Zelzele kitap kapağı

4. bölüm / 17

Zelzele

4.Bölüm/Yeniden

Vaveyla Yazarı: Belliii ♾️

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: 4.Bölüm/Yeniden

Şu hayatta babamın beni birilerine emanet ettiği insan sayısı bir elin beş parmağını geçmezdi.En sevdiği insanda olsa güven farklı bir mevzuydu ve beni kolay kolay birine emanet etmez;her zaman kendisi yanımda olurdu.

Göreve gittiği zamanlarda beni emanet ettiği kişi can dostunun oğlu Yiğit’ti.Kutay amcanın büyük oğlu Tolga abi çocuk sevmediği için onunla yan yana bile durmazdım.Beni sever ama hayatta bakmazdı.

Şu an ise karşımda duran yüzbaşı babamın bir zamanlar en güvendiği kişiydi.

Okula el ele beraber gittiğim,biri bana bulaşınca koruyan,uyurken üstümü örten,saçlarımı ören,okuma yazma öğreten hatta daha çatal kaşık tutamazken yemeğimi dahi yediren insandı.

En önemlisi de şu an karşımda duran insan,20 yıl önce artık farklı şehirlerde olsak bile her zaman seni arayıp sorarım diye söz verip,bir kere bile aramayan;tatillerde birlikte oluruz deyip taşındıktan sonra bir kez olsun yan yana gelemediğimiz adamdı.

Kapıyı açtıktan sonra göz göze geldiğim adam benim geçmişimdi.
Çocukluğumdu.Yiğit’ti.Huysuz’du.

Kaç saniye veya dakika geçtiğini bilmiyordum fakat düşüncelerim Aras’ın konuşmasıyla bölündü ve kendime geldim:
“Komutanım,içerimi geçseniz artık?Hayır 1.90 küsür adamlar yalı kazığı gibi dikildik kapının arkasında!Selin’de kısa değil yani.”dedi sarı oğlan.

Derin bir nefes alıp içeri adımımı attıktan sonra timde arkamdan gelip kapıyı kapattı.
Normalde olsa asla tanıyamazdım çünkü küçük Yiğit’le gram alakası yoktu.Annemin geçen yıl Yiğit asker olmuş deyip gösterdiği fotoğraf olmasa o olduğunu anlayamazdım.

“Komutanım nasılsınız!”diyen Kağan’dı.
Yiğit komutan ise bakışlarını nihayet benden çekip konuştu:”İyiyim.”

“Komutanım Tuana komutanımıza yemek fikrini söyledik kabul etti.Ama sizin 2 gün sonra time katılacağını söylediğimizde-“diyen Alparslan’ın sözünü kestim:
“Komutanım geçmiş olsun öncelikle.Üsteğmen Tuana Keskin ben,tim zaten söylemiştir.2 gün sonra time döneceğinizin haberini alıp kimseyi dinlemediğiniz için gelip konuşmak aynı zamanda da tanışmak istedim.”diyerek beni tanıdığına emin olamadığım yüzbaşıyla ilk kez konuştum.

“Memnun oldum üsteğmen.Yüzbaşı Yiğit Kara ben.Bundan sonra timde beraberiz.2 gün sonra time döneceğim kararım kesin.”dediğinde kendimi tutmaya çalışıyordum.
Yiğit Kara,Yiğit Kara,Yiğit Kara.

“Komutanım riskli bir ameliyat geçirmişsiniz,uzun süre yoğun bakımda kalmışsınız.Daha yeni normal odaya alınmışken-“diye cümlemi tamamlayamadan lafımı böldü:
“Kararım kesin dedim üsteğmen.2 gün sonra işimin başındayım,birlikteyiz.Sende daha yeni geldin ama yapacak bir şey yok,ben gayet iyiyim.”dediğinde hala kendimi tutmaya çalışıyordum.
Lafımı bölmüştü.Daha ilk dakikadan yüzbaşılık taslıyordu.Beni tanımamış olabilir diye düşündüm.Sonuçta ben onu geçen yıl bir fotoğraftan görmesem tanımazdım.

“Eminim iyisinizdir komutanım fakat herhangi bir göreve yaralı çıkmanızı göze alamayız.Siz de bunun farkındasınızdır bence.”diyerek cevap verdiğimde ortamı buz kesmişti.
Hem lafımı böldüğü için hem de ısrarla time dönme sözlerine sinirlendiğim için ses tonumu pek ayarlayamamıştım.

Yiğit’in kaşları alayla kalktığında biraz sert çıkıştığımı anlamıştım.
“Merak etmeyin üsteğmenim,her şeyin farkındayım ben;her şeyin.”derken sesindeki imayı kavramaya çalışıyordum.

Onun cevabına sadece baş sallamakla yetindikten sonra daha fazla bu konuyu tartışmak istemiyordum çünkü huysuzluğunu 30 yaşında da sürdürmeye devam ediyordu.

Tim ise gerginliği dağıtmak istercesine konu açmaya başladı:
“Komutanım bugün bir operasyona çıktık.Tahir ve Osman iti elimizde.”diyen Yavuz’du.

“Evet komutanım sonunda yakaladık şerefsizleri!”diyen ise Doğan.

“Aferin oğlum.Bayadır peşlerindeydik,bugüne kısmetmiş.”dedi Yiğit yüzbaşımız.

“Aynen öyle komutanım.Yalnız Tuana komutanım sayesinde desek yeridir.Mükemmel operasyon yönetti!Zaten önceden tanıyormuş o da bunları.”diye konuya katılan Doruk’tu.

Doruk’un konuşmasıyla bakışları bana dönen yüzbaşı harfleri uzatarak;”Öylemi?”demişti.
Peki ben altta kalır mıyım?Asla!
“Öyle!”derken harfleri uzatan bu sefer bendim.

“Nerden tanıyordunuz üsteğmenim?”diye merakla sordu bu sefer.
“İlk defa askerlik yapmıyorumya komutanım.Peşinde olduğum terörist sayısı oldukça fazla.”diye rahatça cevap verdim.

“Anladım.”diyerek kafasını sallamakla yetinen bu sefer o olmuştu.

“Sevindim.”diye yüzümde samimiyetten uzak bir gülümsemeyle cevap verdim.
Onun bakışları ise gülüşüme takılmıştı.Küçükken ona gerçekten gülümsemezken bana kızar,sahte gülümsememi ona yapmamı istemediğini söylerdi.Bence boncuk olduğumu anlamıştı.

“Komutanım ne zaman taburcu oluyorsunuz?”diye sordu Kağan.
Yüzbaşı ise;”Yarın sabah inşallah koçum.”diye cevapladı.

Ben ise cevabıyla sesli bir nefes alıp verdikten sonra herkesin bakışı bana dönmüştü.Ne var dercesine bakıp kafamı salladıktan sonra herkes önüne dönmüştü fakat bizim yüzbaşı susmamakta ısrarcıydı.

“Hayırdır üsteğmenim,bir sorunmu var?”derken sesi oldukça imalı geliyordu.
“Hayır yüzbaşım,ne sorunu olsun?Yüzbaşımız time geri dönüyor.Ne sorunu!”derken sahte bir coşku eşliğinde kollarımı iki yana açtım.
O ise gülümseyerek;”Güzel.Olmasın da zaten.Ne sorunu olacak?Ben döneceğim beraber tim komutanı olacağız,operasyonları birlikte yöneteceğiz falan.Değil mi?”dedi bu sefer.
Sınırlarımı zorluyordu ama belli etmeyecektim.Huysuzluk yapıyordu!

Tam cevap verecekken Yavuz ortamdaki kara bulutları dağıtmak istercesine yeni konuya giriş yaptı:
“Komutanım yarın yemeği bizim ocakbaşındamı yesek?Hem Tuana komutanda artık timden,tanışma yemeğinde güzel olur;sizce?”dedi.

“Olur tabii!Tuana komutanımızla tanışma yemeğimizi ocakbaşında yiyelim.”diye cevapladı yüzbaşı.Sonrasında ise bana döndü:
“Sizde sever misiniz üsteğmenim?Eğer istemezseniz bir restorantada gidebiliriz.Sonuçta time yeni gelen sizsiniz.Sizinle tanışacağız;sizin istediğiniz olsun.”derken amacını anlamayacak kadar salak değildim.

“Severim yüzbaşım!Hiç sıkıntı değil.Rahat rahat konuşuruz hem.”derken oldukça profesyoneldim.
Aptal yerine koyuyordu fakat yemezdim.
“Tamam o zaman.Aslanım sen Necip ustayla konuş,güzel bir masa ayarlasın.”derken muhatabı Alparslan’dı.

“Emredersiniz komutanım.”diyerek onayladı Alparslan.

“O zaman yarın yemekte görüşürüz yüzbaşım.Ben artık gideyim,tanıştığıma memnun oldum.Geçmiş olsun tekrar.”derken ayaklandım.
“Sağolun üsteğmenim.Bende tanıştığıma memnun oldum.Hoş geldiniz timimize.Yarın görüşürüz.”derken sesindeki ima yerli yerindeydi.

Kafamı salladıktan sonra time döndüm:”Kalıyormusunuz!”diye sordum.
Onlar ise bir bana bir yüzbaşıya bakmakla meşguldü.Kaşlarımı çatarak:”Zelzele!”diye sertçe konuşurken tamamen bana dönmelerini sağladım.

“Komutanım biz biraz daha kalıp dağılırız.”diyen tabii ki Selin’di.Kafamı sallayarak onayladıktan sonra son kez odadakilere göz gezdirirken Aras pişmiş kelle gibi sırıtıp bana el salladı.Ardından Kağan’dan ensesine tokat yemesi bir olmuştu.Gözlerimi devirerek odadan çıktım ve derin bir nefes alarak çıkışa yürüdüm.

/

Tuana’nın çıkmasıyla tüm tim derin bir nefes alıp vermişti.
“Bir an şu gerilim hiç bitmeyecek sandım!”diyen Doruk’tu.
“Harbiden bende ya.Neydi az önceki 10 dakika!”diye Doruk’a katılan Alparslan’dı.
“Abartmayın.”diye sakince uyarısını yapan Yiğit’ti.

“Vallahi az bile söylüyorlar!Tuana komutan varken gerilim zaten bitmiyordu.İkinizin yan yana gelmesi iyi mi oldu kötü mü bilmiyorum!”dedi Yavuz.

“Gerçekten ya.Bundan sonra hepimize geçmiş olsun!”diye onaylayan Doğan’dı.Ensesine tokadı yapıştıran ise Kağan.

“Abartmayın oğlum.Gayette iyi oldu.Biraz adama benzersiniz inşallah!”dedi ardından.

“Komutanım bunlar saçmalayacak belli.Siz son saatlerinizi iyi değerlendirin.Yarın yemekte görüşürüz.”diyen Selin’le,Yiğit kurtulmuştu.

“Tamam siz gidin.Görüşürüz yarın.”diye cevapladı Yiğit.

Herkesle vedalaştıktan sonra timin odadan çıkmasıyla sert bir nefes vererek yüzünü ovuşturdu.
Tanıyordu.Boncuğu hatırlıyordu.

Kız kardeşi Eylül’ün 2 sene önce ‘Abi bak,Tuana abla asker olmuş!’ demesiyle 18 sene sonra Tuana’nın yeni halini gören Yiğit’in gözleri parlamıştı.

Şimdi ise karşısındaydı,aynı timdeydi,tekrar yan yanalardı.Fakat Yiğit,Tuana’nın kendisini hatırladığından şüpheliydi.Kapıyı açar açmaz ki bakışmalarından pek bir anlam çıkaramamıştı fakat tanıdığını umuyordu.

Düşünceleri arasında boğulurken uyumaya çalıştı.Düşündüğü son şey ise:hala aynıydı.

/

Eve geldiğimde Nehir çoktan akşam yemeği hazırlamış,beni bekliyordu.Ellerimi yıkayıp masaya oturduğumda Nehir doğrudan bana bakıyordu.Fakat sorularını cevaplayamayacak kadar aç olduğum için görmezden gelip yemek yemeye başladım.Nehir ise hiç gecikmeden:
“Nereye gittin?”diye sordu.

Gözlerimi devirerek ofladım.”Kızım bir dur yemek yiyeyim ya!Bütün gün götüm çıkmış,birde sen hesap soruyorsun!”diye çıkıştığımda bu laflar artık bana işlemez bakışıyla sorusunu tekrarladı:”Nereye gittin?”

Cevabını alamadan susmayacağını bildiğim için konuştum:
“Hastaneye,yüzbaşının yanına.Oldumu?”diye bıkkınca cevapladım.

Nehir’in ise gözleri parlamıştı.”Ne!Nasıl biri?Yakışıklımı?Ne konuştunuz?”derken ağızım 5 karış açık onu izliyordum.

“Kızım sen ne saçmalıyorsun Allah aşkına ya!Adamın tipinemi odaklandım ben!”diye çıkıştım.O ise kocaman gülümsemesiyle konuştu:
“Niye sadece yakışıklımı sorusuna odaklandın?Oysa ben 2 soru daha sormuştum.”diye alttan alttan ima yaptı.
Ben ise;”En saçma sorun oydu da,ondan!”diyerek altta kalmadım.
“Eminim öyledir komutanım!Şimdi lütfedip diğer sorularımı cevaplarmısınız?”dediğinde mercimek çorbamı bitirmiştim.
Fırında patates,tavuk ve pilavdan oluşan tabağımı önüme alırken konuştum:
“Ukala,uyuz,insanlara üstten bakan egoist bir tip işte.Yarın akşam taburcu olup ertesi gün time dönecekmiş onu konuştuk.Oldumu?”dedim.
“Başka?”diyen Nehir’le sabrımın son demlerindeydim.
“Ay ne başka Nehir!Bütün tim birlikte gittik ne konuşacağız ya?”
“Sadece bunları konuşmuş olamazsınız ya!”
“Yarın akşam yemeğe çıkacağız.Onu konuştuk bide.Zaten 10 dakika durdum başkada bir şey konuşmadım!”
“Ne yemeği?Baş başa yemeğemi çıkıyorsunuz!Bu yüzbaşıda hızlı çıktı he,ne diyorsun?”
“Aynen Nehir yüzbaşıyla baş başa akşam yemeği!Salak!Timle birlikte olacağız herhalde.Birde hızlı çıktı diyor sabır ver yarabbim!”diye en sonunda patladım.

“Ay aman tamam be!Hemen de kız zaten,gecikme!”derken sinirli gözükmeye çalışsada dünyanın en sakin insanıydı.

“Timle tanışma yemeği olmasa sende gel derdim ama bizden başka kimse olmayacak.Başka bir yemeğe sende katılırsın.”derken bende sakindim.

“Tamam tamam.Zaten daha yeni taşınmışken bir ton askerin arasında boğulurum ben!”diye cevapladı.

Kafamı salladıktan ve tüm soruları cevapladıktan sonra yemeğimizi yedik ve ardından mutfağı topladım.Nehir sen benden çok yoruluyorsun diyerek engel olmaya çalışsada izin vermezdim.Nehir’le bana yardımcı olması için aynı eve çıkmıştım fakat her işi ona yükleyecek değildim.Her şey ortaktı.

Nehir’e çay,kendime kahve demledikten sonra balkonda biraz sohbet ettik.Sonra ise odalarımıza çekildik.

Cilt bakımımı yapıp pijamalarımı giyindikten sonra kendimi yatağa attım.Biraz telefonda gezinirken annemle ablamın standart sorularına cevap yazıyordum.

Uykum gelmeye başlayınca telefonumu şarja takarken gözüm komodinimin üstündeki resme takıldı.Ona bakıp derin bir nefes aldıktan sonra düşüncelere boğuldum.En son düşündüğüm şey ise:Huysuzun hiç değişmemesiydi.

6.30’da çalan alarmımla hemen bir duşa girip hazırlanmaya başladım.Hazırlanırken kafamdaki sesleri susturmaya çalışıyordum.En çok düşündüğüm şey ise Yiğit’in beni tanıyıp tanımadığıydı.

Elimdeki makyaj süngerimi bırakıp derin bir nefes aldım.Saçlarımı hallettikten sonra odamı topladım.Mutfağa geçtiğimde her zamanki gibi masanın hazır olduğunu gördüm.

“Günaydın!” diye sabaha ilk imzasını atan Nehir’le masaya oturduk.
“Günaydın,yemekleri hep sen hazırlıyorsun mahcup oluyorum Nehir!”diyerek sıkıntımı belli ettim.
“Ay kızım saçmalama ya!Ben yemek yapmaya bayılırım.Ayrıca sen tüm gün yoruluyorsun sabahta erken kalkıp kahvaltımı hazırlayacaksın,yapma gözünü seveyim!Hadi başla afiyet bal şeker olsun.”derken uzun zaman sonra ilk defa içten bir şekilde gülümsemiştim.
“Heh şöyle,sen hep gül ya!”derken yüzünde alışık olduğum gülümsemesi vardı.

Kahvaltımızı edip mutfağı beraber topladıktan sonra Nehir’i okuluna bırakıp alaya geldim.Timin yemekhanede olduğunu düşünerek yanlarına gitmeye karar verdim.Tam da tahmin ettiğim gibi kahvaltı ediyorlardı.

Beni görünce ayağa kalkmaya başlayan time elimle oturmalarını işaret ettikten sonra kenardan sandalye alacakken masanın başına boş bir sandalye koyduklarını gördüm.
Bir sandalyeye bir time bakarken Selin konuştu:”Komutanım gelirsiniz diye düşünüp koyduk.”dedikten sonra daha fazla ayakta kalmadan oturdum.
Daha ilk haftadan beni bu kadar benimseyeceklerini tahmin etmemiştim.

“Komutanım yemek?”diyen Doruk’tu.
“Yedim.”diyerek kısa bir cevap verdim.
“Kahve?”diyen ise Yavuz’du.Ona döndüğümde beklentiyle bakan bir çift gözle karşılaştım.
Kafamı sallayarak onayladıktan sonda Doğan kalkıp bana kahve getirmeye gitti.

“Çay içmezmisiniz komutanım?”diyen Kağan’dı.İçimde yaşadığım duygu patlamasının dışardan belli olmadığına emindim.Bu kadar kısa sürede beni sanki yıllardır bu timdeymişim gibi kabullenmelerine şaşırmıştım.
“Pek aram yok.”diyerek Kağan’a cevap verdim.O ise başını sallamıştı.

Doğan’ın kahveyi getirmesiyle “Saol asker.”dedikten sonra bana şaşkınca bakmıştı.Birkaç saniye dediğimi duymamış gibi bana bakınca ister istemez başımı iki yana salladım.
“Afiyet olsun komutanım.”diyerek sonunda cevap vermişti.

Dün olduğu gibi ben gelince yemeklerine dokunmayan askerlerime baktığımda hepsinin bana bakıyor olduğunu gördüm.
“Yemeğinizi yeyin.Dünde aynı şey yaşandı,benim yanımda bu kadar kasılmanızı gerektirecek bir durum yok.”diyerek sakince konuştum.

Onlar ise hep bir ağızdan:”Emredersiniz!”deyince tüm yemekhane bizim masaya dönmüştü ve masanın üstündeki çaylar taşmıştı.Allahtan kahvem elimdeydi!

Derin bir nefes verdikten sonra tim yemek yemeye devam ediyordu.Yaklaşık 5 dakika sonra hepsinin yemeği benim ise kahvem bitti.Saatime bakarak antrenmana daha yarım saat olduğunu gördüm.

“Yarım saat sonra antrenman var.Doğan sen bir kahve daha al bana.Sizde çaymı alırsınız artık bilmiyorum.Hepiniz çardağa.Biraz konuşalım bakalım.”diyerek ayaklandığımda timde ayaklandı.

Ben önden giderken Doğan ve Doruk hariç herkes arkamdaydı.İçecekleri getirecek olan ikisiydi.

Geniş çardağa geçip oturduktan sonra Doğan ve Doruk’ta gecikmeden ellerinde tepsiyle gelmişti.Tepsinin ortasındaki kahve benim olduğunun göstergesiydi.

Herkes içeceğini aldıktan sonra time göz gezdirdim.
“Aranızda evli olan varmı?”diye sorduğumda Doğan çayını Aras’ın yüzüne püskürtmüştü.

Aras neye uğradığını şaşırarak gözlerini kapatıp sağ eliyle gözlerini ovuştururken Selin sinirden kendini sıkıyordu.Bir şeyler döndüğünü anlamam uzun sürmedi.

“Gençler noluyor?”diye sorduğumda Kağan duruma el attı:
“Komutanım ben evliyim,bu salakta tim kurulduğundan beri bizim kızıla aşık.”derken eliyle Doğan ve Selin’i gösterdiğinde şaşırmadan edemedim.

“Bak sen?”derken Doğan’a dönmüştüm.Yüzüm ciddi değildi fakat mimiklerimi korumaya dikkat ediyordum.
“Komutanım şey yani-“diyen Doğan’ı “Tamam tamam,anladım ben”diyerek susturdum.Selin kıpkırmızı kesilmişken Doğan morarmıştı.Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırarak kafamı salladım.

Fakat Alparslan ve Doruk kahkaha atarak birbirlerine vuruyorlardı.
“Tamam oğlum,abartmayın.”derken sesim hiç inandırıcı değildi çünkü nefes verirken gülmemi bastırmaya çalışıyordum.

Selin’i daha fazla utandırmamak için Kağan abinin evli olması konusundan devam ettim.
“Çoluk çocuk varmı abi?”diye sorduğumda herkes normale dönmüş şaşkınca bana bakıyordu.Muhtemelen Kağan’a abi dememe şaşırmışlardı fakat benden kaç yaş büyük adamla sohbet ederken böyle konuşmam doğaldı.

“1 oğlan var komutanım.”diye cevap verirken Aras lafa girdi:
“Komutanım 1 oğlan ama 10 oğlana bedel!”derken istemsizce gözlerimi devirdim.
“Kaç yaşında abi?”
“7 yaşında komutanım.”
“Allah bağışlasın.”dedikten sonra diğerlerine döndüm.
“Ee beyler,siz?”dedikten sonra Yavuz,Aras,Alparslan ve Doruk yerlerinde dikleştikten sonra bana baktılar.
Gözlerimi kısarak onlara baktığımda ilk konuşan Yavuz oldu:
“Ben bekarım komutanım,kız arkadaşım falan da yok.Öyle yani.”dedikten sonra omuzlarını kaldırıp indirirken gözüme fazla masum gelmişti.
Teğmen adam gözümüze çok masum geldi.Yüzbaşıda masum gelir yakında artık Tuni!
Diyen iç sesimin sürekli Yiğit’i anması sinirimi bozuyordu.

“Anladım.”diyerek diğer üç askerime döndüm.
“Komutanım bizde bekarız!”diye aynı anda bülbül gibi şakıdılar.
Onlara kafamı salladıktan sonra kahvemi içmeye başladım.Diğerleri çaylarını içip derin bir sohbete başladıklarında Selin’in onlara katılmadığını fark ettim.Zaten yanımda oturduğu için kulağına yaklaşıp konuştum:
“Seviyormusun sen bu Doğan’ı?”diye sorduğumda gözleri büyümüştü.”Yok komutanım!”dediğinde inanmayarak gözlerimi kıstım.

“Yani,tam değil ama…”derken ne hissettiğini anlamıştım.
“Aşık değilsin,hoşlanıyorsun.Bide göze alamıyorsun sanırım?”dediğimde içini okumuşum gibi şokla bana döndü.Kafasını sallayarak onayladı.
“Nerden anladınız komutanım?”diye sorduğunda bilmiş bir tavırla ona döndüm:
“Ben anlarım.”dedikten sonra birlikte gülümserken sol gözümü kırpmıştım.

Kahvem bittikten sonra antrenmana gitmek için konuştum:
“Haydi Zelzele.Şimdilik bu kadar yeter sizin de sorularınız varsa akşama ayırın.Şimdi antrenmana!”dedikten sonra hepsi ayağa kalkıp; “Emredersiniz.”derken daha sakindi.

Yine önde ben,arkamda tim varken sahaya ilerledik.Dün göreve çıktığımız için antrenman yapamamıştık.O yüzden bugün onlardan acısını çıkaracaktım.

“Sahanın etrafında 20 tur koşu,başla!”diyerek düdüğümü çaldım.Hepsi koşmaya başlamışken konuşmalarını duyuyordum.
“Bugün burdan sağ çıkarsak kâfi!”diyen Aras’tı.
“Astsubay Başçavuş Aras Çelik!”diye bağırdım.
“Emredin komutanım!”dediğinde ise dudağımın sağ kenarı kıvrılmıştı.
“20+5 tur!”dediğimde gözleri büyümüştü.

Saha küçük değildi o yüzden başlangıçta 20 tur bile çoktu fakat onlar sıradan insanlar değildi.Boşuna asker olmamışlardı.

“Emredersiniz komutanım!”diye cevapladığında yüzümde keyifli bir gülümseme belirdi.

Diğerleri koşuyu tamamladıktan sonra dinlenmelerine izin vermeden konuştum:
“Zelzele,40 şınav;devam et!”diye bağırdım.
Hepsi şınav pozisyonu almışken sarı oğlan hâlâ koşuyordu.

Nihayet kalan 5 turuda bitirdikten sonra nefes nefese yanımıza geldi.
“Hayırdır Çelik,yoruldunmu?”diye imayla sordum.

“Yorulmak bizim kitabımızda yok komutanım.”diye kendini beğenmiş bir cevap verirken devam ettim:
“Öylemi asker,ne varmış senin kitabında?”derken oldukça ciddiydim.
Aras sessiz kaldığında bağırmaya başladım:
“Ne varmış senin kitabında!”
“Pes etmemek komutanım!”diye bağırırken alnından terler süzülüyordu.
Cevaptan tatmin olmuşçasına kafamı sallayarak,”Güzel.”dedim.

“40 şınav,başla!”diyerek Aras’a bağırdığımda karşılarında az önceki sohbet ettikleri kişi yoktu.

Ben önlerinde gidip gelirken Doruk’un zorlandığını fark ettim.
“Kaç oldu Yıldırım!”dedim.
“Sıfır komutanım!”derken dişlerini sıkıyordu.
“Aferin.”dedim kafamı sallayarak.

Timi biraz daha zorladıktan sonra artık öğlen olduğunda;”Bugünlük bu kadar yeter,yemeğe gidebilirsiniz.”diyerek onlara izin verdim.
“Komutanım siz?”diyen Selin’e dönüp “Geliyorum.”dedim.

Tim yorgun bir şekilde oturmuşken önlerindeki yemeği dahi umursamıyorlardı.Biraz fazla yormuş olabilirdim.

“Komutanım siz?”diyen Yavuz’a dönüp;”Öğle yemeği yemiyorum.”cevabını verdim.

Tim yemek yerken bende onları ve etrafı inceliyordum.
Alayda ben ve Selin’den başka 2 kadın asker daha vardı.İkiside aynı timdeydi.
Yemek yiyen bizimkilere döndüğümde hepsini ilk defa bu kadar detaylı inceliyordum.
Kağan’ın siyah orta kesim saçları ve buğday teni vardı.Boyunun yaklaşık 1.90 olduğunu söyleyebilirdim.
Yavuz kısa,kumral saçları,buğday teniyle ve sporcu vücuduyla asker havasını veriyordu.Boyu timdeki herkesten uzundu.Daha yüzbaşının boyunu posunu görmedik Tuni.
Doğruydu,daha görmemiştim.

“Boylarınız kaç?”diye sorduğumda bana şaşkınca döndüler.Yine de Kağan’dan başlayarak sırayla cevap verdiler:
“1.90”
“1.97”
“1.94”
“1.94”
“1.77”
“1.93”
“1.92” diyen Doruk’la hepsinin boyunu öğrenmiş oldum.Kafamı salladıktan sonra yemek yemeye devam ettiler.

Aras;sarı saçlı beyaz tenli bir erkekti.Gözleri elaydı.
Doğan,her şeyiyle esmerdi.Gözleri kahverengiydi.
Selin’in saçları koyu turuncu,kiremit rengiydi ve ilk geldiğimden beri dikkatimi çekiyordu.Gözlerinin yeşiliyle dışarda görünce gözden kaybolana kadar bakacağım bir kadındı.
Alparslan kumral saçlı ve beyaz tenliydi.
Doruk ise siyah saçlı beyaz tenliydi.

Timi yeterince inceledikten sonra Osman ve Tahir’i merak ettiğimden dolayı yemeklerini yiyen timide alıp albayın yanına ilerledim.

Albayın sorgu odasından çıktığını görünce duraksadık.
“Komutanım bir gelişme varmı?”diye konuştum.
“Yok Tuana.Konuşmuyorlar.Bende sizi çağıracaktım,birde siz deneyin diye.”derken bakışları timde gezindi.
“Ama bugün olmaz.Yarın da siz denersiniz.Üst üste girersek konuşmazlar.”diyerek devam etti.
“Emredersiniz komutanım.O zaman burada işimiz kalmadıysa izninizle erken çıkabilirmiyiz?”diye sordum.
“Hayırdır,bir sorunmu var?”diye merakla sordu.
“Yok komutanım,timle ve yüzbaşıyla yemeğe çıkacağız.”deyince kaşları çatıldı.
“Yüzbaşı hastanede değilmi?”diye sorduğunda;”Kendisi iyi olduğunu söyledi komutanım.Yarın da işinin başına geçecekmiş.”derken bilerek yüzbaşıyı ele veriyordum.”Haberiniz yokmuydu komutanım?”derken yangına körükle gidiyordum.

“Haberim yoktu.Neyse ben Yiğit’le gelince konuşurum.Sizde çıkabilirsiniz.”dedikten sonra “Sağolun komutanım!”diyerek yanından ayrıldık.

Alayın bahçesine çıktığımızda arkamdaki time döndüm.”Ben önce eve geçeceğim,ocakbaşı nerde bilmiyorum malum.Selin sen benimle eve gel.Beraber hazırlanıp geçeriz sen biliyorsun nasıl olsa.”dedim.
“Komutanım ben rahatsızlık vermeyim.”diyen Selin’e dönüp;”Saçmalama Selin ne rahatsızlığı.Diğerleri?”diyerek erkekleri muhataba aldım.
“Komutanım ben önce eve geçerim sonra da Yavuz dışında herkesi alıp gelirim.”dedi Kağan.
“Yavuz’u niye almıyorsun?”diye şaşkınca sordum.
“Benim arabam var komutanım.”diyen Yavuz’la sebebini anladım.
“Tamam o zaman yemekte görüşürüz.”diyerek Selin’le arabaya yürümeye başladık.

Anahtarı alıp arabayı açınca Selin şaşırarak sağ koltuğa oturdu.”Birkaç gündür görüyorum komutanım da,sizin olduğunu düşünmemiştim.”dedi.
“Neden?”diye mantıklı bir soruda bulundum.
Selin ise verecek bir cevap bulamayınca dudağını bilmem dercesine büzüp kemerini bağladı.

Nehir’in çıkmasına daha 3 saate yakın olduğundan direkt eve gidiyorduk.
15 dakikadan kısa bir süre sonra Selin’le arabadan inip eve geldik.
“Komutanım ben bir lavaboyu kullanabilirmiyim?”diye çekinerek sorduğunda;”Selin ben seni buraya öylece otur diye getirmedimya.Evi istediğin gibi kullan,canın bir şeyler isterse dolaba bak.Antrenmandan çıktın ayrıca yordum bugün sizi,hiç açılmamış iç çamaşırlarım var.Eğer bedeni uymazsa Nehir’inde vardır bir bakarız.Banyoya gir rahatla.Rahat ol,benden çekinme.”dedim.
“Tamam komutanım.”
“Birde sivilken komutanım demene gerek yok,direkt Tuana de.”diyerek iş dışında rütbenin ortadan kalktığına vurgu yaptım.
“Ona alışmam biraz zor olur ama denerim…Tuana.”derken duraksayarak konuştu.Zamanla alışacağını biliyordum.

“Tamam sen direkt banyoya gir istersen.Ben temiz havlu,kıyafet,çamaşır falan veririm.Şimdilik rahat bir şeyler giy akşama dolaptan başka şeyler bakarız sana uygun.”derken odama yöneldim.
“Çok sağolun gerçekten,zahmet oldu sizede.Yani sanada.”diye arkamdan konuştu.
“Saçmalama canım ne zahmeti.İş dışında herhangi bir insanım bende.”derken elimdeki temiz havluları banyoya koydum.
“Sen geç hemen,yeni taşındık misafir odamız boş.Benim odamda giyinirsin.”dedim.
“Tamam,teşekkür ederim tekrar.”diyerek gülümsedi.
Ufak bir baş sallamasıyla cevap verdikten sonra üstümü değiştirmeye gittim.

Selin banyodayken mutfağa girip atıştırmalık bir şeyler hazırlamaya karar verdim.Öğle yemeğinde az yemesi dikkatimi çekmişti.Çay içtiğini bildiğim için çay demlemeye koyuldum.Biraz abur cubur koyup masayı hazırladım.Son olarak kendimede kahve yaptıktan sonra masa hazırdı.

Selin’de o sırada giyinip gelmişti.
“Komutanım ne gerek vardı!”diyerek konuştu.
“Hadi hadi çayını soğutma.Ayrıca yemekte az yediğini gördüm hiç konuşma o yüzden.”
“E siz hiç yemediniz ona kalırsa!”derken çayına 1 kaşık şeker attı.
“Ben hiç öğle yemeği yemem ki.Bugüne özel değil yani.”derken cips yemeye başladım.
“Neden komutanım?”sorusuyla duraksadım.
“Bir sebebi yok,sevmiyorum alıştırmadım kendimi hiç.”diyerek kafamı salladım.
“Tuana,”diye kendini alıştırmaya başladığını görünce gülümsedim.Ardından devam etti:
“Nehir dedinya;kardeşin falanmı?”diye sordu.

“Kardeşim gibi diyelim biz ona.O da ilkokul öğretmeni.Birlikte kalıyoruz işte.”
“Anladım,küçükmü?Yani Doğu’ya atandıysa ilk tayinimi?”diye sordu bu sefer.
“Benden bir yaş küçük.26 yani.4 yıldır atanmayı bekliyordu o yüzden.Sen kaç yaşındaydın?”diye soru soran bu sefer bendim.
“1 ay sonra 26’yım bende.”diye cevapladı.

“İyi bakalım.Şu Doğan meselesini konuşalım bir ya!”diye imayla konuyu açtım.

“Ya konuşacak pek bir şey yok aslında.”diye utana sıkıla konuştu.
“Gayette var canım!Niye göze alamıyorsun,bir şeymi yaptı Doğan?”diye sordum.
“Hayır Doğan çok iyi bir insan,çok iyi bir arkadaş ve çok iyi bir çatışma arkadaşı ama çok iyi bir sevgili olurmu bilmiyorum.”dedi.
“Bunu denemeden bilemezsin.”derken kahvemi yudumladım.
“Onu bende biliyorum!Ama ne diyeceğimi bilmiyorum.”diye çayına bakarak konuştu.

“Hiç çıkma teklifi ettimi?”diye sordum bu kez.
“2 kere etti.Ama ikisinden de kaçtım.Ne evet dedim ne de hayır.”
“İyi bok yemişsin.Bari hayır deseydin be!”diye sitemle konuştum.
“Ya ben böyle kriz anlarını yönetemiyorum ki!”diye çıkıştı.
“Operasyonlarda nasıl yönetiyorsun?”
“Ya o farklı mesele.O an aklımda sadece piç kurusu öldürmek olduğu için ona odaklanıyorum.Ama Doğan çıkma teklifi ettiğinde aklımda evet veya hayır diyeceğim,birde hayır dersem ne açıklama yapacağım geliyor!”deyince derdini anlamıştım.

“Anladım.”derken düşüncemi dışımdan da söyledim.Bu kadar ilişki dedikodusu yeterdi.Başkalarının özel hayatı beni ilgilendirmezdi.
O yüzden daha ilk haftadan timindeki askerinden,olmayan ilişkisinin ayrıntılarını öğrenmeye çalışıyorsun Tuni.
Tam olarak öyleydi!

Biraz daha sohbet ettikten sonra Nehir’in çıkmasına az kaldığı için Selin’e istediği gibi takılmasını ve rahatsız olmamasını söyleyip evden çıktım.

10 dakikanın ardından arabayı her zamanki yere park edip Nehir’i beklemeye başladım.
Kısa süre sonra Nehir okul kapısından çıkıp gözleri direkt arabayı bulduğunda yüzünde kocaman gülümsemesiyle yürümeye başladı.Onun gülümsemesine karşılık bende gülmüştüm.

Nehir hayatıma girmeden önce bu kadar gülümsediğimi hatırlamıyordum.Her zaman pozitifti ve kendine hayran bırakan bir havası vardı.

Kapıyı açıp yanıma oturduğunda huyumu bildiğinden direkt olarak kemerini bağladı.
“Naber?”deyip arabayı çalıştırdım.O ise şaşkınlıkla bana döndü:
“Kıyamet kopacak haberim yok galiba!”diye abartarak konuşmasına karşılık gözlerimi devirdim.
“Tamam tamam kızma,şaşırdım yani normalde ilk ben sorduğum için.”diye devam etti.
“Hâlâ soruma cevap alamadım.Bir daha hal hatırda sormayacağım Nehir!”diye şakayla konuştum.
“İyiyim üsteğmenim,siz nasılsınız!”diye otomatik moduna bağladıktan sonra kafamı işte bu dercesine salladım.
“Bende iyiyim.Hani sana bahsettiğim kıdemli üstçavuş vardı ya,Selin?”diye hatırlamasını bekledim.Nehir ise önce kaşlarını çatıp hatırlamaya çalışmış sonra aydınlanıp kafasını sallamıştı.
“O şu an evde.Akşama beraber hazırlanıp yemeğe birlikte gideceğiz.Hem sende tanışmış olursun.”diye cevapladım.

“Kadını evde tek başınamı bıraktın.Sana inanamıyorum!”diye konuştuğunda bu çıkışı beklemiyordum.
“Kızım kaç saattir oturuyoruz kadınla.Ne yapsaydım okula seni almaya Selin’lemi gelseydim!”diye çıkışan bu sefer bendim.
“Ay doğru olmazdı o.”diye kafasını sallayıp önüne döndü.Sonra tekrar bana dönüp hararetle konuştu:
“Deseydin taksiye bin gel diye!”
“Kızım manyakmısın nesin ya!Geldim aldım işte ne olacak!”diye bağırdım.
Nehir beni baştan aşağı süzüp;”Dinime küfreden müslüman olsa!”diyerek manyakmısın sorusuna cevabını verdi.

“Nehir atacağım şimdi yolun ortasına seni he!Gidene kadar sus benim tepeme yine geldiler çünkü!”diye gözlerimi büyüterek konuştum.
“Sanki normalde tependen iniyorlar da.”diye söylene söylene önüne döndü.

Derin bir nefes alıp eve gitmeye devam ettim.Yol boyu inadından değil yapacaklarımdan korkup susan Nehir telefonuna bakmıştı.
Sonunda eve gelip arabayı park ettikten sonra beni beklemeden arabadan inip binaya ilerlemesine karşılık arkasından bakakaldım.Resmen trip atıyordu!

Kafamı iki yana sallayıp arabadan indikten sonra kapının önüne geldiğimde açık olduğunu gördüm.Trip bile atamıyor,hâlâ beni düşünüyordu.Bir kez daha ne kadar farklı olduğumuzu anlamış oldum.

“Bende tanıştığıma memnun oldum!”diyen Selin’le adımlarım mutfağa yöneldi.Selin oturmasını söylediğim halde mutfağı toplamıştı.
“Ben sana ben gelene kadar otur demedim mi?”diye konuştum.
“Komutanım ben kendimi öyle rahat hissedemezdim yani kusura bakmayın.”diye cevapladığında hâlâ komutanım demesine karşılık kafamı iki yana salladım.

“Ben duşa giriyorum,sizde istediğinizi yapın.Tanışmış olursunuz hem.Sonra da hazırlanıp çıkarız Selin.”dedim.
“Emredersiniz komut-“derken duraksayıp;”Tamam Tuana.”diye devam etti.

Duştan çıktıktan sonra saçlarımı tarayıp,şort-tişört giydim.Henüz ne giyeceğime karar vermemiştim.
Salona geçtiğimde Selin’le Nehir’in çekirdek çitleyerek konuştuklarını gördüm.Daha 15 dakikada böyle olmalarına şaşırmıştım.
3.günden Selin’in ilişki hayatını öğrenen Tuni söylüyor bunu.
Evet ben söylüyordum!

“Kızım bir üstünü değiştirseydin bari ya.”diye Nehir’e söylenerek koltuğa oturdum.
Kafasını çevirerek bana baktıktan sonra bir hışımla geri döndü.
“Hareketlere bak ya!”diye bağırarak arkamdaki yastığı fırlatmamla elindeki ne zaman aldığını bilmediğim çayın dökülmesi bir oldu.Çay kızlara bir damla bile sıçramadan halıya düştüğünde dişimi dudaklarıma geçirdim.

Gözlerimi kısarak Nehir’in tepkisini ölçtüm.Nehir bir halıya birde düşen bardağa bakmakla meşguldü.Birkaç dakikanın ardından gözleri gözlerimi buldu.Oldukça sakin bir şekilde baktı.

Ardından küçük bir gülümsemeyle dediği tek şey;”Burayı sen temizleyeceksin.”oldu.

Elimde temiz bez ve birkaç deterjanla halı çitiliyordum.Ben.Halı.Siliyordum.
Annem şu halimi görse şok geçirip mutluluktan ağlardı muhtemelen fakat iyi ki görmüyordu.Çünkü birde üstüne kendi evin olunca anlarsın sözleri gerçekleştiği için kendini övüp dururdu.

Yerden doğrularak çay dökülen yerlere baktığımda halının eskisinden daha temiz olduğunu düşünüyordum.Yaptığım sporlar her yerde işe yarıyordu!

Koltukta oturan Nehir ve Selin’e baktığımda dikkatle beni izlediklerini gördüm.Askerimin önünde temizlik yapmadımda demezdim artık.

Nehir yanıma gelerek halıya baktığında;”Eline sağlık.”diyerek aynı edasıyla tekrar yerine oturdu.Ağzım açık onu izlediğimde sağlığımız açısından susmanın daha iyi olacağına karar verdim.

“Hadi artık odama geçip hazırlanalım.Valla daha ilk buluşmadan geç kalacağım ya!”diye söylenerek ayaklandım.

“Baş başa bir buluşma değil ki bu?”diye alık alık bakan Nehir’e boş boş baktım.
“Onumu diyorum salak!Timle olan ilk yemek yani!”diye konuştum.
“Merak etme yetişiriz.”dedi Selin.
“Geç kalmaktan nefret ediyorum!Kaçtaydı yemek?”diye sordum.
Selin ise “7’de.Bir saat var sakin ol.”dedi.

“Ayy,ne giyeceksiniz şimdi?Şık bir şeyler giyin!”diyen Nehir’di.
“Ocakbaşına gidiyoruz canım!Abiye nasıl,uygunmu?”dedim.
“Ay ocakbaşı ne ya?Bu yüzbaşı daha iyi bir yer tutamamışmı?”diye sorduğunda buz kesildim.Selin’in yanında saçma sapan konuşmazdı umarım.

“Öyle deme,biz hep oraya gideriz.Tuana’da bilsin istedik.”diyerek açıklama yaptı Selin.
“Ay iyi bari!”diyen Nehir’le normale döndüm.
“Hadi çok konuştunuz.Bakalım ne giyebiliriz?”diyerek dolabımı açtım.

Yarım saatin ardından sonunda karar verip giyinmiştik.Ben mavi bir kot pantolon,beyaz tişört giyinmiş üzerime gri bir blazer ceket alacaktım.
Selin ise siyah bir kot pantolon,dar bir tişört giyip üzerine deri ceket alacaktı.

Giyinme işini tamamladıktan sonra makyaj yapmaya başladık.Nehir Selin’in makyajını yaparken bende kendiminkini yapıyordum.

Saçlarımı dağınık bir topuz yapıp önden iki tutam saç çıkardıktan sonra tamamen hazırdım.Selin ise saçlarını açık bırakmış,doğal dalgalarıyla hazırdı.

Nehir bilmiş havasıyla;”Mükemmel oldunuz!”dedikten sonra ikimizde Nehir’in bu hallerine gülümsemiştik.

Selin’e;“Hadi çıkalım.”dedikten sonra kafasını sallayarak Nehir’le vedalaşıp teşekkür etti.Bende Nehir’e sarıldıktan sonra akşam geleceğim yer onun yanı olduğu için bir şey demeden evden çıktık.

Selin’in bana yolu tarif etmesiyle evime çokta uzak olmayan ocakbaşına geldik.
“Kağan abiler gelmiş ama Yavuz’un arabası gözükmüyor daha.”dedi Selin arabadan inerken.
Yan yana gelip içeri yürümeye başladığımızda;”Gelir birazdan.”diye cevap verdim.

İçeri girdiğimizde cam kenarında büyük bir masada oturan Kağan,Aras,Doğan,Alparslan ve Doruk’u görünce yanlarına ilerledik.

Beni görünce ayağa kalkmaya yeltenen time;”Beyler siviliz.”diyerek engel oldum.
“Komutanım hoşgeldiniz.”diyen Kağan’a “Hoşbulduk.”cevabını vererek baştaki sandalyenin soluna oturdum.
Masanın sağ tarafındaki ilk sandalye boş,onun yanında;Kağan,Aras ve Doğan otururken;sol tarafında ben,Selin,Alparslan ve Doruk oturuyorduk.Yüzbaşımız da henüz teşrif etmemişti.

“Yüzbaşı ve Yavuz nerede?”diye sordum.
“Komutanım Yiğit komutan taburcu olurken yanında Yavuz varmış.Beraber Yavuz’un arabasıyla geleceklerini söylediler.”dedi Aras.

Yanındaki Doğan’a baktığımda Selin’e bir kez daha aşık olduğunu düşündüğüm bakışlarla Selin’i izliyordu.
“Siper.”dediğimde bana bakmasını sağlamıştım.İmalı bakışlarım altında ezilirken kafasını sallayıp önüne dönmüştü.

Kimsenin aşkına engel olacak değildim fakat herkesin içinde müsaade etmezdim.

Saat 19.13’ü gösterirken sinirlenmeye başlamıştım.13 dakikadır yüzbaşının ve Yavuz’un gelmesini bekliyorduk.Beklemeyi ve bekletmeyi hiç sevmezdim o yüzden her yere zamanında varırdım.

“Yavuz’u bir arayın nerde kalmışlar.”diye sabrımın son demlerinde Aras’la konuştum.

Aras telefonunu çıkaramadan kapıdan içeri giren yüzbaşı ve Yavuz’u gördüm.
İkiside yan yana masaya ilerlerken Yiğit’in bakışları üzerimdeydi.İlk defa ayakta görüyordum ve Yavuz’dan biraz daha uzun olduğunu fark ettim.Üzerinde lacivert salaş bir gömlekle keten pantolon vardı.Bilmesem hastaneden yeni taburcu olmuş,yaralı bir adam gibi duruyor demezdim.
Yavuz ise beyaz polo yaka ve siyah pantolonuyla giriş yapmıştı.

Yiğit çaprazıma,masanın başına;Yavuz ise karşımdaki boş sandalyeye oturduktan sonra göz temasımız kesildi.
“Geç kalmadık umarım,çok bekletmemişizdir.”diyerek konuştu Yiğit.

“Geç kaldınız ve beklettiniz.”diyerek cevabımı verdim.

Yüzbaşımızın bakışları bana dönünce;
“Kusura bakmayın üsteğmenim,sizi bekletmek istemezdik.”dedi.
“Sadece beni değil Yavuz dışında tüm timi beklettiniz yüzbaşım.Bu seferlik yaralı olup,taburcu olmanıza verelim.”diyerek imayla konuştum.
“Olur,verelim.”diyerek diğerlerine baktı:”Naber gençler.”diyerek sohbeti açtı.

“İyiyiz komutanım sizi sormalı.”diyen Kağan’dı.
“İyiyim valla.Şu hastaneden çıktımya,ölsem gam yemem!”dedi.
“Siz yine de ani hareketlerde bulunmayın yüzbaşım.Mazallah dikişleriniz falan açılır,dikkatli olun!”diyerek sohbete dahil oldum.

“Merak etmeyin üsteğmenim,alışığım ben.Ne yapmam gerektiğini biliyorum.”derken lafın altında kalmıyordu.Fakat bilmediği bir şey vardı ki:ben asla lafın altında kalmazdım.
Ya da biliyordu.

“Ne güzel yüzbaşım.”diyerek cevap verdim.

“Komutanım ne yiyoruz?Ben çok açım valla Tuana komutan bugün bizi iyi yordu!”diyerek menüyü açan sarı oğlandı.
“Öylemi?Bakıyorum ben yokken hamlamışsınız tim.Ne bu şikayet?”diyerek bana laf attı yüzbaşımız.Bana.

“Komutanım Tuana komutanımız geldiği ilk gün yaptırmıştı zaten antrenman.Daha 2 gün önce yaptık yani.”diyerek bana fırsat vermeden konuşan Selin’di.

“Komutanım ayrıca Tuana komutanın antrenmanları sizinkinden daha sert.”diyen ise Doğan.

Bana laf atan yüzbaşına,timinin yeni gelen komutanlarını övmesi şoku!

Laf sokmama gerek kalmadan çift olmayan çiftimiz beni övünce yüzümde beliren gülümsemeye engel olmadım.Yüzbaşına döndüğümde ise suratının beş karış olduğunu gördüm.Buda keyiflenmemi ikiye katladı.

“Sarı oğlan doğru söylüyor.Bende çok açım,ne varmış bakalım!”diye sevinçle konuşarak menüye baktım.
“Komutanım her zamanki masayımı hazırlatsak?”diye öneride bulunan Yavuz’du.Fakat Yiğit’e değil bana bakıyordu.
“Doğru söylüyorsun aslında.Ben pek bilmiyorum buranın neleri iyi.”diyerek menüyü kapattıktan sonra gözümle garson aramaya başladım.

Ben mekana bakarken Yiğit kısa bir el hareketiyle birine gel yaptıktan sonra garson masaya geldi.
“Koçum bizim masaya her zamankinden.Bir porsiyon fazlası olsun sadece.”deyip bana döndü.
“İçecek?”dedikten sonra ne var diye sormadan;”Şalgam veya ayran gider etin yanına.”dedi.
“Ayran olsun.”dedikten sonra tekrar garsona döndü:”Beş şalgam dörtte ayran getir aslanım.”dedikten sonra sipariş tamamdı.Diğerlerine sormaması ne içtiklerini biliyor olduğunun göstergesiydi.Bu davranışı aklıma Korku’yu getirmişti.
En sevdikleri içecekten,en sevdikleri renge kadar hepsini tanıyordum.Kafamı sallayıp düşüncelerden kurtulduktan sonra şimdiye döndüm.

“Komutanım siz sabah dedinizya benimle ilgili sorularınızı akşama bırakın diye,soralımmı?”diyen Alparslan’dı.
“Sor bakalım Akıncı.”dedikten sonra konuştu:
“Komutanım sizin boyunuz kaç?”diye sormasına karşılık beklentimi yüksek tuttuğumu fark ettim.
“1.82”cevabını verdikten sonra Doruk ve Alparslan’dan çıkan seslerle birlikte yüzümü buruşturdum.
“Abartmayın oğlum ya.”diye söylendim.
“Hay maşallah komutanım be.Analar neler doğuruyor!”diye bağıran Aras’tı.

Yüzbaşının kendisine dönmesiyle susan sarı oğlan hayran bakışlarını sürdürüyordu.

Tam o sırada garsonların gelip masayı doldurmasıyla sarı oğlan,Yiğit’in bakışlarından kurtuldu.Sipariş alan garsonla gelen garsonlar farklı olduğu için önüme şalgam koyacakları sırada yüzbaşı şalgamı alıp;”O şalgam sevmez koçum ben alayım.”dedikten sonra gözlerimiz kenetlendi.Kaç dakika geçti bilmiyordum fakat;
“Nasıl yani?”diye şokla soran Doruk’la time döndük.
“Siz tanışıyormusunuz?”diyen soran ise Doğan’dı.
Ben; “Hayır!” ,yüzbaşı; ”Evet!”diye aynı anda cevap verdikten sonra yeniden bakışlarımız birbirimizi buldu.

“Bir dakika skandal şu an!”diyen Aras’a ikimizde aynı anda döndükten sonra sesini kesti.
Bizden bir açıklama bekleyen time baktıktan sonra ikimizde derin bir nefes aldık.İlk konuşan Yiğit oldu:
“Tanışıyoruz ama çocukluktan.”
“Yirmi yıl önceden.”diye sürdürdüm.
“Yirmi yıldır görüşmüyoruz.Çocukluk arkadaşıyız.”diyen Yiğit’le tim olayı çözmüştü.

“Komutanım niye söylemediniz?”diye soran Kağan’a dönüp:
“Bizde birbirimizi tanıdığımızı anlamadık çünkü.20 yıl sonra ilk defa dün gördük birbirimizi.”derken son cümlede Yiğit’e baktım.Oda kafasını sallayarak beni onayladı.

“He siz ondan dün 2 saat kapının önünde dikildiniz komutanım!”diyen Doruk’la içimden ya sabır çektim.

Fakat pek içimden olmamış olacakki bakışlar üstümdeydi.

“Komutanım nasıl 20 yıl görüşmeden durabildiniz?Şahsen benim yerli Adriana Lima’ya benzeyen çocukluk arkadaşım olsa,peşini bırakmazdım!”diyen Alparslan’a dik dik bakan Yiğit’i görmezden geldim.

Onları umursamayarak aç olduğum aklıma gelince ortaya gelenlerden hangisini yesem diye düşünürken tabağıma bırakılan etlerle köftelere bakakaldım.

Kafamı kaldırdığımda Selin’in tabağıma bir şeyler koyup sıra salataya gelince Yiğit’in durdurduğunu gördüm.Arkasını dönüp garson çağırdığında;”Maydanozsuz bir salata hazırlatırmısın aslanım?”dedikten sonra garson onaylayıp yanımızdan ayrıldı.

“Komutanım en lezzetlileri bunlar.”diyen Selin’e gülümseyip Yiğit’e döndüm.

“Komutanım neden maydanozsuz salata söylediniz?”diye sordu Yavuz.Sesinde anlamlandıramadığım bir ima vardı.

“Tuana komutanınızın alerjisi var.”dedikten sonra şokla Yiğit’e bakakaldım.
20 yıl geçmesine rağmen unutmamıştı.Unutmamıştı.

Doğduğumdan beri maydanoza alerjim vardı ve bu yüzden acile gittiğim çok olmuştu.Maydanoz yeyince nefesim düzensizleşiyor,vücudumun belirli bölgeleri kabarıyordu.Küçükken yanlışlıkla maydanoz yediğimde acile gidip serum taktırıyorduk fakat şu an kullandığım bir iğnem vardı.

Bunu unutmamasına fazlasıyla şaşırmıştım çünkü ben bile bazen unutuyordum.

Yavuz “Anladım.”diyerek kafasını salladığında nedensizce gülümsüyordu.Gözlerimi kapatıp açtıktan sonra kendime gelip tabağıma konulan köftemden yemeye başladım.

Diğerlerinin bana baktığını gördükten sonra sinirlenip;”Ne bakıyorsunuz ya!Yemeğinizi yeyin yoksa yarın 40 turla başlatırım koşuya.”diye lafımı söyledikten sonra hepsi yemek yemeye koyuldu.

“Komutanım kaç yaşındasınız?”diye sordu Doğan.
“27.”diye cevapladım.
“Komutanım peki siz evlimisiniz?”diye soran Aras’la,Yiğit şalgamını yutarken hafifçe öksürmüştü.Hemen çaprazında olduğumuz için sadece ben ve Yavuz fark ettik.
Beklentiyle bana bakan gözleri umursamadan;”Değilim.”dedim.

“Komutanım peki sevgiliniz varmı?”diye soran Yavuz’du.Yiğit’in bana dönmesiyle ağızındaki eti hafifçe yuttuğunu gördüm.Sanki var desem her şey başlamadan bitecekti.

“Sanane.”diye cevapladıktan sonra gülerek Yiğit’e bakmıştı.Yiğit ise aldığı cevaptan memnun olmamışçasına önündeki şalgamı kafasına dikti.

“Varmı yani komutanım?”diye şokla soran Selin’e boş boş bakıp yemek yemeye devam ettim.

“Ulan be!”diye isyanda bulunan Aras’a;”Çelik!” diyerek ikazda bulunduktan sonra ayran içtim.Gelen maydanozsuz salatamı da yemeyi unutmuyordum.
Çok yaşa Yiğit!

Sanki ben koskoca doğranmış maydanozları görmeyip yiyecektim!
Gayet yaşanabilir bir durum Tuni.

İç sesime de sinirlenip çatalımı ortadaki ete sapladıktan sonra çatalı geri çekerkenki hissiyat yoktu.

Kendime yaklaştırıp çatalıma baktıktan sonra ucunun yamulduğunu gördüm.
“Komutanım masayı yardınız!”diye şokla konuşan Alparslan’la eti aldığım yere baktım.Masa çatal iziyle oyulmuştu!

“Ulan kaç yıllık masa komutanımın darbesiyle kırıldı be!”diye bağıran Doruk’tu.

Bir ete bir masaya bakarak bir şey demeden bıçakla etimi dilimleyip yemeye başladım.

“Ee komutanım,Tahir’i ne yapacağız?”diyerek dakikalar sonra konuşan Kağan’a döndüm.

Basit bir şekilde; ”Konuşturacağız.”dedim.
“Konuşmazlar.”diyen Yiğit’e dönüp:
“Konuştururum.”cevabını verdim.

“O kadar kolay değil.Kaç yıldır peşlerindeyiz haberin varmı?En sonunda yakalayıp elimize düşmüşken direkt konuşacağını sanman üzücü.”dedikten sonra kaşlarımı alayla kaldırdım.

“Kaç yıldır peşinde olan sadece siz değilsiniz yüzbaşı!O piçi yakalamak için bende yıllarımı verdim,ben yakaladım!Kaçanı kovalayıp yakaladıktan sonra;konuşturmasını da iyi bilirim.”diyerek kendimden emin ifademle konuştum.

“Görürüz üsteğmenim,konuşacakmı konuşmayacakmı.”diye alayla konuştu.
“Görürsünüz yüzbaşım.”diyerek konuyu kapattım.

Beni tanımadan üstten üstten konuşmalarını ona yedirecektim.Karşısında 20 yıl önce onunla dip dibe olan,okula el ele yürüyen çocuk yoktu.Ona bunu hatırlatmaya Tahir ve Osman’ı konuşturmaktan başlayacaktım.

Gerçeğin farkına varacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

190okunma 27beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18