11. bölüm / 34
19 Nisan: İntikamAFFET BENİ
Bölümler 34Şu an: AFFET BENİ
- 1 ACI KAYIPLAR4.466 kelime
- 2 KENAN1.737 kelime
- 3 FIRTINA KOLEJİ5.248 kelime
- 4 İNTİHAR2.683 kelime
- 5 İŞKENCELER2.484 kelime
- 6 MAVİ YONCALI BİLEKLİK3.342 kelime
- 7 KUMAR BORCU3.980 kelime
- 8 DOLUNAYLI GECE2.414 kelime
- 9 LİDERİÇE3.405 kelime
- 10 GÜZEL BİR GÜN2.673 kelime
- 11 AFFET BENİ2.808 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 KÖTÜ HUYLU TÜMÖR3.914 kelime
- 13 KISA ÖMÜRE SIĞDIRILAN BÜYÜK HAYALLER1.894 kelime
- 14 ÖLÜMCÜL YÜZME DERSİ3.227 kelime
- 15 KAR GİBİ BEYAZ, ADI 'SİYAH'2.364 kelime
- 16 KALBE SAPLANAN BIÇAK2.883 kelime
- 17 DAL♡KEN2.292 kelime
- 18 MERMİ YAĞMURU3.469 kelime
- 19 MADRİGAL KONSERİ4.674 kelime
- 20 HAYAT BOYU KANAYAN YARA2.509 kelime
- 21 MAHKEMELER VE KARGAŞALAR2.678 kelime
- 22 YAŞAM SAVAŞI4.950 kelime
- 23 GERİ DÖNÜŞ4.405 kelime
- 24 KÖTÜ GÜNDE GELEN ZAFER1.436 kelime
- 25 KANLAR İÇİNDE KALAN YÜZ2.486 kelime
- 26 ÖLMEDEN ÖNCEKİ SON BAKIŞMA2.188 kelime
- 27 AY VE GECE3.344 kelime
- 28 HEM GÜNDÜZÜM, HEM GECEM2.360 kelime
- 29 KÜÇÜK BİR KIŞ TATİLİ2.546 kelime
- 30 HEM ÇETE, HEM AİLE2.630 kelime
- 31 3 MART2.669 kelime
- 32 19 NİSAN4.415 kelime
- 33 TEHLİKELİ YARIŞLAR6.904 kelime
- 34 BİR MASALIN SONU5.372 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Özür dilerim, yapmamam gerekiyordu...
(20.21)
Sade bir siyah sweatshirt ve mavi renk bir pantolon giyindim. Çok süslenmeye hiç gerek yoktu. Saçlarımı olduğu gibi bıraktım. Kenan banyodan çıktığında elindeki havluyla saçlarını kurutuyordu. "Güzelim, bir planın mı vardı?"
"Şey, Mavi beni yanına çağırdı. Kız kıza takılacağız biraz."
Yalan konuşmayı ve konuşulmasını ben de sevmezdim ama Kubilay'la buluşacağımı söylesem hayatta izin vermezdi. Yatağın üzerindeki montumu alıp giydiğim sırada Kenan "Tamam, o zaman ben bırakayım seni mahalleye."
"Yok, olmaz. Yani... Kendim gidebilirim. Hem, hava soğuk hem de yeni duş aldın üşütüp hasta olmanı istemem."
"İyi bari öyle olsun. Size iyi eğlenceler."
Odadan çıkıp merdivenlerden dikkatlice indim ve evden çıktım. Neyse ki anlamamıştı. Özür dilerim sevgilim...
(On sekiz dakika sonra)
Okulun yakınındaki kafeye nihayet geldiğimde cam kenarında oturan Kubilay'ı gördüm. Yanına gittiğimde ayağa kalktı. "Hoşgeldin."
Cevap vermeden karşısına oturduğumda o da oturdu. "Niye çağırdın beni?"
"Öylesine konuşmak için. Arkadaş gibi."
Oflayıp gözlerimi dışarıya diktim. "Sevgilinin haberi var mı benimle buluştuğundan?"
"Bu seni ilgilendirmez."
"Ha söylemedin yani? Senden korkulur Dalga. Benim için Kenan'a yalan söylemen, gözlerimi yaşarttı..."
"Kubilay kes sesini!"
(Berke)
Eve doğru giderken gözlerim bizim okulun az ilerisindeki kafede oturan bir kıza takıldı. Hiç yabancı gelmiyordu. Daha iyi baktığımda gözlerim kocaman açıldı. "Dalga?"
Evet, Dalga'ydı bu. Yanında da Kubilay vardı. "Hayır, olamaz." Hızlıca Kenan'ı aradığımda onlara bakmaya devam ediyordum. Kenan telefonu açtığında hemen "Alo? Kenan Dalga nerede şu an?"
"Mavi'nin yanına gitti. Niye ne oldu ki?"
Dalga, Kenan'a yalan söylemiş... İşte bu hiç iyi olmadı.
"Berke konuşsana ne oldu?"
"Bak şimdi söyleyeceğim ama sakin ol tamam mı?"
"Lan oğlum Dalga'ya bir şey mi oldu?"
"Dalga seni kandırmış Kenan! Şu anda şu okulun oradaki kafede oturuyorlar."
Kenan'dan bir süre ses gelmedi. "Kenan?"
"Yanlış görüyorsundur Berke. Dalga bana yalan söylemez."
"Kendi gözlerimle görüyorum Kenan. Dur bekle inanmıyorsan fotoğraf da çekeyim."
Telefonu kapatıp dikkatlice Dalga ve Kubilay'ın fotoğrafını çektim. Kenan'a fotoğrafı atıp hızlı adımlarla oradan uzaklaştım.
(Yirmi üç dakika sonra, Dalga)
Eve girdiğimde etrafa bakındım. Her şey normal görünüyor gibiydi. Merdivenleri çıkıp odaya daldığımda Kenan koltukta oturuyordu. Gülümseyip yanına gittim. "Ben geldim sevgilim." Alnını öpüp geri çekildim. Bir terslik olduğunu anladığımda gülüşüm soldu. Kenan bana gülümsememişti. Hoşgeldin dememişti. "Kenan? Ne oluyor?"
Bana baktı ve gülümsedi. "Mavi ile buluşman nasıldı?"
"Çok güzeldi. Özlemiş beni. Tabii ben de onu özlemiştim." Ayağa kalktı ve karşımda durdu. "Mavi ile buluştuğuna emin misin?"
"Neden emin olmayayım ki? Evet, Mavi ile buluştum."
"Dalga, son kez soruyorum. Mavi ile buluştuğuna emin misin?"
"Kenan, Mavi ile buluşacağımı söylemiştim ya, onunla buluştum. Başka kimle buluşabilirim ki?"
"Yalan konuşma bana!" Nasıl ya? Öğrenme imkanı yok. Beni takip etse görürdüm illaki. "Kenan, ne yalanı?"
"Yalan konuşma Dalga! Kubilay'la buluştuğunu biliyorum! Ve sen bunun farkında olduğun halde hala bana Mavi ile buluştum diyorsun!"
"Nereden biliyorsun Kubilay'la buluştuğumu? Sen beni takip mi ettin?"
"Takip etmeme gerek yok. Benim her şeyden haberim var."
"Kenan istersen ara Mavi'ye sor vallahi onun yanında-"
"Ya gözlerimin içine baka baka yalan söylüyorsun Dalga!" Masadaki çeyreği viski dolu bardağını alıp karşı duvara fırlattı. Bardak tuzla buz oldu. Duvardan ise viski akıyordu. "Ben yalandan nefret ettiğim halde hala yalan konuşuyorsun!" Elini kaldırdığında korkuyla başımı öne eğdim. Bu, akıl alır bir şey değildi. Babam bile bir kere olsun bana el kaldırmamışken, Kenan bana el kaldırmıştı. Sevdiğim adam bana el kaldırmıştı...
Kenan'ın eli havada yumruk olup aşağıya indiğinde hızla odayı terk etti. Ağlamaya başladığımda balkona gidip yere oturdum ve sırtımı duvara yasladım.
(Yarım saat sonra, Kenan)
Demir'in uzattığı bardaktaki viskiyi tek dikişte içip bardağı masaya koydum. "Yalan söyledi bana. Mavi ile buluşacaktı, Kubilay'la buluşmuş. Neyse ki Berke fark etmiş de beni aradı. Yoksa benim hiç haberim olmayacaktı."
"Çok fazla sinirlenmedin değil mi?"
"Demir, elimi bile kaldırdım. O kadar sinirlendim yani."
"Ne yaptın? Ne yaptın?"
"Dalga'ya elimi kaldırdım."
Demir hızla kalkıp yüzüme bir yumruk geçirdiğinde bir anlık her şey durdu gibi hissettim. "Bir de marifetmiş gibi söylüyorsun, geri zekalı! Oğlum o kız sevgilin senin. Dalga'ya yapmasaydın bari! Piç herif!"
Yanağımda bir acı vardı. Şerefsiz ya eli de çok ağır. Boşuna Demir koymamışlar bunun adını. "Gözüm hiçbir şey görmedi o an."
Yakamı tutup bir daha yumruk attığında sırtım arkamdaki dolaba yaslandı. Kahkaha atarak elimi dudağıma götürdüm. Sızladığında geri çektim ve kanlı başparmağıma baktım. "Salaksın Kenan. Şimdi derhal bir buket çiçek alıyorsun gidip Dalga'dan özür diliyorsun bir şekilde kendini affettiriyorsun. Hele bir Dalga'dan özür dileme ben o zaman sikeceğim seni."
Ayağa kalkıp yavaş ama sinirli adımlarla Demir'in odasından çıktım.
(Dalga)
Ağlamaktan gözlerim şişmişti. Kenan gittiğinden beri aralıksız ağlamıştım. Hala bana el kaldırdığını kabullenememiştim, aşamamıştım.
Telefonum çaldığında ekrana baktım. Demir arıyordu. İlk başta açmak istemedim ama en sonunda açtım. "Alo? Dalga beni dinle ve sakın telefonu kapatma. Kenan'ın kafası pek yerinde değil, sen ona bakma. Birazdan yanında olacak lütfen affet o-"
Telefonu yüzüne kapattığımda kendi içime kapandım, sessizce ağlamaya devam ettim.
(Saat 21.32)
Odanın kapısı açıldığında Kenan'ın geldiğini anladım. "Dalga." Sessizlikten adım seslerini işitebiliyordum. Yaklaşıyordu.
Adım sesleri durduğunda yavaşça başımı kaldırdım. Kenan tam olarak dibimdeydi. Hem de elinde bir buket papatya ile... Yüzünde yara izleri vardı, dudağı da patlamış gibiydi. Korkuyla ayağa kalktım.
"Uzak dur benden."
"Lütfen konuşalım..."
"Konuşacak bir şey yok."
"Dalga, hadi ama..."
"Uzak dur benden Kenan!"
"Özür dilerim."
"Affetmeyeceğim seni!"
Çiçeği masaya bırakıp bana doğru bir adım attı. Ben de bir adım geriledim. O bana yaklaştıkça ben kaçtım. En sonunda sırtım korkuluklara yaslandı. Artık kaçabilecek bir yerim yoktu. "Eğer bana dokunursan seni gebertirim."
"Tamam, öldür beni. Ben kaçmıyorum senden Dalga, sen benden kaçıyorsun. Kendimi affettirmek istiyorum ama buna engel oluyorsun."
"Affetmeyeceğim Kenan! Ya, babam bile bir kere olsun bana el kaldırmadı! Ama sen..."
"Bir anlık sinirle oldu. Ben, seni incitmeye bile korkuyorum. Sinirime yenik düşmeseydim sana el kaldırır mıydım?"
"Sen beni incitmedin, düpedüz canımı yaktın..."
Hızla odadan dışarı çıktığımda Kenan tam dibimdeydi. "Dalga, ya lütfen bir dur dinle beni."
Evden dışarı adımımı attığımda hala peşimdeydi. "Ayağın bu haldeyken hiçbir yere gitmene izin veremem."
"Bu seni ilgilendirmez."
Yoldan geçen bir taksiyi durdurdum ve bindim. Kenan cama vurmakla meşgulken ben taksiciye "Abi nereye gidiyorsan git ama kurtar beni şu adamdan." Taksici başını sallayıp arabayı sürmeye başladığında Kenan peşimizden koşturdu bir süre. Sonra gözden kayboldu.
(Kenan)
Hızla arabama binidim ve gaza basıp onlara yetişmeye çalıştım. Neyse ki fazla hızlı gitmiyorlardı. Gözlerim dolduğunda içimde kötü bir his oluştu aniden. Birazdan kötü bir şey olacakmış gibi. Hayır, hayır, hayır. Öyle düşünmemem lazım.
Ara yoldan gelen beyaz bir araba taksiyi görüş alanımı kapattığında sinirle kornaya bastım. "Çekil şurdan!" Adam sesimi duymuş gibi sağ yola döndüğünde rahat bir nefes aldım. Yine arkalarındaydım.
Kısa bir süre sonra araya yeniden arabalar girdi. Bir, iki, üç... Onları tamamen kaybettiğimde ağlamaya başladım. "Hayır!"
(On bir dakika sonra, Dalga)
"Abi burada durabilir misin?" Sahilin az ilerisindeki beton duvarın önünde durduğunda yanımda hiç para olmadığını o an anladım. "Abi şu an yanımda hiç para yok. Hakkını helal et artık." Hızla arabadan indiğimde taksici arkamdaydı. Aniden kolumu tutup yakama yapıştı ve sırtımı duvara yasladı. "Bana bak. Paramı ver yoksa öldürürüm seni."
"Para yok dedim ya!"
"Lan paran yoksa ne diye taksiye biniyorsun? Paramı ver çabuk!"
Derken bir adam gelip taksiciyi karşımdan aldığında adama baktım. Adam taksiciyi öldüresiye dövüyordu. Cebinden çıkarttığı bir miktar parayı yere attı. "Şu paranı al ve defol git burdan!" Bu ses, Kenan'ın sesiydi.
Taksici arabasına binip uzaklaştığı sırada Kenan yanıma gelip ellerini omzuma koydu. "İyi misin güzelim? Bir şey yaptı mı o şerefsiz sana?"
"Çek ellerini üzerimden." Kenan'ı ittirmeye çalıştım. Pek işe yaradığı söylenemezdi. "Git Kenan ya git! Görmek istemiyorum seni anlamıyor musun?"
"Dalga, açıklamam gereken şeyler var ama konuşmama izin vermiyorsun. Konuşsam dinlemiyorsun beni."
"Neyi açıklayacaksın? Ben bu saatten sonra seni dinlemek istemiyorum! Yeter! Bırak beni..." Sol elini dudaklarımın üzerine kapattığında sadece mırıldandım. Kenan ise ağlıyordu. "Keşke kırılsaydı da sana kaldıramasaydım o an elimi. Ama... Sinirlenince her şeyi yapabiliyorum."
Belinden bir silah çıkarttığında bir silaha bir ona baktım. Beni öldürecekti. Başımı sallayarak ağlamaya başladım. Kenan durumu anlamış olacak ki "Hayır. Sana bir şey yapmayacağım. Korkma. Ben sana kıyamam ki birtanem. Hani sen biraz önce gitmemi istemiştin ya..." Namluyu alnına yasladı. "Gideceğim sevgilim. Yüzüne kan bulaşabilir bu yüzden özür dilerim." Elini ağzımdan çektiğinde hala ağlıyordum. "Affet beni güzelim..."
"Yapabileceğini mi sanıyorsun?"
Bir süre durdu. Sadece bana baktı. "Neden yapamayayım ki?"
"Off, Kenan indir şu silahı ya oyun oynadığını biliyorum."
"Oyun falan oynamıyorum Dalga."
"Saçmalama ver şu silahı." Silahı tutan elini tuttum ve aşağı çekiştirdim. "Ne yapıyorsun Dalga? Silahı bırak bak bir kaza çıkacak." Silah şu an ikimizin arasındaydı ve namlu sol tarafa dönüktü. Ne Kenan'ın, ne de benim silahı bırakma gibi bir düşüncemiz vardı.
Derken bir anda silah patladı. Korkudan çığlık attığım sırada Kenan'ın gözünden bir yaş aktı. "A-Affet beni." Kenan yere düştü ve silah benim elimde kaldı. Korkuyla silahı fırlatıp Kenan'ın yanına diz çöktüm. "Kenaaaann!"
Yüzünü titreyen ellerimin arasına aldım. Gözleri hala açıktı ama bana bakmıyordu. Arada öksürüyordu. "Kenan bana bak. Bana bak gözlerimin içine bak!" Gözleri gözlerimi buldu. "Sakın kapatma gözlerini. Tamam mı? Ben bir şeyler yapana kadar bekle." Yarasına baktım. Zaman ilerledikçe daha çok kan kaybediyordu. Biraz etrafa bakındım. Ay ışığının parlattığı cam parçası gözüme takıldığında hemen onu elime aldım. Sweatimin sol kolundan bir parça kesip yaranın üzerine bastırdım. "Bak, gördün mü? Şimdi kan kaybetmeyeceksin." Gözlerim Kenan'a döndüğünde çoktan gözlerini kapatmıştı. Yeniden yüzünü ellerimin arasına alıp birazcık sarstım onu. "Kenan. Aç gözlerini! Uyumanın sırası değil şimdi! Ne olur uyan! Bırakma beni!"
Hüngür hüngür ağlamaya devam ederken cebimden telefonu çıkartıp ambulansı aradım. "Alo? Sahilin ilerisindeki beton duvarın önündeyiz, erkek arkadaşım vuruldu yalvarıyorum biraz hızlı gelin çok kan kaybetti."
Telefonu kapattığımda Kenan'a baktım. "Birazdan burada olurlar lütfen dayan..."
Kumaş parçasını Kenan'ın yarasına bastırmaya devam ederken hem gözlerim hem de içim ağlıyordu.
(Beş dakika sonra)
Ambulansın gelmesiyle rahat bir nefes aldığım sırada sedye ile beraber yanıma iki tane erkek hemşire geldi. Biri Kenan'ın nabzına bakarken diğeri bana "Hanımefendi, bize izin verin lütfen," dedi. Başımı sallayıp geri çekildiğimde "Nabzı çok yavaş atıyor," dedi hemşire elini Kenan'ın boynundan çekerken. Kenan'ı dikkatlice sedyeye yerleştirdiler ve ambulansa taşıdılar. "Ben de sizinle gelebilir miyim?"
"Buyurun." Kadın bir hemşire demişti bunu. Ambulansa bindiğimde kapılar kapandı ve siren ötmeye başladı. Kenan'ın aşağıya sarkmış olan elini tuttuğumda buz gibiydi. Çok soğuktu. Isıtmak istercesine iki elimin arasına aldım elini. Ama benim kanlı ellerimin de sıcak olduğu söylenemezdi.
(Yedi dakika sonra)
Ambulanstan indiğimde peşimden hemşireler indi. Daha sonra Kenan'ı ambulanstan indirdiklerinde kadın bir doktor ve hemşire daha geldi. "Bilgi alayım."
Kenan'ın nabzına bakmış olan hemşire "Kenan Fırtına. On dokuz yaşında. Bilinci kapalı. Karın bölgesinden vurulmuş. Yarası derin ve ciddi. Kanamasını durduramıyoruz."
"Acil ameliyathaneye almamız gerekiyor. Bu gidişle hastayı kaybedebiliriz," dedi doktor. Hemşireler Kenan'ı götürürken doktora "Doktor hanım, yalvarıyorum kurtarın onu." dedim. Kalp atışlarım o kadar hızlıydı ki nefes almakta zorluk çekiyordum. "Lütfen sakin olun, biz elimizden geleni yapacağız."
Doktor yanımdan ayrıldığında bir köşeye geçip sırtımı duvara yasladım. "Ölmeyeceksin." Artık sadece beklemem gerekiyordu. Durmadan gözümden yaşlar akarken o son kez 'Affet beni,' deyişini duydum sanki. Gözlerimin içine son kez bakışı belirdi aklımda.
(On dakika sonra)
Zaman kaplumbağa misali gibi akıyordu. Hala gelen ya da giden yoktu.
(On üç dakika sonra)
Kadın bir hemşire ameliyathaneden çıktığında hızlı adımlarla yanına gidip durdurdum onu. "Ne oldu? Kötü bir şey mi oldu? Bir şey söyleyin lütfen!"
"Sakin olun hanımefendi. Olan biteni bilmiyorum ama iki ünite BRh+ kana ihtiyacımız var. Ama şu an hastanede BRh+ kan yok."
"Benim kanımı kullanın."
Hemşire bir süre bana baktı. "Pekâla, benimle gelin." Hemşirenin peşinden gittim ve bir odaya girdik. Koltuğa oturup sol kolumu açtım. Hemşire kasımın bulunduğu yere kan alma turnikesi bağladı ve damarımı kolayca bulduğunda iğneyi yaptı. Kanım bir borudan geçip torbanın içinde yavaş yavaş birikiyordu. "Herhangi bir bayılma, kan tutması falan var mı hanımefendi?"
"Hayır yok." Birinci torbanın yarısından fazlası dolmuştu ve bir torba daha vardı. "Şu işlemi biraz daha hızlandıramaz mıyız?" Hemşire olumsuz anlamda başını iki yana salladı. Mecburen bekleyecektim.
(On iki dakika sonra)
Son torba da ağzına kadar kan dolduğunda hemşire iğneyi çıkardı ve hemen bir pamuk koydu. "Şuradan bir tane meyve suyu almanız sizin için iyi olacaktır." Verdiği pamuğu koluma bastırarak meyve suyunu aldım. Odadan çıktığımda tekrar koridora döndüm. Sanki bütün kanımı almışlardı benden. Kendimi çok zayıf hissediyordum.
"Dalga." Kenan'ın sesiydi bu. Evet, Kenan adımı söylemişti. Hemen yanımdaydı. Üzerinde kan lekesi yoktu. Beyaz bir gömlek ve beyaz bir pantolon giymişti. Gülümsüyordu. "Kenan." Onu kendime çekip öyle bir sarıldım ki saatlerce ayrılmak istemiyordum. Zaman burada dursun, biz bu şekilde kalalım istedim. "Geçmişi geçmişte bırakalım, olur mu? Affettim seni."
Geri çekilip yüzünü ellerimin arasına aldı. "Dalga'm, benim güzel sevgilim. Geçmiş geçmişte kalır tabii ama ben şimdi ve bundan sonra yanında olur muyum? Bilmiyorum."
"Ya o nasıl söz? Elbette yanında olacaksın. Hayallerimiz var bizim. Onları gerçekleştireceğiz Kenan."
"Üzgünüm birtanem. Fakat ben o hayallerin hiçbirini gerçekleştiremeyeceğim. Buraya da sana veda etmek için geldim."
"Ne vedası ya? Kenan, ne diyorsun?" Ağlamaya başladım. Elimdeki meyve suyunu alıp açtı ve dudaklarıma uzattı. Meyve suyundan birkaç yudum aldıktan sonra gözlerine baktım. "Benim için ne kadar kanın varsa vermişsin birtanem. Ama kanın damarlarımda dolaşmıyor. Çünkü... Biz artık ayrı dünyaların insanıyız. Ben şu fani dünyada değilim. Seni her zaman izleyeceğim. Gece gökyüzüne bak. Çok parlak bir yıldız görürsen bil ki ben o yıldızım." Alnıma küçük bir öpücük kondurdu. "Gitmem lazım."
"Kenan, lütfen gitme. Beni bırakma tek başıma. Ben sensiz nasıl yaşarım?"
"Ben de sensiz bir başıma oralarda yapamam ki güzelim. En kısa sürede yanıma gel. Seni çok seviyorum."
Meyve suyunu bırakıp ayağa kalktı. Yürüdüğü sırada Kenan'a yetişmeye çalıştım ama bir türlü ona yetişemedim. "Kenan gitme! Kenan!" Yere düştüğümde hüngür hüngür ağladım.
(Şimdi)
"Hanımefendi." Gözlerimi korkuyla ve "Kenan," diyerek açtığımda kadın doktor karşımda duruyordu. Neyse ki sadece bir kabusmuş. Midemin bulanmasına aldırmadan telaşla ayağa kalktım. "Ne oldu? Bir şey mi oldu? Lütfen güzel bir şey söyleyin."
"Kurşunu çıkarması zor oldu. Tabii bu sırada da bayağı bir kan kaybetti. Verdiğiniz iki ünite kanı naklettik. Şu an durumu iyi ama ne olur ne olmaz birkaç saat yoğun bakımda bekleteceğiz. Geçmiş olsun."
Mutluluktan güldüğüm sırada gözyaşlarına boğuldum. Tutunmuştu hayata. Bırakmamıştı beni. İstese de bırakmazdı zaten. Midem iyice bulanmaya başladığında ve kendimi kusacak gibi hissettiğimde arka kapıdan dışarı çıktım. Önümde duran çöp kovasının yanına kusmaya başladığımda başım da dönmeye başladı. Neyse ki bu sefer çok kısa sürmüştü. "Off, neyim var benim?"
Başımın dönmesine rağmen içeri girebilmeyi başarmıştım. Fakat fazla dayanamadım ve kendimi koltuğa bıraktım. Kendime gelmeye çalışırken yanıma bir hemşire geldi. "Hanımefendi, iyi misiniz?"
Karşımda duran kadın hemşireye baktım. "Şey, ben kendimi uzun süredir iyi hissetmiyorum. Bir sorun varmış gibi hissediyorum sürekli midem bulanıyor."
"İsterseniz bir kan tahlili yapalım. Ne olur ne olmaz bir tomografi de çekelim. Sonuçlar yarın çıkınca da size bilgi veririm." Başımla onaylayıp hemşirenin peşinden gittim.
(On dakika sonra)
Yeniden bir odadan koluma pamukla bastırarak çıktığımda yoğun bakımı aramaya koyuldum. Tam karşımdaki koridorun sonunda olduğunu gördüğümde hızlı adımlarla oraya gittim. Açık olan camdan onu, Kenan'ı gördüğümde gözlerim doldu. Elimi cama uzattığımda ona dokunuyormuş gibi hissediyordum.
"Dalga Karay?" Arkamdan gelen sesle arkama döndüm. İki tane polis vardı karşımda. "Buyurun benim."
"Bizimle karakola gelmen gerekiyor."
"Neden ki?"
"Gidince anlarsın."
Tereddüt etmeden onlarla beraber hastaneden çıktım ve beni polis arabasına bindirdiler. Neden durduk yere beni karakola götürüyorlardı anlamış değildim.
(On yedi dakika sonra)
Komiserin karşısına oturduğumda gözleri bana döndü. Çekmecenin birinden poşetlenmiş olan bir silah çıkardı. Bu silah, Kenan'ın silahıydı.
(Yazarın anlatımıyla)
Silah tam ikisinin arasındayken göz göze geldiler. Dalga Kenan'a ne kadar kırgın ve kızgın olsa da onu hala çok seviyordu. Ona bir şey olmasından korkuyordu. Kenan'ın amacı Dalga'yı korkutmak değildi, kendini öldürmek istiyordu. Çünkü, her şey ona göre ters gidiyordu. Kenan, Dalga olmadan yaşayamazdı. Dalga'ya fark ettirmeden silahı kendine doğru çevirip tetiğe bastı. Son dediği şey ise "Affet beni," olmuştu. Sonunda ölse bile Dalga'dan onu affetmesini istemişti. Ve kanlar içinde yere yığıldı.
(Şimdi)
"Bir kez soracağım. Kenan Fırtına'yı sen mi vurdun?"
"Hayır komiserim."
"Parmak izlerinin burada ne işi var o zaman?"
"Vallahi ben vurmadım. Sadece, silahı Kenan'ın elinden almaya çalışıyordum..."
"O esnada vurdun?"
"Hayır. Tetiğe ben basmadım."
Ofladı. Odadaki polislere bakarak "Kenan ifadesini verene kadar nezarethaneye gönderin, şimdilik."
Polisler kollarıma girdiğinde "Ya ben yapmadım diyorum. Neden anlamıyorsunuz? Ben vurmadım Kenan'ı!"
Beni bir kafesin içine koyup kapıyı kilitleyip gittiler. "Ben yapmadım. Ben yapmadım ya! Ben yapmadım!"
Yere oturup bacaklarımı karnıma çektim. Öylesine bir boşluğa dalıp gittim. Kenan'ı göremiyordum. Üstüne üstlük yapmadığım bir şey yüzünden nezarethanedeydim. Bu bana çok acı veriyordu.
(Sabah olunca, 09.28, Kenan)
Nihayet normal odaya alındığımda kendimi daha iyi hissettim. Ama, Dalga yanımda yoktu. Hala kızgın mıydı bana? O yüzden mi yanıma gelmiyordu?
Kapının açılma sesiyle hafifçe yerimde doğrulmaya çalıştım ama karnımdaki acı buna izin vermedi. "Dalga, sen misin?" Bir polis gelmişti. Peki ya neden? "Kenan Bey müsaadenizle iki dakika ifadenizi almam gerekiyor."
"Ne? Neden? Ne oluyor?"
"Size ait olan ruhsatlı tabancada Dalga Karay'ın parmak izleri tespit edildi. Tedbir amaçlı kendisi şu an nezarethanede."
"Bakın, beni vuran kız arkadaşım değildi. Tam tersine ben kendimi vurdum. Tetiğe ben bastım orada benim de parmak izlerimin olması gerekiyor. Lütfen onu oradan çıkarın. Onun hiçbir suçu yok."
"Peki kendinizi neden vurdunuz?"
"Ölmek istedim."
Elindeki sekreterliğe bir şeyler yazdı. "Tamamdır. Gerekeni yapacağız."
Odadan çıktığında yanımda telefonum yoktu. Ne yazık ki Demir'lere haber veremiyordum.
(Dalga)
İçeriye bir polis girdiğinde ayağa kalktım ve demir parmaklıkları tuttum. Polis kapının kilidini açtı. "Kenan ifadesini verdi, serbestsin."
Hızla olduğum yerden dışarı çıkıp hastanenin yolunu tuttum. Şu anda ne yapıyordu? Yoğun bakımdan çıkmış mıydı? En önemlisi iyi miydi?
Bölüm etkileşimi
