarını koluna yapıştırdıktan sonra Dalga'nın tarağını elime alıp saçlarını taradım yavaşça. "Bir daha kendini bu hale getirmeni istemiyorum. Parçalanıyorum yapma bunu bana." Saçlarını öpüp tarağı masaya geri bıraktım. Işığı kapatıp tekrar yanına gittim. Battaniyeyi omuzlarının üzerine kadar çekip ona sıkıca sarıldım. "Sabah uyandığımda seni kollarımın arasında görmek istiyorum." Çoktan gözlerini kapattığını fark ettiğimde derin bir nefes verdim ve saçlarıyla oynamaya başladım.
(09.09)
Korkudan uyuyamamıştım.
Gecenin o saatinden beri elim Dalga'nın saçlarında gezinmişti. Bir zaman sonra yüzünü incelemeye başladım. Elimin tersiyle sağ yanağını okşadım. Belimde olan elini tuttum daha sonra. Gece boyu nefes alışlarını dinledim...
Bölüm etkileşimi
