16. bölüm / 17
Zelzele15.Bölüm/En Büyük Hediye
Bölümler 17Şu an: 15.Bölüm/En Büyük Hediye
- 1 1.Bölüm/Veda429 kelime
- 2 2.bölüm/Sürdürmek2.568 kelime
- 3 3.bölüm/Başlangıç4.156 kelime
- 4 4.Bölüm/Yeniden5.011 kelime
- 5 5.Bölüm/Yan Yana5.036 kelime
- 6 6.Bölüm/Gecenin Karanlığı3.316 kelime
- 7 7.Bölüm/Aile4.885 kelime
- 8 8.Bölüm/Gökyüzü Bakışlı3.283 kelime
- 9 9.Bölüm/Tehdit3.092 kelime
- 10 10.Bölüm/Sevgilim4.667 kelime
- 11 11.Bölüm/Geçmiş4.526 kelime
- 12 12.Bölüm/Beklenmeyen Acı2.395 kelime
- 13 13.Bölüm/Korku3.693 kelime
- 14 14.Bölüm/Yeni Başlangıçlar3.796 kelime
- 15 15.Bölüm/En Büyük Hediye3.451 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 16.Bölüm/Şüphe Duyarsam?3.672 kelime
- 17 17.Bölüm/Üst Üste2.877 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Ne dediğimi anladınız değilmi? Tekrar ettirmeyin bana!” Diyerek karşımdaki 7 kişiye beklentiyle baktım.
“Komutanım gözünüzdeki konumumuz bu kadar düşükmü cidden? Aşk olsun yani!” Diye söylenen Alparslan’a ters ters baktım.
“Zeka seviyeniz beni sorgulatıyor Alpciğim. Anlaşılmayan bir şey?” Diye tekrarladım.
“Merak etmeyin komutanım anlamayan olursa ben anlatırım.” Diyen Selin’e gururlu bir gülümseme gönderdim.
“Güzel. Mekan sahibiyle konuştum sizin geleceğinizden haberi var. Kağan abiye sadece doğum günü yapacağımızı söyleyin, uğraşmasın adam.” Dedim. Ve evet; 2 gün sonra sevgilimin doğum günüydü.
“Emredersiniz.” Diyerek ayaklanan time gülümsedim.
“Kolay gelsin o zaman size.” Dedim sevimli bir gülümseme gönderirken. Hepsi sevgiyle gülümserken kalanlar sadece Yavuz ve Nehir’di. Çifte kumrularımız!
“Siz hep böyle yapışık ikiz gibimi dolaşacaksınız? Geldiğinizden beri eliniz ayrılmadı!” Diye çıkıştım koltuğa kurulurken.
Yiğit’in imzalaması gereken dosyalar olduğu için alaya gitmesi gerekmişti. Bende fırsattan istifade Kağan abi dışında herkesi arayıp eve çağırmıştım.
“Sanki senin bizden bir farkın varda!” Diye söylendi Nehir. Ben herkesin içinde fazla samimi davranmıyordum ama yine de sustum. Mutluydum ilişkilerinden, yakışıyorlardı. Ve en önemlisi; Nehir mutluydu.
Kapının çalmasıyla zamanlamam harika olduğu için kendimle gurur duydum. Bugün ayağa kalkmaya başlamıştım ve sırtım eskisi kadar acımıyordu. Yalnızca ağrı vardı.
İçimdeki heyecanı dışıma vurarak salak bir sırıtışla kapıyı açtığımda gelen kişi şaşırtmamıştı.
“Hoşgeldin.” Dedim süzülerek. Az önceki lafları kendim söylememiş gibi hareketlerim inanılmazdı!
“Hoşbulduk yavrum.” Dedi elini belime atıp alnımdan öperken.
“Yavuz iti niye kapıyı açmıyorda sen açıyorsun?”
“Çünkü sen benim sevgilimsin, Yavuz’un değil. Hem onunda artık başı bağlı.” Dedim.
“Doğru. Ama yinede ani hareket etme sen.” Diyerek eli hala belimdeyken salona girdik. Her zamanki üçlü koltuğa oturmuş, bir kolunu omzuma sarıp kendine çekmiş; ben ise başımı omzuna yaslamıştım. Asıl yapışık ikiz bizdik!
“Siz niye evdesiniz?” Diye sorguladı karşımızdaki yeni çifti. Dikleşip ona ters bir bakış sunacakken doğrulmama izin vermeyip saçlarımın arasına bir öpücük kondurdu.
“Nerde olacağız abicim?” Diye mantıklı bir geri dönüşte bulundu Yavuz.
“Gidin gezin oğlum. Benim sevgilim henüz tam iyileşmedi de çıkmıyoruz, ya siz?” Demesi üzerine Nehir, gözlerini kısarak Yavuz’a bakmaya başladı. Yavuz bu bakışlara hayranlıkla bakarken toparlandı.
“Gidelim dersen gideriz.” Dedi sadece. Bu hareketler bünyeme fazlaydı.
“Gidelim.” Diyen Nehir’den sonra Yavuz bir hışımla ayağa kalktı.
“Gidelim.” Diyerek gülümsedi ve tekrarladı. Bu romantiklikte bünyeme fazlaydı.
“Gidin.” Diyerek en sonunda bende konuştum ve romantikliği bozdum. Üzgünüm Nehir, sevgilin zamanında benimde romantik anlarıma engel oluyordu.
“Aman be tamam, gidiyoruz!” Diyerek bana çıkışırken salonun kapısından çıkarken öpücük atıp gülümsemeyide unutmadı.
En son çıktıklarında tüm odağım artık Yiğit’teydi. Bacaklarımı kucağına atarak yan bir şekilde üzerine oturdum. Sertçe yutkunduktan sonra gözleri gözlerimi buldu.
“Canıma kastın var herhalde?” Diye sorduğunda kahkaha atarak başımı her zamanki yere, göğsüne yasladım. Dünyanın en rahat ve huzurlu yeriydi.
“Ben seni çok seviyorum ya!” Dedim kollarımıda boynuna dolayarak. Biraz duygusal bir gündü.
Bir eli belimden kavrayıp kendine daha çok yaslarken, saçlarımı koklayıp öpmeye başladı.
“Sana ölürüm.” Demesiyle yüzümü boynuna gömüp derin derin nefes almaya başladım.
“Kötü bir şey varmı? Sadece imzamı attın?”
“Sadece imza attım.” Diye cevapladı.
“Tamam.” Dedim yüzüm hala boynundayken. Çok güzel kokuyordu.
“Yavrum?” Demesiyle onaylayan bir mırıltı çıkardım.
“Sen iyi misin?” Demesiyle yüzümü boynundan çıkardım.
“Niye iyi olmayayım?” Dedim sesimin yüksek çıkmasına engel olamayarak. Söyledikten hemen sonra fark ettiğimde kaşlarımı çattım.
“Ben niye bağırdım?” Dedim kendimi sorgularken.
Cevap vermedi, sadece dudaklarında minik bir gülücük oluştu. Başımı göğsüne kendisi yasladı. Hemen ardından elleri karnımı buldu. Yavaş ama etkili hareketlerle masaj yapmaya başladı.
Regl olmama birkaç gün vardı ve muhtemelen inişli çıkışlı hallerimin nedeni buydu. Karnım ağrımıyordu ama o an sesimi çıkarmadım. Yine de iyi gelmişti ve engel olmadım. Sakinleştirici etkisi şaka olmalıydı.
“Yarın bizde dışarı çıkalım.” Dedim birkaç dakika sonra.
“1 hafta sonra istersen her gün çıkarız. Biraz daha dinlenmen lazım.”
“Ya gerçekten sıkılıyorum artık evde. Üstüme üstüme geliyor. Yarın bir hava alalım.” Diyerek ısrarlarımı sürdürdüm. Bir yolunu bulmalıydım mekana gidebilmek için.
“Şu an beni çok zorluyorsun.”
“Gidiyoruz.”
“Nereye?”
“Ben yeni bir yer öğrendim, oraya.” Dememle daha fazla itiraz etmedi. Derin bir nefes vererek yanağımdan öptü.
“Üzerimdeki etkin her defasında şaşırtıyor.” Dedi yenilerek.
“Memnun değilmisin yoksa?”
“Hayatımda bir şeyden hiç bu kadar emin olmamıştım. Hiç bir şeyden bu kadar mutlu olmadım, gülmedim, sevmedim, sevilmedim. Gelirken hız sınırını aşıp ceza yedim. Farkında bile değildim sınırı aştığımın. Aklımda bir tek sen vardın, sana kavuşmak vardı. Halbuki sadece 1 saat olmuştu seni görmeyeli, sesini duymayalı. Sensiz geçen her saniye haram bana Tuana. Şu hayatta memnun olup, kendimle gurur duyduğum tek konu mesleğimdi. Ama şu an sende eklendin. İyi ki eklendin güzelim.” Demesine utanmasam ağlardım.
Ne güzel konuşuyordu bir anda. Cevap vermedim, başımın yaslı olduğu göğsünü öptüm; kalbinden. O anladı. Konuşmadım, anladı.
“Vallahi kalbim çıkacak!” Derken hızlanan kalbine gülümsedim.
~
Nizamiyenin koridorlarında sert ve dik adımlarla yürüyordu Selin. Hedefi spor salonuydu. Arkadaşı Tuana vurulalı 3 hafta olmuştu ve onu sürekli olarak ziyaret ediyor, sevdiği şeylerden alıyordu. Sporunu son günlerde ihmal etmişti.
Oysaki ihmal etmek en sevmediği şeydi.
Kapıyı açar açmaz boş olan salonu dolduran tek kişiye baktı Selin. Doğan’dı.
“Yine mi sen?” Dedi düşüncelerine ters bir şekilde. Doğan alınmadı, aksine kahkaha attı eğlenceyle.
“Valla yine ben vahşi kelebek. İtiraf et, hoşuna gidiyor.” Demesi Selin’in ifadesinde herhangi bir değişikliğe neden olmadı. İçinde doğruladı, dışına yansıtmadı.
“Gereksiz egonu da alıp git.” Dedi üzerindeki sporcu dar hırkasını çıkarırken. Doğan’nın yanından geçip arkaya ilerleyerek tamamen omuzlarından sıyırdı hırkayı. Üzerindeki sporcu yarım atletiyle kalmıştı.
“Neden, burası sadece senin iç-“ Diyemeden ağızı açık kaldı. Hedefi arkasındaki kadına bakmaktı. Dolgun göğüsleri fazlasıyla belli oluyordu ve bu Doğan’ın sertçe yutkunup gözlerini kapamasına sebep oldu.
Saniyeler sonra gözlerini açtığında Selin’in gözlerini esir aldı. Gözleri bir milim aşağıya kaymadı.
“Mekandan geldiğimizden beri burdasın Doğan. Nerdeyse 3 saat oldu!” Dedi Selin bıkkınca.
“Belki ben dört hatta beş saat spor yapmak istiyorum? Hatta dur ya, altı saat spor yapmak istiyorum ben. Evet, kesinlikle. Burda kalıyorum!” Diye inatla cevap vermesine karşılık Selin yüzünü buruşturdu.
“Ne halin varsa gör, uğraşamayacağım.” Diyerek ısınma hareketlerine başladı.
Doğan cevap vermeyerek gerileyecekken kapının açılması bir oldu.
“Öyle işte, fena taktikle konuşturdu herifi!” Diyen diğer timden Astsubay Üstçavuş Ege idi. Yanında giren ikinci kişi ise Astsubay Çavuş Hakan’dı.
Gelen askerler bir Doğan’a bir Selin’e bakarken istemsizce Selin’den gözlerini kaçırmak zorunda kalmışlardı. Doğan komutanlarının bu kadını sevdiğini alaydaki neredeyse herkes bilirdi.
“Komutanım biz rahatsız ettiysek…” diyerek mahcupca konuştu Ege.
“Ne rahatsızlığı canım? Bu spor salonu bize özelmi? Ne yapacaksanız yaparsınız.” Dedi Selin omuz silkerek. İki gencin gözleri Doğan’ı bulduğunda karşılaştıkları görüntü hayra alamet değildi.
Doğan’ın yüzü sinirle karışık kıskançlıktan kırmızıya dönmüştü. Nefes alış veriş sıklığını salondaki herkes duyuyordu.
“Çıkın.” Dedi sadece sakinlik içerisinde.
“Çıkmayın.” Dedi Selin zıtlıkla aynı sakinlik içinde.
“Çıkın.” Diye devam etti Doğan.
“Çıkmayın!”
İki gencin gözleri bu ikili arasında mekik dokuyordu.
“Lan çıkın!” Diye en son Doğan’ın kükremesiyle ikiside koşarak spor salonundan çıktılar.
“Ne yaptığını sanıyorsun sen? Milletin sporunada mı engel olacaksın?” Diye çıkıştı sertçe Selin.
“Gerekirse olurum! Gördüğün gibi gerekti ve oldum!”
“Pardon, hangi konuda gerekti acaba?”
“Kızım sen bana sınavmısın Allah aşkına!” Diye en sonunda ipin ucunu kopardı Doğan.
“Hem kendin kovuyorsun hem anlatmıyorsun! Gerçekten ne halin varsa gör Doğan!” Diyerek çıkardığı hırkasını alıp çıkmayı hedeflerken kolunu saran el buna engel oldu.
“Ne var!” Dedi Doğan’ın yüzüne bağırarak.
“Sakinleş, konuşalım.” Dedi Doğan Selin’in aksine fakat kendini dizginlemeye çalışıyordu. Aksi takdirde alttan alan taraf olmasaydı burdan İkiside sağ çıkamazdı.
“Ne sakinleşi ya! Ne sanıyorsun sen kendini? İnsanlar senin oyuncağınmı? Sırf ben varım diye neden geleni gönderiyorsun, hastamısın sen!” Diyerek bağırmaya devam ederken kolunuda sıkıca tutan elden kurtarmıştı.
“Hastayım lan! Görmüyor musun sen benim halimi? Bu tim kurulduğundan beri gözüm senden başkasınımı görüyor sanki! Ben seni kendimden bile kıskanırken millettenmi kıskanmayacağım? İstediğini de, nefretine de razıyım! Sen hiçbir şey şapma, karşımda dur, konuşma; nefes alman bile yeter bana!” Diyen Doğan’dan sonra ikiside sessiz kaldı. Bu çıkışı ikiside beklemiyordu. Aradan geçen birkaç dakikalık sessizliğin ardından ilk konuşan Selin oldu:
“Doğan-“
“Bir şey deme.” Diyerek geriledi bir adım.
“Tamam, istemiyorsun. Yeterince de belli ediyorsun zaten.” Derken gözlerini kaçırıp derin bir nefes alma ihtiyacı hissetti.
“Doğan.” Diye yineledi Selin. Sesinde öfke yoktu, sakinlik vardı.
“Selin. Sana defalarca sordum. Ve şimdi sana son kez soracağım. Bu cevabından sonra, ya beni dünyanın en mutlu adamı yaparsın ve bende seni dünyanın en mutlu kadını yaparım; ya da bir daha görev dışında seninle iletişime geçmem. Darlamam, sohbet etmeye çalışmam, peşinde gezmem, aklına ne geliyorsa! Şimdi bana söyle Selin; ikimizin de mutlu olmasını istiyor musun?” Dedi soluksuz. Beklentiyle bakıyordu karşısındaki kadının gözlerine.
Selin’in cevabı belliydi. Onu da ihmal edemezsin Selin. Hayatının içine onu sokamazsın. Sen böyle bir risk taşırken sevdiğin adamı tehlikeye atamazsın. Bu sana yakışmaz. Diyen iç sesinin haklı olmamasını şu an milyonlarca kez isterdi.
“İstemiyorum.” Dedi içi cayır cayır yanarken. Seni bu hayata sokmak istemiyorum diyemedi. Korktu. Hayatında ikinci kez korktu Selin.
Defalarca kurşun yağmuruna tutulmuştu, korkmamıştı. Tehdit edilmişti, korkmamıştı. Ajan olarak düşmanın inine sızmıştı, korkmamıştı. Ama şimdi; sevdiği adam onu mutlu etmeyi teklif ederken korkuyordu.
Doğan’ın vücuduna saplanan herhangi bir kurşun bu kalbin acısının yanında hiçti. Ağır ağır yutkundu, aynı yavaşlıkta başını salladı. Bu bir kabullenişti.
“Bugüne kadar rahatsız ettiysem kusura bakma.” Derken gözlerine değil bakışlarını kaçırarak yere bakıyordu.
Selin cevap vermedi. Konuşsa ağlayacaktı ve şu an boğazındaki yumruyu zor tutuyordu. Doğan cevap alamayınca bunuda acıyla kabullendi. Son kez başını ağır ağır salladı ve arkasına bakmadan büyük adımlarla kendini dışarı attı.
Arkasında bıraktığı ise bir kadın değildi; bir enkazdı.
Selin titreyen bacaklarını daha fazla tutamayarak yere düştü. Bir eli sıkışan kalbine, bir eli ise boğazındaki acıya gitti. Doğru olanı yaptın, doğru olanı yaptın… diyerek tekrarladı. Doğru olanı yapmıştı. Doğan’ı bu girdaba sürüklememişti.
Gözünden düşen iki damla yaşa engel olamadı. Gerisini de engellemeye çalışmadı.
~
“Aşkım ben hazırım!” Salondan gelen sese toz allığımı sürerken gülümsedim. Son olarak koyu kahve dudak kalemime bej tonlarında bir ruj sürerek makyajımı tamamladım.
“Geliyorum canım!” Diyerek içeriye seslendim.
Son kez aynadan kendime bakıyordum. Sırtımdaki kurşun yarasından dolayı sırt dekolteli bir elbise giyemediğim için Taner şerefsizine bir tur daha sövmüştüm.
Siyah, uzun ve vücut hatlarımı fazlasıyla belli eden bir elbise giymiştim. Göğüs dekoltem olmasada boynum açıktaydı ve oldukça şık gözüküyordum.
Tabanı kırmızı, üstü tamamen siyah topuklu ayakkabılarımı giydim. Bileğime zarif bir bileklik taktım. Saçlarımı ise ortadan sıkı ve jilet gibi bir topuz yapmıştım.
Yüzümde hafif fakat geçen günlerin yorgunluğunu kapatan şık bir makyaj vardı. Siyah çantamdaki hediyeyi kontrol etiikten sonra telefonumu alıp odadan çıktım.
Salonda beni beklerken telefonuyla ilgilenen ve aşırı yakışıklı sevgilime baktım. Siyah kumaş pantolon, beyaz gömlek ve siyah ceketinin yalnızca bir düğmesini bağlayarak hem rahat, hem de bir o kadar şık gözüküyordu. Bacak bacak üstüne attığı için ayakkabısının tabanını görüyordum ve kırmızıydı. Üstü parlak ve siyah olan siyah ayakkabısıyla sırıttım. Fazla uyumluyduk.
Geldiğimi fark edip kafasını kaldırdığında yüzümdeki sırıtış, yerini tebessüme aldı. Ayağa kalkıp bana baktığında kafamı kaldırmak zorunda kalmıştım. Topuklu ayakkabılarım olduğu için normale göre daha az kaldırıyordum kafamı.
“Çok güzelsin.” Dedi tek solukta. Gülüşüm derinleşti anında.
“Sen de bugün bir fena olmuşsun.” Dedim anı bozmayarak. Onunda yüzündeki hayranlığın yanına gülümseme eklendi. Ardından eğilip dudaklarıma minik bir öpücük kondurdu. Muhtemelen rujumu bozmak istemedi.
“Hadi çıkalım.” Dedim elinden tutarak. Benim arabamla gidecektik ve ben kullanacaktım. Selin’den aldığım bilgilerle onlar çoktan mekana gitmiş ve dediğim her şeyi yapmışlardı. Yavuz ve Nehir’e de haber verdikten sonra hazırlanmaya başlamıştım. Kısacası şu an herkes bizi bekliyordu.
Arabaya bindiğimizde benim kullanmama itiraz etmedi Yiğit. Buda benim işime geldi.
“Sen ne ara öğrendin buraları bakalım?” Dedi sorgulayarak. Fakat ben dersime çalışmıştım.
“Yavuz adında bir arkadaşım var, sağolsun çok yardımcı oldu.” Dedim Yiğit tanımıyormuş gibi. Yavaşça kıkırdadı.
“Sen de inandınmı?”
“Tabii ki inanmadım! O delinin bizi dağa çıkarma ihtimali daha yüksek çünkü. İnternetten doğruladım.” Dedim mükemmel bir oyunculuk sergileyerek.
Yarım saat boyunca normal bir sohbet döndü arabada. Yarım saatin ardından kutlama yapacağımız mekana gelmiştik. Arabayı usta bir şekilde tekte park edip aynı anda arabadan indik.
Yiğit arabanın etrafından dolanarak yanıma gelip elimi tuttuğunda sıkıca kavradım elini. Beklemeden içeri ilerledik.
Bu restorantı bugün için ayırtmıştım. Timden ve Nehir’den başka kimse yoktu.
İçeri girer girmez Yiğit’in kaşları mekanın boşluğundan dolayı çatıldı. Tam konuşacakken şiddetli konfetiler aynı anda patladı.
“Sürpriz!” Diyerek aynı anda saklandıkları yerden çıkan time ve Nehir’e gülümsedim. Yiğit’e döndüğümde zaten bana bakıyordu. Dudaklarında minik bir tebessüm ve gözlerindeki ışık saatlerce bakmaya değerdi.
“En son biz geldik doğum günü çocuğu.” Dedim omzumu omzuna değdirerek. Sesli bir şekilde gülerek belimden tutup kendine çekti.
“İyi ki doğmuşsunuz komutanım! Siz olmasanız ne yapardık!” Dedi yalaka Alparslan.
“Muhtemelen daha az sürünürdük ama olsun komutanım biz size razıyız!” Diyen ise Aras’tı.
“Sen mükemmel bir kadınsın.” Diye fısıldadı ve başımdan öptü. Karşılık olarak daha çok sokuldum.
“İyi ki doğdun kardeşim.” Diyerek yanımıza gelen Yavuz sıkıca sarıldı Yiğit’e.
“Eyvallah kardeşim.” Diyerek aynı şekilde karşılık verdi Yiğit’te. Sırayla herkes doğum gününü kutlayıp sarıldıktan sonra geriye Aras ve Doruk kaldı.
“Komutanım bugüne kadar doğum günü kutladığınızı görmedik ama Tuana komutanım sayesinde tarihe yeni bir imza atıyoruz!” Diyerek Aras’ta Yiğit’in boynuna resmen atladı. Evet, atladı!
“Lan boğulacağım!” Diyen Yiğit’i umursamadan daha sıkı sarıldı Aras. Sevgilim elden gidiyordu!
“Doğum gününüz kutlu olsun.” Diyerek ayrıldı Aras.
“Sağol koçum. Bugün rütbe yok.” Demesiyle gözleri parladı.
“İyi ki doğdun abi.” Diyerek sarılan Doruk’a gülümseyerek baktım. Yiğit’ten ayrılıp bana sarıldı.
“Görüyorsunuz demi vicdansızlar! Siz sadece Yiğit komutanınıza sarılın zaten!” Dedim nispet yapar gibi. Hemen ardından hepsinin etrafıma sarılması bir oldu. Gerilerken Yiğit belimden tutmasa düşüyordum.
Bilerek arkadan sarılmadılar Tuni.
İç sesimle ağlamamak için direndim. Regl duygusallığı gerçekten berbattı!
“Abla aramızda kalsın, seni daha çok seviyoruz.” Dedi Alp kulağıma sır verir gibi fısıldayarak. Başımı geriye atıp güldüm.
“İkimizi de eşit sevin. Komutanınıza ispiyonlarım!” Dedim.
“Valla ben çok acıktım bence masaya geçelim.” Diyerek adımlarını masaya yöneltti Doruk. Gerçekten harika gözüküyordu.
Herkes masaya yerleştiğinde sağımda sevgilim, solumda Doruk vardı. Karşımızda ise Nehir ve Yavuz.
Selin ve Doğan’ın geldiğimizden beri sesi çıkmıyordu. Kısaca Yiğit’in doğum gününü kutlamışlardı. Yüzleri de asıktı ama anı bölmedim. Daha sonra Selin’e soracaktım.
Yiğit’in sol eli bacağımı bulurken gözlerinde minnet duygusu vardı. Babasının ölümünden beri doğum gününü kutlamıyordu ve bugün bunu aşmasını sağladığım içindi bu minnet.
Ona destek vermek istercesine elinin üzerine elimi sardım ve hafifçe gülümsedim. Herkes yemeğe başlamışken o da benim tabağımı dolduruyordu.
Büyük bir zevkle tabağıma konulan yemekleri yemeyi başladım. Masada büyük bir uğultu vardı ve herkes sohbet içindeydi. Bu tabloyu görmek eşsizdi.
Kısa sürede biten yemeklerimizin ardından masa toplanmış, sıra pastaya gelmişti. İki katlı ve frambuazlı pastanın üzerine timle olan resmimizi yaptırmıştım.
Yiğit bunada gülümseyerek bakarken gözlerindeki hüznü ufaktı ama fark etmiştim. Burdan çıkınca bu hüznü koparmak istedim.
Mumlara yaklaşıp üfleyecekken engel oldum:
“Dilek tut!” Dedim aceleyle. Adet yerini bulsundu yani.
Gözlerimin tam içine baktıktan sonra mumları tek nefeste söndürdü. Büyük bir alkış koparken ıslıklar havada uçuşuyordu.
Pastayı el ele birlikte kesip servisi kendimiz yaptıktan sonra tekrar bir sohbet başlamıştı. Nehir ve Yavuz sürekli konuşuyor, Nehir hep gülüyordu ve ben onları görünce mutlu oluyordum.
Yiğit’in gözleri okuyamadığım bir ifadeyle masadakilere bakıyordu. Yarın onun doğum günüydü ve doğum gününde üzülmesine izin vermeyecektim.
“Ne diledin?” Dedim heyecanla. Yüzündeki anlamsız ifade dağılırken gülümsedi.
“O zaman gerçekleşmez.” Dedi ciddiyetle.
“Ya ama ben bilsem bir şey olmaz! Kimseye söylemem, söz!” Dedim uzatarak. Onu biraz daha mutlu etmek istiyordum.
Bir eli tüy gibi dokunuşlarla yanağımı okşarken alnıma aynı hafiflikte bir öpücük kondurdu.
“Biraz daha merak et, akşam söyleyeceğim.” Demesiyle bende yanağına kısa bir öpücük kondurdum.
“Anlaştık.”
“Israr etmeni bekliyordum?”
“Akşam söyle, hem akşam hediyeni vereyim. Herkesin içinde vermek istemiyorum.” Dedim.
“Ne gerek vardı? Sen bana en büyün hediyesin zaten.” Demesine bir kez daha eridim, bittim, kül oldum.
“Orası öyle canım. Ayıp olmasın diye aldım işte.” Dedim dalga geçerek. Oda dalga geçtiğimi anlayarak güldü.
Alkol zaten çok tüketmiyordum ama böyle ortamlarda olmazsa olmazımdı. Abartmadan eskiye göre daha normal içtim. Vücuduma fazlası zarardı.
Mekanda arkadan hafif bir şarkı çalıyordu. Sıradaki şarkıyla yerimde dikleştim. Sertab Erener’den Farzet çalıyordu.
Yiğit dikleştiğimi görünce bir el işaretiyle garsonu çağırdı. Kulağına bir şeyler söyledikten sonra garson hızla kafasını sallayıp uzaklaştı.
Hemen ardından hafif çalan şarkı tüm mekanı kaplamıştı.
Baştan yaşarım sorsan
Ama sen
Hiç olmamışız farzet.
Sesli şekilde şarkıya eşlik ettiğimde onunda tüm odağı bendeydi. Sesim asla kötü değildi ama mükemmeldi de diyemezdim. Selin’in ki kesinlikle mükemmeldi.
Farzet hiç tanışmadık, buluşmadık
Hiç dönmedin o köşeden.
Farzet hiç yanaşmadık, koklaşmadık
Hiç içmedik o şişeden.
“Farz edemiyorum.” Diyerek kulağıma eğilen Yiğit’e yüzümü döndüğümde dudaklarımızın arasında nerdeyse milim vardı.
“Abi biz sana hediyemizi vermedik!” Diyerek ayrılmamızı sağlayarak ayaklandı Doruk aniden. Selin toplu bir hediye aldıklarını söylemişti dün akşam.
“Lan ne gerek vardı?” Diye çıkıştı yanımdaki bey.
“Tabii gerek vardı abi!” Diyerek hediye paketini uzattı Yiğit’e. Yiğit birkaç saniyede paketi açtı ve içinden çıkan hediyeye gülümseyerek baktı.
İsminin yazılı olduğu özel imza kalemi ve ajanda gerçekten güzel bir hediyeydi.
Nehir’de bir paket uzattığında ne olduğunu anlayamadım. Bundan haberim yoktu.
“Yavuz’la aldık, umarım beğenirsin.” Dedi her zamanki naifliğiyle. Bu kızı ısıracaktım.
“Teşekkür ederim, düşünmeniz yeter.” Dedi kibarca ve hemen ardından onu da açtı. Şık bir kol düğmesi çıkmıştı kutudan.
“Hepinize teşekkür ederim.” Dedi tüm masaya ve bütün içtenliğiyle. Ardından devam etti; “Uzun zamandır doğum günü kutlamıyorum ve bu durumu yok eden kişi Tuana. Bunu aşmamı sağladığınız ve yeniden aile gibi hissettirdiğiniz için teşekkür ederim.” Diyerek bitirdi kısaca. Büyük bir alkış ve uğuldama koparken Yiğit yüzünü ekşitti ve bir turda buna gülündü.
Saatler geçti, rakılar içildi, sohbetler döndü. İki haftanın ardından aşırı iyi geldi. Hesabı kimseye çaktırmadan ödediğimde Yiğit’in zaten her şeyi organize etmişsin, ne gerek var? sözlerine maruz kalmıştım fakat doğum günü olan sensin çünkü, salak! cevabınıda vermiştim.
Hepimiz mekandan çıkarken aniden esen hava irkilmeme neden oldu. Omzuma bırakılan cekette en az bunun kadar aniydi. Bırakılan ceketten yayılan kokuyu derince soludum.
“Teşekkür ederim yardımlarınız için, iyi geceler hepinize.” Dedim time gülümseyerek. İyi geceler ve görüşürüz faslını bitirip arabaya geçtiğimizde bu sefer Yiğit kullanıyordu.
“Dondum!” Diyerek daha sıkı sarıldım cekete. Eli hemen klimaya gitti.
“Yavuz ve Nehir üst katta olacak. O yüzden ikimiz bizim eve geçelim.” Dedim ve oda başını salladı.
“Hasta hasta birde doğum günümümü düşündün sen?”
“Seni düşünmeyeceğimde kimi düşüneceğim canım? Ayrıca iyileştim ben.” Demeyi de unutmadım.
“Sevindin mi?” Dedim masum bir çocuk gibi.
“Tabii ki sevindim, aksi mümkünmü? Bir kere sen organize etmişsin. Yıllar sonra doğum günümü kutladık Tuana.” Derken son cümlesinde sesi inanamıyormuş gibi çıktı.
“Biz her şeyi birlikte aşacağız demedik mi? Bak ailemizle kutladık doğum gününü.” Dedim ona destek vererek.
“Ailemizle kutladık.” Diye tekrarladı beni. Başımı sallayıp elini kavradım. O ise tuttuğum elimi avucuna alarak bir öpücük bıraktı.
“Bana çıkma teklifi ettiğin gün restorandan sonra gittiğimiz yere sürer misin?”
“Üşürsün.”
“Sen varsan üşümem.” Dedim anında.
“Beni baştan çıkarıyorsun.”
“Şikayetçimisin?”
“Asla.” Dedi net bir tavırla. Bu adam beni seviyordu ya. O esnada ekrana düşen aramayı açtı Yiğit. Tüm sesler arabayı dolduruyordu ve arayan Eylül’dü.
“Çok yorgunum yatacağım. On ikide kutlardım normalde ama 2 haftadır sınava çalışıyorum abi! Çok yorgunum!” Diyerek isyanla konuşmaya başladı. Yiğit’in cevabını beklemeyerek devam etti.
“İyi ki doğdun abi, seni çok seviyorum. Ama çok, çok yani. Baya fazla! İyi ki benim abimsin!” Dedi duygulanarak.
“Bende seni çok ama çok seviyorum güzelim. İyi ki benim kardeşimsin.” Dedi Yiğit aynı duyguyla. İlişkilerine imrenmiyor değildim. Ablamla 2 dakika doğru dursak 3. dakika kavga ediyorduk çünkü!
“Bana yılda bir kez seni seviyorum diyorsun farkındamısın?” Dedi Eylül konuyu değiştirerek. Hızı beni şaşırtıyordu.
“Geçen aradığında da söyledim.” Dedi Yiğit göz devirerek. Gerçekten uyuzluk yapıyordu.
“Ay aman incilerin dökülür! Tuana ablaya selam söyle, onu senden daha çok seviyorum.” Diyerek abisinin uyuzluğuna karşılık verdi.
“Hadi yat dinlen. İyi geceler. Teşekkür ederim, seni seviyorum abicim. Bir şey olursa ara.” Demeyide ihmal etmedi.
“Ararım. İyi geceler. Dikkat edin.” Demesi kalbimde bir yerlere dokundu anlamsızca.
Konuşma boyu süren gülümsememle Yiğit’e döndüm.
“Görüşüyormusunuz sürekli?” Diye sordum.
“Yaz tatillerinde benim eve geliyor. Abimin işi yaz kış zaten, annemin dükkanı da öyle. Sadece Eylül geliyor. Bende yıllık iznimin tümünü annemlerin yanında kullanıyorum. Eylül’le daha fazla görüşüyoruz yani.” Dedi açıklayarak.
“Güzel bir abi kardeş ilişkiniz var. İnsan özeniyor.”
“Sorma!” Demesine karşılık güldüm hafifçe.
Yarım saatin ardından son arzum eşliğinde çıkma teklifi aldığım yere geldik. Kimse yoktu ve şehre göre fazlasıyla yüksekteydi.
İkimizde aynı anda arabadan indiğimizde rüzgar sertçe yüzüme vurdu. Yine arabanın önüne geldik ve sıkıca boynuna sarıldım.
00.00 olmasına 2 dakika vardı.
“Yirmi yedi buçuk yaşındayım.” Dedim geri çekilerek ve onu taklit ederek. Güldü bu sözlerime.
“Yirmi yedi buçuk yaşında bana yaşamayı yeniden öğrettiğin için teşekkür ederim. Yirmi yıl sonra nefes almamı sağladığın için teşekkür ederim. On yaşındaki huysuz nasılsa otuz yaşındaki Yiğit’te aynı, emin ol. Ve ben huysuzu çok seviyorum, Yiğit’e ise aşığım. Böyle uzun cümleler kurmak eskiden çok zor ve fazla gelirdi. Ama şimdi sen varsın ve inan bu söylediklerim sana olan sevgimi anlatmaya yetmez. Hiçbir cümle, hiçbir kelime seninle eş değer değil. İyi ki doğdun sevgilim, iyi ki doğdun canım. İyi ki doğdun da sevmeyi ve sevilmeyi öğrettin bana.” Derken içim içime sığmıyordu.
O karşımda sanki nefes almayı unutmuş gibiydi. Gözleri gözlerime yoğun bir aşk ve tutkuyla bakıyor, bir eli belimi bir eli yanağımı okşuyordu.
“Sen olmasan bu doğum günüde öylesine bir günmüş gibi geçecekti. Ben yine babamın şehit olduğu haberini aldığım güne dönecektim. İyi ki yeniden girdin hayatıma, iyi ki seni sevdim, iyi ki beni sevdin. Her şey için binlerce kez teşekkür ederim. Varlığın için teşekkür ederim Tuana’m.” Diyerek konuşmasını sonlandırınca ensesinden tutup dudaklarına yaslandım. Birkaç dakikanın ardından geri çekildi.
“Hadi eve gidelim, üşüteceksin.” Demesiyle başımı salladım.
Yoldayken sohbetimizin bölünmesine sebep olan şey telefon çalmasıydı. Ve bu sanırım felaketin habercisiydi.
Tolga abi arıyordu!
Bölüm etkileşimi
