10. bölüm · 19 Nisan: İntikam
GÜZEL BİR GÜN
Gün mü güzel yoksa günümü güzelleştiren kişi mi?
(Cumartesi)
Gözlerimi açtığımda Kenan'ın kapalı olan gözleri ile karşılaştım. Beni seyrederken uyuyakalmış olmalı. "Kenan." Koluna dokundum birkaç kez. Ama uyanmadı. Derin bir uyku içerisindeydi sanırım. "Kenan," dedim yeniden. Gözleri açıldı yavaşça. Gülümsediğinde gülümsedim. Tekrar gözlerini kapattı. "Hadi ama uyan artık sevgilim." Ona ilk sevgilim dediğim andı bu. Onun yatağında, onun odasında sevgilim dedim Kenan'a. Yerinde doğruldu ve gerindi. "Uykunu aldın mı?" dedi. Önüme düşen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. "Biraz." Ona midemin bulandığını söylese miydim? Yok ya. Şimdi durduk yere huzurumuz kaçmasın. Gidebildiği yere kadar saklayacaktım.
Üzerime rahat bir şeyler giymiştim. Kenan'la beraber kahvaltı için aşağıya inerken aklıma Barkın geldi. Ona söz vermiştim. Onların yanına gitmem lazımdı.
Kenan'ın Alperen Bey'e "Günaydın baba," demesiyle gözlerimi kırptım bir iki kez. "Günaydın Alperen Bey." dedim başımı eğerek. "Size de günaydın." Kenan'ın yanına oturduğum sırada Alperen Bey'in konuşmaya başlamasıyla gözlerimi ona çevirdim. "Bu arada bana Alperen Bey demene gerek yok Dalga. Alperen amca demen yeterli. Saygı duyduğun için teşekkür ederim fakat Kenan'ın arkadaşları bana Alperen amca der."
Kenan'ın bakışları üzerime döndüğünde kısa bir süre onunla bakışıp gözlerimi ellerime diktim. "Teşekkür ederim Alperen amca," dedim. İçinden tekrarla Dalga. Alperen amca, Alperen amca, Alperen amca...
"Size afiyet olsun." Alperen amca masadan kalktı ve merdivenlere yöneldi. Bir süre karşı duvara bakakaldığım sırada Kenan "Dalga," dedi. Bakışlarımı ona çevirdiğimde "Ne oldu?" dedim sadece.
"Daldın gittin. Hem, neyin var güzelim? Hiçbir şey yemedin. Durgunsun da." Ellerine baktığımda ekmeğe bal sürmekle meşguldü. "Arkadaşlarım beni özlemiş. Onların yanına gitmek istiyorum." dedim. Bir an duraksadı. "İzin vermeyeceğimi mi düşündün yoksa?" Gözlerimin içine baktı. "Hayır, olur mu öyle şey? Tabii ki de gidebilirsin. Ben götürürüm hatta seni de, ama kahvaltını yapmam lazım." Hazırladığı küçük ballı ekmeği ağzıma yaklaştırdığı an dudaklarımı araladım ve ekmeği yedim.
Kenan'ın beni elleriyle beslemesiyle güzelce kahvaltımı yaptıktan sonra Barkın'a 'Mavi ve Faruk'a haber ver. Geliyorum.' diye bir mesaj attım. Kenan da geldiğinde montlarımızı giyinip evden çıktık. Arabaya bindiğimizde Kenan'ın arabayı çalıştırmasıyla başımı cama yasladım.
Kısa süreli bir sessizliğin ardından Kenan "Dalga." dedi. Başımı kaldırıp ona baktım. "Efendim Kenan?" İki üç saniye bana baktıktan sonra gözlerini yola çevirdi. "Bir sorun yok değil mi?" Şu anda benim Barkınlarla buluşacağım için sevinmem gerekirken ben midem bulandığı için mutsuzdum. Bir şeyler var fakat ne? Neden midem bulanıyordu?
"Hayır, bir sorun yok."
"Neden gülümsemiyorsun o zaman?"
"Bilmiyorum." Yalan söylediğim için özür dilerim canımın içi...
Beş dakika sonra mahalleye girdiğimizde Kenan "Lütfen gözlerini kapatır mısın?" dedi. Gözlerimi kapattırmasının sebebini biliyordum. Evimi o halde görmemi istemiyordu, canım acımasın diye. "Açabilirsin o güzel gözlerini," demesiyle açtım gözlerimi.
Parmağımla beyaz renkli apartmanı gösterip "Şurası," dedim. Arabayı durdurduğunda "Bugün pek meşgul değilim. Demir'lerin yanına gideceğim. Aradığın zaman gelir seni alırım," dedi ve elimi tutup tersini öptü. "Tamam." Kapıyı açıp dışarı çıktığımda Kenan'ın bana gülümsediğini gördüm. Karşılıksız bırakmadan ben de ona gülümsediğimde kapıyı kapatıp eve doğru yürümeye başladım.
Kapı çaldığım anda açıldı ve Barkın karşıladı beni. İçeri girer girmez ona sarıldığımda o da bana sarıldı. Konuşmadı. Hiçbir şey demedi. Ondan ayrıldığım sırada montumu çıkartıp asarken "Mavi nerede?" dedim. Cevap vermedi. Ona döndüğümde "Barkın bir şey söylesene. Mavi nerede?" dedim yeniden.
"İçerde," dediğinde sesindeki soğukluğu sezmiştim. "Bana niye şimdi durduk yere trip atıyorsun ya? Ben ne yaptım?"
"Sen üçümüzü o Kenan denen adama değiştin Dalga. Ne yaptığına iyi bak."
"Ben kimseyi kimseye değişmedim. Sadece kendisiyle şu aralar çok sık görüşüyorum o kadar. Abartma yani. Sizin yerinize kimseyi koymam ben."
"Görüşmeyeceksin. Bu kadar basit."
"Görüşeceğim çünkü..." Bir süre duraksadı kaşlarını çattı. "Çünkü ne?"
"Şey... Çünkü biz arkadaşız tamam mı? Kenan benim okuldaki rehberim gibi. İyiyi, kötüyü en iyi o biliyor ve bunları da bana öğretiyor. Ayrıca ödevleri de beraber yapıyoruz. Ya hem ben on sekiz yaşında bir kızım artık kendi ayaklarım üzerinde durabiliyorum."
"Dalga. Sen bana anne ve babanın emanetisin. Sana sahip çıkmaya çalışıyorum ama sen ne yapıyorsun? Gidip karşına çıkan herkese güveniyorsun."
"Barkın, yeter ya. Tamam anne ve babam beni sana emanet etti anladım. Ama ben onları unutmaya çalıştıkça sen bana onları hatırlatıyorsun. Canımı yakıyorsun farkında değil misin?"
"Her neyse. Özür dilerim fazla üzerine geldiğim için."
İçeriye girdiğimde Mavi başını kaldırıp bana baktı. "Dalga." Koşar adımlarla yanıma gelip bana sarıldığında hüngür hüngür ağlıyordu. "Sen neredeydin ya? Sana bir şey oldu sandım ödüm koptu Dalga."
Gözümden bir yaş süzüldü. "Korkma. Bak ben çok iyiyim. Hiçbir şeyim yok."
Beni bıraktığında bu sefer Faruk geçti karşıma. Ona da sıkı sıkı sarıldığımda onları ne kadar çok özlediğimi hatırladım. Bir gün yeniden buluşmalıydık.
Faruk'tan ayrıldıktan sonra Mavi'nin yanına oturdum. Barkın ve Faruk ise bizim karşımızdaydı. "Üçünüzden de özür dilerim. Uzun süredir gelmedim yanınıza." dedim.
"Evini kim yaktı?" dedi bir anda Barkın.
"Kartal diye bir adam. Babam adama on milyon lira borçlu kalmış. Tehdit etti beni. Parayı ödemezsen hayatını cehenneme çeviririm dedi bana. O günün gecesi de geldi evimi yaktı."
"Kartal mı? Şerefsiz herif. Tanıyorum ben onu. Kalk Faruk gidiyoruz."
İkisi de ayağa kalktığında "Nereye gidiyorsunuz ya?" dedim.
"Kartal'ın bize vermesi gereken bir hesap var. Onu alıp geleceğiz." Ben de ayağa kalkıp Barkın'ın kolunu tuttum. "Ya bırakın şu adamı. Gitmenize gerek yok. Kenan borcu ödedi çoktan."
"Konu borç falan değil Dalga. O gece sana bir şey olsaydı ben yaşayamazdım tamam mı? Nedenini biliyorsun söylememe gerek yok. Hadi görüşürüz."
Arkalarından bakakaldığım sırada Mavi "Bırak gitsinler Dalga. Barkın zaten şu aralar kıracak dökecek bir şey arıyor, gitsin sinirini çıkarsın o adamdan."
"Haklısın." Kapı kapandığı sırada yeniden Mavi'nin yanına oturdum. "Eee, Kenan'la nasıl gidiyor?" dedi. Bu soruyu hiç beklemediğim için şaşkınlıkla baktım yüzüne. "Şey..." Gülümsedim. "Söyleyeceğim ama Barkın'a ve Faruk'a söylemek yok tamam mı?"
"Tamam, dökül hadi neler oldu?"
"Biz sevgili olduk."
"Ne?" Sesi olması gerekenden biraz fazla çıkmıştı. "Ya sessiz olsana birisi duyacak şimdi." dedim. "Ben biliyordum ki zaten. Kenan sana en başından beri aşıktı. Sen bu yüzden Kenan'ın yanında kalıyorsun şu an. Bunu da biliyorum."
"Nasıl? Sen nerden biliyordun? Sana ne zaman söyledi? Ayrıca Kenan evi yaptırana kadar beklemek zorundayım. O yüzden onun yanında kalıyorum."
"Senin intihar ettiğin gün hastanede bana senin ne kadar güzel olduğunu söyleyip durdu. Gözlerine iltifatlar etti. O zaman anladım."
Beni Mavi'ye anlatmış...
"Biliyor musun? Sevgili olmadan önce bana arada güzelim falan dedi. Şüphelendim zaten ve bu sırada ben de ona aşıktım. Sonra bir balo organize etti ve o balo gecesinde bana annemin kolyesini geri getirdi. Heyecandan ne yapacağımı bilemedim... Öptüm Kenan'ı. O da beni öptü. Sonra çıkma teklifi etti işte sevgili olduk."
"Oha. İnanamıyorum kızım sana. Senin adına çok sevindim. İnşallah mutluluğunuz bozulmaz."
"Darısı senin başına tatlım."
"Neyse, ben ikimize de şöyle güzel bir kahve yapayım bari."
Mavi mutfağa doğru ilerlerken midemde oluşan bulantı gitgide arttı. Elimi ağzıma koyup koşar adımlarla lavaboya gittiğimde Mavi de "Dalga," diye bana sesleniyordu. Öğürmeye başladığımda midem bomboş kalana kadar kustum. Kahvaltıda yediklerim mi dokunmuştu acaba? Hayır, onlar her gün yediğim şeyler, dokunmuş olamazlar.
(Kenan)
"Dün gece neden buraya gelmemizi istemedin?" Yanımda Demir, karşımda Ateş ve Berke oturuyordu. O uçurum kenarındaydık. "Çünkü dün gece benim en güzel gecemdi." Üçü de birbirine baktı. Anlamamışlardı. "Oğlum anlatsana ne oldu dün gece?" Berke'nin sorusuyla gözlerimi banka çevirdiğimde onlar da banka baktı. Dün gece yaşananlar akın etti aklıma bir bir. Dalga beni öpmüştü. İlk öpüşmemizdi o bizim. Bir anda ayağa kalkmıştı, utanmıştı. Kusura bakma demişti. Peşinden gidip yakalamıştım onu ve bu sefer ben öpmüştüm Dalga'yı. Karşılık vermiştik birbirimize. Sonra dans etmiştik. Çıkma teklifi etmiştim ona. Kabul etmişti. İlk kez sevgilim demiştim. Çok güzeldi...
"Şu bankta, dün gece Dalga beni öptü." Üçünün de gözleri bana döndü. Ardından Demir'in sesi doldu kulaklarımıza. "Ben demiştim. Bunlar sevgili olacak demiştim. Al bak, yalnız Dalga'ya da bravo yani. Cesaretli davranmış." Gülümseyerek bardağımdaki viskiden bir yudum aldım. Dirseklerimi masaya yaslayıp ellerimi birbirine kenetledim. "Peki ya Kubilay ne olacak?" diye sordu Ateş. Balodaki olay canlandı kafamda. "Dalga'ya yaptıklarını unutmadım tabii ki. Onun için büyük bir ödül buldum. Kubilay'ı çeteden atıyorum. Sizler için de bunun uygun olduğunu düşünüyorum. Zaten fazlalıktı maydanoz olup duruyordu bize. Böylesi daha iyi olacak."
(Dalga)
Zaman sonra lavabodan çıkıp kapının önünde Mavi ile karşılaştığımda "Neyin var? Ne oldu?" diye sordu. İçeri gidip telefonumu aldım ve Mavi'ye döndüm. "Bilmiyorum. Birkaç gündür sürekli midem bulanıyor. Ama neden olduğunu çözemiyorum."
"Çok tuhaf. Yoksa... Dalga hamile falan mısın?" Gözlerim kocaman açıldı. "Saçmalama."
"En azından bir test yaptırsan?"
"Gerek yok. Hamile değilim."
"Hastaneye niye gitmiyorsun?"
"Kenan'a yük olmak istemiyorum. Zaten bana bir ton söz verdi. Birde bunun üzerine hastane masraflarıyla uğraşsın istemiyorum."
"Kimseye yük olmazsın Dalga. Her şeyden önce sağlığın daha çok önemli. Kenan da olsa böyle söylerdi. Git hastaneye ne olacak ki?"
Telefondan Kenan'ın numarasını buldum. "Gelsin alsın beni bari bu konuyu da zamanı gelince söylerim. Şimdi durduk yere onu da endişelendirmeyeyim."
İsminin üzerine tıklayıp telefonu kulağıma dayadığımda telefon dördüncü çalışında açıldı. "Efendim güzelim?"
"Kenan müsaitsen gelip beni alabilir misin? Eve gitmek istiyorum."
"Tamam iki dakikaya oradayım. Kötü bir şeyin yok değil mi?"
"Hayır, gayet iyiyim. Bekliyorum."
Telefonu kapattığımda Mavi "Dalga, niye yalan söylüyorsun? Ya kötü bir durumun varsa? Sağlığını riske atıyorsun şu an farkında mısın?" Askılıktan montumu aldım ve giyindim. "Üşütmüşümdür belki de. Havalar şu sıra çok soğuk zaten. Geçen de yağmurda ıslandım yani hasta olabilirim sadece. Abartmıyor musun sence de? En fazla ne olabilir ki?"
Bir korna sesi duyduğumda Mavi'ye sarılıp "Bir gelişme olursa haber veririm. Bu konuştuklarımız aramızda kalsın," dedim ve evden çıktım. Hızla arabaya bindiğimde Kenan'ın gözleri üzerimdeydi. "Hoşgeldin."
"Hoşbuldum." Gülümsedim. O da gülümsedi. Ve arabayı sürmeye başladı.
"Nasıl geçti günün?"
"Güzeldi. Özlemişim üçünü de. Tabii onlar da beni çok özlemiş. Çok mutlu oldum."
"Sen mutlu ol yeter."
(14.26)
Eve vardığımızda montlarımızı çıkartıp birlikte yukarı çıktık. Odaya girdiğimizde telefonumu komodine koydum ve kendimi yatağa bıraktım. Battaniyeyi çeneme kadar çektiğimde Kenan yanıma oturdu. Saçlarımı okşarken "Uyumak mı istiyorsun?" diye sordu. "Kendimi yorgun hissediyorum." Uzanıp alnımı öptü. "Tamam, o zaman iyi uykular güzelim," dedi sessizce. Gözlerimi ona bakarak kapattığımda beni izlediğini çok iyi biliyordum. Kenan saçlarımı okşamaya devam ederken yavaş yavaş uykum derinleşti.
(18.49, Kenan)
Gözlerimi araladığımda yavaşça doğruldum. Hatırladığım kadarıyla en son Dalga'yı izliyordum. Sonrasında da gözlerim kapanmıştı. Uyuyacağımı hiç düşünmemiştim. Ama galiba viskidendi. Dalga'yı izlediğim sırada hafiften başım ağrımaya başlamıştı.
"Dalga." Olduğu yerde biraz kımıldadı. Ardından gözlerini açtı. Gözlerini kırparken aşağıdan Buse ablanın "Kenan Bey, akşam yemeği hazır," dediğini duydum. Ayağa kalkıp banyoya gittim ve yüzüme birkaç kez su çarptım. Geri döndüğümde Dalga uyanmış, kapının önünde beni bekliyordu. Banyoya doğru ilerlerken bana gülümsedi. Ben de ona gülümsedim.
İki dakika sonra aşağıya indiğimizde babam çoktan masaya oturmuştu. "İyi akşamlar baba," dediğimde Dalga da benden hemen sonra "İyi akşamlar Alperen amca," dedi. İkimizde babamın sağ tarafında yerimizi aldığımız sırada babam "İyi akşamlar çocuklar," dedi.
Sakin sakin yemeğimizi yerken babamın telefonu çalmaya başladı. Ayağa kalkıp "Siz devam edin çocuklar," dedi ve merdivenlere yöneldi. Dalga'ya baktığımda hiçbir şeye dokunmadığını fark ettim. Tabağı bomboştu. "Güzelim niye hiçbir şey yemiyorsun?" diye sordum. Neden yemek yemiyordu? Kahvaltıda da pek fazla bir şey yememişti. Yoksa normalde de mi böyleydi? "İştahım yok." dedi durgun bir sesle. Çenesini tutup yüzünü yüzüme çevirdim. "Bir sorun var, ve bana söylemiyorsun. Söyle bana, sorun ne Dalga?"
"Bir sorun yok Kenan. Her şey yolunda. Biz tanışmadan önce de ben hep böyleydim. Sessizim."
"İçimden bir ses senin bir sorunun olduğunu söyleyip duruyor bana. Hastanelik bir durum. İçimdeki ses beni hiçbir zaman yanıltmadı ama... Emin misin?"
"Yemin ederim bir sorunum yok. İyiyim."
Tamam Dalga'ya inanıyorum yoksa yoktur ama içimdeki ses haklı çıkacakmış gibi hissediyorum. "Ellerimle besleyeyim mi seni? İster misin?" Tabağına birkaç yemekten bir iki kaşık koydu. "Benim yüzümden sen bir şey yiyemiyorsun. Olmaz, ben kendim yerim."
"Tamam, nasıl istersen."
Birkaç dakika sonra babam geldiğinde yeniden yerine oturdu. Dalga'ya baktı. "Dalga, ne kadar daha burada kalacaksın? Senin evin yok mu?" dediğinde Dalga da babama baktı. Hayır olamaz, yine alkol almış olmalı. Umarım Dalga bu durumdan etkilenmez.
"Baba Dalga'nın evi var ama bir durum yüzünden şu an kullanılamaz halde. Ama ben halledeceğim. Hiç merak etme."
"Ooo, Kenan Bey'imize bak sen. Halledecekmiş. Oğlum ben parayı sen Dalga'nın sorunlarını düzelt diye mi kazanıyorum? Cevap ver bana!" Elini masaya vurdu. "Baba ne yapsaydım? Ben onu son anda kurtarmasaydım Dalga o ateşlerin içinde ölecekti. Hadi bunu geçtim, hastaneden çıktıktan sonra onu sokağa mı bıraksaydım? Bak, baba kafan yerinde değil lütfen sözlerine dikkat et."
"Etmiyorum lan! Karşında baban var senin bana ne yapmam gerektiğini söyleme hakkın yok senin."
Dalga ayağa kalktığında ben de ayağa kalktım ve elini tutup onu arkama aldım. "Baba! Sözlerine dikkat et! Çünkü Dalga da benim sevgilim tamam mı? Onun kalbini kimse kıramaz! Sen bile!"
O da ayağa kalktı ve tam karşımda durdu. "Sen birde bu kızla sevgili mi oldun?" Öfkeyle baktım gözlerinin içine o ise bana acıyarak bakıyordu. "Sana yazıklar olsun Kenan. Başka da bir şey demiyorum. Bu kız için beni, babanı çiğnedin. Şerefsiz herif."
Dalga elimden kurtulduğunda ağlaya ağlaya merdivenlerden tırmanırken "Dalga," dedim ve peşinden gittim. "Bu söylediklerin için pişman olacaksın baba." Ben bu akşam babamın en kötü haliyle karşılaşmıştım. Normalde de alkol alıyordu ama bu kadar çok etkilenmiyordu. Merdivenlerden hızla çıktım ve odama girdim. Dalga dolabın içinden birkaç eşyasını çıkarırken kapıyı kapattım. "Dalga lütfen dur."
"Kenan, lütfen engel olma bana."
Ağlamaya başladım. "Ya hayır, babamın söylediklerini boşver. Alkolün dozunu fazla kaçırmış, ne dediğini bilmiyor. Hadi bırak şunları."
Daha çok ağlamaya başladığında ve hala kıyafetlerini çıkardığında ona engel olmaya çalışarak ellerini tuttum. Sıkı sıkı hem de. Ama canını acıtmadan.
"Ben daha fazla burada kalamam Kenan. Aile huzurunuzu bozuyorum. Ne olur bırak gideyim. Ne olur..."
"Sen yanımda olmadıktan sonra aile huzurum olsa ne olur Dalga? Benim ailem de mutluluğum da sensin. Bırakamam seni. En azından şimdilik. Evini sana geri verene kadar. Kal yanımda lütfen. Hem evet dersen benim sana daha çok ihtiyacım olacak."
"Senin benden önce en çok babana ihtiyacın var Kenan. Senin ailen o, ben değilim. Ailen olamam senin. Kalamam yanında. Senin bana ihtiyacın yok."
Başını salladı. Ağzımdan çıkanları kabullenmek istemiyordu. "Özür dilerim Kenan. Gerçekten çok özür dilerim." Ellerini ellerimden kurtardı. "Ben gidecek bir yer bulurum. Lütfen beni düşünüp üzme kendini..."
"Gitme! Ben sensiz yapamam! Babamın iki üç dediği şey için gitmene gerek yok!" Duvarı yumruklamaya başladım. "Babam bile olsa kimse kalbini kıramaz! İzin vermem! Kimse seni üzemez, anlatamıyor muyum?" Ellerim acıyordu ama bu umurumda değildi. Sırtımı duvara yaslayıp kafama vurmaya başladım bu sefer. "Sen eğer gidersen ben sensizlikten bu şekilde yaşayacağım. Sana o kadar alıştım ki gitmeni istemiyorum! Gitmeni istemiyorum! Gitmeni istemiyorum Dalga!" Ben sürekli böyle söylerek kafama vurmaya devam ederken Dalga karşıma geçti. "Kenan," dedi ama kendi sesimden onu duyamıyordum. "Kenan yeter dur artık!" dediğinde durdum. Ona baktım. Ellerimi tuttu. Gözleri kıpkırmızıydı. "Sakin ol. Kıpkırmızı oldun kendine zarar veriyorsun. Yapma."
"Gitme o zaman Dalga! Gitme."
"Tamam gitmiyorum sakin olur musun? Lütfen. Bak bana. Kenan bana bak gözlerimin içine bak." Dediği gibi gözlerinin içine baktım. "Gitmiyorum, tamam mı? Gitmiyorum," dedi heceleyerek. Bu sefer gözyaşlarım mutluluktan akarken ona sıkıca sarıldım. O da bana sarıldığında bir süre öyle kaldık. Ne ben ondan ne de o benden ayrılmak istedi. Ama en sonunda birbirimizi bıraktık. "Şimdi lütfen elini yüzünü yıka, sakinleş."
Başımı sallayıp banyoya girdiğimde soğuk suyun altında tuttuğum ellerim sızladı. Daha sonra suyu yüzüme çarptım. Kendime geldiğimi hissettiğimde banyodan çıktım.
(Dalga)
Kenan'ın masasının üzerindeki çerçeveyi elimde incelerken yanıma geldi. Bir kadın, bir kız çocuğu ve kadının kucağında bir bebek vardı. Bu Kenan olmalıydı. Selam tatlı ve minik Kenan. O kadın da annesi olmalıydı. Peki, o kız çocuğu kimdi?
"Annenin adı neydi?" diye sordum. Biraz bekledi. Bana baktı. Sonra fotoğrafa baktı. "Rüya." Rüya, ne güzel bir isim. Tıpkı kendisi kadar ismi de çok güzeldi.
"Bu kız çocuğu kim?"
"O benim ablam, Hazan." Gözünden akan bir yaşı elinin tersiyle sildi. "Ben o zaman sekiz yaşındaydım. Bir gün ablam arkadaşıyla beraber dışarı çıkmıştı. Yolun karşı tarafına geçmek istemişler, fakat süratle gelen bir araba onlara çarpmış. Ablam olay yerinde, arkadaşı da hastanede ölmüş. İlk haberi de ben almıştım. Ablamın yaralandığını söylemişti bana bir kadın. Belki de benim ağlamamamı istediği içindi. Ablamın ölmüş olmaması için o kadar yalvardım ki... Çünkü annemden sonra tek tutunacak dalım o kalmıştı. Sonra onun ölüm haberini aldım. Ve yapayalnız kaldım." Ağlaya ağlaya yatağa oturduğunda çerçeveyi aldığım yere koyup yanına gittim ve oturdum. Yüzünü ellerimin arasına alıp kendime çevirdim. "Ben onları kaybetmekten korkuyordum. Korktuğum başıma geldi ve kaybettim annemi de, ablamı da. Sonra... Sen geldin. Şimdi seni de kaybetmekten korkuyorum. Sen de beni bırakıp gitme, düşlerimde değil, yanımda yaşa. Seni de kaybedersem ben yaşayamam."
Kendime çekip sarıldım Kenan'a. "Hayır, hayır, hayır, bak öyle bir şey olmayacak. Tamam ben bırakmayacağım seni söz veriyorum." Benden ayrıldığında saçlarımı okşadı. Bir yandan da ağlamaya devam ediyordu.
