14. bölüm / 17
Zelzele13.Bölüm/Korku
Bölümler 17Şu an: 13.Bölüm/Korku
- 1 1.Bölüm/Veda429 kelime
- 2 2.bölüm/Sürdürmek2.568 kelime
- 3 3.bölüm/Başlangıç4.156 kelime
- 4 4.Bölüm/Yeniden5.011 kelime
- 5 5.Bölüm/Yan Yana5.036 kelime
- 6 6.Bölüm/Gecenin Karanlığı3.316 kelime
- 7 7.Bölüm/Aile4.885 kelime
- 8 8.Bölüm/Gökyüzü Bakışlı3.283 kelime
- 9 9.Bölüm/Tehdit3.092 kelime
- 10 10.Bölüm/Sevgilim4.667 kelime
- 11 11.Bölüm/Geçmiş4.526 kelime
- 12 12.Bölüm/Beklenmeyen Acı2.395 kelime
- 13 13.Bölüm/Korku3.693 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 14.Bölüm/Yeni Başlangıçlar3.796 kelime
- 15 15.Bölüm/En Büyük Hediye3.451 kelime
- 16 16.Bölüm/Şüphe Duyarsam?3.672 kelime
- 17 17.Bölüm/Üst Üste2.877 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yiğit
Hayatımın hiçbir döneminde değer verdiğim bir insanla sınanmamıştım. Ne ailemle ne de timimle.
Nerden bilebilirdim ki en büyük sınanmayı sevdiğim kadında yaşamayı. Onun canıyla sınanacağımı.
Küçüklüğünden beri ilk defa sesinin titrediğine şahit olmuştum. Acıdan olması o kadar kahrediyorduki.
Kaç saattir hastanedeydik bilmiyordum. Ellerimde sevdiğim kadının kanları vardı. Kurumuştu. Toparlanmam lazımdı. En yakın arkadaşımın da bana ihtiyacı vardı. Ama olmuyordu işte. Kılımı kıpırdatamıyordum.
“Komutanım.” Dedi babacan sesiyle yanıma oturan Kağan abi.
“Bir elini yüzünü yıka gözünü seveyim.” Dedi yazık etme kendine der gibi.
Bana olan umrumda değildi ki. Canımın canına olmuştu ne olduysa.
“İyiyim abi.” Dedim yalnızca. İnanmasını beklemedim zaten ama üstelemedide.
“İyi olacak demi abi?” Diyen Doruk’u duydum o an. Geldiğimizden beri herkes bir şey söylüyordu ama duymuyordum onları.
“Olacak tabi oğlum! Sıkılınca bizle uğraşacak, canımızı okuyacak. Sorumu lan bu?” Dedi çatallı sesiyle Aras.
“Ben kahve almıştım ona. Uyanınca kesin ister.” Dedi gözyaşlarını silip gülümseyerek. Sanki yenisi iki saniye sonra akmayacakmış gibi.
“Yavuz nasıl?” Dedim dakikalar sonra. Yanında olmaya gücüm yoktu. Koca bedenim bana bile fazla geliyordu ilk kez.
“Kötü komutanım. Abisi yoğun bakımda. Kendisi de,” deyip sustu Selin. Tuana için de üzülüyordu. Arkadaş olduklarını biliyordum.
Hastane beni boğuyordu. Babamı soğuk morgta son kez gördükten sonra adımımı atmamıştım. Görevlerde vurulduğum zamanlar bile kendim evde hallederdim. Geçen sefer ki yaram ciddi bir yerde olmasa yine gelmezdim. Birde esir tutulduktan sonra.
Şimdi sevdiğim kadını beklemek öyle bir koyuyordu ki. Acı çektiğini bilmek, savaşmak zorunda kalmak öyle canımı sıkıyordu ki!
Bir hışımla ayağa kalkıp büyük adımlarla lavaboya girdim. Soğuk suyu açıp yüzüme defalarca su çarptım. Kanlı ellerimi temizledim. Aynaya baktığımda yüzümdede kan vardı.
Benim kanım değil.
Tuana’nın kanı.
Yüzümü daha sert yıkayıp kuruladıktan sonra olduğum yere çöktüm. Acıyla inlemeleri gitmiyordu kulağımdan. Ölme ihtimaliyle söylediği sözler çıkmıyordu aklımdan.
Başımı ellerimin arasına alıp genzime oturan yumrunun rahatlamasını bekledim. Olur da gözyaşım akar diye bekledim. Olmadı. 20 yıl önce hastane koridorunda döktüğüm gözyaşı son gözyaşıydı. Ağlamayı unutmuştum ben.
Kapı defalarca açılıp kapandı. Bazıları iyi misiniz dedi. Değilim diyemedim. Sustum. Bazıları hiç umursamadı bile. İşime geldi.
Dakikalar sonra açılan kapıdan giren kişi yanıma oturdu. Yavuz’du. Yüzüm yoktu.
“İyi olacak.” Diyerek ilk konuşan o oldu. Abisini o halde gördükten sonra hala böyle olmasına imrendimmi üzüldümmü karar veremedim o an.
“Yavuz-“
“Daha sevgililiğinizin başındasınız lan! Güçlüdür Tuana. Bilmiyormuyuz sanki.” Dedi gülerek. Acı bir gülmeydi bu.
“Toparlan bak uyanınca seni böyle görmesin.” Demesiyle yüzüne baktım.
“Uyanacak demi lan?” Dedim genzimdeki yumruyla. Sertçe yutkundu.
“Tabi uyanacak lan! Sorduğun soruya bak!” Dedi gözlerini kaçırarak.
“Abin?”
“Oda iyi olacak.” Dedi tüm inancıyla.
Kapının açılmasıyla giren kişiye baktığımızda gelen Aras’tı.
“Ameliyattan çıktı.” Demesiyle aynı anda ayağa kalktık. Aras’ı dinlemeden ameliyathanenin önüne ilerledim. Kapıdan çıkan doktorun karşısında durdum.
“İyimi? Uyandımı?” Dedim alelacele. Kokusuna ihtiyacım vardı. Saatler sonra sakinleşmeye ihticayım vardı.
“Hayati tehlikeyi atlattı.” Demesiyle tuttuğum nefesimi verdim. Herkesten derin bir rahatlama sesi dökülürken cümlenin devamını bekliyordum.
“Geldiğinde çok kan kaybetmişti. Kurşun sağ kürek kemiğinin altına denk gelmiş fakat neyseki kemik zarar görmemiş. Birkaç hafta kendini yormaması hatta gerekmedikçe ayağa kalkmaması en sağlıklısı.”
“Görebilir miyiz?” Dedim bir umut.
“İlk 24 saat kontrol amacıyla yoğun bakıma alacağız. Yarın görmeniz daha iyi olur. Geçmiş olsun.” Diyerek yanımızdan ayrılan doktorun arkasından baktım.
“İyi. Daha iyi olacak.” Diyen ses Yavuz’a aitti. Omzumu sıkıp destek veriyordu.
“İyi.” Derken cevapmı veriyordum yoksa kendime inandırmayamı çalışıyordum bilmiyorum.
O esnada ameliyathanenin kapısı açıldı. Sevgilim çıkıyordu. Ayakta değil, sedyede.
Titrek bir nefes alıp yanına ilerledim. Ben baş ucuna gelirken diğerleri de etrafını sarmıştı. Yüzü olduğundan beyaz, dudakları kuruydu. Göz altları morarmıştı.
“Burdayım.” Dedim elini kavrayarak. Duymuyordu ama belki hissederdi.
Yoğun bakımın önüne geldiğimizde hemşireler daha fazla ilerleyemeyeceğimizi söyleyerek bizi durdurdu.
Koskoca bir gün nasıl geçecekti?
Uyurken bile özlediğim kadını nasıl bekleyecektim? Zorundaydım. Onun iyiliği için zorundaydım.
“Hadi abi eve gidelim bi üstümüzü değiştirelim.” Diyen Yavuz’u umursamadan yoğun bakımın karşısındaki sandalyeye oturdum.
“Yiğit, burda durmamızın bir anlamı yok kardeşim.” Dedi beni ikna etmeye çalışarak.
“Gidemem Yavuz. Uyandığında yanında olmam lazım.”
“Kardeşim, en fazla bir saat sürecek gidip gelmek. Daha yeni çıktı ameliyattan biz gelene kadar uyanmaz.” Dediğinde cevap vermedim.
“Hem uyandığında seni böylemi görsün lan. Perişan perişan oturulurmu böyle?” Dediğinde kafamı kaldırıp baktım.
“Üstün başın toprak. Bir duş al kendine gel hadi.” Demesine daha fazla dayanamayarak ayağa kalktım. Camın ardında gözleri kapalı olan sevgilime baktım.
“Buraya birilerini ayarlayalım.” Dedim çatallı sesimle.
“Tamam halledeceğim gel.” Dedi sırtımdan ilerleterek.
“Koray abiden haber varmı?” Dedim arabaya binerken. İkimizde perişan haldeydik ve kimin daha kötü olduğunu bilmiyordum.
“Yok yoğun bakımda.” Dedi kısaca. Abisiyle arası iyiydi fakat yılda görüştükleri günler bir elin beş parmağını geçmezdi.
“Yavuz, Nehir’e ne diyeceğiz?” Dedim o an aklıma gelen şeyle. Tuana vuruldumu diyecektim? Koruyamadım mı diyecektim? Canı yandı ve engel olamadım mı diyecektim?
“Mecbur söyleyeceğiz.” Dedi sertçe yutkunarak.
Eve geldiğimizde taksiden inen Nehir’le karşılaşmayı ikimizde beklemiyorduk.
“Ay selam. Tuana’yı aradım ulaşamadım bende taksiyle geldim eve. Siz niye buradasınız? Ayrıca bu hal ne?” Dedi. Boğazımdaki yumru yerini alırken bakamadım Nehir’in yüzüne.
“Bir şey olmuş.” Dedi neşeli sesinden çok uzak bir şekilde.
“Yavuz anlat.” Demesi yeterliydi. Nefes alamıyordum. Dışardaydım oysaki. Nasıl alamazdım?
“Nehir.” Dedi sesi titreyen Yavuz. İçim sıkıştı.
“Tuana vuruldu, yoğun bakımda.” Dedi tek nefeste. O an Nehir’in yüzüne baktım. Dondu. Baktı. Konuşmadı.
“Ne saçmalıyorsunuz ya siz? Bir Nisan falanmı diyeceğim ama daha var. Günleri karıştırdınız herhalde!” Dedi gülerek. Tepki vermediğimizde gülümsemesi yüzünde asılı kaldı. Gözleri doldu.
“Hayır.” Dedi inanmak istemiyormuş gibi. Tuana’da bu sabah defalarca kez bunu demişti:Hayır.
“Yavuz hayır.” Dedi bu kez.
“Hayır hayır iyi o iyi!” Diye çığlık atınca daha fazla dayanamadım. Koşar adımlarla apartmana girip her zaman bindiğim asansöre değil merdivenlere ilerledim.
Evinin kapısına bakamadan bir kat daha çıkıp kendi evime geldim. Kapıyı açar açmaz onun kokusu doldurdu burnumu. Gözlerim mutfak masasına değdi. Daha dün sabah kahvaltı edip beni teselli etmişti. Bu sabah neden yoktu?
Odama girip üç kez kapıyı kilitledim. Banyoya girdim. Orayıda üç kez kilitledim. Ellerim boğazımı sardı. Nefes alamıyordum. Onsuz nefes alamıyordum.
Suyu açıp kıyafetlerimle girdim duşa. Üstümü çıkaracak gücü bulamadım kendimde.
Ve o an boğazımdan bir hıçkırık döküldü. Ellerim yüzüme kapandı. Birkaç damla yaş düştü gözlerimden. Daha fazla değil.
Sarsıldım. Ağlamaya çalıştım ama ağlayamadım yine. Kaç kez adını sayıkladım saymadım. Ve en son yıkanıp duştan çıktım.
Üzerime siyah eşofman takımı ve hırkamı geçirdim. Spor ayakkabılarımı giyerken salondan kırmızı gözlerle Yavuz çıktı. Benim yüzümde aynı haldeydi. Burnumu çekip duruyordum.
“Nehir Tuana’yı görmek ister. Hazırlan hastaneye gelin. Kapının önüne adam diktinmi?” Dedim gözlerimi kaçırarak.
“Her şey tamam.” Dedi kısık sesle. Hiç bir şey tamam değildi oysa. Bir yarım yoğun bakımdaydı.
Salona girip başını elleri arasına almış ağlayan Nehir’e iki saniyede fazla bakamadım.
“Anahtarı verirmisin?” Dememle bana baktı. Gözlerimi kaçırdım çünkü yüzüm yoktu.
“Çantamda.” Dedi fısıldayarak. Yanındaki çantasına uzanıp anahtarı aldığımda konuşmadan evden çıktım. Yukarı çıkarken bakamadığım kapının önünde durdum.
İçeri ilerlediğimde parfümü doldu burnuma. Benim evim kendisi kokuyordu. Burası parfüm.
Odasına ilerleyip dolabını açtım ve çantama rahat bir takımını koydum. İç çamaşırlarından da aldım rastgele. Gözlerim odada gezinmeden hızla çıktım evden. Kendi arabamla hastaneye ilerledim.
Şükrü albay gelmişti. Tim duydukları konuşmalardan sonra ilişkimizi biliyordu. Muhtemelen albayada söylemişlerdi. Halimi görünce kesin olduğuna emin oldu muhtemelen.
“İyimisin oğlum?” Dedi sarılarak. Yıllardır bir baba gibi davranırdı. Bende evladı gibi davranmaktan çekinmezdim.
“İyiyim komutanım.” Dedim sadece.
“Tuana’da iyi. Sıkma canını. Dişi Kurt kolay kolay yıkılmaz. Boşunamı aldım ben onu time!” Dedi gülerek.
“Yıkılmaz.” Dedim bunu bilerek.
“Yıkılmayacak. Birbirinize destek olacaksınız oğlum. Neden geldin?”
“Onu burda bırakmam komutanım.”
“Kapıda Burak ve Mustafa var. Görevden döndünüz bugün uyanacağı kesin değil. Dinlenmen daha iyiydi.” Dedi yumuşak bir sesle.
“Onun olduğu yerde dinlenirim komutanım.” Dedim yalnızca. İki kez omzuma vurdu yavaşça.
“Sen bilirsin. Gidiyorum şimdi bir isteğin olursa hemen ara.” Demesine karşılık başımı salladım. Yoğun bakımın önüne geldiğimde değişen şey kapıdaki korumalardı.
Selamlarını kafamı sallayarak aldıktan sonra kafeteryaya gitmelerini söyledim. Ben buradayken olmalarına gerek yoktu. Fazla insana gerek yoktu.
Camın başında durduğumda bir elimi yüzüne yasladım. Yüzünü okşamak isterken yetindiğim şey camdı. Belki şu an bu durumda bile olmayabilirdim. Kafasının yanından geçen kurşun bir milim sola kaysaydı beynine ulaşacaktı.
Yanından geçti, bir şey olmadı. Olabilirdi. Olmadı ama oğlum. Uyanacak. Yeniden bakacak gözlerine.
Olabilirdi düşüncesini sildim kafamdan. Olmadı. Karşımda uyuyor. Uyanacak.
Olmadı. Karşımda uyuyor. Uyanacak.
Kaç kez içimden bunu tekrar ettiğimi bilmiyordum ama bu arada hemşire üç kez içeri girip bir terslik varmı diye kontrol etmişti.
Gözlerimin ve elimin camdan ayrılmasını sağlayan şey ise Nehir’in çığlığıydı.
“Tuana!” Diyen Nehir’in arkasında Yavuz vardı. Üstünü değiştirmiş, duş almıştı ama bakışları aynıydı.
“Uyan nolur uyan!” Diyerek cama ardı ardına vurmaya başlayınca Yavuz tuttu ellerini.
“Bir gün içinde uyanacak. Yapma, dur.” Diyerek kendine çekip sımsıkı sarıldı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu Nehir.
Uyanması lazımdı. Benimde ona sarılmam lazımdı. Başını defalarca öpmem lazımdı. Kokusunu içime çekmem lazımdı. Sesini duymam lazımdı.
Bana Tuana lazımdı.
Hayatım lazımdı.
Yanımıza ne zaman geldiğini bilmediğim timin gözleri doluydu.
“Uyanmadımı?” Dedi hayal kırıklığıyla Doruk. Başımı iki yana salladım.
“Abla.” Diye fısıldadı cama doğru. Benim gibi elleri yüzünde geziniyordu.
“Sende beni bırakma nolur!” Dedi bu sefer. Gözyaşları yanaklarına dökülürken Tuana’ya bakıyordu.
“Bırakmayacak.” Deyip kendime çektim Doruğu. Bir çocuk gibi başını göğsüme koyup ağlamaya devam etti.
“Bırakmayacak dimi abi?” Dedi boğuk sesiyle.
“Uyanacak.” Dedim bu kez.
Diğerlerine baktığımda Doğan’ın omzuna yaslanmıştı Selin. Kağan abi, Aras ve Alparslan’da yan yanaydı.
~
Saatler geçmişti. Kapının önünde beklemeye devam ediyorduk. Her şey normaldi ama hala gözlerini açmamıştı.
Yavuz abisinin yanındayken Nehir ona destek oluyordu. Doruk başını dizime yaslamış uyuyordu. Diğerlerinin ağızını bıçak açmazken Selin’de Doğan’ın omzunda gözlerini kapatmamaya çalışıyordu.
Behiye teyzeye veya Yazgı ablaya haber vermemiştim. Ne diyeceğimi bilmiyordum ve Muğla’dan insanları telaşa bindirmek istememiştim. Tuana uyanınca isterse arardım.
Bense gözümü camdan bir saniye ayırmamış Doruğun uyuklayan halini görünce oturup kafasını dizlerime yatırmıştım. Dün geceden beri uyumadığımız için normaldi. Alaya gitmeleri için ısrar etsemde Kağan abi dışında herkes reddetti.
Kağan abinin evinde bekleyen bir eşi ve çocuğu vardı. Gitmeliydi.
“Komutanım.” Diyen Aras’a döndüğümde elinde su ve kahve vardı. Kahveyi görünce sertçe yutkundum. Uzanıp suyu aldım sadece.
“Sağol aslanım.” Dedim kısık sesle. Herkes kötüydü bunun intikamını sonraya ertelemiştim.
“Dur.” Diye mırıldanan Doruğa baktım. Gözleri kapalıydı. Kabusmu görüyordu?
“Doruk.” Dedim yerimden doğrularak.
“Dur gitme!” Dedi bu kez daha sesli bir şekilde.
“Doruk!” Dedim bende bağırarak.
“Dur bırakma!” Diyerek gözlerini açtığında derin derin nefes alıp verdi.
“Abi?” Dedi telaşlı halimi görünce.
“İyi misin koçum?” Dedim başını ellerimin arasına alarak. Başını salladı hafifçe.
Suyun kapağını açıp uzattım. Tek nefeste bitirdi.
“Sakin ol. Burdayım, burdayız.” Diyerek destek verdim.
“Komutanım!” Diyen Alparslan’a döndüğümde irileşen gözleriyle cama bakıyordu. Hızla ayağa kalkıp baktığımda Tuana’nın gözleri yavaş yavaş açılıyordu.
“Doktor yokmu?” Diye bağırdı Aras. Koşarak bize gelen doktor hiç beklemeden içeri girdi.
Bir şeyler sordu Tuana’ya. Konuşurken yüzü buruşuyordu. Canı yanıyordu. Ardı ardına yutkunmuştu mesela. Anlamıyorlarmıydı canının yandığını?
Nefesim sıkışırken Tuana’nın bakışları camdaki bizi buldu. Ardından sadece beni. Gülümsedi hafifçe iyiyim der gibi ama bunu yaparken bile canı yanıyordu.
“Allah’ım şükürler olsun!” Diyenlerin kim olduğunu seçemedim. Gözlerim sevgilimin gözlerindeydi. Doktor bir şeyler anlatıyordu ama dinlemiyordu. Yalnızca birbirimize bakıyorduk.
Gözlerimi kapatıp açtım burdayım der gibi. Aynı şekilde karşılık verdi biliyorum der gibi.
İçerden çıkan doktorun karşısına dikilip gözlerine baktığımda ne istediğimi anlıyordu.
“Birazdan normal odaya alacağız. Çok yormamak şartıyla yanında kalabilirsiniz.” Dedi gülümseyerek. Nefesim düzene girer gibi oldu o an. Sarılıp öpmeden, kokusunu içime çekmeden düzelmeyecekti.
“Sağolun.” Dedim az önceye kıyasla normal çıkan sesimle.
Bize doğru gelen Nehir ve Yavuz’a baktım.
“Uyandı.” Dedim sadece. Nehir’den çıkan titrek bir çığlık bu kez mutluluktandı. Yavuz’un yüzü ise resmen rahatlamıştı.
Önce Nehir’e sarıldı. Nehir camdan Tuana’yı izleyip mutluluktan ağlarken Yavuz bana ilerledi. Sıkıca sardık birbirimizi.
“Uyandı lan.” Dedi inanamıyormuş gibi.
“Uyandı kardeşim.” Dedim karşılık verirken.
Herkesle mutluluktan sarıldıktan sonra Tuana’da yoğun bakımdan çıktı. Hemşireler yine sedyeyi taşırken gözleri kapalıydı.
“Niye uyanık değil?” Dedim telaşla.
“İlaçların etkisinden dolayı gözlerini fazla açık tutamadı. Çok geçmeden uyanır merak etmeyin.” Dedi hemşire beni ikna etmek istercesine. Yine elini tutup baş ucunda ilerledim odaya.
“Doktor beyin izni var uyanana kadar odada kalabilirsiniz ancak uyandıktan sonra tek kişi daha iyi.” Diyerek gerekli konuşmayı yapıp çıktı hemşire.
Yanındaki koltuğa oturup elini kavradım sıkıca. Defalarca kez ismini tekrar ettim. Defalarca kez şükrettim.
“Komutanım şimdi her şey yoluna girdi yani demi?” Dedi Aras emin olmak istercesine. Koray abide normal odaya alınmıştı fakat ilaçlarla uyutuyorlardı.
“Girdi oğlum.” Dedim Tuana’nın elini okşarken. Uyansa da sesini duysam diye yalvarıyordum içimden.
“Şimdi ben çok önemli bir soru sorabilirmiyim?” Diye sordu bu kez. Ne soracağını biliyordum.
“Evet aslanım sevgiliyiz. Çok olmadı o yüzden haberiniz yoktu. Şimdi öğrendiğinize göre bilerek hareket edersiniz.” Diye açıkladım o sormadan.
“Komutanım fena yakışıyorsunuz. Merak ettiğim birkaç soru daha var onları ilerleyen zamanda sorarım aceleye gerek yok.” Diyerek ortamı yumuşatmaya devam etti Aras.
Tuana
Canım acıyordu. Kalbim acıyordu. Zihnim acıyordu.
Gözlerimi zorla araladığımda karşımda herkesi beklemiyordum. Vurulduktan sonra gözlerimi açtığımda yoğun bakımda olduğumu söylemişti doktor. Kafamı çevirdiğimde ise bizimkileri ve canımı görmüştüm.
Gözleri kırmızı, göz altları mordu. Ne halde olduğumu tahmin bile edemiyordum.
Fazla dayanamadan gözlerim tekrar kapanmıştı ve şimdi açtığımda normal odadaydım.
Elimdeki ağırlığı hissedip baktığımda onunla göz göze geldim. Sevgilimle. Canımla. Yiğit’le.
Bir şey söylemeden titrek bir nefes aldım sadece. Zihnim berraktı ama suçluluk duygusu çok fazlaydı.
“Abla.” Diyerek sağıma bir dizini yere yaslayarak oturdu Doruk.
“İyiyim.” Dedim çatallı sesimle. Yüzümü buruşturduktan sonra Yiğit elimi bırakmadan su doldurup uzattı bana. Birkaç yudum aldıktan sonra kuruyan boğazım temizlenmişti.
Karşılığında elini daha sıkı kavradım. Ondan destek alıyordum.
“Bundan sonra bir vurul ben ne yapıyorum sana!” Diyerek adeta bir anne gibi hem kızıp hem de yanıma ilerleyen Nehir’e gülümsedim. Beni sıkıca sardığında canım acımıştı ama belli etmedim. Bir kolumla ona karşılık verdim.
“Olur, vurulmam.” Dedim bende dalga geçerek.
“Komutanım bitirdiniz bir günde hepimizi ya!” Diyen Aras yanıma gelmekle gelmemek arasındaydı. Kolumu kaldırıp gelmesini işaret ettikten sonra büyük bir hevesle oda sarıldı bana.
“Korktunmu sarı oğlan!” Dedim eğlenceye vurmaya çalışarak. Kimse gülmemiş aksine hepsi bunun şakasımı olur bakışı atmıştı.
“Tamam ya bakmayın öyle. İyiyim işte.” Dedim bu kez de.
“Bir an ilişki dedikodunu yapamayacağız diye o kadar korktum ki!” Diyerek sarılan Selin’di. Kıkırdayarak karşılık verdim ona da.
Diğer herkesle de sarıldıktan sonra geriye kalan Yavuz’du. Yüzüne bakamıyordum. Abisi ne durumdaydı soramıyordum.
“Abla sen dinlen biz sabah yine geliriz.” Dedi Doruk.
“Aynen öyle komutanım sizi yormayalım. Yarın görüşürüz.” Diyen Aras’tan bunu beklemiyordum ama ifademi bozmadım.
“Görüşürüz.” Dedim gülümseyerek. Selin’de bana göz kırpıp odadan çıktı.
Kalan kişiler Nehir ve Yavuz’du. Yiğit’i saymıyordum çünkü o benim canımdı. Başkası olarak saymıyordum bile.
Hala Yavuz’a bakmamayı sürdürüyorken ilk konuşan o oldu.
“Tuana. Abim iyi, dinleniyor. Sende Allah için kendini suçlama şu şerefsizler için bak vallahi sinirleniyorum!” Dedi canına tak etmiş gibi.
“Yavuz-“
“O adam hasta! Sadece benim abimi değil bir sürü masumu öldürmeye çalışmış. Sana vicdan azabı çektirmeye çalışıyor amacına ulaşmasına izin verme!” Dedi kesin bir tavırla.
O an bana kızmasınamı yoksa suçlamamasınamı sevindim bilmiyordum, minnetle gülümsedim.
“En sona beni bırakıyorsun kızım ayıp değilmi?” Diyerek herkesin aksine yavaş bir şekilde sarıldı. Bense herkese karşılık verdiğimin aksine daha sıkı sarıldım.
Uyandığımdan beri ağlamamak için verdiğim çaba şu an biraz zorluyordu. Yine de yuttum. Yiğit’in elini daha sıkı kavradım. Ve beni yine konuşmadan anladı. Avucuma kuş kadar hafif bir öpücük bıraktı. Kanlı ellerime. Masumların kanı.
“Yoruldunuz sizde, eve geçin. Abinin yanına git Yavuz.” Dedim ikisine.
“Olurmu canım öyle şey!” Diye çıkıştı Nehir.
“Olur tabi niye olmasın. Hem yalnız değilim ki, Yiğit burda.” Dedim ona bakarak. Bana değil yere bakıyordu ve ismini duyunca başını çevirip gülümsedi.
“Burdayım.” Diyerek uyandığımdan beri ilk defa konuştu. Burdaydı.
Nehir biraz Yiğit’i süzdükten sonra kararını verdi.
“İyi tamam ama bak bir şey olursa hemen arıyorsun!” Dedi Nehir parmağını bana doğrultarak.
“Tamam anne.” Dedim alayla. O an aklıma gelen şeyle duraksadım.
“Annenlere haber verdik demeyin.” Dedim odadakileri muhataba alarak.
“Vermedim. İstiyorsan ararız hemen.” Dedi Yiğit. Derin bir nefes verdim bunu duyunca. Hem iyiydim annemle ablamın telaşlanmasına gerek yoktu. Özellikle ablanız doktorsa ekstra gerek yoktu. Nerden vurulduğumu sorar, zarar görebilecek her yeri sayar, doktorla bizzat kendisi konuşurdu.
“Yok vermeyelim.” Dedim sadece. O da başını salladı.
“O zaman gidelim biz. Sende dinlen, tim sensiz olmaz.” Diyen Yavuz’a gülümsedikten sonra Nehir yanaklarıma sulu bir öpücük bıraktı ve gittiler.
Yiğit’e döndüğümde zaten bana dönüyordu ve iyimiyim anlamaya çalışıyordu. Korkmuş olmalıydı. Özellikle öleceğimi sanıp kurduğum sözlerden sonra.
“Sevgilim gerçekten iyiyim!” Dedim onu inandırmak istercesine. Tabii ki ağrı sızım vardı ama daha kötülerini yaşamıştım. Birkaç gün hareket etmezsem düzelirdi.
“Ben öldüm Tuana.” Dedi her defasında aşık olduğum sesiyle.
“Yiğit…”
“Ben bir gündür nefes alamıyorum.” Dedi neredeyse fısıldayarak. Tahmin ettiğimden çok daha fazlasını hissetmişti.
“Burdayım şu an,” dedim bir elimi yanağına yaslayıp okşamaya başlarken. “Burdayım sevgilim, Burdayım canım, burdayım. Hem sen demedinmi seni daha çok sevebilmem için dayanman gerekiyor diye? Dayandım canım. Söz konusu sensen her şeye dayanırım ben bir kurşun nedir ki?” Derken çoktan alnımı alnına yaslamıştım.
“Dayandın, burdasın. Yanımdasın.” Dedi fakat banamı diyordu, kendine hatırlatmayamı çalışıyordu bilmiyordum.
“Her zaman birtanem. Daima.” Dedim yanağına hafif bir öpücük kondururken. Sesli bir nefes aldıktan sonra varlığımı hissetmiş gibiydi. Dudaklarını alnıma yasladığında huzurla gözlerimi kapayıp açtım.
“Bir şeyler yemen lazım.” Diyerek geri çekildi fakat uzaklaşmadı.
“Yerim.” Dedim fakat odağım dudaklarıydı.
“Tuana!” Dedi sondaki a’yı uzatarak ama sesinde eğlenmesini gizleyemediği bir tını vardı.
“Yiğit!” Dedim bende sondaki i’yi uzatarak eğlenen sesimle.
“Beni delirtiyorsun.” Dedi nefesi dudaklarıma vururken. Refleksle alt dudağımı ısırdım.
“Görev dönüşü görecektik icraati yüzbaşı. Bende sizi sözünün eri bir adam sanırd-“ diyemeden dudaklarımda hissettiğim sıcaklıkla gözleri kapadım.
Ben hala yatarken o üzerime eğilmişti. Elim ensesine gitti ve saçlarını okşamaya -çekmeye- başladım. Kendime daha fazla çekmek isterken niyetimi anlayıp daha fazla abandı üzerime.
“Bildiğim çok daha lezzetli şeyler ama şimdi değil.” Dedikten sonra son kez dudaklarıma uzun ve derin bir öpücük kondurup geri çekildi.
“Çok kan kaybettin, iyi beslenmen gerekiyor. Canının istediği bir şey varmı hemen alıp geleyim. Ya da ben almam, seni bırakmam. Askerlerden birine aldırırım, he yavrum?” Derken gözüme çok tatlı gelmişti. Telaş yaptığında ekstra şapşal oluyordu. Tabii sadece bana.
“Kahv-“
“Hayır güzelim. Kanını yükseltmemiz gerekiyor diyorum, kahve diyorsun! Et yemen lazım senin. Doğru. Yeşil mercimekte demir deposuydu demi? Dur ben kapıdakilere söyleyeyim hemen geliyorum.” Dedi vereceğim cevabı beklemeden. Yüzümde alık bir gülümsemeyle arkasından bakarken ilk kez böyle hissediyordum.
İlk kez vurulmamıştım, ilk kez uyandığımda hastanede değildim fakat bu defa başkaydı. Yanımda o vardı. Benim için endişelenmişti, şu an çabalıyordu. Alışık olmadığım hisler dört bir yanımdayken bu durum fazlasıyla hoşuma gidiyordu.
“Söyledim. Acele edinde dedim merak etme hemen getirirler. Başka bir isteğin varmı? Kahve dışında.” Diyerek ardı ardına söylediği cümlelere gülümsedim.
“Yok canım. Teşekkür ederim.” Dedim içten bir şekilde. Aşırı değerli hissettiğim nadir anlardandı.
Teşekkürüme karşılığı başıma kondurduğu derin bir öpücüktü. Öperken kokumuda içine çekiyordu.
“Ya biz niye sarılmadık?” Dedim çocuk gibi sızlanarak. Herkesle sarılmıştım uyandığımdan beri ama sevgilimle sarılmamıştım!
“Canın yanmasın diye yavrum.” Demesiyle duraksadım.
“Gözünü açtığından beri herkesle sarıldın canının acıdığını anlamadımmı sanıyorsun? İnan bana o acıyı sana tattıracak son kişi bile olmak istemem. Diğerleri mutluluktan farkında değildi, lafım yok. Sende uyandığında timle gerçekten bir bağ kurduğunu fark edip hepsine kucak açtın ona da eyvallah. Ama sendeki tüm acıları kendime çekmek isterken canını yakamam.” Demesiyle ne kadar ince düşünceli bir adam olduğunu bir kez daha anladım.
Her cümlesinde haklıydı, sarılırken canım acımıştı ama önemli değildi. Onunla sarılırken aynı acının on katını çekmeyede razıydım. Yine de üstelemedim. Yüzüme aptal bir sırıtış ekledim yalnızca. İçten.
Dudaklarıma bakıp gülüşüme gülerken kapı çalındı. Yemek gelmişti.
“Sormayı unuttum üstünü değiştirmek istermisin?” Diye sordu. Üzerimdeki hastane kıyafetinden oldukça rahatsızdım.
“Kıyafetim yokki.”
“Ben getirdim, değiştirmek istersen yardım ederim.” Demesiyle kafamı salladım.
Ayağa kalkıp kapıyı kitledi üzerimi değiştirirken birinin gelme ihtimaline karşılık.
“Eşofman sweat getirdim rahat et diye.” Derken çantadan kıyafet çıkarırken kaslı kollarını ve geniş sırtını izlemek kesinlikle harikaydı. Hırkasını çıkarmış tişörtle duruyordu ve çıplak durmasına da razıydım.
“Nehir’mi ayarladı bunları?” Diye sormadan edemedim.
“Ondan anahtarı alıp ben aldım uyanınca giyersin diye. Rahatsızmı oldun yoksa?” Derken odama girip dolabımı açmasından bahsediyordu.
“Hayır canım neden rahatsız olayım, sevgilim değil misin?” Dedim omuzlarımı kaldırıp indirirken. Dudağı sola kıvrılırken söylediğim şey hoşuna gitmiş olmalıydı.
“Sütyen giyecek misin?” Dedi çantadan siyah dantelli sütyenimi gösterirken. Gözlerim irileşti anında.
“Onudamı aldın?” Dedin şok içinde.
“Rastgele attım çantaya, detaylı inceleyecek bir durumda değildim o an.” Dedi arsız arsız.
“Arsız!” Demeden edemedim. “Giymem ayrıca çok rahatsız.” Diye devam ettim.
“Doğru karar, hem sırtın acır.” Diyerek geri çantaya attı.
“Şimdi, yardım edeyim mi?” Dedi masum masum. Rahatsız olmamdan, rahatsız olacağım bir hareket yapmaktan çekiniyordu farkındaydım.
“Et canım.” Dedim normal bir şekilde.
“Edeyim.” Diyerek yanıma geldi ve yatağın yanına oturdu.
“İçimde bir şey yok.” Dedim o an aklıma gelen şeyle.
“Gözümü gözünden ayırmayacağım, söz.” Dedi ve öyle de yaptı.
Uzun, elbise diyebileceğim hastane tişörtünün ucundan kavrayıp önce sağ sonra sol kolumu ve en sonda başımı çıkardı. Bunları yaparken bir saniye bile gözlerini gözlerimden ayırmadı.
Önce bol sweati giydirdi, sonrasında ise eşofmanı. 27 yaşında kendimi bebek gibi hissediyordum.
Yemeğimi kendim yememe bile izin vermedi. Yorulurmuşum. Sıcak çorbayı üfleyerek içirdi, etin yağlı kısımlarını ayırdı.
“Sen de ye.” Dememle arada bir kaşık atıyordu ağızına ama tamamen benim yemem içindi.
“Doydunmu güzelim? Başka bir şey söyleteyim hemen.” Dedi yemek bittikten sonra. Tıka basa doymuştum.
“Hayır doydum ama sen doğru düzgün yemedin.” Dedim kaşlarımı çatarak.
“Ben aç değildim ki zaten sana ayak uydurdum.” Dedi ama hiç inanmadım.
“Yalan söylüyorsun. Ben ameliyattayken de yoğun bakımdayken de bir şey yemedin demi?” Dememle sessiz kaldı.
“Neden Yiğit? Niye kendine yapıyorsun bunu? Bak ben iyiyim, her şey yolunda. Madem o zaman yemedin şimdi ye.”
“Yedimya yavrum.” Demesiyle dik dik baktım yüzüne.
“Bakma öyle.” Diyerek alnımı öptü. “Sen o haldeyken yemekmi geçerdi boğazımdan Allah aşkına! Hem senin dinlenmen lazım!” Diyerek konuyu değiştirdi.
“Yarın birlikte kahvaltı yapacağız, söz mü?” Dedim şu an yenileceğimi bildiğim için.
“Söz birtanem. Hadi artık dinlenmen gerekiyor.”
“Seninde.” Dedim anında. “Gözün kan çanağı Yiğit körmüyüm ben? Yanıma gel birlikte uyuyalım hadi.” Dedim ona yer açarak.
“Yavrum dur napıyorsun!” Dedi hareketime karşılık. Canım acıyacak diye ödü kopuyordu.
“Sana yer açıyorum canım. Sende itiraz etme ve gel lütfen hadi.” Dedim itiraz kabul etmeyen sesimle. Derin bir nefes alarak uzandı yanıma.
2 metre boyu ve büyük cüssesiyle sığmayacağını düşündüm bir an ama yatak fazla büyüktü.
Sırt üstü yatarken yatmam için sol kolunu açtı. Bunu beklermiş gibi soluna uzanıp kafamı göğüsüne koydum. Kalbine.
Bir elimi de beline sardıktan sonra yerimi rahatlaştırdım. Sonsuza kadar bir yerde kalma şansım olsa burayı seçerdim.
Elleriyle saçlarımı ve omzumu okşamaya başladı. Benimde bir elim kısa sakallarında ve ensesindeki küçük saçlar arasında mekik dokuyordu.
Başıma kondurduğu sayısız öpücüklerle mayışıyordum. İlaçların etkisi yüzünden uykum geliyordu ve bu anı doyasıya yaşayamıyordum.
“Seni çok seviyorum.” Dedim mayışan sesimle göğüsüne daha fazla sokularak.
Kalp atışının hızlandığını kulaklarımda hissederken yüzümde bir gülümseme oluştu.
“Bende güzelim. Bende seni çok seviyorum.” Dedi canımı yakmadan bana biraz daha sıkı sarılırken.
Göz kapaklarım artık kendiliğinden kapanırken engel olamıyordum. Başımın altındaki bedenin alçalıp yükselmesi ve kalp atış sesiyle birlikte uyku beni kendine çekiyordu.
“İyi ki sen sevgilim. İyi ki.” Demesini seçebildim en son zar zor. Sonrası ise karanlıktı.
Bölüm etkileşimi
