15. bölüm / 34
19 Nisan: İntikamKAR GİBİ BEYAZ, ADI 'SİYAH'
Bölümler 34Şu an: KAR GİBİ BEYAZ, ADI 'SİYAH'
- 1 ACI KAYIPLAR4.466 kelime
- 2 KENAN1.737 kelime
- 3 FIRTINA KOLEJİ5.248 kelime
- 4 İNTİHAR2.683 kelime
- 5 İŞKENCELER2.484 kelime
- 6 MAVİ YONCALI BİLEKLİK3.342 kelime
- 7 KUMAR BORCU3.980 kelime
- 8 DOLUNAYLI GECE2.414 kelime
- 9 LİDERİÇE3.405 kelime
- 10 GÜZEL BİR GÜN2.673 kelime
- 11 AFFET BENİ2.808 kelime
- 12 KÖTÜ HUYLU TÜMÖR3.914 kelime
- 13 KISA ÖMÜRE SIĞDIRILAN BÜYÜK HAYALLER1.894 kelime
- 14 ÖLÜMCÜL YÜZME DERSİ3.227 kelime
- 15 KAR GİBİ BEYAZ, ADI 'SİYAH'2.364 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 KALBE SAPLANAN BIÇAK2.883 kelime
- 17 DAL♡KEN2.292 kelime
- 18 MERMİ YAĞMURU3.469 kelime
- 19 MADRİGAL KONSERİ4.674 kelime
- 20 HAYAT BOYU KANAYAN YARA2.509 kelime
- 21 MAHKEMELER VE KARGAŞALAR2.678 kelime
- 22 YAŞAM SAVAŞI4.950 kelime
- 23 GERİ DÖNÜŞ4.405 kelime
- 24 KÖTÜ GÜNDE GELEN ZAFER1.436 kelime
- 25 KANLAR İÇİNDE KALAN YÜZ2.486 kelime
- 26 ÖLMEDEN ÖNCEKİ SON BAKIŞMA2.188 kelime
- 27 AY VE GECE3.344 kelime
- 28 HEM GÜNDÜZÜM, HEM GECEM2.360 kelime
- 29 KÜÇÜK BİR KIŞ TATİLİ2.546 kelime
- 30 HEM ÇETE, HEM AİLE2.630 kelime
- 31 3 MART2.669 kelime
- 32 19 NİSAN4.415 kelime
- 33 TEHLİKELİ YARIŞLAR6.904 kelime
- 34 BİR MASALIN SONU5.372 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bembeyaz bir tavşancık ama asıl olay adında. Adı bana karanlığı daha çok sevdiriyor.
(12.02)
Dalga'yı öğlen uykusuna uyuması için ikna ettim. Çünkü Demir birazdan hem arabayı hem de tavşanı getirecekti. Biraz zor olmuş ama yine de küçük beyaz bir tavşan bulabilmiş. Uyandığı zaman hediyelerini verecektim.
"Kenan uykum yok. Hem ben neden bu saatte uyuyorum?"
"Dinleneceksin işte sevgilim." Tam söze girecekken hapşırdı. "Benimle yaşa."
"İnsan bir çok yaşa der. Benimle yaşa ne ya?"
"Benim dilimde çok yaşa değil, benimle yaşa var. Rahatsız olsan bile benimle yaşa diyeceğim."
"Şaşırdım sadece, beğendim bunu. Neyse onu boşver de ben hasta olacağım galiba. Dün gecenin köründe attın beni buz gibi suya, tabii ki hasta olurum. Ya bir de sen çok şapşalsın, yaranın olduğunu bile bile yüzdün."
"Ben deliyim biraz, bakma sen bana. Hem, ben sana bakarım güzelim. Kendi ellerimle çorba yaparım. Övünmek gibi olmasın ama bir yudum içsen ertesi gün şıp diye iyileşirsin o derece mükemmel bir çorba yapabiliyorum."
"Hımmm, o zaman evlendiğimizde yemekler senden, değil mi?" Bir süre cevap vermedim. Söyledikleri karşısında kalakalmıştım. Evlenmek mi? Yani, tabii Dalga ile evlenmeyi çok isterim ama benim bir katil olduğumu öğrenince hala benimle evlenmek ister miydi? İstemezdi elbette.
"Evleneceğimiz gün gelene kadar da yemek yaparım, sen iste yeter."
"Bak, evlenirsek eğer nikahta o kadar kişi istemem, aramızda gibi bir şey olsun yani kalabalığa gerek yok bence. Ve ben gelinliğimin omuzları açık, hafif süslü olmasını isterim. Sen de zaten yakışıklı falansın ama o gün ayrı bir yakışıklı olursun. Hayali bile güzelmiş, düşünsene düğünden sonra uçurumun kenarına gidiyoruz Demirlerle beraber, başımız ağrıyana kadar viski içiyoruz falan fistan, bir de gerçekleşse tam şenlik olur."
"Bunların, hepsini gerçekleştireceğim, söz veriyorum. Hayalindekinden daha güzel bir düğünümüz olacak."
"Peki ya kötü bir şey olur da ayrılırsak?"
"Hatayı ben yaparsam, yine de sana sadık kalacağım. Gözüm başkasını asla görmez. Ay ne zaman geceyi bırakırsa belki senden vazgeçerim. Hatayı sen yapsan bile aynısı olacak. Sinirlenirim falan ama sinir geçicidir, zaman sonra affederim seni. Çünkü benim senden başka kimsem yok."
"Ben de eğer ayrılırsak ki Allah korusun, hala seni seveceğim," işaret parmağıyla kalbini gösterdi. "Benim bu kalbim sana ait, unutma bunu." Elinin tersini öptüm. Biliyordum, onun kalbi benimdi, benim kalbim onundu. Biz yin ve yang gibiydik, birbirimizi tamamlıyorduk.
"Neyse, kapat artık o güzel gözlerini, uyandığın zaman sürprizlerini vereceğim," ayağa kalkıp kapıyı açtım. "İyi uykular."
"Sürprizleri şimdi versen olmaz mı?"
"Olmaz, hazırlık yapmam gerekiyor. Birazdan gelip seni uyandıracağım." Odadan çıkıp kapıyı kapattım.
(Dalga)
Uyumak istemiyordum, çünkü üzerimde gereğinden fazla bir enerji vardı. Telefonumu elime alıp Mavi'yi aradım. Onunla konuşmaya ihtiyacım vardı. Telefonu anında açtı ve konuşmaya başladı. "Alo? Dalga nerelerdeydin sen?"
"Aramayı unutmuşum, özür dilerim seni meraklandırmak..."
"Kızım meraktan öldüm ya! Sadece ben değil, Barkın da, Faruk da merak etti seni! Ömrümüzden ömür gitti!" Arkadan Barkın ve Faruk'un sesi geliyordu.
"Canım benim sakin olur musun? Ben iyiyim, merak etmeyin. Kenan vurulduğu için onunla ilgileniyordum, telefon yanımdaydı ama aramak aklımın ucundan geçmedi. Özür dilerim. Barkın'lar hazır yanındayken telefonu hoparlöre alır mısın? Sizlere söylemem gereken bir şey var."
Barkın'ın o sert ve gür sesini işittiğimde olduğum yerde korkudan sıçradım. "Dalga! Neredesin sen? Çabuk söyle seni almaya geleceğim!"
"Lütfen, üçünüz de sakin olun. Barkın sen de sakın gelme. Oturun oturduğunuz yerde. Ben burada, Kenan'ın yanında çok iyi-"
"Ya başlatma Kenan'ına! Üç günlük sevgilin bizden daha mı..."
"Faruk! Beni bi' dinler misiniz? Rica ediyorum, şu an benim hayatım söz konusu siz hala ben aramayı unuttum diye bana sinirleniyorsunuz!"
"Ne oldu? Ne hayatın söz konusu falan? O herif seni evinde zorla mı tutuyor Dalga? Bir şey mi yaptı sana?"
"Ne zorla tutulması ne bir şey yapması ya? Saçmalama Barkın. Neyse, söyleyeceğim ama ağlamak yok tamam mı? Söz verin bana." Sesim titremeye başlamıştı bile. "Mavi, geçenlerde senin yanındayken midem bulanmıştı ya, Kenan'ın vurulduğu gece tahlil verdim..." Gözümden bir yaş süzüldü. "Beynimde kötü huylu tümör var. Ölümüm yakın. Ameliyat olacağım, ancak yaşama ihtimalim yok, her türlü öleceğim. Ömrüm tükeniyor."
Uzun bir sessizlik oldu. Karşı tarafın çıtı çıkmıyordu. "Orada mısınız?"
Mavi'nin hüngür hüngür ağlama seslerini işittiğimde ben de kendimi tutamayıp ağlamaya başladım. Ardından diğerleri de ona katıldı. "İyi ki ağlamayın dedim. Bana zarar veriyorsunuz, yapmayın."
"Nasıl ya? Sen gözlerimizin önünde eriyeceksin ve biz buna engel olamayacak mıyız?"
"Evet Faruk, maalesef."
"Dalga, hemen bizim yanımıza gel. Bari benimle kal, olmaz mı?" dedi Mavi.
"Kenan beni hayatta bırakmaz. Hem, ona söz verdim, ama size de söz veriyorum sık sık yanınıza gelmeye çalışacağım."
"Dalga, biz kardeşiz bunun farkındasın değil mi? Ya da bir dakika, Kenan mı, yoksa kardeşlerin mi?" Barkın'ın sorusu karşısında donakaldım. Buna cevap veremezdim. "Seç birini Dalga."
Bir süre sustum, sessizce ağladım. "Özür dilerim. Fakat Kenan'ı seçmek zorundayım, ona ihanet edemem."
"Demek öyle. Yalnız, sen Kenan'ı seçerken üçümüze aynı anda ihanet ettin. Mavi, bundan sonra Dalga ile konuşursan bir daha yüzüne bakmam haberin olsun. Faruk sen de," ah hayır, olamaz. Barkın bunu yapıyor olamaz. "Barkın, bir saniye dinle beni..."
"Kendine iyi bak." Telefon yüzüme kapandığında sinirle telefonu fırlattım ve yorganı yüzüme kadar çektim. Üçünü de kaybetmiştim. Mavi bile artık aramayacaktı beni. Toparlamaya çalıştıkça her şey daha kötü oluyordu.
(18.17, Kenan)
Demir sonunda otomatik kapının açılmasıyla arabamla beraber içeri girdi ve tam önümde durdu. Arabadan Demirle beraber Ateş ve Berke de inince şaşkınlığımı gizleyemedim. İlk arabam tam karşımdaydı. Bu siyah BMW ile olan anılarım canlandı kafamda. Kendisine zarar gelmesin diye galeriye bırakmıştım ve onun yerine siyah Mercedes almıştım.
"Kenan, Dalga bayılıyor da bizim niye sonradan haberimiz oluyor?"
"Oğlum o an çok kritikti benim için. Ben de Demir'i arayıp söyledim. Kusura bakmayın. Demir, tavşancık nerede?"
Bagaja ilerlerledi ve bir dakika sonra elinde bir kafesle geri döndü. Kafesin kapağını açtığımda içindeki küçük, beyaz tavşanı gördüm. "Çok şirin duruyor. Dalga buna bayılacak." Kapağı kapatıp kafesi elime aldım. "Arabanın üzerini örtün, içeri geçelim. Yemek hazırdır. Bu arada, biletleri ne yaptın?"
"Cumartesi günü Ataşehir'deki konser için bilet aldım."
Gülümseme oluştu yüzümde. "Güzel."
(18.30, Dalga)
Banyodan çıktığımda Kenan odaya girdi. "Ha, ben de seni uyandıracaktım." Sanki Kenan'ı duyamıyormuş gibi odadan çıktım ve merdivenlerden indim. Kenan ise hemen arkamdaydı. "Dalga, bir sorun mu var?" Tam merdiven bitiminde durdum, elimi kalbime götürdüğümde gözlerimi kapattım. Boşta olan elim tırabzana tutunduğunda Kenan karşımda durdu. "Güzelim ne oluyor? Neyin var?" Oturma odasına ilerlediğimde masada oturan Demirleri fark ettim. "Baş başa olduğumuzda anlatırım."
Demir'in karşısına, Berke'nin yanına oturduğumda üçünün de gözleri bendeydi. "Hoşgeldiniz."
"Hoşbulduk, nasılsın?" dedi Demir. Kenan da aramıza katıldı. "İyiyim." Kenan'ın önündeki bardağı alıp içindeki viskiden bir yudum aldım. Tadına alışmam biraz zaman alacak gibi duruyordu. Ardından bir yudum daha, bir yudum daha derken bardaktaki viskiyi bitirdim. Bardağı Kenan'a uzattım. "Doldurur musun?"
"Aç değil misin canım?"
"Hayır, lütfen doldur şunu." Viski şişesini aldı ve bardağı yarısına kadar viski ile doldurdu. Koyar koymaz tek dikişte içtim ve bardağı aldığım yere geri bıraktım. Dördü de bana bakıyordu. "Kusura bakmayın, kafam dağınık biraz. Siz devam edin." Masadan kalkacağım sırada Kenan kolumu tuttu. "Bir şey yemeyecek misin?"
"Hayır, iştahım yok."
"Benim için bir iki lokma bir şeyler ye bari. Olmaz mı?" Demirlerin yanımızda olmasına rağmen aramızda sessiz bir bakışma geçti. Yerime geri oturup tabağımdaki tavuklu pirinç pilavını bir çırpıda yedim ve ayağa kalkıp kendimi koltuğa bıraktım. Sessizlik. Koca bir sessizlik geziyordu evin içinde. Onlar bile konuşmuyordu. Bir boşluğa odaklanmıştım. Sanki dünyada değilmişim gibi hissettim. Ta ki Kenan'ın bana seslenişini duyana kadar. Gözlerim ona döndüğünde bahçeyi gösterdi. "Bir gelir misin?"
Ayağa kalktığımda yavaş yavaş yürüyüp Kenan'la beraber bahçeye çıktım. "Bir şey var. Söyler misin nedir o bir şey?"
Saçlarımı karıştırdığımda gözümden bir yaş aktı. "Kaybettim. Barkın'ı, Faruk'u, Mavi'yi... Kardeşlerimi sildim. Seni onlara tercih ettim. Yanımıza gel dediler ama ben seni seçtim." Beni kendisine çekip öyle bir sarıldı ki benim de tek yapabildiğim ona sarılmaktı. Benden ayrılıp yüzümü ellerinin arasına aldı. "Çok istiyorsan onların yanına gidebilirsin benim için hiç sorun değil."
"Hayır, burada kalmak istiyorum Kenan. Tamam, onlar benim kardeşlerim ama sen de benim her şeyimsin. Lütfen, yanında kalmama izin ver." Gözyaşlarımı silip alnıma uzun ve derin bir öpücük kondurdu. "Pekâla, neyse içeri geçelim artık." Onun önünde ilerleyerek eve girdim. Ardımdan da o geldi.
Demir'in elindeki kutu gözüme çarptığında şaşırdım. Biraz fazla büyüktü. "O nedir?"
"Senin, açmayacak mısın?" Kutuyu gülümseyerek bana uzattı. Kenan'a baktığımda bilmiyormuş gibi dudaklarını büzdü. Kutuyu Demir'in elinden alıp kilimin üzerine oturup önüme bıraktım ve açtım. İçinde bir kafes vardı. Kafesin içinde de küçük beyaz bir tavşan... Ne? Tavşan mı?
"Ben yanlış görüyorum galiba. Bu kafesin içinde bir tavşan olamaz."
Kenan yanıma, Demirler de karşımıza oturdu. "Tavşan istemiştin, değil mi?" Gözlerim dolduğunda kafesin kapağını açıp tavşanı içinden çıkardım ve ellerimin arasına aldım. Çok küçüktü, minicikti. Pamuk gibi yumuşacıktı. Pembiş burnu sürekli hareket ediyordu. "Kenan, bu çok tatlı."
"Daha ne ki? Sürprizlerim bitmiyor." Tavşanı kafesine geri bıraktım. "Nasıl yani?" Ayağa kalktığında benim de kalkmam için yardım etti. Demir'lere başıyla işaret yaptı. Onlar dışarıya çıktı, ben ise Kenan'a bakakaldım. "Ne oluyor?" Elleriyle gözlerimi kapattı. "Bu biraz büyük bir şey, o yüzden gözlerini kapatmam lazım."
Onun adımlarına ayak uydurarak dışarıya çıktığımı soğuk esen rüzgarın tenime vurmasından anladım. Sonra bir anda durduk, gözlerimi açmadan "Hazır mısın?" diye sordu, başımı salladım. Gözlerimi açtığında karşımda siyah bir BMW duruyordu. Bu kadarı da olamazdı. "Ehliyetinin olduğunu söylemiştin, doğru mu?"
"Kenan bunu hayatta kabul edemem." Beni kendisine çevirdi ve gözlerime uzun uzun baktı. Zaten evinde kalıyordum, bir de arabasını elinden alamazdım. Anahtarı elime bıraktığında elini tutup geri vermek istedim. "Yapma Kenan, bu araba milyon dolarlara eşdeğer. Lütfen al şu anahtarı."
"Milyon dolarların canı cehenneme."
"Hayır, anahtarı versen bile kullanmam. Başına bir iş gelse, bir kaza yapsam sana bir ton masraf kitleyeceğim, farkındasın değil mi?"
"Kaza yaparsan senin canın daha önemli, arabanın aldığı hasarmış falan umurumda değil. Galeride tozlanmaya yüz tutmuştu, ben de sana hediye ediyorum. Bu araba artık senin, hayırlı olsun bebeğim." Gözlerim dolduğunda Kenan'ın boynuna sarıldım. Elimdeki anahtarın üzerindeki amblemin üzerinde gezdirdim başparmağımı. Elleri sırtımdan belime doğru indi. Parmakları tenimde gezindi usulca. "Yarışa var mısın?" Gözlerimi kocaman açıp ondan ayrıldım. "Ne yarışı?"
"Sahil boyu ilerledikten sonra geri dönüp eve ilk ulaşan yarışı kazanır. Kaybeden de kazanının istediğini yapar, kabul mü?" Hayatında araba yarışı görmemiş duymamış bir kızdım ve ilk defa sevdiğim adamla araba yarışı yapacaktım. Gariplik dolu bir gece oluyordu şu an. "Kabul. Yalnız ben tek başıma olmak istiyorum."
"Tamam, yalnız ben bu yarış konularında iyiyimdir birtanem, haberin olsun. Burada görüşürüz."
"Gördük basketbolda Kenan Bey."
Gülümseyip göz kırptı. "Beyler, atlayın hadi." Üçü beraber Kenan'ın arabasına ilerledi. Ben de koşa koşa arabaya bindim ve çalıştırdım.
Yola çıktığımızda ikimizde aynı hizada ve aynı yerde durduk. "Hazır mısın?" diye sordu bana. "Hiç olmadığım kadar."
"Güzel. O zaman bir, iki, üç!" Gaza bastığımızda hizayı bozmadan ilerliyorduk. Kenan'ın gaza daha çok yüklenmesiyle beni geçti. Ama ben onun kazanmasına izin veremezdim. Ne olursa olsun bana karşı kaybetmek zorundaydı.
Yavaş yavaş trafik artmaya başladığında makas atarak ilerledim ve Kenan'ı geride bıraktım. Gaz pedalına bastıkça bütün hırsım arttı. "Bu çok güzel bir şey!" Bir yandan makas attığım için korna sesleri kulaklarıma ulaşıyordu ama bunu kafama takmıyordum bile.
(Kenan)
"Çok hızlı gidiyor Kenan, yavaşlaması lazım yoksa kaza yapacak." Demir'in beni uyarmasıyla Dalga'yı aradım. Bekletmeden açtı telefonu. "Söyle sevgilim?"
"Biraz yavaşlar mısın? Çok hızlı gidiyorsun."
"Tabii, yavaşlayayım da yarışı kazan değil mi? Dalga Karay yemez bu lafları!"
"Canımın içi yarışı kazanmak için dememiştim. Sana bir şey olacak diye korkuyorum, lütfen."
Beni dinlemedi. Dediklerim bir kulağından girip öbür kulağından çıkmış gibi oldu. "Bu muhteşem Kenan!" Telefonu kapattığında gaza daha çok bastım.
(Dalga)
Sahile geldiğimde Kenan ile aramda beş altı metre vardı. Trafik burada yok denecek kadar azdı. O yüzden istediğim gibi hareket edebilirdim. Hız ibresi yüz doksana ulaşmıştı. Bir yandan esen rüzgarın saçlarımı havalandırması, tenime nazik ve üşütmeyen dokunuşlar yapması o kadar güzel bir histi ki...
Evet, on sekiz yaşıma girer girmez babamın zoruyla ehliyetimi aldım fakat bu zamana kadar hiç araba sürememiştim. İlk arabam ve ilk araba kullanışım şu an gerçekleşiyordu. Kenan'ın sayesinde...
Sahil bitmek bitmiyordu, zaten deniz kıyılarının sonu yoktu. Geri eve nasıl döneceğimi bilmiyordum. İlerideki kavşağı fark ettiğimde hızla frene basıp direksiyonu çevirdim. Etrafım sis bulutu tarzı bir dumanla kaplandı. Gaza yeniden basıp geri döndüm. Derken sol taraftan Kenan'ın geldiğini fark ettim. Şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Ben ise sadece ona göz kırptım ve yoluma devam ettim.
(Kenan)
"Oha, nasıl drift attığını gördünüz mü?" Demir konuşurken benim aklım hala Dalga'nın atarken ortalığı dumana boğan driftindeydi. "Bir şey diyeyim mi? Araba ya da motor yarışlarına katılsa..."
"Hayır Demir, onu o yarışlara asla karıştırmayacaksınız. Ne arabaya, ne de motora. Bu çok tehlikeli. Karşısına çıkabilecek rakipleri bilmiyor. Ona sakın yarışlardan bahsetmiyorsunuz. Valla gebertirim sizi. Anlaşıldı mı?"
"Tamam, sakin ol kral ya. Bu kadar abartmana gerek yoktu."
"Acaba eve ulaştı mı?" diye sordu Berke.
"O hızla gittiğine göre çoktan ulaşmıştır." Kendime hem sevgili hem de dişli rakip bulmuştum. İşim zor gerçekten.
(On yedi dakika sonra)
Eve nihayet vardığımda otomatik kapı açılır açılmaz içeri girdim ve arabayı rastgele park ettim. Ben geldikten bir dakika kadar sonra da Kenan geldi. Kalçamı arabaya yaslayıp gülümsedim. Arabadan iner inmez Demirler beni alkışlamaya, ıslık çalmaya başladı. Sanki çok büyük bir şey kazandım.
Kenan yanıma gelip bana sarıldı. "Tebrik ederim bebeğim."
"Nasıl drift attığını gördünüz mü? Oğlum, çok iyiydi! Şehri dumana boğdu resmen."
Kenan'dan ayrılıp Demir'e baktım. "Abartma, o kadar da değildi." Kenan saçlarımı arkaya atıp onlarla oynamaya başladığında gözlerim ona döndü. "Kazandığına göre..."
"Görüşürüz Kenan, iyi geceler." Demir'in sesi Kenan'ın konuşmasını böldüğünde gülümseyip Kenan'dan uzaklaştım. "İyi geceler hepinize," üçüne de el salladım ve eve girdim.
Oturma odasındaki tavşancığımı almadan odaya çıkmak istemedim. Adını bu sefer Siyah koyacaktım. Çünkü ona her seslendiğimde geceyi, karanlığı bana daha çok sevdirsin, adı onları çağrıştırsın istiyordum. Hayatıma hoşgeldin küçük tavşanım Siyah.
Siyah'ı kafesinden çıkarıp onunla beraber yatağa oturduğumda Kenan odaya girdi. "Miniğin adını koydun mu?" Yanıma oturdu. Avuçlarımın arasındaki tavşanı Kenan'a gösterdim. "Tanıştırayım, bak bu Siyah. Siyah bu da Kenan, benim erkek arkadaşım."
"Kendisi beyaz olan bu hanımefendinin adı neden Siyah mesela? Bir anlamı var mı?"
"Karanlığın tek sahibi siyahtır. Siyah eşittir gece. Ben Siyah'a her seslendiğimde geceye ve karanlığa alışmak istiyorum. O yüzden kendisi beyaz ama adı Siyah." Küçük başının üzerine öpücüğümü kondurup onu kafesine bıraktım ve bu sefer Kenan'ın karşısına oturdum. Bir süre bakıştıktan sonra önüme düşen saçlarımı arkaya attı. "Benden istediğin bir şey var mı?" Kulağıma yaklaştı. "Mesela... Söylediklerinin haricinde sevdiğin bir şey var mı?" Yanağını yanağıma sürttüğünde olduğum yerde ürperdim. Dudakları çenemi öpüp dudaklarıma doğru yaklaştığında geri çekildim. Şu an değil. Doğru bir zamanda Kenan'dan bir şey isteyecektim. "Şimdilik bir şey istemiyorum. Bunu daha sonra kullanacağım. Neyse, uyuyalım mı?" Yorganın içine onunla beraber girdiğimde benim için sırtüstü yattı ve başımı göğsüne bastırdı. O şekilde sadece birkaç dakika sonra uykuya daldım.
Bölüm etkileşimi
