7. bölüm / 18
Zelzele7.Bölüm/Aile
Bölümler 18Şu an: 7.Bölüm/Aile
- 1 1.Bölüm/Veda429 kelime
- 2 2.bölüm/Sürdürmek2.568 kelime
- 3 3.bölüm/Başlangıç4.156 kelime
- 4 4.Bölüm/Yeniden5.011 kelime
- 5 5.Bölüm/Yan Yana5.036 kelime
- 6 6.Bölüm/Gecenin Karanlığı3.316 kelime
- 7 7.Bölüm/Aile4.885 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8.Bölüm/Gökyüzü Bakışlı3.283 kelime
- 9 9.Bölüm/Tehdit3.092 kelime
- 10 10.Bölüm/Sevgilim4.667 kelime
- 11 11.Bölüm/Geçmiş4.526 kelime
- 12 12.Bölüm/Beklenmeyen Acı2.395 kelime
- 13 13.Bölüm/Korku3.693 kelime
- 14 14.Bölüm/Yeni Başlangıçlar3.796 kelime
- 15 15.Bölüm/En Büyük Hediye3.451 kelime
- 16 16.Bölüm/Şüphe Duyarsam?3.672 kelime
- 17 17.Bölüm/Üst Üste2.877 kelime
- 18 18.Bölüm/Haykırış6.959 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Köyü korumak için çıktığımız görevde kendimizi aile meselesinin içinde bulmuştuk.Daha doğrusu kan davalı ailelerin ortasında!
Gecenin bir yarısında köye gelip tuhaf hareketler sergileyen adam Yiğit’in sabah bana anlattığı aşiretin oğluydu.Kız kaçıran oğlan.
Babasını zorla sakinleştirdikten sonra gündüz vakti bu durumu konuşmaya karar verdik.Eğer olaya dahil olmasaydık kan davası aile içi davaya dönüşecek,evlat katili olacaktı.
Kız kaçıran oğlanın adı Ferhat’tı.Babası eve almadığı için,bizde tekrar uzaklaşmasını istemediğimiz için gece geldiği arabada kalmıştı.
Babası Resul amcanın tüfeğinin boş olduğunu gördükten sonra korkumuz boşa çıkmıştı.Sakinleştirip tekrar evine yolladık.
Bizde yaşanan kaostan sonra tekrar eski yerlerimize geçtik.Sabaha kadar da herhangi bir durumla karşılaşmamıştık.Timde tabii ki olayla dalga geçmemezlik yapmamıştı.
Gece boyu Yiğit’le 1 saat nöbetleşerek uyumuştuk.Şimdi ise köy meydanı geldiğimizdeki haline dönmüş,horoz sesleri kulağımızı dolduruyordu.Yaşadığımız köy havasının içine sıçan tabii ki Aras’tı!
“Şu horoz sabahtan beri kulağımı sikti lan.Sabahın beşinden beri bağırıyor arkadaş!”diye söylendi.
“Sen bir şeyden memnun olmazmısın?”diye azarladım onu.
“Komutanım güzel bir yemekten memnun olurum mesela.Veya-“
“Tamam kes sabah sabah.”diyerek lafını bitirmesini engelledim.
“Şu Ferhat denen lavuk uyandı bekliyor komutanım.”dedi Kağan.
“Biraz daha beklesin o sik kafalı.Gece gece kendini bize terörist zannettirdi.”dedi yanımda sırtüstü gözleri kapalı biçimde yatan Yiğit.
“Tek lafımızlada bacakları titredi yalnız.Bu andaval nasıl kız kaçırmış anlamadım.”diye kendi kendine konuştu Yavuz.
“Kızdada sorun var bence.Bu gerizekalıyı kim napsın.”diyen Doğan’dı.
“Aşk işte,sevince insanın gözünü kör ediyor.”dememle yüzbaşının gözlerini açması bir oldu.
“Siz hiç aşık oldunuzmu komutanım.” diye sordu Selin.
“Hayır.Olacağımı da sanmıyorum.Erkeklerin hepsi aynı.” diye yanıtladım.Bu cevabıma Yiğit’in hem tatmin olmuş hem de olmamış gibi bir yüz ifadesi vardı.
“Genelleme yapmanız hiç hoş değil komutanım.Sizce ben bu timdeki salaklarla aynımıyım!Komutanlarımı saymıyorum tabii.”diye söylendi Aras.Dediği cümleye Kağan,Yavuz ve Yiğit dahil değildi yani.
“Senin bizden ne farkın var lan?”diye çıkıştı Doğan.
“Sence süperzeka?Bir kadına nasıl davranılması gerektiğini bilseydin şu zamanda Selin’in peşinde koşuyor olmaz,koluna takmış sevgilin yapardın!” diye söylendi Aras.
“Lan benim canımı sıkma koluna takmak falan hayırdır?Çantamıyım ben!” diye bağırdı Selin.
“Sende baya iyi biliyorsun kadına nasıl davranılması gerektiğini(!)” diye alayla cevapladım Aras’ı.
“Biraz haklı olabilirsiniz komutanım.Taktik vermek istermisiniz,sizin üzerinizde işe yarayan cümleler her kadında yarar bence.” diye flörtöz sesine geçip yaptı sarı oğlan.
“Aras,senin üzerinde denemek istediğim ve işe yarayacağını düşündüğüm çok güzel hareketler var, istermisin koçum?” diye araya girdi yüzbaşı.
“Yok komutanım sağolun ben almayım.” diyerek geri çekildi Aras.
“Burda bulunmamızın bir anlamı yok artık.Meydana inip Resul amcayı bulalım.” dedi Yiğit.
“Düştüğümüz duruma bak ya.Paratoner gibiyiz anasını satayım belayı kendimize çekiyoruz resmen!” diye söylene söylene yürümeye başladım.
“Daha haklı bir benzetme olamazdı komutanım.” diyerek beni destekledi Doruk.
“Şu an yatağıma gitmek için yürüyor olabilirdim.Ama am düdüğü Ferhat’ın yüzünden aşiret meselesinin içine girdik!” diyen Yavuz’du.Genelde kendi kendine konuşuyordu fakat kulaklığı açık bıraktığı için sağolsun bütün küfürlerini duyuyorduk.
Alıştığımız için tepki vermiyorduk.Bu yüzden yürümeye devam ettik.Kısa süre sonra meydandaki kahvehanede Resul amcayı gördük.Düne göre siniri azalmıştı fakat gergin görünüyordu.
“Selamün aleyküm.”diyen Yiğit’le tüm tim kahveye girişimizi yapmıştık.
Toplu bir “Aleykümselam.” sesinden sonra herkesin dikkati bizdeydi.
Resul amca bizi gördükten sonra direkt yanımıza gelmişti.Sabah konuşacağımızı biliyordu.Onu alıp tekrar dışarı çıktık.
“Resul amca oğlunda gelsin şu meseleyi tatlıya bağlayalım.”diye konuştum.
“Benim Ferhat diye bir oğlum yok komutan!Tek oğlum Murat’tır!”dedi bağırarak.Yaşlı ve olayın siniri üzerinde olduğu için tepki vermedim.
“Tamam amca Ferhat gelsin konuşalım tamammı?”dedim.
Alparslan’a ufak bir baş hareketi yaparak Ferhat’ı getirmesini istedim.Salak hala arabadaydı.
Ferhat yanımıza geldiğinde saldıracak olan Resul amcayı Yavuz tuttu.
“Amca bir dur Allah’ını seversen,tatlıya bağlayalım dedik iyice işin amına koyu-“diyemeden Yiğit’in sahte öksürüğü onu durdurdu.
“Tamam beyler sakin.Baba oğul konuşun düzgünce.Resul amca sende biraz büyüklük göster.”dedi Yiğit.
“Benim büyüklüğümde,babalığımda can düşmanımın kızını kaçıran herife geçmez komutan!”cevabını aldı ardından.
“Baba etme.Sevmenin nesi yanlış?”diye isyan etti Ferhat.
“Ulan koca ülkede başka kızmı bulamadın?Demedinmi bu kız benim amcamı öldüren itin kızıdır!”diye bağırdı oğluna Resul amca.Kan davasının nedeni belli olmuştu.
“Baba yürek bu,kimi seveceğine karar vermiyor.Hem sende kızın dayısını öldürmedinmi!”diye babasına bağırdı Ferhat.
“Yavaş gel bilader.”dedi Doğan.Ferhat’ta coşmaya başlamıştı.
“Aile meselelerinize yeterince girdik beyler,daha da açmaya gerek yok.”diye araya girdim.
“Komutan kızım sen söyle:Bu babaya,ataya ayıp değilmidir?”diyerek beklentiyle yüzüme bakmaya başladı.
“Sevmek ayıp değildir Resul amca.Kız kaçırma konusunda sen haklısın.Fakat sen bir kadını kaçırdığı için değil;bu kadının düşmanının kızı olmasından şikayetçisin.Oğlun ise kalbinin sevgiye engel olmadığı konusunda haklı.Belki sana ters fakat kızda oğluna kaçtığına göre seviyorlar birbirlerini belli.Bu işi fazla uzatma,gidin kızı düzgünce isteyin.” diye yanıtladım.
Resul amca dediklerimde istediği cevabı bulamamıştı fakat söylediklerim kafasını karıştırmaya yetmişti.
“Baba bak komutanda hak veriyor bana!”diye arkamdaki Ferhat konuştu.
“Sana hak verdiğim falan yok salak salak konuşma!Adam olup da kızı kaçırmayıp babanla düzgünce konuşsaydın şu durumda olmazdık.”diyerek gerekli açıklamayı yaptım.Kendisini haklı görüyordu salak herif!
Söylediklerimle yerine sinen Ferhat’ı gördükten sonra tekrar önüme döndüm.Resul amca biraz daha düşündükten sonra konuşmaya başladı:
“Tamam madem sevmişsiniz,kızında rızası var.Gider isteriz.Yalnız şerefsiz Ahmet kızını verirmi bilmem.Belki seninle kaçtığını öğrenip kızını da öldürür!”diyerek son sözünü söyledi.
“Öldürür derken?”diye şüpheyle sordum.
“Buralarda böyledir komutan.Hem kaçtığını hem de kaçtığının benim oğlum olduğunu öğrenirse ikisinede acımaz.”diye açıkladı Resul amca.
“Nasıl engellenir bu durum?”diye soran Selin’e “Belki sizde benimle konuştuğunuz gibi konuşursanız kızını öldürmez,bu işe razı gelir.” cevabı geldi.Yine iş başa düşmüştü.
Duyduklarıyla “Anasını sikeyim böyle işin!” diye kendi kendine söylenerek yanımızdan ayrılan Yavuz’du.
“Tamam kızı nereye götürdüysen getir.Önce onunla konuşalım,rızası olduğunu kendi ağızından duyalım.Sonra kızı da alır babasının yanına gideriz.”diyerek planı yaptı yüzbaşı.
“Nereye getireyim Yaren’imi?”diye heyecanla soru soran Ferhat’la bıkkın bir nefes verdim.
“Kızı nereye götürdüysen sen giderken bizde arkandan geliriz.Sen Yaren’ini(!) alırsın.Ordan da bana geçeriz.Kızı korkutmaya gerek yok.”diyerek planı ilerlettim.
“Senin ev olmaz.”diye işime burnunu sokmamazlık yapmadı yüzbaşımız.
“Sebep?”
“Ne olacağı belli değil.”
“Ne olabilir komutanım?Bu kadar paranoyak olmanıza gerek yok.Kızla konuşup babasının yanına gideceğiz.”dememle derin bir nefes alıp cevap verdi.Bu zorla ikna olduğunun göstergesiydi.
“Bizimle gel sen Ferhat.Bizim üstümüzü değiştirmemiz lazım.Önce alaya gidelim.”diyerek plana eklemeyi yaptım.
Fazla uzatmadan hepimiz arabaya bindiğimizde yerlerimiz aynıydı.Herkes yorgun olduğu için yolculuğumuz çıt çıkmadan sürdü.
1 saat süren yolun ardından alaya ayak bastık.
“Siz dinlenebilirsiniz tim.Biz Yiğit komutanla hemen hallederiz fazla kalabalığa gerek yok.”dedim.
“Tuana komutanınız doğru söylüyor,kalabalığa gerek yok.” diyerek beni onayladı yüzbaşı.
Hepsi bu teklifi bekliyormuşcasına gözleri parladı.
“Komutanım Allah tuttuğunuzu altın etsin!”diyerek alayın içine koşmaya başladı Aras.Bu haline karşılık sadece kafamı iki yana salladım.
Ferhat’a beklemesini söyleyip geri kalanla birlikte bizde içeri girdik.
“Girişte buluşalım komutanım.”diyerek yüzbaşının yanından ayrıldım.
Üzerimi değiştirip pantolon ve tişörtümü giydim.Saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yapıp yanımdaki makyaj çantasının içindekilerle hızlı bir makyaj yaptım.
Telefonumu,kredi kartlarımı ve asker kimliğimi alıp odamdan çıktım.Zaten beni bekliyor olan yüzbaşına bakınca aklıma arabanın anahtarı geldi.Elimle 1 dakika deyip geldiğim yöne yürümeye başladım.Uykusuzluk başıma vurmuştu.
Tekrar odama dönüp arabamın anahtarını aldıktan sonra kapıyı açtığımda karşımda eli havada kalmış diğer timdeki kadın asker karşımdaydı.Beklemediğim için kaşlarımın çatılmasına engel olamamıştım.
Bana hızlı bir selam verdikten sonra konuşmaya başladı:
“Müsaitmiydiniz komutanım?”
“Acelem var önemlimi?”
“Yani,benim için evet.”diye kendinden emin biçimde konuştu.
“Fazla vaktim yok,kısa sürecekse gel içeri.” demekle yetindim.
“Tamam komutanım,çok vaktinizi almayacağım.” diyerek arkamdan içeri ilerleyerek kapımı kapattı.Bu hareketlerine anlam veremesemde konuşmasını bekledim.
“Dinliyorum.”diyerek konuşmaya teşvik ettim.İzin vermemi bekliyor gibi duruyordu.Ayakta kalmaya devam etmeyerek tek bacağımı ve kalçamın yarısını masamın üzerine koyarak oturdum.
“Komutanım belki haddim değil ama,Yiğit komutanın geçmişinde yer edindiğim için sormadan duramadım.”diyerek söze başladı.
Bu konunun nereye gideceğini tahmin edebiliyordum.Geçmişinde yer ediniyorum derken?
Elimle devam etmesini söyledim.
“Komutanım Yiğit komutanla aranızda duygusal bir ilişki varmı?”diye sormasıyla kafamda şimşek çaktığını hissediyordum.
“Yiğit komutanın eski sevgilisimisin sen?”diye rahatça konuştum.
“Yani,sayılırım.”diyerek yarım bir sırıtışla konuştu.
“Adın ne Okçu?” diyerek soy ismiyle konuştum.Üniforması üzerinde olduğu için görmüştüm.
“Zeynep komutanım.”diye yanıtladı.
“Zeynep;Yiğit komutanla aramdaki herhangi bir ilişki seni ilgilendirmez Zeynep.Komutanına böyle bir soru sorma cüretinin nerden geldiğini veya kimden aldığını merak ettim doğrusu.Yiğit komutanın neyi olduğun umrumda değil.”diyerek düz tutmaya çalıştığım ifadeyle umursamadan konuştum.
Yüzbaşımızın eski sevgilileriyle uğraştığımız kalmıştı!
Zeynep konuşmaya başlayacakken kapının çalınmadan açılıp giren kişinin ”Nerde kaldın?” demesiyle ikimizde Yiğit’e bakakaldık.Yiğit ise bir bana bir Zeynep’e bakıyordu.
“Ben cevabımı aldım komutanım,iyi günler.” diyerek odadan çıktı Zeynep.
“Noluyor burda?” diye sordu bu kez.
“Eski sevgilin bizi sevgili sanmışta.Onunla uğraşıyordum.” diye umursamazca yanıtladım.
“Eski sevgilim?” diye şaşkınca sorduktan sonra kapıyı gösterdi.Zeynep’i yani!
“Zeynep benim eski sevgilim falan değil.” demesiyle masanın üzerinden indim.
“Neyin olduğu beni zerre ilgilendirmez.Kaç yaşında insanlarız seni sorgulacayak değilim.” diyerek kapıya ilerledim.
Kapıyı açarken aniden arkamdan gelip tek eliyle kapıyı kapatmasına karşılık arkamı hızla döndüğümde burun buruna geldik.Bir adım geriye ilerlediğimde kapıya çarptım.
“Napıyorsun?” diye sinirle konuştum.
“Zeynep benim eski sevgilim değil.Birkaç hafta konuşup bir kez yemeğe çıktık o kadar.” demesiyle bana açıklama yapmasına şaşırmadan edemedim.
“İnan ne konumda olduğu ve ne yaptığınız beni hiç ilgilendirmiyor.Merak ettiğim tek şey hangi cesaretle kapıma gelip seninle aramda bir şey olup olmadığını sorması.Onu da sonra öğrenirim.” diye çıkıştım.
“Neyim olduğunu merak etmedin öylemi?” diyerek yüzümün her zerresini inceleyerek neredeyse fısıltıyla konuştu.
“Öyle.” diyerek dikkatimin dağılmamasına engel olmaya çalışırken cevapladım.Gözlerine bakmayı sürdürüyordum.
“Bana pek de inandırıcı gelmedi.” diyerek aynı ses tonuyla konuştu.Gece boyu neredeyse hiç uyumadığı için sesi normale göre daha kalındı.Fazlamı çekiciydi ne.
Zeynep konusunu kıskandığın bir gerçek Tuni.
Sende bir sus,adam dibimizde kıskançlık diyorsun!
İç sesimle yaşadığım ufak tartışmadan sonra normale döndüm.
“Neye inandığında umrumda değil yüzbaşı.Önümden çekilirsen sevinirim.Bir an önce şu işi halletmek istiyorum.” dedim.
“Halledelim bakalım.” diyerek önümden çekilmesiyle kalp atışım normale döndü.Fazla yakınlık iyi değildi arkadaş!
Belli etmeden arkamı dönüp hızla kapıyı açtıktan sonra kendimi dışarı attım.Arkamı döndüğümde sırıta sırıta arkamdan geliyordu.Uyuz!
Bizi bekleyen Ferhat’tan sinirimi çıkarmamak için zor dururken konuşmaya başladı:
“Komutan ablam,bizim işi yapsan yapsan bir sen yapardın!” diye minnetle konuştu.
“Oğlum elimin tersindesin,gidene kadar sesini çıkarırsan hiç acımam,bir tane yapıştırırım.Anladınmı?” diye söylendim.
Çok iyi anlamış olacakki sesini çıkarmadan sadece kafasını salladı.
Yüzbaşı beyde yanımıza teşvik ettikten sonra arabaya ilerledik.Arabayı süren ben,yanıma oturan Yiğit,arkaya geçen ise Ferhat’tı.
“Nerde kız?” derken sesimin yüksek çıkmasına engel olamamıştım.Bu durum Yiğit’i keyiflendirmiş,Ferhat’ı korkutmuştu.
“Merkezdeki otelde abla.”diye korka korka konuştu.
40 dakikalık yolculuğun ardından otelin önüne gelmiştik.
“Git al kızı.” diyerek dakikalar sonra konuştum.
Ferhat bir şey demeden hızla arabadan indi.Korkudanmı,sevdiği kızı alacağı içinmiydi bilmiyordum.İlk ihtimal daha ağır bastı.
“Gerginsin sanırım?” diye imayla 40 dakika önceki şeyler yaşanmamış gibi konuştu.
Yavaşça kafamı ona çevirdim.
“Niye gergin olacakmışım?Eski sevgilin yüzünden gerilecek değilim.” derken fazlasıyla sakindim.Hatta gülümsüyordum!
“Eski sevgilin deyip durma.” diye çıkıştı.
“Ne deyim?Eski flörtünmü deyim uzata uzata!” diyerek bende ona çıkıştım.
“Bir şey deme.Eski sevgilin ya da eski flörtün diyerek bastıra bastıra söylemene gerek yok.”
“Sanamı soracağım ben kimle nasıl konuşacağımı!” derken sakinliğim uçup gitmişti.
“Zeynep’le konuşurum,seni böyle bir konuda rahatsız etmesi yersiz olmuş.” diyerek dediğime kulak asmadı.
“Kendi işimi kendim hallederim.Her şeye dahil olmana gerek yok.Eski sevgilinle,pardon;eski flörtünle seni konuşmak zorunda bırakmayalım.” diyerek yeniden önüme döndüm.
Cevap vermeyerek derin bir nefes alıp verdi.Bu nefes sesi beni yenemeyeceğini anlayıp,konuşmayı uzatmak istemediğindeki sesiydi.
Tam o sırada Ferhat ve yanında gelen,adının Yaren olduğunu öğrendiğimiz kız otelden çıktı.
Arabanın arkasına geçtiklerinde kızın yüzünde mahcup bir ifade vardı.Olan olmuştu,neyden utanıyorlardı onu da anlamıyordum!
“Merhaba Yaren.İsmim Tuana,şimdi hep beraber benim evime gideceğiz.Eğer istemezsen yolda konuşuruz durumu.Ordan babanların yanına konuşmaya gideceğiz.” diyerek durumu açıkladım.
“Sağolun gerçekten,eve gitmeye gerek yok.Direkt babamla konuşmaya gidelim.” diye çekinerek konuştu.
“Tamam,rahat ol kimse zorla bu işi yapmıyor.Bir bataklığa girmişsiniz,çıkarmak için yardım ediyoruz sadece.” diye sakince konuştum.Az önceki halimden eser yoktu.
“Çok teşekkürler tekrar.” dedi.
Yol boyun durumun özetini bir de Yaren geçmişti.Kendi rızasının olduğunuda es geçmemişti.
Yaren’in yaşadığı köye geldiğimizde hepimiz arabadan indik.Yaren bize evini tarif ederken etraftaki bakışlar hepimizin üzerindeydi.Yerli halk Yaren ve Ferhat’a bakarak kulaktan kulağa konuşuyorlardı.Buralarda ‘kocaya kaçan kız’ rolünde olduğu için normaldi.
Evin kapısına geldiğimizde Yiğit her ihtimale karşı beni bir adım arkasında bırakarak kapıyı çaldı.Bu ev meydandan ve diğer evlerden uzak büyük bir konaktı.
Kapı açıldığında karşımızda duran kadın Yaren’i görür görmez “Kızım!” diyerek ona ilerledi.Annesini görmüş olduk.
“Sen naptın!Baban çok sinirli,madem kaçtın niye geldin kızım?” diye korkuyla konuştu.
“Hanımefendi biz bu konuyu konuşmak için geldik.” dedikten sonra kadın cevap veremeden kapıya çıkan bir genç,bir yaşlı adamla odağımız onlara kaydı.
“Lan sen ne yüzle kapıma geliyorsun!” diyerek ileri atılan yaşlı adamı Yiğit tek hamleyle durdurdu.
“Dur amca bir sakin sakin konuşalım.” demeyide ihmal etmedi.
“Bırak lan kolumu,sen kimsin?” diye bu seferde Yiğit’e bağırdı amca.
“Askerim.” cevabından sonra Yiğit’in kollarının arasında çırpınmayı bıraktı.Bakışlarındaki dalgalanmayı fark ettim o an.
“Adım Yiğit.Kızınızın size söylemek istedikleri var.Sakin olun,oturup tatlıya bağlayalım şu mevzuyu.”
“Adımızı karaya çıkardı ulan bu kız.Ne söyleyecekte dinleyeceğiz!” diyerek bu seferde abisi olduğunu düşündüğüm genç adam Yaren’in üzerine yürümeye başladı.
“Sen orda bir dur bakalım abisi.” diyerek Yaren’in önüne geçtim.Adını bilmediğim adam bir bana bir Yaren’e bakarak alayla sırıttı.
“Aynı kendin gibi birini bulmuşsun!” diye bağırarak üzerime yürümeye başlayınca yanımdan atılan Yiğit’i engelleyip,bana atılan adamı elimle durdurdum.
Kendimi korumak için herhangi birine ihtiyacım,bir erkeğin beni kollamasına ve sahip çıkmasına ihtiyacım yoktu.Yiğit’in arkasına sığınacak değildim.
“Sen kimsin de bir Türk Askeri ile bu denli konuşma cüretinde bulunuyorsun?Her şeyden önce ne hakla bir kadının üstüne yürürsün sen!Ne sanıyorsun lan sen kendini?Şuraya gelip kızınızın size söyleyeceği şeyler var,oturup konuşalım diye rica ediyoruz,gördüğümüz muameleye bak!” derken bağırmıyordum fakat ara ara ses desibelim yükseliyordu.Bir babasına bir abisine bakıp devam ettim:
“Senin kadına kalkan elini,üzerine yürüdüğün bacaklarını kırıp yediririm sana.Erkeğim diye gez anca ortalıkta!Kardeşine sahip çıkmayan,kadına el kaldıran adammı lan?” deyip tam karşısında durdum.
“Adımızı kara çıkardı diyorsunya;seni şu köyün ortasında önce bir güzel rezil ederim,sonra da araca bindirip askerlerin ortasına yem diye atarım seni!O zaman görürsün kim kimin adını karaya çıkarıyor.” diyerek abisine olan laflarımı bitirdim.Sıra babadaydı.
“Sizinde kendinize ve ailenize ufacık bir saygınız,kızınıza karşı ufacık bir sevginiz varsa onu olduğu gibi kabul eder,bu işe razı gelirsiniz.Kimse sevdiği için pişman olmaz ama sizden habersiz bir işe kalkıştığı için çok pişman.” dedim.
Yiğit dışında herkesin yüzü mosmor olmuştu.Kimse böyle bir çıkışı beklemiyordu anlaşılan.Özellikle yerine sinen abisi.
Dakikalar süren ölüm sessizliğinin ardından annesi konuşmaya başladı:
“Kızımız bir hata yaptı,şimdi kendini affettirmek için gelmiş.Geri çevirmek bize,ailesine yakışmaz Ahmet Ağa.”
“Kaça kaça Ferhat’amı kaçtın güzeller güzelim?” diyerek kızına sarılan Ahmet amcayla gözlerimi birkaç saniye kapatıp açtım.
Güzeller güzelim.
Babamın bana en çok söylediği sözdü.Yıllar sonra bir babadan duymak nasıl hissettirmişti bilmiyordum.İçimde oluşan boşluk hissi dışında hiçbir şey bilmiyordum.
Sanki tek duruşumla beni anlamış olan Yiğit,kolunu koluma sürttü.Başımı kaldırıp baktığımda gözlerini bir kez kapatıp açtı.Anlamıştı.
Konuşmadan,hareket etmeden anlamıştı her şeyi.Bu durumda tuhaf hissettirmişti.
Kaç dakika geçtiğini bilmiyordum fakat düşüncelerim ve içinde bulunduğum an Ahmet Ağa’nın sesiyle bölündü:
“Allah ikinizden de razı olsun asker evlatlarım.Benimde bir oğlum 8 sene evvel bir patlamada şehit oldu.Aynı sizin gibi askerdi.Baştaki karşılamanın kusuruna bakmayın.İsterseniz içeri geçelim,bir şeyler ikram edelim size.” dedi.
“Vatan sağ olsun Ahmet Ağa.Sağolun biz mesele hallolduğuna göre artık gidelim,zahmet etmeyin.” dedi Yiğit.Kollarımız hâlâ birbirine değiyordu.
“E madem öyle;düğüne bekleriz.” diyen Ahmet amcaya şaşırmadan edemedim.5 dakika önce bunu söyleyeceğini asla tahmin edemezdim.Adamdaki dengesizlik bende bile yoktu!
“Müsait olursak neden olmasın.” diyerek düz ifademle konuştum.
“Sende kusura bakma.Affet Allah için.Ben sayende dersimi aldım,bundan sonra da tövbe ederim.” dedi abisi.
“Tamam sorun yok.Sen yine de dikkat et,bir gün elime düşme.” diye yanıtladım.
“Biz artık gidelim.” diyen Yiğit’in bir adım öne çıkarak Ahmet amcanın elini sıkmasıyla sıcaklık gitmişti.Kolumuz birbirine değmiyordu,boşluk hissi geri gelmişti.
Vedalaşma faslını bitirip tekrar arabaya yürümeye başladık.
“Ben kullanayım istermisin?” diyen sesle düşünmeden anahtarı Yiğit’e verip arabaya bindim.Yorgun ve uykusuzdum.
“Halloldu sonunda şu mesele.” diye konuşmaya başladım.
“Sayende.Adamları ipe dizdiğin için.” diyerek gülerek konuştu.
“Kızın önüne geçmesem vuracaktı gerçekten.İnşallah akıllanmıştır.” diye umutla konuştum.
“Akıllandı akıllandı.Görmedinmi bakışlarını.” dedikten sonra sessiz kaldım.
İkimizde yorgun olduğumuz için yol boyu konuşmadan alaya geldik.
Üniformamı giyinip bahçeye çıktığımda çardakta oturan timin yanına ilerledim.Yiğit çoktan giyinip yanlarına gelmişti.Bende yavaş bir insan değildim ama bazen bu kadar hızlı hareket etmesine şaşırıyordum.
Geldiğimi görünce ayağa kalkan time elimle oturun işareti yapıp tek boş yer olan yüzbaşının yanına oturdum.Aras başını Doruk’a koymuş 1.90 uzanıyordu.Bacakları Doğan ve Alparslan’ın üzerindeydi.
“Bir şeyler yedinizmi?” diye sordum.Köyden çıkmadan önce kahvaltı etmemiştik.
“Hayır komutanım.” diyen Selin’di.
“Saat bire geliyor.Kahvaltı değilde öğle yemeği yeriz artık.” diyerek ayağa kalkmamla Aras’ın,Alparslan ve Doğan’ın bacaklarını ezerek kalkması bir oldu.
“Lan oğlum yavaş!Hayvan gibi herifsin!” diye söylendi Doğan.
“Sus birader sus.Sabahtan beri hepinizden şu teklifi bekliyorum ama kimsede tık yok.Hayır bir şey yedinizde haberimizmi yok!” diye çıkıştı.
“Gerizekalımısın oğlum sen.Kendin deseydin yemeğe gidelim diye niye başkasından bekliyorsun?” diye sordu Yiğit.
“Komutanım timin en açı olduğum rolünü ilerletmeyi düşünmüyorum kusura bakmayın.” diye isyan etti.
“Boşver oğlum yemeyipte ne yapacağız.Dağ bayır gezende biziz yiyen de.Hadi yürü.” diye itekledim.
Aras’la ben yan yana diğerleri arkamda yemekhaneye yürümeye başladık.
“Komutanım aynı benim kafadasınız,sizi bu yüzden çok seviyorum.” diye heyecanla konuştu Aras.
“Tamam sarı oğlan cıvıma hemen.” dedim.Sesim sert değil aksine fazlasıyla yumuşaktı.Kendimden şüpheleniyordum.
Yemekhaneye girdiğimiz an Doruk koşarak yanıma geldi.
“Komutanım siz normalde öğle yemeği yemiyorsunuz ama kahvaltı yapmadığınız için şu an yiyeceksinizya,kahvenizi alayım mı yinede?” diye tereddütle sordu.Soruyu bana sorarken kendi kendine düşünüyordu aynı zamanda.
“Ayaktayım oğlum kendim alırım.” demeyi tercih ettim.
“Yok komutanım olmaz!Siz geçin istediğiniz yere oturun,ben size hemen yemeğinizi ve kahvenizi getiriyorum.” diyerek yanımdan ayrıldı.
Doruk’un arkasından bakakalırken şok olan tek kişi ben değildim.
“Ulan şu tim 3 yıl önce kuruldu,kurulduğundan beri komutanlarıyım;bir gün bile şöyle hizmet etmedi!” diye hayretle konuşan Yiğit’ti.
“Çocuk senin hizmetçinmi!Hizmet etmedi diyor bide.” diye çıkıştım.Yanımızda kimse olmadığından rütbeyi tercih etmiyordum.Oda şikayetçi olmamalıydı ki herhangi bir uyarı yapmadı bu zamana kadar.
“Tabii ki hizmetçim değilde,kıskandım seni diyelim üsteğmenim.” dedi gülümseyerek bana baktığında.
“Bu dediğiniz çok hoşuma gitti yüzbaşım.” diyerek bende gülerek ona baktım.
Tam o sırada yemekhanenin kapısından giren Zeynep ve yanındaki arkadaşıyla gülüşüm soldu.Kafamı çevirmemle duran gülümsemem Yiğit’in dikkatini çekmiş olacak ki o da kafasını benim baktığım yöne çevirdi.
Zeynep bir bana bir Yiğit’e bakarak yanımızdan geçti.Sevgili olduğumuzu sanmaya devam edebilirdi,benlik hiçbir sıkıntı yoktu.Yiğit’inde ne geçmişinde ne şimdi büyük bir yer kaplamadığı için sıkıntı olacağını düşünmüyordum.Yine de bu yanlış anlaşılmanın isterse önüne geçebilirdi.
Kimseyi takmadan duvar kenarındaki boş masaya oturarak timi beklemeye başladım.
Çok geçmeden gelen timle gözlerimi ovuşturdum.Uykusuzluktan gözlerim puslu görüyordu.
Elinde iki tabak yemek,bir bardak kahveyle gelen Doruk’u fark ettiğimde istemsizce içim ısındı.Geldiğimden beri kimseye saygısını bozduğunu görmemiştim.Ben istemeden bana yardımcı oluyordu.İşime geldiği bir gerçekti fakat sadece bana böyle olması çekindiriyordu.
“Afiyet olsun komutanım!” diye mutlu mutlu konuşarken tabak ve bardağı önüme koyup ip her zamanki gibi yanımdaki sandalyeye oturdu.
“Her seferinde zahmet oluyor sana Doruk ama kendim alabilirim.” demeden edemedim.
“Rahatsızmı oluyorsunuz?” diye tereddütle sordu.
“Hayır rahatsız olduğum için değil,senin için söylüyorum.Kendini buna mecbur hissediyorsan-“ derken lafımı böldü.
“Komutanım özür dilerim lafınızı böldüğüm için ama ben sizi çok sevdiğim birine benzetiyorum,hatta onun yerine koyuyorum diyelim.Bir tabak fazladan yemek ve ekstra olarak bir bardak kahve almak yük değil,kendimi böyle iyi hissediyorum.” derken böyle bir konuşmayı beklemiyordum.İlk kez bu kadar uzun konuştuğuna şahit oluyordum.
“Tamam,sen nasıl rahat hissedersen.” diyerek konuyu kapadım.Yerine koyduğu kişiyi merak etmiştim fakat istese bu konuşmanın içinde söylerdi diye düşünerek sormadım.
Diğerleride masaya geldiğinde hep beraber yemek yemeye başladık.Burda ilk kez timim ve komutanımla yemek yiyordum.
“Bu akşam sizi yemeğe davet ediyorum.” dememle Yiğit’in içtiği suyun boğazına kaçması bir olmuştu.Fazla panikti.
“Sizi derken?” diye sordu ardından.
“Ne demek;sizi derken?Hepinizi işte,Zelzele’yi.” diye yanıtladım.
“Komutanım biz zahmet vermeyelim bu kadar insan.” diyerek her zamanki olgunluğuyla konuşan tabii ki Kağan abiydi.
“Olurmu öyle şey,duymamış olayım zahmet falan.Ayrıca kendi timim bana neden yük olsun,birbirimizin aileleriyiz sonuçta,değilmi?” dememle herkesin duraksaması bir oldu.
“He…Tabii ben sizin için öyle bir konumda olmayabilirim ama-“ diyecekken sekiz kişinin aynı anda “Öylesiniz.” demesiyle durdum.Yiğit bile herkese ayak uydurmak için bana ‘siz’ demişti.
İçimi ısıtan bu kocaman insanlara gülümseyerek baktım.
“Güzel,o zaman akşam bekliyorum.Kağan abi sen istersen eşini ve oğlunu da getir.Zaten bütün gün iştesin,dünde bütün gün görevdeydik;bide benim için ayrı kalma.Hep birlikte gelin olurmu?” dedim.
Kağan abi içten gülümsemesiyle konuştu:
“Tamam komutanım ben Sevim’le Tuna’yıda alıp gelirim.”
“Güzel,saatte…” derken düşünmeye başladım.Misafirlerim sayıca fazla ve yüzde doksanı asker olduklarından dolayı yemekleri fazla yapmam gerekiyordu.Nehir’inde yardımcı olacağından emindim.
“7 olsun.” diye kararlaştırdım.Yiğit ve Kağan’ın dışında herkes alayda kaldığı için teklifimi kabul etmemeleri için bir sebepleri yoktu.
Zaten görev dönüşünde olduğumuz için bugün mesai yoktu.O yüzden timle biraz daha sohbet edip yanlarından ayrıldım.Hazırlıklarım için 4 saatim vardı ve başaracağıma inanıyordum!
Kendimize güvenmediğimiz tek bir an varmı Tuni? diyen iç sesimle beraber daha fazla gaza geldim.
Nehir’i arayıp akşama 10 kişinin davetli olduğunu söyledikten sonra taksiyle gelmesini söyledim.Poğaça yanaklımı eve gelmeden telaş sarmıştı.
Eve gelip hızlı bir duşun ardından rastgele şortumu ve tişörtümü giydim.Hazırlıklar bitince daha düzgün şeyler giyinirdim.
Yolda gelirken belirlediğim menü için işe koyuldum.Menüde;
-Ezogelin çorba
-Fırında tavuk baget
-Zeytinyağlı yaprak sarma
-Patates püresi
-Bulgur pilavı
-Ve canım memleketimin en sevdiğim yemeği:Çökertme kebabı vardı.
Çorbayı yapmakla işe başladım.Soğanlarımla salçayı kavurup içine malzemeleri ekleyip üzerine suyu döktükten sonra içindekileri haşlamaya bıraktım.Çorbayı düdüklü tenceremde yapıyordum fakat yine de bir an yetmeyecek diye düşündüm.
Annemin Muğla’dan kargolayıp gönderdiği sarmaları buzluktan çıkarıp büyük bir tencereye dizdikten sonra üzerine limon dilimleri ve salçalı suyla pişirmeye bıraktım.
Geri kalan her şeyi Nehir gelene kadar azaltmaya çalışıyordum çünkü Nehir geldikten sonra beni mutfağa sokacağı bile muammaydı.
Aradan geçen iki saatin sonunda yaprak sarma,çorba,salata,bulgur pilavı ve Çökertme kebabının etleri hazırdı.
Nehir’in eve girdikten sonra mutfağa gelmesi beş dakikadan kısa sürmüştü.Geri kalan her şeyi Nehir’le hallettikten sonra kapının çalmasıyla donakaldık.Daha masa hazır değildi!
Kapıya koştuğumda gelen kişinin Yiğit olmasıyla derin bir nefes verdim.
“Hayırdır,yetişmedimi?” diye işi dalgaya vurdu her zamanki gibi.Gözlerimi devirmeden edemedim.
“Yemekler hazır sadece masa ve biz hazır değiliz.” diye gururla yanıtladım.
“Siz?He öğretmen arkadaşın vardı doğru.”
“Gelmişlermi?” diye elindeki bez üzerindeki önlükle kapıya koşan Nehir 2 metre yüzbaşını görünce duraksadı.Kafasını sabit tuttuğunda karnını gördüğü için olabilirdi.
“Bu ne ya böyle,gökdeleni yanlışıkla bizim kapıyamı dikmişler?” diye konuşurken gülmeden edemedim.
“Kafanı kaldır Nehir.” dedikten sonra kafasını kaldırmayı akıl etmişti.Bu kız bu kafayla nasıl okumuştu hayretler içerisindeydim.
“Bu kavak ağacına benzeyen beyefendi kim?” diye oldukça mantıklı bir soru yöneltmişti.
“Yüzbaşı.” dememle anlayan Nehir’in gözleri açıldı.
“Yüzbaşı senmisin.Yiğit komutan,hani şu çocukluk arka-“
“Hıhım,o canım.” diye daha fazla konuşmasını engelleyip susmasını dileyerek konuştum.Köpek Yiğit ise pis pis sırıtıyordu.
“Sen niye erken geldin ayrıca?” diye konuyu değiştirdim.
“Üst katında oturduğum için olabilirmi?” diye oldukça makul bir cevap verdi.
“Olabilir.” diyerek ikna oldum.
“Tamam madem geldiniz ne diye kapıda dikiliyorsunuz yüzbaşı bey,geçin içeri.Hem madem çocukluktan tanışıyorsunuz,bir işin ucundan tutuverin.” diyerek söylene söylene mutfağa gitti Nehir.
“Geç içeri,sen onun kusuruna bakma.” diyerek yol verdim.
“Yok ne kusuru,hem doğru söylüyor.Masa hazır değil dedin yardım edeyim bende.”
“Ay saçmalama Yiğit!Misafirsin sen gel hadi.” diye azarladım.
Fakat beni hiç takmadan Nehir’in arkasından mutfağa ilerledi.Evin düzenini zaten biliyordu.
Nehir’in boyu 1.65 olduğu için 2 metre olan Yiğit’le aralarındaki fark komik gözüküyordu.
“Bak misafir takımları sağ üst dolapta.Oraya benim boyum yetişmediği için Tuana hallediyor ama maşallah annen baban seni neyle beslediyse tavana değeceksin!Neyse,al işte ordan.Sayılarına dikkat et!” diye uyara uyara emri verdi Nehir.
Yiğit yaşadığı şoktan sonra dolabı açıp bütün tabaklardan 12 tane çıkardı.
“Kağan abinin oğlu kaç yaşında?” diye sordum sandalye çekip otururken.
“7,bu yıl okula başladı hatta.” dedi tabakları koyup gelirken.Mutfak masası 4 kişilik olduğu için gelebilecek misafirler için aldığım büyük,salondaki masayı hazırlıyorduk.
Bende ayaklanıp masayı hazırlamaya yardım ettikten sonra kısa sürede her şey bitti.Fırından gelen yemeğin piştiğine dair zil sesiyle kapıdan gelen zil sesi bir olmuştu.
Kapıyı açtığımda en önde Yavuz’dan başlayıp sırayla dizilen askerlerime baktım.Yiğit içerde misafir konumunu aldığı için ben ve Nehir karşılıyorduk.
“Ay bu askerlerin genetiğimi böyle anlamadım ki?” diyen Nehir’e hafifçe öksürdüm.
“Hoş geldiniz,buyrun.” diyerek tekrar odağımı bizimkilere verdim.
“Hoşbulduk komutanım,bunlar sizin için.” diyerek içeri girerken elindeki hediye paketini ve çiçeği bana uzattı Yavuz.
“2 kişi olduğunuzu bilmiyorduk kusura bakmayın.” diye mahcupça Nehir’e bakarak konuştu.
“Önemli değil.” diyerek gülümsedi Nehir.
“Çiçeğe çiçek almak yakışmazdı zaten.” diyerek nazikçe Nehir’in eline bir öpücük kondurdu Aras.
Nehir’in ağızı açık kalmışken Aras’ın ensesini tuttum.Sıçrayarak doğrulduğunda nerde olduğunu unutmuş gibiydi.
“İçeri geç,adam gibi dur.” diyen Yavuz’la benim konuşmama gerek kalmadan Aras’ın içeri fırlaması bir olmuştu.
Diğerleride içeri geçince elimdeki çiçekle hediye paketini mutfak masasının üstüne bırakıp salona geçtim.
İçeri girdiğimde salonumu boydan boya kaplayan 8 kişinin yanında küçücük kalan Nehir’ime baktım.Garibim 5 dakika içinde karınca konumunu almıştı.Hemen yanına oturdum.
“Komutanım Kağan abi yola çıkmış.” dedi Doğan.
“Tamam masa hazır zaten o gelince başlarız.Ayrıca bu gece komutan asker ilişkisi yok Zelzele.Rahat olsun herkes.” dememle Yiğit dışında herkesin “Emredersiniz!” demesiyle yanımdaki Nehir sıçradı.Derin bir nefes alarak gözlerimi kapadım.
“Lan emir vermedim,bu gece komutanınız değilim.” diye sınanan sesimle konuştum.Hepsine jeton düşünce kapının çalmasıyla ayaklandım.
Gelen Kağan abi,oğlu ve eşiydi.
“Hoş geldiniz,buyrun lütfen.” diye gülümseyerek konuştum.
“Hoş bulduk komutanım.” diyerek içeri girdi Kağan abi.Arkasındaki eşine sarıldıktan sonra elindeki hediye paketini uzattı.
“Abi ne gerek vardı.” dedim.
“İlk defa geliyoruz tabii ki vardı.Ben Sevim bu arada.” diyen eşine mahcupca gülümseyerek elini tuttum.
“Tuana,tanıştığıma çok memnun oldum.”
“Bende.”
“Bizimkiler salonda,sağdan ikinci kapı.Siz geçin ben şunları bırakıp geliyorum hemen.” dedikten sonra mutfağa ilerleyerek masadaki çiçek ve hediye paketinin yanına elimdeki kutuyuda bıraktım.
Ocağın üstündeki yemeklerin altını açıp salona ilerleyecekken kapıdaki bedenle duraksadım.
“Bir şeymi oldu?” diye sordum.
“Su içmeye gelmiştim.” diyen Yiğit’le dolaptan bardak çıkardım.
“Deseydin ya niye kapıda dikiliyorsun.” diyerek suyunu doldurup verdim.Birkaç saniyede bitirdikten sonra bardağı uzatmasıyla tekrar su doldurdum.
Aynı şeyi bir kez daha tekrarladıktan sonra bardağı tezgaha koydu.Fazla susamıştı sanırım.
“Hediyelerini açsana.” dedi ardından.
“Şimdimi?” diye sordum şaşkınca.Kafasını sallayarak onayladı.Bende zaten merak ettiğim için timin getirdiği hediyeyi açmakla başladım.
Paketi yırttıktan sonra içinden çıkanla ağızım açık kaldı.Büyük bir çerçevenin üst kısmında Zelzele,alt kısmında ise 2026 - ♾️ yazıyordu.Çerçevenin içindeki resim ise hepimizin olduğu bir fotoğraftı.Düşünülmüş olan bu hediyeyi gülümseyerek bıraktıktan sonra Kağan abi ve Sevim ablanın hediyesini aldım.
Hediye paketinden çıkan şık,büyük bir vazoydu.Hemen içine su doldurup gelen çiçeğimi yerleştirdim.
“Çok güzel oldular.” diyerek mutlu bir şekilde hediyelerime bakarak konuştum.
“Sen geç içeri bana da Nehir’i gönder.” diyerek Yiğit’e döndüğümde zaten bana bakıyordu.
Beklentiyle bakan gözlerimi fark ettiğinde kendine gelip olduğu yerde dikleşerek “Tamam ben çağırırım,yani gönderirim.” diyerek beni onayladıktan sonra mutfaktan ayrıldı.
Çok geçmeden gelen Nehir,Selin ve Sevim ablaya baktım.
“Sevim abla tutturdu bende yardımcı olacağım diye.” dedi Nehir sitemle.
“Abla olurmu öyle,sen misafirsin!” dedim ona bakarak.
“Ya beni bırakmayın o develerin arasında!Hem ne olacak iki işin ucundan tutsam.Zaten bir sürü yemek hazırlamakla uğraştınız,bari buna yardım edeyim.” dedi Sevim abla.
“İyi tamam nasıl rahat edeceksen.” demekle yetindim.
Ben Çökertme kebabını tabaklarken kızlarda ısınan yemekleri salondaki tencere koymak için açtığım küçük masaya götürdü.Son olarakta dolaptan içecekleri alıp salona ilerledim.
“Komutanım döktürmüşsünüz valla!” dedi Alparslan.
“Afiyet olsun.” diyerek Yiğit’in yanına oturdum.Solumda Yiğit sağımda Nehir vardı.Bilerek ortayı boş bırakmasına karşılık dik dik baktım.Nehir ise umursamayarak masaya döndü.
Ben gelmeden tabaklara doldurulan yemeklere Tuna,Sevim abla,Yiğit ve Nehir dışında kimse dokunmuyordu.Elimdeki kaşıkla masadakilere baktığımda herkesin gözü bendeydi.Başta anlamasamda sonradan jeton düştü.
“Yesenize.” diye baskın sesimle konuştum.Hepsinin yemeğe başlaması bir oldu.
Çorbalar ve ara sıcaklar bittikten sonra ana yemeğimiz olan Çökertme kebabını sundum.Bu durum çoğunu şaşırtmıştı.
“Muğla diyorsunuz komutanım.” diyen Doğan’dı.Başımı sallayarak yemeğime devam ettim.Kimseyi umursamayacak kadar açtım.
“Bunların hazır olmadığına eminmiyiz?” diye kulağıma fısıldayan Yiğit’le tüm dikkatim dağıldı.Fakat ben bu lafı kendime yedirmezdim.
“İltifat için teşekkürler.” diyerek aynı ses tonunda kulağına yaklaşarak konuştum.Yüzümde kendimi beğenmişliğin ifadesi vardı.
“Ev yemekleri yapan bir yerdendemi sipariş etmedin?” diye bir ihtimal sordu.Aklı sıra beni sinir etmeye çalışıyordu.
“Almadım,hepsini ellerimle bizzat kendim yaptım.Nehir’le beraber yani.” diye eklemeyide unutmadım.
“Çorbayı Nehir’in yapma olasılığı?”
“Yüzde sıfır.”
“Beni şaşırtıyorsunuz üsteğmenim.”
“Sürprizler benim işim yüzbaşım.” dedikten sonra önüme dönecekken salak Nehir mal mal sırıtıyordu.Su içerken karşılaştığı bakışlarımla öksürmeye başladı.
Çaprazında oturan Yavuz elini Nehir’in sırtına koyarak dikleşmesini sağladı.Nehir kıpkırmızı olan yüzüyle Yavuz’a bakarken Yavuz;boşta kalan eliyle Nehir’in kafasını biraz yere eğdi.Birkaç saniye sonra öksürüğü geçen Nehir şokla Yavuz’a bakakalmıştı.
Tekrar bardağına su doldurup Nehir’e verecekken Nehir hareketsiz kalmıştı.
“İyimisiniz?” diye şüpheyle sordu Yavuz.Yanımda olan Nehir’e bu müdahaleyi bende yapabilirdim fakat böyle izlemesi fazla zevkliydi.
“İyiyim ya.Sağolun.” diye duraksayarak konuşan Nehir nihayet Yavuz’un doldurduğu suyu daha yavaş içmeye başladı.
“Rica ederim.” diyerek yemeğine devam etti Yavuz.Masadakilerin dikkatini fazla çekmişti.
Bu seferde imalı bakışlar altında ezilen Nehir’di.Ben ona bakarken bakışlarını kaçırıp önüne döndü.Bu halleri inanılmaz komikti.
Tim patlamamak için resmen kendini sıkıyordu.Burdan çıkınca yoğun dalga geçileceği belliydi.
“Bizim Yavuz’a bak sen.” diye kısık sesle konuşan Yiğit’e döndüğümde aramızda bir karış mesafe vardı.
“Centilmen diye buna diyoruz canım.Bakta biraz feyz al.” diyerek lafımı soktum.
“Yalnız Yavuz benden feyz aldığı için az önceki şey yaşandı.” diyerek savunmaya geçti.
Kesin öyledir bakışlarımla önüme döndüm.Bu seferde Doğan;Selin’in tabağına bir şeyler koyuyordu.
“Dursana be adam,elim kolum var benim körmüsün!” diye çıkıştı Selin.Bizim aksimize sesi yüksek çıkıyordu.
“Fazla aşktan midem bulandı.Bir evli çift,bir bugün shiplediğim çift,bir hiç birşey olamayan çift;birde-“ diyen Aras,Yiğit ve bana bakacakken bakışlarımızla karşılaşınca susmak zorunda kaldı.
“Bugün shiplediğin çift kim abi?” diye sordu Doruk.
“Doruk sen körmüsün çocuğum!” diye çıkışarak Nehir ve Yavuz’u işaret etti.
“Senin kafanı koparırım.” diyerek kalabalık ortamdan dolayı ateşli küfürlerini savuramadan sövmüş kadar oldu Yavuz.
Yavuz sinirlenmişken Nehir kıpkırmızı olmuştu.Bu halleri çok tatlı gelsede salak Aras yüzünden utanması sinir bozucuydu.
“Tamam kes şamatayı.” diye ufak bir uyarıda bulundum.
Yemeklerimiz bittikten sonra masayı toplayacakken Yiğit’in konuşmasıyla duraksadım.
“Hadi gençler.” demesiyle tüm timin masadan birkaç tabak alması bir oldu.
“Ya saçmalamayın,ilk kez geliyorsunuz otururun şuraya.” diye söylendim.
“Komutanım bugün komutanımız değilsiniz sonuçta.Bizde sizin arkadaşlarınızmışız gibi düşünürseniz harika olur.” dedi Alparslan mutfağa yönelirken.
“Bu nasıl cümle anasını satayım!” diyerek arkasından yürüdü Yavuz.
Diğerleride peşlerinden giderek masayı iki dakikada topladılar.
Elimdeki boş içecek şişeleriyle mutfağa girdiğim sırada Doruk; tabaklarda kalan yemekleri bir kaba boşaltıyordu.Yavuz ve Alparslan bulaşık makinesini boşaltırken,Doğan kalan yemekleri daha küçük tencerelere koyuyordu.Son olarak Selin köpüklü tabakları durularken,Aras üzerindeki ‘home sweet home’ yazılı önlüğüyle bulaşık yıkıyordu!
“Lan masayı toplayacaktınız sadece!” diye söylendim.
“Komutanım biz sadece masayı toplasaydık Yiğit komutanımda bizi böyle topluca toplardı.” diyerek tabak köpürtmeye devam etti Aras.
Kafamı iki yana sallayarak mutfaktan çıkarken Yiğit’le karşılaştım.
“Sen bir gelsene.” diye kolundan tutup kimseye çaktırmadan odama ilerledim.
Odama girip kapıyı kapattıktan sonra Yiğit kapıyı kitledi.
“Napıyorsun!” diye kilide ilerleyecekken kolumdan tuttu.
“Madem çekip getirdin,basılmayalım demi?Zaten oklar üstümüzde” dedi.
“Ne basılması be!” diyerek geri çekildim.
“Niye odana getirdin beni?”
“Sen niye çocuklara mutfak toplatıyorsun!”
“Yapsınlar işleri ne?”
“Senin işin ne peki?” diye alayla konuştum.
“Yüzbaşıyım,üstümü var kızım.” diye gerine gerine konuştu.
“Ay aman bağırtma beni!”
“Bağırma.”
“Sana burdan bir geçiririm!” diye çıkıştım.O esnada bir yere odaklandığını fark ettim.Arkamı döndüğümde baktığı yer komodinimdi.Daha doğrusu üstündeki fotoğraf.
“Atmamışsın.” dedi dakikalar sonra.
“Hıhım.Sende atmamışsın.” diye yanıtladım.
“Atmadım.” dedi direkt.
“Sen yoktun,elimdeki tek fotoğrafın buydu.” dedim çaresizce gülümseyerek.
“Özür dilerim.” derken kısık sesinde derinlik vardı.
“Elimizde değildi Yiğit.” diyerek ona döndüğümde kolları büyük bedenimi sardı.
Herkesin yanında kocaman olan ben,Yiğit’in iki kolu arasında küçücük kalmıştım.
Boncuk,Huysuz’una kavuşmuştu.
Bölüm etkileşimi
