8. bölüm / 18
Zelzele8.Bölüm/Gökyüzü Bakışlı
Bölümler 18Şu an: 8.Bölüm/Gökyüzü Bakışlı
- 1 1.Bölüm/Veda429 kelime
- 2 2.bölüm/Sürdürmek2.568 kelime
- 3 3.bölüm/Başlangıç4.156 kelime
- 4 4.Bölüm/Yeniden5.011 kelime
- 5 5.Bölüm/Yan Yana5.036 kelime
- 6 6.Bölüm/Gecenin Karanlığı3.316 kelime
- 7 7.Bölüm/Aile4.885 kelime
- 8 8.Bölüm/Gökyüzü Bakışlı3.283 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9.Bölüm/Tehdit3.092 kelime
- 10 10.Bölüm/Sevgilim4.667 kelime
- 11 11.Bölüm/Geçmiş4.526 kelime
- 12 12.Bölüm/Beklenmeyen Acı2.395 kelime
- 13 13.Bölüm/Korku3.693 kelime
- 14 14.Bölüm/Yeni Başlangıçlar3.796 kelime
- 15 15.Bölüm/En Büyük Hediye3.451 kelime
- 16 16.Bölüm/Şüphe Duyarsam?3.672 kelime
- 17 17.Bölüm/Üst Üste2.877 kelime
- 18 18.Bölüm/Haykırış6.959 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Ne!” diyen Nehir’in tiz çığlığı ile gözlerimi sınanırcasına kapadım.
Timle çaylarımızı içip biraz sohbet ettikten sonra vedalaşmıştık.Herkes dağıldıktan sonra kalan bulaşıkları halledip Nehir’le kendime Türk kahvesi yapmakla iyimi ettim diye düşünüyordum.
“Ne demek sarıldı!” diye devam etmesiyle elimle ağzını kapadım.Adam üst katımızda oturuyordu!
“Kızım bağırmasana duyacak şimdi!” diye sinirle konuşarak elimi geri çektim.
“Ay nasıl duysun,fil kulağı değilya;insan kulağı!” diye çıkıştı.
“Olsun yerin kulağı var.Ayrıca Yavuz’da bugün Yiğit’te kalıyor.Öğrenmemesi lazım.” dedim tedbirle.
“Yavuz mu?” diyerek konuyu dağıtmıştı.
“Noldu,hoşunamı gitti?” diye dalga geçmeye başladım.Hep o geçecek değildiya!
“Ne hoşuma gidecek canım,banane?” diye açıklama yaparken çok komik gözüküyordu.
“Yalan söyleme be.Seni bilmesem inanıcam!Yemekte öksürüğe müdahale etmeler falan,centilmen adam.” diyerek Yavuz’u övecek raddeye ne ara geldiğimi sorgulamaya başladım.
“Adam yardım etti canım!” diye çekine çekine konuştu.Yanakları yanmaya başlamışken hiç inandırıcı gelmiyordu ama üzerine de gitmedim.
“Hem benimki sadece yardım etmek içindi,Yiğit sana sarılmış!” diyerek en başa döndük.
“Ya söyledim ya nedenini.Abartıp durma!” dedim.
“Gayette abartılacak bir şey,sende biliyorsun.” diyerek topu bana attı.
“Benim bir şey bildiğim yok!Çenen açıldı gece gece hadi kalk.” diyerek fincanları toplamaya başladım.
“Hep öyle olur zaten!” dese de bana yardım etmeye başladı.
Fincanları da makineye koyduktan sonra ikimizde odalarımıza çekildik.
Yiğit Kara
“Yemekler baya iyiydi!” diyen Yavuz’la kafamı telefondan kaldırdım.
“Tuana komutanın eli lezzetliymiş.” diye devam ettiğinde kendi kendine konuşuyor gibi duruyordu.Çünkü hala telefona bakıyordu.
“Neye bakıyorsun lan sen?” diye sordum.
Cevap gelmedi.
Ayaklanıp yanına ilerlememi bile fark etmeyen gerizekalı arkadaşımın elindeki telefonu çekip aldım.
“Lan dur napıyorsun!” diye ayağa kalkacakken elimle omuzlarından tutup yanına oturdum.Telefonda Tuana’nın ev arkadaşı Nehir’in fotoğrafı vardı.
“Noldu oğlum,bir saatte aşıkmı oldun sen?” diye muzip bir tavırla konuştum.
“Lan ne aşkı amına koyayım,saçmalama!”
“Ne bu o zaman?”
“Meraktamı etmeyelim arkadaş ya?Özel hayata saygı sıfır!” diyerek telefonunu elimden aldı.
“Aynen kardeşim,kesin meraktır!Lan kızın öksürüğünü durdurmak için okulda aldığımız eğitimi uyguladın.Kime ne anlatıyorsun sen?” dedim bu sefer.
“Ne yapsaydım,ölsemiydi kız!” diye abarta abarta konuştu.
“Lan abartma!Ayrıca yanında Tuana vardı sana ne oluyor?”
“Refleks kardeşim,refleks.” diyerek arkasına yaslandı.
“Senin ben refkeksini…” deyip sustum.Fazla küfürde bünyeme zarar veriyordu.
“Hem sen bana laf sokacağına kendi aşk hayatınla ilgilen.Bugün Zeynep’i Tuana’nın odasından çıkarken gördüm.Ondan öncede sen girdin.Hayırdır,aşk üçgenimi oluştu?” dedi.
“Saçmalama lan,ne aşkı Zeynep’le!” diye çıkıştım.
“Vay,kardeşim!Tuana’yla aşk yaşanıyor yani?” dedi yerinde dikleşerek.
“Yavuz.” dememle kamburlaşması bir oldu.
“Ne var?Zeynep sana aşık,sen Tuana’ya aşıksın;Tuana’da Allah’a emanet işte.Yani bu aşk üçgeninde sen ve Tuana ihtimali daha yüksek.”
“Lan senin içine Aras’mı kaçtı,ne biçim bir tavır bu?”
“Bu biçim bir tavır kardeşim.Hem konuyu değiştirmeye çalışma!Belki Tuana’da seni seviyordur lan,ümidi kesme.” diye dalga geçti.
“Kimseye aşık olduğum yok gerizekalı.Saçma sapan imalarda bulunup durma.”
“Yalanını sikeyim senin.” diyerek telefonla olan ayrı dünyasına geri döndü.
“Yatıyorum ben,sabah uyandığımda kahvaltı hazır olmuş olsun.” diyerek ayaklandım.
“Lan siktir git!Kahvaltı dediğinde sebzeli smoothie amına koyayım.” diye bağırdı.
“Mis gibi kahvaltı oğlum!”
“Ulan ben kokusundan içemiyorum gelmiş bana mis gibi diyorsun.İçinde bir ben yokum anasını satayım,benide koy tam olsun!”
“Yok kardeşim o zaman içemem mazallah zehirlenirim-“ derken Yavuz eline arkasındaki yastığı alıp fırlattığında koşup salondan çıktım.Arkamdan duyduğum son ses ise;
“Bok iç!” oldu.
Gülerek odama girdiğimde yatmadan önce hızlı bir duş aldım.Elimdeki havluyla saçımı kurularken yatağa oturup çekmecemi açtım.
Uzanıp aldığım şey çocukluğumun en güzeliydi.
Tuana.
İkimizde bir gün ne olacağını bilmeden ayrılmış,birbirimiz olmadan tüm zorluklarla başa çıkmıştık.
Şu an aynı timde komutan,aynı apartmanda komşuyduk.
Ve en önemlisi geride bıraktığım çocuk,hayatımda gördüğüm en gözü kara kadındı.
Tahir’i konuşturması,yaptırdığı antrenmanlar ve operasyon yönetimiyle her seferinde kendine hayran bıraktırıyordu.
Birde;çok güzeldi.Haddinden fazla.
Tuana
Nehir’le rutin haline gelen bir sabahı daha atlattıktan sonra alaya geldim.Timle harika bir antrenman yapıp öğle yemeğine gelmiştik.
Doruk yine kahvemi getirmiş,Zeynep arada masamıza bakmaya devam etmiş,tim ise kendi halinde konuşmaya ediyordu.
“Komutanım o değilde çökertmenin tadı damağımda kaldı!” diyerek dünü konuşmaya başladı Alparslan.
“Napıyım oğlum?” dedim boş boş.Her gün çökertme kebabı yapacak değildimya!
“Yok komutanım elinize sağlık diye yani.” diye kendini açıkladı ardından.
“Afiyet olsun.” dedim bu sefer.Mala yatmak işime geliyordu.
“Komutanım o değilde,ben hayatımda böyle bir tavuk yemedim!” diyen bu sefer Aras’tı.
“Nehir yaptı onu.Kendi özel bir sos hazırlıyor,ne bilmiyorum.” dedim.
“Demekki kendisi kadar elinin lezzeti de gü-“ diyecekken Yavuz lafa atladı:
“İkinizinde eline sağlık komutanım.” diye baskın sesiyle konuştu.
Kıskanmışmıydı ne?
“Bende hediyeleriniz için teşekkür ederim.” dedim.
“Selin’in fikriydi komutanım.” diyen Doğan’a asla şaşırmamıştım.
“Zaten böyle ince düşünceler erkeklerden çıkmaz oğlum,siz söylemeseniz de anladım.” dedim.
“Komutanım bu gerizekalılara kalsaydık saçma sapan bir tablo alacaktık!” dedi Aras.
“Guernica tablosuydu o süperzeka.” dedi sakince Yavuz.
“Lan yok o değildi!Sikimsonik bir gün batımı tablosuydu.O yüzden almadıkya!” diye lafa atladı Doğan.
“Guernica tablosu Yiğit komutanın gösterdiği tabloydu ama bunlar sanattan anlamadığı için almadık.Bende çerçeve akıl ettim.” dedi Selin.Ne demişti?
“Tabloyu sizmi gösterdiniz komutanım?” dedim şokla.
“Hayırdır üsteğmenim?Picasso’nun önemli eserlerinden biri olduğu için seversiniz diye düşünmüştüm ama,hediye ortak alındığı için herkesin beğendiği bir şey olsun dedim.”
“Anladım.” demekle yetindim sadece.Böyle zevkleri olmasına şaşırmıştım.
“Komutanım ben beğenmeyeceğinizi düşündüm ve 6 kişinin onayladığı şeyi yalnızca ben onaylamadığım için almadık.” dedi Aras iyi bir şey yapmış gibi.
İçimden ‘iyi bok yedin,salak!’ demek gelse de Yiğit’i övmek istemediğim için sustum.
“Yemekten sonra albay bizi çağırmıştı.Bittiyse kalkalım.” dedim dakikalar sonra.
Hep birlikte yemekhaneden ayrılıp toplantı odasına geçtik.Hepimiz sırayla odaya girip selam verdikten sonra yerlerimize oturduk.
“Mahmut Teke’nin bu gece Mardin’de bir gece kulübünde olacağı istihbaratını aldık gençler.Operasyon gizli,sivil görünümde gideceksiniz.” diye konuşmaya başladı Şükrü albay.
“Komutanım çatışma çıkarsa ne yapacağız?” diye sordum merakla.
“İçeri girerken kapıdaki güvenlikler üstünüzü arayacağı için üzerinizde bir şey bulundurmayacaksınız.İçeri Yiğit,Tuana ve Yavuz girecek.Dikkat çekmemeniz önemli.Kalanlardan 4 kişi içeride çalışan kılığına girecekler.Onların üstü dolu olacak.Kalan iki kişi de sonradan size katılacak.Anlaşılmayan bir şey?” diye açıkladı.
“Yok komutanım.” dedik.
“Güzel.Taner’i istiyorum Zelzele.Allah yardımcınız olsun!” diye sonlandırdı.
“Saol!” diye hep bir ağızdan bağırdıktan sonra odadan çıktık.
~
“Geçebilirsiniz.” diyen güvenlikle ben,Yiğit ve Yavuz gece kulübüne girişimizi yapmıştık.
Üçümüz müşteri kılığında içeri girer girmez renkli ışıklar,pistte dans edenler ve inanılmaz baş ağrıtıcı bir müzik ile karşılaştık.
Pisti net görebilmek için bar tezgahındaki sandalyelere oturduk.
“Ne alırdınız efendim?” diye muzip bir tavırla soran barmene kafamızı çevirdik.
“Su.” dedim yalnızca.
“Hay hay.” diyerek kafasını sallayıp uzaklaştı.Saniyeler sonra elinde üç bardak birde su şişesiyle geldi Aras.
Bardaklara su doldururken kulağına doğru konuştum:
“Ters bir durum?”
“Yok komutanım.”
Elime su dolu bardağı alıp tekrar piste döndüm.Sağımda Yiğit,solumda Yavuz’un suratları put gibi,kımıldamadan etrafı izliyordu.
“Beyler,” diyerek omuzlarından tuttum. “anonsta yapalımmı asker olduğumuzu?” diye devam ettim.İçerdeki müzikten dolayı rahatça konuşabiliyorduk fakat dikkat çekmememiz gerekiyordu.
İkiside çatık kaşlarını düzeltip normale döndü.O esnada sahneden gelen sese üçümüzde kafamızı çevirdik.
“Beyler-bayanlar;her zaman olduğu gibi bugünde sürpriz sanatçılarımızdan biri sizlerle:Yüsra Yel!” diyerek sanki her gün bu sahnede bu konuşmayı yapıyormuş gibi görünen Alparslan’dan bunu beklemiyordum.
Hemen ardından sahneye çıkan müzisyen kadın ise Selin’di.Çıkacak olan sanatçı ismini bilerek seçip Selin’i müzisyen yapmıştık.Dış görünüşleri benzediği ve Selin’in sesi güzel olduğu için zor olmamıştı.
Selin büyüleyici sesiyle şarkı söyleyip ortamı coştururken neredeyse herkesin dikkati ondaydı.
“Ne kadar güzel bir ses değil mi?” diyen kadın sesiyle kafamı sağa çevirdim.
Kadın sıfıra sıfır Yiğit’e yapışmış bağırarak konuşuyordu.
“Öyle.” diyerek kestirip attı Yiğit.Niye cevap veriyordu?Neden kendisiyle konuşmasına izin veriyordu?
“Beğendiysen evimde sana özel bir mini konser verebilirim.Sanat sen,sanatçı ben olurum.Ne dersin?” diyerek kışkırtıcı sesiyle konuşmaya devam etti kadın.
Gerilmiştim.Evet gerilmiştim!
Kıskandın Tuni.
Hayır!
Ya da;
Evet!
Öksürerek kadına baktığımda birkaç saniye bana bakıp yeniden tüm odağını Yiğit’e verdi.
“Komutanım soğuk su için.” diyerek kulağıma fısıldayan Yavuz’un karnına dirseğimi geçirdim.
Yiğit yüzündeki çapkın gülümsemesiyle bana bakıp yanındaki kadına döndü.
“Yanımda olan kadın varya.” derken sesini hepimiz duyuyorduk.Şokla ona bakarken devamında ne geleceğini tahmin edemiyordum.
“Kendisi kız arkadaşım ve şu an seni parçalamamak için zor duruyor.Devam edersen onu ben bile tutamam sinirlenince gözü kimseyi görmüyor.He bide;kendisine çok aşığımdır.” dediğinde gözlerim büyüdü.
Kadın birkaç saniye kendine gelemezken duyduklarını idrak etmiş olmalı ki kıskançlıkla bana bakıp hızla yanımızdan ayrıldı.
“Ne dedin sen?” dedim kaşlarımı kaldırarak.Sesimde öfke yoktu ama…Ne olduğunu bende bilmiyordum.İçim neden kıpır kıpırdı?
“Görevdeyiz,kadını uzaklaştırmam gerekiyordu ne deseydim?” diyerek mantıklı bir açıklamada bulundu.
Görev Tuni,görev.
“Komutanım haklı komutanım.Hem karımda diyebilirdi,iyi tarafından bakın.” diye araya atlayan Yavuz’a ters ters baktım.
“Parmağımda yüzük yok oğlum.Olsa demezmiydim sence?” derken Yavuz’u muhatabına almasına rağmen bana bakıyordu.Gözlerimin en içine.
“Neyse tamam.” deyip kafamı iki yana salladıktan sonra yeniden önüme döndüm.Göğüs kafesim neden sıkışıyordu?Kendimi parçalayacaktım!
“Komutanım.” diyen Yavuz’un sesinde haber vardı.Kafamızı Yavuz’un baktığı yöne çevirdiğimizde iki erkeğin küçük poşetleri birbirine verdiğini ve etrafı kontrol ederek ceplerine attıklarını gördük.Uyuşturucu alışverişi devam ediyordu.
Tahir sevkiyatı Mahmut denen adama yaptığını söylediğine göre başı bu adamdı.Kendi yaptığı ve sattığı yetmezmiş gibi birde gençleri pis işlerine bulaştırıyordu.
Erkeklerden biri sendeleye sendeleye tuvalete doğru yürümeye başladı.
“Bende.” diyerek yanımızdan ayrıldı Yavuz.Muhtemelen ağzını arayacaktı.
“Şerefsiz.Yaptığı yetmezmiş gibi gencecik çocuklarıda işine karıştırıyor!” diye hırsla konuştum.Nefretim gün geçtikçe artıyordu.
“Yakalayacağız,sakin ol.” diye konuşmasıyla gerçekten rahatlamıştım.Bugün bana ne oluyordu bilmiyordum ama eve gidince bununla baş başa kalacaktım.
Kaç dakika geçtiğini bilmiyordum ama Yavuz bize yaklaşıyordu.Yüzündeki damarların belirginleşmesi sinirlendiğinin göstergesiydi.
“Orospu çocuğu burda değil abi!” diye sinirle konuştuğunda ikimizde ayaklandık.
“Ne demek değil?” diyen Yiğit’ti.
“Gelmişini geçmişini siktiğimin puştu buraya mal gönderiyormuş.İçerdeki çocuk söyledi,satan kişinin adı Mahmut buraya hiç gelmez başkasıyla gönderir malları diye.” dedikten sonra sinirle gözlerimi yumdum.
“Yerini öğrenmemiz lazım.” diyen Yiğit’le gözlerimi açtım.
“İş birlikçisi varsa?” diyerek mantıklı bir fikir attım ortaya.Kendisinin arandığını bildiği için başkasını göndermiş olabilirdi.
Aramızda birkaç metre olan kızın yanına hızlı adımlarla gidip düşmesini engelledikten sonra tuvalete adımladım.
Birkaç kişinin öğürerek kusmasını umursamadan tuttuğum kızın yüzüne su çarptım.
“Kim veriyor bunları size?” diye sordum sertçe.
“Hayırdır abla,canınmı çekti?Al iç bir tane!” diye aptal aptal konuşmaya başladı.
“Bir hapımız eksikti zaten!Kim veriyor dedim!” diyerek sorumu yineledim.
“Meltem diye bir kadın.İçerde pespembe kıyafeti var görmedinmi?Madem burdasın nasıl tanımazsın Meltem’i ya!” diye arkamdan bağırırken tuvaletten çıkıp bizimkilerin yanına ilerledim.
“Pembe kıyafetli kadınlara bakın.Adı Meltem.” diyerek eski yerime kuruldum.
“Yuh komutanım!” dedi Yavuz.
“5 saniyede öğrendinmi?” dedi ardından Yiğit.
“Yok ben malım kafamdan isim uyduruyorum!Bakın pembeli kadınlara.” diye çıkıştım.
İçeriyi gözlerimizle tararken kenardaki kadında durdu gözlerim.
Yiğit’e yürüyen kadındı.Oturduğu masa kulüpteki tüm masalardan büyük,yanında ise koruma taşıyordu.Üstelik üstüde pembeydi,yanımıza geldiğinde dikkat etmemiştim.
O an dikkatini çeken Yiğit’in sözleriydi çünkü.
Arkamdaki zile uzanıp bastıktan sonra yanımıza gelen Aras’la konuşmaya başladı Yiğit.
“Doğan’a sor dışarıda bir hareketlilik varmı.Yoksa Doruk kapıdaki güvenlikleri halledip ortadan kaldırsın.Kağan abi kamera odasındakileri halletsin.Çaprazda oturan pembe kıyafetli kadını alacağız.” diyerek durumu açıkladıktan ve planı yaptıktan sonra tekrar önüne döndü.
Dikkat çekmemek için Aras bir kadeh getirip koymuştu.
“Selin ve Alparslan’a da haber ver.” dedim yanımızdan ayrılmadan.
Kafasını sallayıp onayladıktan sonra gitti.
“Bu kadar sivili kadının dikkatini çekmeden dışarı çıkaramayız.” dedi Yavuz.
“Çok zekisin kardeşim.Bu zekiliğin bir bedeli olmalı ama.Kadını dışarı çıkaracağız.Ve bunu sen yapacaksın.” dedi tane tane.
“Ne?” dedi boş bir sesle Yavuz.
“Sağırmısın lan?Kadına kız arkadaşım var dedim ben gidemeyeceğime göre sen gideceksin!”
“Tuana komutanım gitsin!” dedi mal mal.
“Andaval,kadınamı yürüyüm!” diye çıkıştım.
Zorla kabul ettikten sonra yanımızdan ayrılıp Meltem denen kadına ilerlemeye başladı.
Koruma başta önüne geçsede Meltem korumaya gitmesini söyleyip,Yavuz’u yanına çağırmıştı.
Yavuz kendinden emin bir yüz ifadesiyle kadının kulağına bir şeyler söylerken kadın gülüyordu.Hatta,kahkaha atıyordu.
Yiğit arkasındaki zile basıp Aras’ı çağırdıktan sonra ikimizde avuçlarımızı açıp kulaklıklarımızı aldık.Kulağımıza taktıktan sonra konuşmaya başladım:
“Selin durum bildir.”
“Lanet elbiseden kurtulup silahlarımı kuşandım sonunda komutanım.Kağan abi kamera kayıtlarının başındaki adamı halletti.Kapıdaki korumalar da tamam.Doğan dışarı sakin diyor.Alparslan arabayı hazırladı.Kadını çıkarır çıkarmaz bayıltıp bindirmemiz gerekiyor.”
“Tamam hazırlıklı olun.”
Yavuz kadına ne söylemişti bilmiyordum fakat ayaklanmaları kısa sürmüştü.İkiside dışarı çıkarken yanımızda Aras’la arkalarından ilerlemeye başladık.
Dışarı çıktığımızda etrafta kimse yoktu.Meltem ayak seslerimizi duymuş olacakki arkasına baktı.
“Siz?” diye sordu şüpheyle.
“Ya,biz.” diyerek onu yanıtladıktan sonra Doruk’un boynuna sapladığı iğneyle bayılması bir olmuştu.Hızlıca hepimiz arabaya geçip yerleştik.
Mahmut’u alamamıştık fakat artık elimizde bizi ona götürecek olan koz vardı.
Meltem hanım birkaç saat sonra gözlerini yavaş yavaş açmaya başladı.Elleri ve ayakları Doruk yardımıyla bağlıydı.
“Noluyor,nerdeyim?” diye saf saf soru sormaya başladı.
“Valla ne bok olduğunu yarın öğreneceğiz.” dedim yüzümdeki zafer gülümsemesiyle.
“Ayrıca körmüsün ablacım arabadayız!” diyerek diğer sorusunu cevapladı Yavuz.
“Siz!” diyerek aydınlandı.Her şeyin bir plan olduğunu yeni anlamıştı.
“Meltem;” diyerek öne eğildim.Boyu benden kısa olduğu içine oturunca yüzlerimiz karşı karşıya değildi.
“Hani sahte kimlikler eşliğinde sattığınız haplar varya,” diye devam ettiğimde gözleri fal taşı gibi açıldı.
“Oyununuzu bozduk!” dedim sahte bir üzüntü eşliğinde.Dalga geçtiğim barizdi.
“S-sen,siz nasıl?” diye kekelediğinde gülmeden edemedim.
“Şimdi nereye gidiyoruz biliyor musun Meltem?” diye sordum.
“Mahmut Teke’nin kim ve nerde olduğunu öğrenmeye.” diyerek devam ettim.Donmuştu resmen.
“Ve bize bunun bilgisini kim verecek biliyor musun?”
“Sen.” dedim en net sesimle.
~
“Bakın yemin ederim ben bir şey bilmiyorum!” diyerek bozuk plak gibi aynı şeyleri söylemeye devam eden Meltem’i camın arkasından izliyordum.
Dün gece Hakkari’ye gelip Meltem’i getirdikten sonra sabah ilk iş ifadesini almak istediğimiz için alaydaki odamda uyudum.
Timle kahvaltı edip iş başına geçtik.Başında Yavuz yarım saattir aynı şeyleri tekrar ediyordu:Ben bilmiyorum.
İnanmamızı beklemesi acınasıydı fakat eninde sonunda istediğimiz bilgilere ulaşacaktık.Bu yüzden sakin kalmaya çalışıyordum.
“Dün gece kendi gözlerimle gördüm gençlerin birbirlerine ilaç verdiğini!Kimi kandırdığını sanıyorsun sen?” diye baskın sesiyle konuştu Yavuz.
“Ben satmadım!Mahmut Teke denen adamı tanımıyorum!” diye zırvalamaya devam etti.Bense ağızımdaki sakızı yavaş yavaş çiğnemeye.
“İkimizde çok iyi biliyoruz o şerefsizi tanıdığını.İstersen sabaha kadar dururuz hiç fark etmez.Sen konuşmadığın sürece,bu odadan çıkmak yok Meltem hanım!” demesiyle kadının ağlamaya başlaması bir oldu.
Derin bir nefes alarak Yiğit’e baktığımda kafasını bir kez aşağı yukarı sallamasıyla odadan çıktım.Meltem hanım sakinlikten anlamıyordu anlaşılan.
Sorgu odasına girdiğimde Yavuz’la göz göze gelince kafamla kapıyı göstererek çıkmasını söyledim.Dediğimi yapıp hemen odadan çıktı.Bense kalktığı yere oturdum.
Ağladığı için kafası masaya bakan kadına baktım.Korkuyordu.Haklıydı.
Birkaç saniye ağızımdaki sakızla kadını izlemeye devam ettim.İşim çok uzun süreceğe benzemiyordu.
Sağ elimi şiddetle masaya vurduktan sonra çıkan ses ve masanın titremesiyle birlikte kafasını kaldırdı.Ağızı bu sefer şaşkınlıktan açıldı.
“Beni yorma Meltem.Emin ol Tahir’i konuşturmak için neler yaptığımı tahmin bile edemezsin.Ama sana şunu söyleyeyim;ertesi gün revirden haber geldiğinde beyin sarsıntısı geçirdiğini öğrendim.” diyerek sakince konuşmaya başladığımda göz bebekleri titredi.Korkudan.
“Yani demem o ki Meltem;ne sen beni yor,ne ben seni parçalayayım.” diyerek aynı sakinlikte konuşmayı sürdürdüm.
“Dün manitana yürüdüğümdeki hırsını şimdimi çıkaracaksın asker?” dediğinde sol yanağımdaki sakızı çiğnemeyi bıraktım.
“Tahir’de böyleydi.” dedim sahte üzüntüyle.
“Önce beni hafife aldı,sonra kafasını masaya geçirince konuştu şerefsiz.” diye devam ettim.
Derin bir nefes alıp sesli verdiğim nefeste sıkıntı vardı.En sahtesinden.
“Bir şey bilmiyorum!” diye bağırmasına kulak asmadım.
“Masanın ayaklarındaki jelatinler hala sökülmemiş farkındasın değilmi?” dedim onun yerine.
Anlamaz gözlerle baktığında devam ettim:
“Tam bu odada,bu sandalyede Tahir’in kafasını masaya vurarak yardım.Dolayısıyla masada büyük bir oyuk oluştu.” dediğimde sağ yanağından bir damla yaş düştü.
“Masa eskisi gibi olmayınca bu odaya yeni masa almışlar.Eğer beğenmediysen tekrar yeni bir masa alınmasını sağlarım.Kolaylıkla.”
“Devam etmemi istermisin?” diye sordum beklentiyle.
“Marifetlerimi konuşmaya bayılırım,benlik hiç bir sorun yok.”
“Tamam.” dedi pes edercesine.Kafamı sallayarak yeniden sakızımı çiğnemeye başladım.
“Mahmut Teke;” deyip duraksamasıyla başımı sağa yatırdım.
“Öz babam.” demesini beklemiyordum.Camın arkasındakilerinde beklemediğine emindim.
“Gerçek adım Meryem Teke.” diyerek devam etti.
“Babam peşinde olduğunuzu bildiği için,dün gece malları benimle gönderdi.”
“Devam et.” dedim.
Titreyen sesiyle konuşmaya devam etti:
“En son Mardin’deydi ama gidecekti.Çoktan sınır dışına çıkmıştır.” dedi gözlerini kapatarak.
“Nereye gitti?” diye sordum bu kez.
“Bilmiyorum.Yemin ederim söylemedi.Her şeyi anlattım başka bir şey bilmiyorum!” diyerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlayınca uzun uzun ofladım yüzümü buruşturarak.
“En azından canın yanmadı.Karşında ben varken zordu çünkü.” diyerek odadan çıktım.
Karşımda duran time baktığımda hepsinin yüzünde zafer gülümsemesi vardı.
“Helal olsun komutanım!” diye bağıran Doğan’la Yiğit dışında herkes alkış tutmaya başladı.
“Lan durun bağırtmayın beni!Ne yapıyorsunuz herkesin içinde!” diye azarladım.
“Komutanım çok iyiydiniz.Kendinizi yormadan hallettiniz hemen.” dedi Selin.Erkeklerden biri deseydi yumruğumla tanışırdı fakat Selin’e göz kırptım.
~
Yorucu bir günün ardından Nehir’le harika bir akşam yemeği yedik.Şimdi ise balkonda Türk kahvemizi yudumluyorduk.
“Annenler arıyormu hiç?” diye sordum.
“Hıhım,sen olmuyorsun genelde.Aslından çoğu zaman görüntülü arar ev arkadaşımıda merak ediyor.Sizi tanıştıracağım bir gün.” diye açıkladı.Heyecanına karşılık gülümsedim.
“Seninkiler?” dedi bu kez.
“Arabada gelirken konuşuyoruz hep.Aradıklarında görevde olduğum oluyor telefonu açınca fark ediyorum.” diye yanıtladım.
“Bende çok merak ediyorum seni ya.Göreve gidiyoruz bekleme yazıyorsunya,gelene kadar dua ediyorum.” dediğinde içimde tarif edilemez bir duygu vardı.
Annemlerin merak ettiğini ve akıllarının bende olduğunu biliyordum fakat ilk defa yakınımda olan biri benim için endişeleniyordu.
Eve gelmemi bekliyordu mesela.Masaya fazladan tabak koymak için dua ediyordu Nehir.Böyle olmak içimi sıcacık yaptı.
O sırada içerden gelen zil sesiyle bakışlarımız kapıya yöneldi.
“Ben bakarım.” diyerek ayaklandım.Kapıyı açtığımda önümde duran 2 metreler ellerini nereye koyacaklarını bulamıyorlardı.
“Beyler?” dediğimde ilk konuşan Yiğit bey oldu:
“Biz,müsaitmiydiniz?Evde birimi var?” derken kafasını içeride gezdiriyordu.
“Yok.Yani,Nehir var sadece işte.Geçinsene.” derken kenara geçip yolu açtım.
Birkaç saniye duraksasalarda ne dediğimi algılayıp içeri geçmeyi başardılar.
“Balkonda oturuyorduk zaten geçin bende kahve yapıp geleyim.” dedikten sonra kafalarını sallayıp kapısı açık olan mutfağın balkonuna geçtiler.Balkonu hem görüyor hem duyuyordum.
“Hoş geldiniz.” diyen Nehir şaşkınlığını gizleyememişti.Adamlar üst katımızda oturuyordu neye şaşırıyordu?
Yavuz’a olduğunu anlamam gecikmedi.Yavuz tepki vermeden sadece Nehir’i izliyordu ve böyle devam ederse Nehir fazla aşktan bayılacaktı.
“Kahveler nasıl olsun beyler?” diyerek kapıda durmamla Yavuz ne yaptığını fark edip boş sandalyeye oturdu sonunda.
“Orta alalım biz.” diyerek Yavuz’a bir kolunu atmış olduğu yeri hatırlatarak omzunu sıktı.
Gecikmeden kahveleri yapıp balkona geçtiğimde eski yerime oturdum.Benim yanımda Yavuz,Nehir’in yanında Yiğit vardı.
“Elinize sağlık komutanım.” diyerek kahvesinde bir yudum alan Yavuz’a çevirdim bakışlarımı.
“Ne komutanı Yavuz?Alt komşunuza kahve içmeye geldiniz o kadar.” diyerek rütbeleri kaldırdım.Bunun sebebi biraz da Yiğit’e komutanım dememekti.Ama biraz.Çok az.
“Alıştınız mı buraya?” diye konuşan Yiğit’le sohbet başlamıştı.
“Evet zor olmadı.” dedi Nehir.
“Siz ne öğretmeniydiniz bu arada?” diye soran Yavuz’un muhatabı Nehir’di tabii.
“Siz mi?Yok canım sadece ben öğretmenim,daha yeni komutanım dedin ya Tuana’ya.Sen bu adamın kahvesine bir şeymi kattın devreleri yandı?” diye saf saf konuşmasına kızsammı gülsemmi bilemedim.Bunun yerine dudaklarımı birbirine bastırdım.Birde son cümlesini bana yaklaşarak sessizce söylüyordu!
Yavuz’un yanında ben olduğum için siz diye hitap ediyordu Nehir’e fakat devreleri yanan Nehir’in kendisiydi!
“Nehir.” diye uyarıcı ses tonumu kuşandığımda normale döndü.
“İlkokul öğretmeniyim ben.” dedi sevecen bir tavırla.Onun bu tavırları Yavuz’u fazlasıyla etkiliyordu sanırım.Yavuz’un bakışlarında yoğun bir derinlik vardı.Engel olamıyordu.
“Üsteğmenim bende.” dedim yanımdaki Yavuz’a eğilerek.Yerinde dikleşti.
“Pardon kom-“ deyip duraksadı.Şu an komutanı değildim.
“Önceden arkadaşsınız sanırım?” diye sordu Yiğit.Ama değildik.Nehir’le tanışma hikayemiz biraz anormal ve çabucaktı.
Normalde yoldan geçen biriyle arkadaş olup,aynı gün ev arkadaşlığı teklif etmezdim fakat Nehir’in davranışları farklıydı.İkimizde Hakkari’ye giderken bir şerefsizin elinden kurtulmasına yardım etmiştim.O anki korkusu bu kadar yıllık mesleğimden edindiğim tecrübelerle fazla gerçekti.
Nehir’in aklı o güne gitmişti.Masaya gözünü kırpmadan bakıyordu.Üzülmesine izin vermezdim.
“Buraya gelirken tanıştık ama 1 ay değilde 10 yıl olmuş gibi.” dememle Nehir’in gözleri beni buldu.Bana sevgiyle bakarken göz kırptım.
“Nasıl,buraya gelirken karşılaşıp arkadaşmı oldunuz?” diye şaşkınca sordu Yavuz.Ben konuşacakken Nehir önce davrandı.
“Bir adam beni kaçırıyordu,Tuana’da beni onun elinden kurtardı.” demesiyle gözler bana döndü.Pası çok güzel veriyordu poğaça yanaklım.
“Kim kaçırıyordu?” diye sordu Yavuz.Gerilmişti.
“Önemli biri değil.” diye kaçamak bir cevap verdi Nehir.Yavuz tatmin olmasada üzerine gitmeyeceğini biliyordum.
“Sen nasıl kurtardın?” dedi Yiğit.Merak ettiği kısım buydu.
“Dövdü adamı.Ama öyle böyle değil!Elini yüzünü sağlam benzetti!” diye abarttı Nehir.
Gözlerimi devirdim yalnızca.
“Gerekeni yapıp polise teslim ettim.” dedim.
“Şaşırtmıyorsun.” dedi sen iflah olmazsın bakışlarıyla.
“Ne yapsaydım?Öldürmediğime dua etsin şerefsiz!” derken aklıma laubaliği gelince yine sinirlendim ama Nehir’in etkilenmesini istemiyordum.
Sapık demişti Nehir.Öncesinde de yaptığı şeyler olduğuna emindim.
“Neyse,siz niye timi dışlayıp ayrı eve çıktınız?” dedim.Dalga geçtiğimi biliyorlardı.Konuyu değiştirmek istediğimi anladı Yiğit.Bana ayak uydurdu.
“Yavuz dedi!” dedi küçük çocukmuş gibi.İspiyonluyordu sanki!
“Ben şimdi ne diyeceğim?Komu-“ diye mal mal bir bana bir Yiğit’e bakarken Yiğit kesti sözünü:
“Yiğit diyeceksin kardeşim.İsmim varya hani benimde herkes gibi!” diye çıkıştı.Gülümsedim hafifçe.
Kaç saat geçtiğini bilmiyordum fakat uzun süredir sohbet ediyorduk.2 tur daha kahve yapmıştım. Kahkahalarımız,seslerimiz umarım komşuları rahatsız etmiyordu.
“Biz artık kalkalım yarın iş olduğunu unuttuk.” diyen Yiğit’le ikiside ayaklandı.
“Bir dahakine bize bekleriz.” demeyide unutmadılar.
“En kısa zamanda.” deyip göz kırptım.Yavuz ve Nehir içeri geçerken gözlerime bakıyordu.Yine en içine.
“Gözlerimde alıp veremediğin şeyler var bence!” derken alay etmiştim ama sanırım o ciddiye almıştı.
“Gökyüzü gibi bakıyorsun.” dedi gözlerime dalmış sesiyle.Anlamadım başta.
“Gözlerim mavi bile değil!” dedim hafif kaşlarımı çatıp gülümseyerek.
“Cemal Süreya’nın bir sözü var:Kahverengi gözleri var ama gökyüzü gibi bakıyor diye.Senin gözlerin gökyüzü boncuk.” derken son cümlesinde fısıltıyla konuştu. Hangi ara bu kadar yakına geldiğimizi bilmiyordum. Donakalmıştım sözlerine.
Bir dakika,gözlerime iltifatmı etmişti?Biri benim kalbimi tutabilirmi tüm dünya atış sesini duyuyorda!
Benim büyüye kapılan halime son kez baktıktan sonra ortada bırakıp gitti.Kapı kapandığında irkildim.Ağızım neden açıktı?
İçimde tarifi olmayan bir patlama vardı.Abartıyormuydum?Cemal Süreya dedi,gökyüzü bakışlı dedi…
Gökyüzü bakışlı boncuk.
Artık gökyüzü bakışlıydım.
Bölüm etkileşimi
