Zelzele kitap kapağı

15. bölüm / 17

Zelzele

14.Bölüm/Yeni Başlangıçlar

Vaveyla Yazarı: Belliii ♾️

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: 14.Bölüm/Yeni Başlangıçlar

“Yahu çocukmuyum ben, banyoyada kendim girebilirim!” Diye isyan ettiğimde yanımdaki sevgilim asla umursamıyordu beni.

“Güzelim, yaralısın. Daha hastaneden çıkalı 1 hafta oldu ayakta bile durman yasak.” Dedi anlayışlı bir tonda.

“Kokuyorum! 2 haftadır saçım yıkanmıyor ya şu halime bak!” Dedim mızmız sesimle.

“İyiliğin için.” Dedi boynumdan öperken. Ben kendimden tiksinirken onun benden tiksinmemesi inanılmadı.

“Nasıl öpüyorsun, kendimden iğreniyorum!” Dedim yüzümü buruşturarak. Birkaç kez duş almıştım fakat saçlarım yağ içindeydi.

Ve evet, hastaneden çıkalı 1 hafta olmuştu. Şu an Yiğit’le kendi evimdeydim. 4 günde hastanede kalınca ısrarlarım sonucu taburcu olmuştum. Nerdeyse 2 haftadır Yiğit beni asla yalnız bırakmamış, tim çoğu zaman yanıma uğramıştı. Nehir ise gerçekten annem gibiydi.

“Sendenmi iğreneceğim? Saçmalama, kendimden iğrenirim ama seni elimden gelse içime sokarım ve asla çıkarmam.” Dedi gözlerimin içine bakarak. Böyle yapınca bir şeyde diyemiyordum!

“Formundasın bugün de.” Dedim onun yerine.

“Sana hep.” Dedi kısaca ama tüm netliğiyle.

“Kesin olarak banyoya gireceğim. Lanet yaram olmasa keselenirdim ama saçımı yıkayayım yeter gerçekten.” Dedim bu kez baştaki konuya gelerek.

“Kollarını kaldırırsan sırtın gerilir ve dikişlerin patlar. Madem yıkanacaksın ben hallederim.” Dedi. Bu yaşıma kadar her şeyi kendim hallettiğim için alışık değildim.

“Elim kolum var çok şükür.”

“Elhamdülillah benimde var.”

“Yiğit!” Dedim her zamanki gibi uzatarak.

“Tuana!” Dedi oda bana ayak uydurarak.

“Yavrum çıplakken yıkamayacağım herhalde, oturacaksın saçını yıkayacağım. Hatta sandalyeye otur başını geriye yatır, lavaboda yıkayayım. Üstünde ıslanmaz hem.” Dedi yapılabilecek en mantıklı seçeneği söylerken. Bu daha makuldü.

“Tamam olur.” Dedim kabullenerek. Oda başını sallayarak beni kucağına aldı. Evet, 1 haftadır evin içinde ayağa kalkmama izin vermiyor ve nereye gideceksek beni kucağına alıyordu.

Dediği gibi beni sandalyeye oturttu ve ensemdeki saçlardan kavrayarak lavaboya koydu. Yüzüm çenesine bakıyordu ve belirgin adem elmasıyla oldukça çekici gözüküyordu. Öyleki; dudaklarımı istemsiz bir şekilde ısırmıştım.

“Yalnız bu şartlar altında hareket edemem, oldukça tahrik oluyorum.” Dedi oyunbaz sesiyle. Kıkırdadım sesli bir şekilde.

“Asıl sen beni tahrik ediyorsun!” Dedim itirazla.

“Alttan alttan beni izlerken durum hiç öyle gözükmüyor ama?” Dedi suyun sıcaklığını ayarlamaya çalışırken.

“Senin yüzünden.” Dedim ağızımın içinde belli belirsiz. Fakat ikimizin olduğu bir banyoda duymaması imkansızdı.

“Ben ne yaptım ya?” Dedi gülerek.

“Fazla yakışıklısın, fazla çekicisin, fazla karizmatiksin! Fazlasın işte anladınmı? Ve bunun herkesin gözünde böyle acayip sinirimi bozuyor!” Dedim sesimdeki kıskançlığı gizleyemezken. Fakat benim aksime eğlenen sesiyle kahkaha attı. Adem elması dahada belirginleşiyordu ve dikkatimi dağıtıyordu.

“Bu bir aşk itirafımıydı?” Dedi saçımı köpüklerken.

“İtirafa gerek varmı?” Diye sordum saçlarıma masaj yaparken gözlerimi kapatarak.

“Yok.” Dedim kendi sorumu cevaplayarak. “Seni ne kadar sevdiğimi anlatmama gerek bile yok. Anlatamam çünkü. Anlatılmaz bu sevgi canım.” Diye devam ettim.

Derin bir iç çekerek alnıma bir öpücük kondurması bir oldu. Alnımdan her öptüğünde bir nevi teşekkür de ediyordu.

“Anlatma canım, biliyorum zaten. Hissediyorum.” Diye yanıtladı beni. Eskiden birini bu denli seven birini görsem abarttığını düşünür, gerçekliğine bile inanmazdım.

Ta ki başıma gelene kadar.

Öyle bir şeydi ki bu, içime sığmıyordu. Öyle bir şeydi ki; onu sadece kendime saklamak istiyordum.

“Seninde anlatmana gerek yok. Biliyorum zaten.” Dedim gözlerim hala kapalıyken.

“Bil zaten Tuana’m. Seni herkesten çok sevdiğimi, gözümü kapattığımda önüme geldiğini, sesini duyduğumda içimdeki heyecanı bil. Seni çok sevdiğimi bil; daima.” Dedi son kez alnıma derin bir öpücük bırakırken.

Saçlarımı bir kez daha köpükledikten ve duruladıktan sonra musluğu kapadı. Değerli bir hazineymiş gibi özenle havluya sardı saçlarımı.

Hemen ardından beni kucaklamış, yatağa bırakmıştı.

“Bekle hemen geliyorum.” Diyerek odadan çıkınca zaten bir yere gidemeyeceğim için sustum. Böyle olmak can sıkıcıydı. Esnekliğimi kaybedeceğimden korkuyordum çünkü 1 haftadır ayağa bile kalkmıyordum!

Dediği gibi kısa sürede elindeki kupa bardak ve saç kurutma makinesiyle yeniden döndü.

“Yaa benim sevgilim bana kıyamayıp sonunda kahvemi yaptı?” Dedim sevinerek yüzümdeki büyük gülümsemeyle. Fakat bana şaşkın bakışlar atmasıyla duraksadım.

“Kahve için neden bu kadar mutlu oluyorsun sen ya?” Dedi şok içinde.

“Ya seviyorum işte. Sen boşver hemen ver lütfen bak hasret kaldım zaten kaç gündür!” Dedim ileriye uzanmaya çalışırken. Anında kollarımdan tutup sabitledi.

“Öncelikle kahve getirmedim, bir süre daha yok buna bir alış.” Dedi otoriter ama fazlasıyla yumuşak olan sesiyle. Ne çekici oluyordu böyle? Haberi yoktu tabii.

“Ne demek kahve değil ya? Hayallerimi yıktığının farkındamısın!” Dedim kaşlarım çatılırken. Baş parmağını kaşlarımın ortasına koyup çattığım kaşlarımı düzeltti. Bu aralar sürekli bunu yapıyordu.

“Canımın içi sen iste kahve fabrikası açarım ama içmek şu aralar yasak. Süt getirmiştim.” Dedi yumuşacık sesiyle. Böyle olunca sinirlenemiyordum da!

“Açarmısın gerçekten?” Dedim cilveli cilveli. Muhtemelen yanımda biri bunu yapsa kusardım ama kendim yapınca anormal gelmemişti. Fazlasıyla kınadığım bir konuydu fakat başıma gelince anlamıştım.

Gülümseyerek baktı bu hallerime sadece.

“Biraz zaman alır ama neden olmasın?” Dedi omuz silkerek. Kıkırdadım yavaşça.

“Şanslısın ki azla yetinmeyi bilen biriyim, o yüzden evde eksik olmasın yeter.” Dedim şart koşar gibi. O ise yüzümün her bir zerresini aklına kazıyor gibiydi.

“Maalesef ki azla yetinmeyi bilmeyen iğrenç bir adamım ve konu sen olunca bu durum üçe, beşe hatta ona katlanıyor.” Diyerek dudaklarımı kavradı.

Karşılık verdikten sonra geri çekilip; “Bir daha kendine iğrenç deme.” diyerek bu kez de ben dudaklarına yaslandım.

“Emredersin üsteğmenim. Ama artık saçını kurutmamız lazım üşüteceksin.” Diyerek komodinin üstündeki tarağıma uzandı.

“Biraz daha temiz hissediyorum şu an. Arınmış gibi.” Dedim nazikçe saçlarımı taramaya başlamışken. Canımı acıtmaktan korkar gibi yavaş yavaş tarıyordu.

“Her gün saçını yıkadığın için normal.” Dedi derin derin nefes alırken. Saçlarımla burnu arasında kısa bir mesafe vardı ve nefesini ensemde hissediyordum. Saç kurutma makinesini de fişe takıp saçlarımı kuruttu.

“Sen böyle yaparsan alışırım, hep isterim sonra!” Dedim saçımı tek tek ayırıp acıtmadan taramasına karşılık. Şimdi de üç tutama ayırmıştı ve muhtemelen saçımı örecekti. Biliyormuydu ki?

“İste, ben hep tararım; örerim, kuruturum.” Dedi saçlarımdan bir nefes daha çekerken. “Öperim.” Dedi ve eğilip boynumu öptü. Başım yana eğilirken kıkırdadım yine.

“Saç örmeyi nerden öğrendin?” Diye sormadan edemedim. Merak etmiştim bir kere.

“Eylül canı sıkılınca dizlerime başını koyup abi saçımla oynar mısın? derdi. Bende kafasına masaj yapıp sonunda örerdim. Zamanla öğrendim.” Dedi yanından toka alıp ördüğü saçımın ucunu bağlarken. Bileğine ne zaman taktığını bilmediğim tokamı asla kullanmıyor ve çıkarmıyordu. Sorgulamıyordum.

“Konuşuyormusun Sevil teyzelerle?” Dedim Eylül’ü duyunca.

“Hıhım, senden haberleri var.” Dedi rahat bir sesle. Ne?

“Ne!” Dedim içimdekini dışıma vurarak.

“Senden haberleri var derken?” Diye sordum bu kez. Kaşlarım yine çatılmış o ise yine düzeltmişti.

“Birlikte olduğumuzdan.” Dedi öylesine bir şey söylüyormuş gibi. Gerçekten dayağı hak ediyordu.

“Sen salakmısın?” Dedim koluna tokadı indirirken.

“Ne demek birlikteyiz dedin kadına ya?” Derken bu kez de diğer koluna vurdum. Fakat hemen ardından ellerimi avuçlarına hapsetti.

“Yalnız şu an kız arkadaşımdan şiddet görüyorum ve asla kabul etmiyorum. Seni cimere şikayet edeceğim!” Dedi konumuz buymuş gibi.

“Manyak herif, bırak!” Dedim ellerimi kurtarmaya çalışarak. Bırakmadı, aksine daha sıkı kavradı.

“Bırakmam.” Dedi derin sesiyle. “Nasıl olsa öğreneceklerdi, laf arasında söyledim. Valla bir sevindi, bir sevindi. Arkamdan şükür namazı bile kılmıştır! Evde kalacağımdan o kadar korkuyordu ki!” Dedi başını iki yana sallayıp üzgün bir ifadeye kuşanırken.

“Bu saatten sonra kesin evde kalacaksın sen zaten! Elindekini de kaybettin, salak!” Dedim huysuzca. Bozulmuyor, kızmıyor aksine; hoşuna gidiyordu.

“Hem fenamı oldu, annem beni yabancı ellere vermeyecek!” Dedi göğsünü kabartarak.

“Yabancı ele başlatma şimdi!” Diye çıkıştım.

“Ne dedi gerçekten?” Derken yerimde dikleştim. Heyecanlanmıştım.

“Doğdun doğalı ilk defa hayırlı bir iş yaptın dedi. Seni duyunca ayrı, sevgili olduğumuzu duyunca ayrı sevindi. Merak etme gözündeki konumun benden üst seviyede.” Dedi. İyi bir imaj veriyordum ve bunda küçükken beraber olmamızın faydası büyüktü.

“Eylül ve Tolga abi biliyormu?” Diye sordum bu kez. Yüzümde alık bir tebessüm yerleşmişti.

“Annem Eylül’e söyler, söylediği anda da Eylül beni arar zaten. Abimede Eylül söyler, öğrenince arar. Şimdiye kadar aramadıklarına göre haberleri yok.” Dedi tespit yaparak.

“Heyecanlandım.” Dedim saklamayarak ve göğsüne sığınarak. Sırtımın gerilmeyeceği bir konuma getirmiş, sıkıca sarılmıştı.

“Bir de bana sor. Behiye teyzeye söylemedinmi sen?” Dedi merakla.

Annem sadece Yiğit’le aynı timde olduğumuzu ve aynı apartmanda üst katımda yaşadığını biliyordu. Ablama ise her şeyi anlatmıştım. Yiğit’i duyunca önce şaşırmış, sonra sevinmiş, sevgilim olduğunu öğrenince ise beni tebrik etmişti.

“Ablam biliyor ama anneme birlikte olduğumuzu söylemedim. Komutanım olduğunu ve üst katımda oturduğunu biliyor.” Diye cevapladım.

“Ablan ne dedi?” Derken bu kez de o heyecanlanmıştı.

“Şaşırdı başta yıllar sonra karşılaştığımızı duyunca. Sonra sevindi bayağı. Sevgili olduğumuzu söyleyince de beni tebrik etti kırk yılın sonunda düzgün birini buldun diye.” Derken sonda gözlerimi devirdim ama o bunu görmedi çünkü yüzüm göğsüne yaslıydı.

“He önceden de birilerini buldun yani?” Derken ciddi olup olmadığını anlamam uzun sürmedi. Ciddiydi.

“Yakında 30 olacağım Yiğit. Tabii ki hayatıma birileri girip çıktı.” Dedim göz devirerek. Bunu rahatça söyleyebilmemin tek nedeni Yiğit’e güveniyor ve tüm kalbimle seviyor olmamdı.

Cevap vermeyince doğrulup yüzüne bakacakken daha sıkı sarılıp kalkmamı engelledi.

“Sanki senin hayatına biri girmedi daha önce.” Dedim empati yapmasını sağlamaya çalışarak. Daha kolay ilerlerdik.

“Ne önemi var?” Dedi huysuzca.

“Bende onu diyorum zaten. Geçmişin ne önemi var?”

“Doğru. Benim geçmişimde geleceğimde sensin Tuana.”

“Çocukluğum ve geleceğim de sen ona!” Dedim gülerek.

“Neyse ne. Kısacası hayatımda bir tek sen varsın. Öyle de kalacaksın. Tamam kapatalım bu konuyu, sevmedim.” Dedi huysuzluğunu sürdürerek. Kıkırdadım yavaşça.

“Uyuyalım.” Dedim hemen. Gerçekten uykum vardı.

“Uyuyalım.” Dedi beni onaylarak. Bir haftadır olduğu gibi yine önce kendisi uzandı. Ve ardından bir kolunu açıp üstüne yatmamı sağladı. Başımı kalbine yasladıktan, elimi beline sardıktan sonra onun eli de her zamanki yerini aldı. Saçlarımı.

“Bazen yalnızken adını söylüyorum.” Dedi dakikalar ardından nefesi saçlarımdayken. İstemsizce kaşlarım çatıldı.

“Neden?”

“Nasıl söylediğimi unutmamak için. Seni yanımda değilken bile yanımda hissetmek için. Her şeyim olan sen için Tuana.” Demesini beklemiyordum. Öyle olacak ki bocaladım. Anlamsızca garip ama huzurlu hissettim. Ne diyeceğimi bilemedim bir an.

“Bir şey söyleme güzelim. Bende seni seviyorum.” Dedi yine beni konuşmadan anlayarak. Buda huzurlu hissetmemi sağladı. Tüm bu huzurla gözlerimi rahatça kapadım. Uykuya dalana kadar bir eli belimde, bir eli saçlarımda gezdi. Bense sıkıca ona sokulmaktan başka bir şey yapmadım.

~

Karanlığın ortasında, sandalyeyi masasına ters çevirmiş duvara bakarak oturuyordu Mahmut Teke.

Düşünüyordu. O kadını alt etmeyi. Başta canını yakmayı, sonrasında ise; öldürmeyi.

“Seni gerçekten bitireceğim.” Diye fısıldadı kendi kendine. Kızını öldürmek zorunda kalmıştı Dişi Kurt yüzünden. Planları alt üst olmuş, ortakları yakalanmıştı. Her şeyin ortasından çıkıyordu bu kadın.

Kapı iki kez tıklatıldı. “Gir!” Dedi gür bir sesle.

“Efendim, istediğiniz gibi; yaşıyor.” Dedi giren ses.

“Güzel.” Derken dudakları iki yana kıvrıldı Mahmut’un.

“Yüzbaşı’yı ne yapacağız?” Diye sordu içeri giren kişi.

“Ona daha zaman var. Yalnız; bunların arasında bir şey varmı derhal öğrenin.” Diye emretti.

“Birliktelermiş efendim.” Diyen seste öfke ve kıskançlık vardı.

“Bak sen!” Dedi zevkle Mahmut. “Seninki almış başını gidiyor demek ha?” Diye devam ettiğinde sandalyesini çevirdi ve içeri giren oğluna baktı. Gözlerinden ateş çıkıyordu.

“Lafımdan çıkmayacaksın. O askeriyeden gözünüzü ayırmayacaksınız. Ben ne diyorsam o olacak. Ellerimle ikisininde sonunu getireceğim!” Dedi net bir sesle Mahmut. Oğlu ise yalnızca başını sallayıp dışarı çıktı.

~

“Sevgilimisiniz!” Diyen Eylül’ü ben bile duyuyordum. Yiğit’in yüzünü buruşturarak telefonu kulağından uzaklaştırmasına karşılık gülümsedim.

“Biraz daha bağırırsan çok geçmeden benden ayrılacak Eylül.” Dedi telefonu tekrar kulağına yasladığında. Böyle bir şeyin imkanı bile yoktu.

“Tuana abla nasıl? Seninle uğraştığı için kesin mutsuzdur!” Dedi abisini sinir ederek.

“Biraz daha susmazsan engelleyeceğim.” Dedi Yiğit bıkarcasına. İlişkileri harikaydı.

“Bana özendiğini biliyorum bu kadar belli etme. Şimdi derse gireceğim, zeki kardeşinin eğitimine engel olma. Seni seviyorum, Tuana ablaya selam söyle. Hep mutlu olun.” Demesiyle dudaklarımda sıcak bir tebessüm oluştu. Yiğit’in de az önceki bıkkın ifadesinin yerini sıcaklık almıştı. Asla kıyamıyordu.

“Bende seni seviyorum zeki kardeşim. Dikkat et kendine, bir şey olursa ara.” Dedikten sonra dudaklarımı oynatarak selam söyle dedim. “Tuana’nın da sana selamı var. Öpüyoruz seni.”

“Bende sizi öpüyorum. Görüşürüz.” Diyerek telefonu kapadı. İçim sıcaklıkla doldu bir anda.

“Birazdan da abim arar kesin.” Dedi telefonu bırakıp yanıma oturunca. Kahvaltı etmiş, Yiğit mutfağı toparlamıştı ve ben tabii ki yine oturuyordum. Şu an ise salondaydık.

“Derse gireceğim dedi kız, abine akşam söyler.” Dedim ona sarılarak.

“Kapatmak için bahaneydi o. Şu an arasam aradığınız kişi şu anda başkasıyla görüşüyor sesini duyacağım. Abimi aramıştır hemen!” Demesiyle kıkırdadım.

“Bırak söylesin. Tolga abinin tepkisini çok merak ediyorum!”

“Sorma bende!” Dedi sahte bir heyecanla. O esnada zilin çalmasıyla doğruldum.

“Birinimi bekliyorduk?” Dedim kaşlarımı çatarak. Cevap vermek yerine başıma bir öpücük kondurup kapıya ilerledi.

“Canım komutanlarım bir tanecik komutanlarım! Ben geldim, çok özlediğinizi biliyorum!” Diyen ses tabii ki sarı oğlandı.

“Ya, sorma. Özleminden kendimizi yerden yere vurduk!” Dedi Yiğit imayla.

“Biliyorum komutanım, bunu tahmin ederek kendinizi daha fazla üzmeyin diye geldim!” Derken salona ilerliyordu. Daha önceden geldikleri için evi biliyorlardı.

“Komutanım!” Diyerek koşar adımlarla bana ilerleyen Aras’a istemsizce güldüm. Komik çocuktu vesselam.

“Hoşgeldiniz.” Dedim sarılmasına karşılık verirken.

“Hoşbulduk komutanım. Size ilk sarılan ben olmak için diğerleri asansörle çıkarken, son sürat merdivenleri çıktım.” Dedi göğsünü kabartarak. Kahkaha attım bu sözlerine.

“Sen böyle yapınca kendimi ünlü gibi hissediyorum.”

“Sizde birnevi ünlüsünüz zaten komutanım. Şu ara askeriyede herkes sizi konuşuyor!” Derken diğerleride salonu doldurmuştu. En son gelen Yiğit yanıma oturacakken kaşları çatıldı.

“Kim konuşuyor lan?” Demesine gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Aras ise çenesini tutamadığı için kendine sövüyordu.

“Valla komutanım dürüst olmak gerekirse; ilişkinizi konuşuyorlar. İyi anlamda konuşan sayısı fazla fakat kıskançlıktan kuduran bir kitle de var.” Dedi kendinden emin bir şekilde başını sallayarak.

“Bana olumsuz konuşan kitlenin isimlerini buluyorsun Çelik.” Dedi ve bir kolunu arkama yasladı.

“Zevkle komutanım!” Diyen Aras’tan sonra timin geri kalanına döndüm.

“Hoşgeldiniz hepiniz. Ben bir çay koyayım.” Diyerek ayaklanacakken yanımdaki sevgilim buna engel oldu.

“Ben koyarım, ayağa kalkma.” Dedi ve hemen ardından mutfağa ilerledi. Bense arkasından bakakaldım.

“Vay be! Komutanıma bak! Bu hallerini görmek gözlerimi yaşartıyor.” Dedi Doğan.

“Keşke biraz örnek alsan!” Dedi yanında oturan Selin imayla. Selin dışında hepimizin kaşları havalandı.

“Sen bana evet desen neler neler yapacağım da, neyse.” Dedi aynı imayla Doğan. Bu cevaba karşılık Selin sessiz kaldı.

“Komutanım nasılsınız?” Diyen Kağan abiydi. Kafamı ona çevirip gülümsedim.

“Daha iyiyim abi sağol.”

“Komutanım size iyi bakıyor sanırım komutanım.” Diyen tekli koltukta oturan Alparslan’dı.

“Valla ne yalan söyleyeyim, çok iyi bakıyor. Ayağa kalkmama bile izin vermiyor gördüğünüz gibi.”

“Evet abla, sen ayağa kalkma biraz daha. Yiğit abi iyi yapıyor.” Dedi solumdaki Doruk. Onunla aramızda bambaşka bir ilişki vardı.

“Ablana kalsa 100 kilometre koşacak aslanım.” Diyerek içeri giren Yiğit aynı konumunu alıp kolunu omzuma attı. Bir şey demeden kafamı hafifçe omzuna yasladım.

“Sevil ablada gelseydi keşke.” Dedim Kağan abiye dönerek.

“Komutanım çok selamı var size geçmiş olsun dileklerini iletiyor. Annesi hastalandı onun yanında.” Diye açıkladı Kağan abi.

“Sağolsun, sende selam söyle.” Dedikten sonra time döndüm.

“Açmısınız Zelzele? Bir şeyler hazırlayalım. Ya da dışardan söyleyelim.”

“Yok komutanım biz sizi görmeye geldik sadece. Çay içip kalkarız.” Dedi Doğan.

“Tabi çay içip kalkacaksınız lan. Bide size hizmetmi edeceğiz? Alp, kalk çayı demle.” Diyerek Alparslan’a yöneldi bakışları.

“Çok ayıp!” Dedim sevgilime bakıp gözümü büyüterek. Misafir böylemi ağırlanırdı?

“Ne ayıbı koskoca adamlar. Kağan abi ve Selin dışında kimse hizmet bekleyemez.”

“Komutanım doğru söylüyor komutanım. Kendi çayımızı da kendimiz demleyelim bir zahmet, ne ayıbı? Hatta bugün cumartesi, çöpler alınmaz giderken verin atalım biz.” Diyerek mutfağa ilerledi Alparslan. Gerçekten kendilerini misafir gibi görmüyorlardı.

“İnanılmazsınız.” Dedim tek kelimeyle. Alparslan ve Doruk çayları doldurmuş, herkese dağıtmıştı. Garipsemeye çalışıyordum ama o da olmuyordu.

“Doktorla ne yaptınız?” Diyerek Alp’e döndüm. Merak etmiyorum desem yalan olurdu.

“Bir şey olduğu yok komutanım, Alp yerinde sayıyor!” Diye dalga geçen Aras’tı.

“Sus lan!” Diyerek Aras’a çıkıştı Yiğit.

“Ne yapayım komutanım, yalanmı söyleyeyim!” Diye savunmaya geçti hemen. Yiğit’in bakışlarını görünce ise sustu.

“Aras komutanım doğru söylüyor komutanım. Bir şey olduğu yok, konuşmuyoruz.” Dedi sorumun sahibi olan Alparslan.

“Ben sana konuş demedim mi?” Dedim bu kez.

“Utanıyorum abla ne yapayım?” Dedi omuz silkerek.

“Ben sana anlatırım bir ara koçum.” Diyerek kendinden emin bir şekilde konuşan yanımdaki sevgilimdi. Salondaki bende dahil herkesin bakışları ona döndüğünde odaklandığı tek göz benimdi. Kafasını iki yana salladığında imalı bakışlarımı sorguluyordu.

“Tam olarak neyi anlatacaksın acaba?” Dedim imamı saklama gereği duymadan.

“Flört taktiklerini.” Demesiyle kaşlarım havalandı.

“Bence Yiğit komutanını asla dinleme. Kendisi flört taktiklerinde tek kelimeyle berbat!” Dememle kimseden beklediğim tepkiyi alamamıştım. Şu an hepsi diken üstündeymiş gibi oturuyordu. Ellerinden gelse nefes bile almayacaklardı sanki.

“Berbatsa sen nasıl tavlandın bana?” Demesini herkesin içinde beklemiyordum ama bozuntuya vermedim.

“Bir anda gelişti.” Dedim kısaca. Timimin yanında aşk hayatımızı konuşmak istemiyordum. “Sen ona bakma. Sorgu odasına sokmamak için çektiği işkencelere şahitsiniz nasıl olsa.” Diyerek odağımı Alp’e verdim.

Yavuz gülmemek için alt dudağını ağzına yuvarlamış, Selin dudaklarını birbirine bastırıyor, Kağan abi burnunu kaşıyordu. Diğerleri ise evi inceliyormuş gibi gözüküyordu.

“Neyse, git kadınla konuş şunlara makara olma.” Diyerek Yavuz’a yöneldim. “Sende Nehir’i almak için çıkabilirsin artık, geldiğinden beri saate bakıyorsun.” Dememi beklemiyordu.

“Bakmıyorum.” Diyerek gereksiz bir savunmaya geçti. Gözlerimi devirip elimi salladım kesin öyledir der gibi.

“Hep birlikte kalkalım, siz dinlenin komutanım.” Diyen Kağan abinin ayaklanmasıyla diğerleride ayağa kalktı.

“Teşekkür ederim geldiğiniz için.” Dedim minnetle ve bende ayağa kalktım. Yiğit bir kolunu belime sarıp destek oluyordu ve bir şey olacak diye ödü kopuyordu!

“Kalkma abla!” Diyerek öne atıldı Doruk fakat kendime çekip sarıldım. Beklemiyor olacakki kollarımın altında kasıldı başta. Sonrasını derin bir rahatlamaya ve kollarını boynuma dolamaya bıraktı.

“Bir ihtiyacın olursa ara.” Dedim kulağına. Onun dışında kimsenin duyamayacağına emindim.

“Seni seviyorum abla.” Dedi geri çekilirken. Gülümsedim içten bir şekilde.

“Bende seni junior. Farkındaysan fazla enerjik değilim, abin kahve içmeme hala izin vermiyor!” Dedim şikayet eder gibi. Kıkırdadı bu halime, amacım buydu.

“İyi yapıyorsun abi.” Diyerek desteklemesiyle ihanete uğramış bir ifadeye büründü yüzüm. Yiğit’te ona sıkıca sarıldıktan sonra kapıya ilerledi.

Yiğit kapıyı kapatır kapatmaz ayaklarımı yerden keserek beni kucağına aldı.

“Demek benim flört taktiklerimi beğenmiyorsunuz Tuana hanım!” Dedi yüzümün her bir zerresini inceleyerek.

“Ben senin her şeyini beğeniyorum sevgilim. Taktiklerin bana özel kalsın diye kötüledim Alp’e.” Dedim kollarımı boynuna dolayarak. Ellerim direkt ensesindeki saçları buldu.

“Yalancı!” Dedi boynumu öperek ve huylandığım için kıkırdadım. O sırada yumuşak bir yere beni bıraktığında yatak odama geldiğimizi fark ettim.

“Olsun, kötü ama etkiliydi ki; ben sana aşık oldum. İyi yönünden bak sevgilim!” Diyerek dudağına uzanacakken geri çekildi. Başımı yastığa atarken kaşlarımı çatarak baktım üstümdeki Yiğit’e.

“Noluyor?” Dedikten hemen sonra üzerime daha fazla eğilip az önce gerçekleştirmeye çalıştığım şeyi yaparak dudaklarıma kapandı. Sorgulamadan karşılık vererek kafasını daha fazla kendime çektim. Bir yandan da ensesindeki saçlarla meşguldüm.

“Kafanı kaldırırken sırtını geriyorsun. Dikişlerin patlayabilir ve sen hiçbirini göz önünde bulundurmuyorsun. Bana canının bir önemi yok derken kendinden haberin varmı?” Dedi geri çekilip sorgulayarak. Bir anda böyle bir konuşma beklemiyordum. Endişelendiğini biliyordum ama öpecekken sırtım aklıma gelmiyordu ki.

“Unutuyorum.” Dedim masumca. Saf rolüne yatarak onu yatıştırabilirdim bence.

“Ah Tuana.” Dedi ve başını boynuma gömdü. “Ah Tuana!” Dedi bu sefer boğuk ama teessüf eden bir sesle.

“Yiğit.” Dedim saçlarıyla oynayarak her zamanki tonda.

“Söyle birtanem.” Dedi. Ben bir kez daha teslim oldum.

“Hiç. Adını söylemek hoşuma gidiyor.”

“Beni öldüreceksin.” Dedi boynumu öperek.

“Hayır sevgilim. Seni elimden geldiğince yaşatacağım.”

~

Apartmandan çıkıp arabasına ilerledi Yavuz. Tim alaya giderken o Nehir’i okul çıkışı almaya gidecekti. Tuana’nın sürekli saati kontrol ettiğini fark etmesine şaşırmış, bozuntuya vermemeye çalışmıştı.

10 dakikanın ardından okula gelmiş öğrenciler çıkarken kapıdan çıkacak olan Nehir’i bekliyordu heyecanla. Dışardan izlenimi sert ve soğuk olabilirdi ama içinde fırtınalar kopuyordu.

Birkaç dakikanın ardında Nehir’in kapıdan belirmesiyle yüzünde oluşan tebessüm saniyesinde silindi. Nehir gülerek biriyle konuşuyordu. Kimle konuşuyordu?

Okulun çıkışına birkaç adım kala Nehir, Yavuz’u hala fark etmemiş; yanındaki adamla gülüşerek sohbet etmeye devam ediyordu. Sorun yüzündeki gülümsemenin her zamanki gibi olmamasıydı. Gerilmişti ve ayıp olmasın diye güldüğüne emindi.

Boynunu önce sağa sonra sola doğru eğip çıtlattı Yavuz. Damarlarının belirginleştiğine emindi, bu yüzden sertçe yutkunup birkaç saniye gözlerini kapadı.

Gözlerini açar açmaz Nehir’e ilerlemeye başladı. Birkaç adım kala Nehir Yavuz’u fark etmiş yüzündeki tebessüm büyümüş ve gerçek bir hal almıştı.

“Sevgilim, bu beyefendi kim?” Demesiyle Nehir bozguna uğramış, birkaç saniye ne dediğini anlamamıştı. Yavuz gözlerine bakmaya devam edince ne yaptığını anlamış, bozuntuya vermemişti.

“Başka bir öğretmen arkadaş sevgilim.” Dedi adamı tanıtarak. Yavuz’un eli, Nehir’in belini bulmuş ve kendine yaslamıştı. Nehir bu hareketle sertçe yutkunmuş, ardından belindeki elin üzerine elini koymuştu.

“Merhaba, Aslan Duman ben. Sınıf öğretmeniyim.” Diyerek göğsünü kabarta kabarta elini uzattı Aslan. Yavuz ise rolünü bozmamaya devam etti. Uzatılan eli sıkıca kavradı.

“Teğmen Yavuz Aksoy.” Dedi yüzünde mimik oynamazken. Adamın egolu ifadesi dağılırken gülümsemeye çalıştı.

“Nehir hanımın erkek arkadaşı olduğundan haberim yoktu.” Dedi hemen ardından. Yavuz’un damarları her an patlayabilirdi.

“Öğrenmiş oldun. Bundan sonra yanına yaklaşırken iki kez düşünürsün.” Dedi sertçe. Nehir’de bu çıkışı beklemiyordu.

“Sevgilim biz gidelim artık.” Dedi Yavuz’un kolunu uyarıyla sıkarken.

“Bir dakika bir dakika.” Diyerek Nehir’i es geçti Aslan denen adam.

“Ne dediğinizi anlamadım tam olarak?” Diye devam etti.

“Anladın. Çok güzel anladın hemde. Bir daha seni Nehir’in önünde, arkasında, sağında, solunda görürsem o zaman açıklayarak ve uygulayarak anlatmaktan kaçınmam. Canının kıymeti varsa dediklerime kulak asmazsın öğretmen!” Dediğinde Aslan kediye dönmüştü.

Yavuz hiç bir şey olmamış gibi Nehir’e dönüp gülümseyerek “Gidelim demiştin az önce demi hayatım? Gidelim.” Dedi ve bir daha Aslan’a bakmadan Nehir’in elini sıkıca tutup arabaya ilerledi.

Nehir ağızı açık onun için açılan kapıya baktı. Bir hışımla oturup kapıyı sertçe kendisi kapandı.

Yavuz adama hala sinirliydi fakat bu kadının utangaç halleri gülümsetiyordu. Normal bir şekilde arabayı sürmeye başlayıp okuldan uzaklaştığında yanındaki Nehir bağırmaya başladı.

“Ne yaptığını sanıyorsun? Sevgilisiyim ne? Adamı dövmediğin kaldı!”

“Bir daha yanında görürsem öldürürüm dayakla kurtulamaz.” Dedi sakin ama net bir sesle.

“Allah’ım çıldıracağım! Ben seni öldüreceğim şimdi!” Dedi elini nereye koyacağını bilemeyen bir sinirle.

“Rahatsız olduğun belliydi Nehir, ne yapsaydım?”

“Adamı tehdit etmenmi gerekiyordu? Sevgilim demen bile daha normal!”

“Hoşuna gitti yani?” Diye sormasıyla sustu Nehir. Gitmişti. Ama dışından söyleyemedi. Suskunluğu onu ele verdi. Yavuz ise sadece başını sallayarak gülüşünü bastırmaya çalıştı.

“Komikmi?” Diyerek çantasındaki ruju adamın kafasına fırlattı. Yavuz beklemediği için rujun kafasına gelmesine engel olamadı. Nehir öyle bir şiddetle atmıştı ki rujun denk geldiği şakağı kızarmıştı.

“Özür dilerim!” Dedi ani bir panikle bu kez. Tüm duyguları 5 dakikada yaşamıştı resmen.

Yavuz Nehir’i duymuyordu şu an. Bir eliyle direksiyon hakimiyetini korurken, diğer eliyle koltuğun arasına düşmüş ruju almaya çalışıyordu. Kısa sürede başardı.

Avucunu açıp Nehir’e baktığında kadının şaşkın bakışları yüzündeydi. Kafasını noldu dercesine iki yana salladı.

“Alnın kızardı.” Dedi mahcup bir sesle. Yavuz farkında bile değildi, alnına değip düşmüştü ruj yalnızca.

“Tenim hassas biraz ondandır.” Dedi omuz silkerek.

“Özür dilerim.” Dedi yeniden Nehir. Bu kez ne dediğini duymuştu Yavuz.

“Saçmalama Nehir füzemi attın sanki. Ayrıca ben özür dilerim, ben rahatsız olduğunu görünce aklıma sadece sevgilim demek geldi.” Dedi masumca omuz silkerek. Avucundaki ruj Nehir’in umrunda olmayınca ortadaki boş kısma koydu ruju.

“Abisiyim veya kardeşiyim niye demedin? Ya da kuzeniyim? Başka seçenekler oldukça fazla.” Dedi Nehir fakat tek amacı Yavuz’u sinir etmekti.

“Gerçekten sevgilin olursam abin, kardeşin veya kuzenin olmadığım ortaya çıkmasın diye.” Derken oldukça ciddi ve netti Yavuz. Nehir bunu asla beklemiyordu.

“Ne?” Diyebildi sadece.

“Duydun. Sence ilişkimiz yalnızca arkadaşlıktanmı ibaret Nehir?” Derken sesi derindi. Biliyordu Nehir, farkındaydı. Yavuz’un ona karşı olan hislerinin de, kendi hislerinin de. Ve hayatında ilk kez kaçmadı, susmadı, çekinmedi.

“Hayır. Haklısın, ilişkimiz arkadaşlıktan ibaret değil. Bana olan davranışların hoşuma gidiyor, okul çıkışında gözlerim seni arıyor, üst katımda oturuyorsun ve ben odana geçene kadar bile uyumuyorum Yavuz.” Derken söylediklerinde net ve dürüsttü. Hatta fazlasıyla netti ki Yavuz’un şaşkınlıktan kaşları havalandı.

“Nehir, sevgilim olur musun?” Dedi bir anda. Nehir donakalmış, ağızından çıkanları sorguluyordu. Fakat yine kısa sürdü ve gerçeğe odaklandı.

“Olurum Yavuz. Sen benim sevgilim olur musun?”

“Olurum.” Yanıtını alır almaz yüzünü gülücükler kapladı. Yavuz’un elleri bu kez rol için değilde, gerçekten tuttu Nehir’in ellerini. Nehir başını yan bir şekilde koltuğa yaslayarak diğer günlerdeki gibi gözlerini kaçırarak değilde, gözlerini kırpmayarak izledi Yavuz’un yüzünü.

“Sevgilim demen hoşuma gitti bu arada. Az öncekileri sinir ol diye söyledim.”

“Amacına ulaştın.” Demesiyle ikiside güldü ve yol boyunca ikisinin konuşmaları da artık fazlasıyla rahat ve sakindi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

185okunma 14beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18