17. bölüm / 17
Zelzele16.Bölüm/Şüphe Duyarsam?
Bölümler 17Şu an: 16.Bölüm/Şüphe Duyarsam?
- 1 1.Bölüm/Veda429 kelime
- 2 2.bölüm/Sürdürmek2.568 kelime
- 3 3.bölüm/Başlangıç4.156 kelime
- 4 4.Bölüm/Yeniden5.011 kelime
- 5 5.Bölüm/Yan Yana5.036 kelime
- 6 6.Bölüm/Gecenin Karanlığı3.316 kelime
- 7 7.Bölüm/Aile4.885 kelime
- 8 8.Bölüm/Gökyüzü Bakışlı3.283 kelime
- 9 9.Bölüm/Tehdit3.092 kelime
- 10 10.Bölüm/Sevgilim4.667 kelime
- 11 11.Bölüm/Geçmiş4.526 kelime
- 12 12.Bölüm/Beklenmeyen Acı2.395 kelime
- 13 13.Bölüm/Korku3.693 kelime
- 14 14.Bölüm/Yeni Başlangıçlar3.796 kelime
- 15 15.Bölüm/En Büyük Hediye3.451 kelime
- 16 16.Bölüm/Şüphe Duyarsam?3.672 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 17.Bölüm/Üst Üste2.877 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Geçmişten
“Kızım düşeceksin şimdi!” Diye bağıran annesini umursamıyordu Tuana. Bir ağacın tepesinde oturuyordu ve Yiğit’in okuldan gelmesini bekliyordu. Tabii bir de ablasının ve Tolga abisinin.
Kendisi bir sonraki sene okula başlayacaktı ve Yiğit’ten okulda olan olayları duymak heyecanlanmasına sebep oluyordu. Bugün de o günlerden biriydi. Yiğit gelecek ve okulda olanları anlatacaktı.
“Anne Yiğit tutar beni!” Diyerek annesine sesini duyurmaya çalıştı Tuana. Annesi hala ah vah ediyor, kızı için endişeleniyordu.
Çok geçmeden yolun başında gördüğü kişilerle ifadesini değiştirmedi Tuana. Ablası ve Tolga abisi geliyordu. İkiside aynı okulda ve aynı yaştaydı. Okula birlikte gidip geliyorlardı.
“Sen yine ağacamı çıktın deli!” Diye bağırdı Tolga abisi yaklaşınca.
“Körmüsün be sen, manyak Tolga abi!” Diye karşılık vermesi beklendikti.
“Manyakmı? Kızım biraz ablanı örnek al, saygısız.” Dedi bilmiş bilmiş Tolga.
“Sanane be!” Deyip terslenmeye devam ederken ablası araya girdi.
“Tuana, öyle denmez ablacığım o senin büyüğün.” Diyen Yazgı ablasına baktı Tuana. Bu tarz nasihatlar vermesi kaçınılmazdı.
“Bende onun küçüğüyüm?” Diyerek oldukça mantıklı bir cevap verdi Tuana.
“Yuh! Küçülde cebime gir!” Diyerek gözlerini büyüttü Tolga.
“Senin sümüklü peçetelerinle dolu cebine girmek isteyen kim be?” Diyerek kahkahayı patlattı Tuana. Kendi söylediğine kendisi gülmeye devam ederken karnını tutarak gülüyordu.
Fakat farkında olmadan dengesini kaybedip ileri geri sallanmaya başladı. Yüzündeki gülümseme yerini şoka bırakırken dallara sıkıca tutunmaya çalışsa da nafileydi.
Aşağı düşecekken bunu çoktan fark etmiş olan Tolga, küçük Tuana’yı bir saniye bile düşünmeyip yere serçe parmağı dahi değmeden tuttu.
Tuana’nın gözleri kapalı, düşünce hissedeceği acıyı bekliyordu. Fakat beklediğinin aksine bir çift kol ona zarar gelmesini çoktan engellemişti.
Günümüz
“Bugün senin doğum gününmüş, Eylül söyledi.” Diyerek rahat ve umursamaz konuşan Tolga abinin sesi hem kulaklarımızı hem arabayı doldurdu.
“Her sene aynı yalanı söylemekten bıkmadınmı abi?” Diyen Yiğit’le ilk olmadığını anladım. Bu durum bana komik gelirken dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Lan ben dava çözmekten senin doğum gününümü hatırlıyorum? Eylül söylemese bilmezdim.” Diyerek savunmaya geçti fakat yalan söylediği belliydi.
Kardeşleri kırmızı çizgisiydi. Bunu en iyi ben bilirdim. Çünkü o kardeşlere bir zamanlar bende dahildim.
“Tamam inandım.” Dedi Yiğit ve bu konuyu sonlandırdı.
“Tuana cadısıyla birlikte olduğun haberi doğrumu?” Diye sorması ise beklenmedikti. Hem sorusuna hem de bana cadı demesine şaşırırken kendimi tutamayıp konuşmaya başladım.
“Cadımı?” Diye şokla konuştum. Fakat benden sonra arabadaki sesler kesildi. Bir an telefon kapandı sandım.
“Lan!” Diye bağıran Tolga abiyle bu ihtimal silindi.
“Sen beni duyuyor muydun?” Diyerek o da bana bağırmaya başladı.
“Duymasam niye sorayım?” Dedim mantıklı bir cevap vererek.
“Mantıklı. Sen nasıl? Siz?” Diyerek dışından şaşırmaya devam etti.
“Evet abi Tuana benim sevgilim.” Dedi Yiğit net bir şekilde.
“La onu anladım. Siz nasıl denk geldiniz?”
“Yiğit benim komutanım. Bende üsteğmenim ve timin ikinci komutanıyım.”
“Sendemi askersin?” Diye tekrar bağırmaya başladı.
“Asker olmasam niye askerim diyeyim?”
“Mantıklı.” Dedi ve ardından ekledi.
“Kardeşimi kendine nasıl aşık ettin? Bak salaktır benim kardeşim. Hemen kanar!” Demesiyle Yiğit gözlerini devirdi.
“Senden bir farkım olmadığını söylerdin abi hep?” Dedi bir kaşını kaldırarak.
“He benmi öyle demişim? Denk gelmiştir.” Dedi asla kabul etmeyerek.
“Tabii denk gelmiştir.” Diyerek başını salladı Yiğit.
“Kız sen ağaç tepelerinden inmezdin komutanmı oldun?”
“Ne güzel şimdide dağdan inmiyorum.” Dedim hemen.
“Nasıl sevgilisiniz bilmiyorum ama inşallah güzel bir şeysindir! Benim kardeşim salaktır ama yakışıklıdır. Boylu poslu adam! Bana çekmiş tabii.” Diyerek başka bir konuya geçip kendini övme hızı ağızımı açık bıraktı.
“Bakıyorum da egon hiç silinmemiş!”
“İnanırmısın küçük cadı, gün geçtikçe artıyor. E tabi uzun, kalıplı, yakışıklı, zeki ve savcı bir adamım ben. Sabaha kadar sayardımda, neyse.” Diyerek abartı bir şekilde kendini övmeye devam etti.
“Aman egonu sevsinler.” Dedi Yiğit abisine.
“Ben seni bir seveceğim, göreceksin. Haftaya ordayız, anneme de söyle artık. Eylül olmasa bende bilmeyeceğim, canım kardeşim.” Dedi tekrar başka bir konuya atlayarak.
“Zaten bilerek Eylül’e söylüyorum ki üçünüzede tek tek haber vermeyim. Haftaya ordayız derken?”
“Haftaya ordayız diyorum işte ne tekrarlıyorsun! Bana bak küçük cadı, annenleri ara gelsinler. Madem ciddisiniz yeniden bir araya gelelim değilmi?” Demesi kalbimde bir yere dokundu. Tanışalım dememişti, yeniden bir araya gelelim demişti.
“Söylerim Tolga abi.” Diyerek sakince konuştuğumda sesli bir nefes aldığını işittim.
“Doğum günün kutlu olsun kardeşim. Hediye bekliyorsan çok beklersin. İlişkiniz de hayırlı olsun. Sevindim yalan yok. Haftaya görüşürüz, iyi geceler.” Dedi ve bu sefer sesinde alay yoktu.
“İyi geceler abi.” Diyerek aynı anda konuşarak aramayı sonlandırdık. Özlemiştim. Yalan yoktu.
“Yeniden bir abim oldu sanırım.” Dedim gözümü kırpmadan yolu seyrederken.
“Hiç kaybetmedin ki. O yıllardır bir şey alacağı zaman üç tane alır. Nedeni sensin, küçükken her şeyden üç tane aldığı için. Alışkanlık falan değil bu, özlem veya unutmama isteği ne dersen de. Şu an gözleri dolmuş bile olabilir sesini duyunca.” Diyen Yiğit’e döndüm.
“Gerçekten hep üç tanemi alıyor?” Dedim sesim titrerken. Bugün neden çok duygusal bir gündü böyle?
“Hep üç tane alıyor güzelim. Seni hiç unutmadı, sadece seni değil; Yazgı ablayı, Behiye teyzeyi de. Annem de öyle. Gelince hepsini görürsün.”
“Ya Yiğit.”
“Tuana’m. Kendini daha fazla üzme. Ayrı kalmamızda kimsenin suçu yok. Ya da ortada bir suç varsa bu hepimizde. O yüzden sevgilim, şu an eve gidip duş alıp senin kokunla uyumaya odaklanıyorum.” Dedi artık konuyu dağıtarak. Bende uzatmadan gülümsedim.
“Bende duş alıp, sana sarılıp, kokunla uyumaya odaklanıyorum sevgilim.”
Çok geçmeden eve geldiğimizde arabayı yine otoparka park etti Yiğit. Arabadan iner inmez ellerimiz kenetlenirken asansöre bindik.
Asansör kapıları açıldığında adımlarımız eve yönelirken fark ettiğimiz şeyle duraksadık. Kapı aralıktı ve içerden bir ışık sızıyordu.
Nehir ve Yavuz üst kattaydı. Bizse çıkarken kapıyı kilitlemiştik.
Öyleyse içerdeki kimdi?
~
“Derin derin nefes al oğlum, yaparsın; hadi!” Diyerek revir kapısında hızlı nefesler alan ve kendini motive eden Alparslan’dan başkası değildi.
Defne adındaki yeni gelen revirin doktoruna geldiğinden beri duygular besliyordu. Açık kumral saçları ve ela gözleriyle çok güzel bir kadındı Defne.
Alparslan sağ elini havaya kaldırıp kapıyı çalmayı hedeflerken arkadan gelen sesle soluğu kesildi.
“Alp?” Diyen zarif ses Defne’den başkası değildi.
Alparslan’ın eli havada nefes alamazken Defne bu durumu fark edip kapı ve Alparslan arasındaki boşluğa yerleşti.
“Alp!” Derken daha endişeliydi sesi. Avuç içleri Alparslan’ın yanaklarına yaslanmış, telaşlı gözleri yüzünde geziniyordu.
Alparslan’ı kendine getiren Defne ile aralarındaki mesafe olmayan mesafeydi. Vücutları birleşmiş, nefesleri birbirine karışmıştı.
“İ-iyiyim.” Dedi kekeleyerek Alparslan. Her zaman düzgün ve akıcı olan Türkçe’si bu kadının karşısında yerle yeksan oluyordu.
“İyisin.” Dedi emin olmak ister gibi Defne. Bir adım gerileyecekken sırtının soğuk kapıyla buluşması bir oldu.
“Sesini duyunca nefesim kesildi bir an.” Dedi neden olduğunu çekinmeden söyleyerek. Bu Alparslan’a fazlasıyla normal gelirken Defne’nin şaşkınlıktan gözleri iyileşmişti.
“Neden geldin?” Dedi konuyu kapatmak istercesine. Aksi takdirde yanaklarının kırmızılığı alayı ateşe verecekti.
“Seni görmeye.” Diyen Alparslan sanki çok normal bir şey söylüyormuş gibi birde üstüne omuz silkti.
Az önce Defne’nin sesini duyunca nefesi kesilen kendisi değilmiş gibi karşısındaki rahatlığı takdir edilesiydi.
“Neden? Beni ne yapacaksın? Yaralandın falan sandım, korkuttun beni.” Dedi Defne endişesini gizleme gereği duymadan. Gözleri emin olmak istercesine Alparslan’ın üstünü tarıyordu.
“Benim içinmi korktun?” Diyen Alparslan’ın çocuksu heyecanı görülmeye değerdi.
“Evet. İlk sorumu cevaplarmısın?”
“Konuşmamız lazım.”
“Konuşuyoruz.”
“Daha rahat bir ortam çok daha iyi olur.” Deyince Defne’de bulundukları konuma tekrar baktı.
“Bahçeye çıkalım.” Dedi fikir sunarak. Alparslan kafasını sallayarak onayladı bu teklifi.
Akşamın karanlığında ellerindeki kupalarla çıktılar bahçeye. İkiside banka oturarak aralarındaki mesafeye bardaklarını bıraktı.
“Verdiğim çiçekleri neden çöpe attın?” Dedi Alparslan uzatmayarak. Defne kafasını ona çevirdiğinde karşısındaki adamın gerçekten kırıldığını fark etti. Ve bu durum içinde bir yerlere işledi.
“Alp…”
“Ne bileyim, geri verseydin. Ya da evine giderken atsaydın daha iyi olmazmıydı?”
“Alp.” Diye yineledi Defne. “Benim laleye alerjim var. Eğer sana geri verseydim yanlış anlaşılacaktı ama böylesi daha iyi olurdu sanırım şu an anladım. Eve giderken atsaydımda elimdeki lalelerle çok geçmeden sokağın ortasına bayılırdım. Çöplerin değişmesine birkaç dakika vardı benimde aklıma atmak geldi. Göreceğini düşünemedim özür dilerim. Keşke söyleseydim ama mutluluktan aklıma gelmedi o an.” Diye açıkladı Defne. Alparslan’ı gördüğünden beri tanışma çabası onu mutlu ediyor, karşılık vermek için sabırsızlanıyordu.
“Alerjinmi vardı? Kokladın laleleri?”
“Sen almıştın çünkü. Aldığın bir hediyeyi kendimden uzaklaştırarak karşılamak benlik değildi. Çöpe atmakta benlik değildi ama o an aklıma gelmedi işte. Özür dilerim tekrar.”
“Dileme. Ben özür dilerim, bilmeden pat diye çiçek alan benim. Bundan sonra lale almayacağım.”
“Bundan sonra da çiçek alacaksın yani?” Diye sordu Defne.
“Alacağım. Sana söz Defne; her sabah masanda bir çiçek buketi karşılayacak seni. Lale dışında.” Diyerek söz verdi Alparslan. Defne parlayan gözlerle ona bakarken bu sözün boşa verilmediğinden emindi.
~
“Yukarı çık.” Diyen Yiğit’e alayla baktım.
“Hemen.” Diye devam ettiğimde yerimden bir milim bile kıpırdamadım.
“Güzelim, lütfen.”
“Seni tek bırakacağımı sanman çok komik sevgilim.” Dedim onun gibi fısıldayarak ve beklemeden içeri girdim.
“Yaran-“ demeye kalmadan ben içeri girince sustu. Hiç beklemeden beni belimden kendisine çekip arkasına aldı. Üstünden çıkardığı silahla çok seksi gözüktüğünü kabul etmeliydim.
Beni sakinleştirmek istercesine bir eli hafif hafif belimi okşarken bir yandan da ışığın geldiği yere, Nehir’in odasına ilerliyorduk.
Odamdan kendi silahımı seri hareketlerle alıp Yiğit’in yanına geçtim. Ben kapının sağında o solunda kalırken aynı anda kafamızı sallayıp içeri daldık.
Aynı saniyede namluların ucundaki Yavuz kaşlarını çatmıştı.
“Napıyorsunuz amına koyayım ya?” Dedi ellerini iki yana açarak. Derin bir nefes verirken silahımı sertçe masaya koydum.
“Gerizekalı.” Diye söylenmem yetti.
“Lan sen napıyorsun gece gece! Hani üst kattaydın oğlum?” Diye çıkıştı Yiğit. Sinirlendiği barizdi.
“Lan keyfimizden gelmedik hırsız gibi. Nehir’in bir kremi varmış onu aramaya geldim.” Diye açıkladı Yavuz.
“Sabır ver rabbim, sabır.” Derken gözlerim kapalıydı.
“Silah doğrultulan benim amına koyayım! Rabbim o sabrı bana versin!”
“Sikimizin keyfinden mi doğrulttuk andaval! Düşmanımız eksik olmazmış gibi!” Diye bağırdı Yiğit. Gerçekten Tahir’le ilgili olduğunu sanmıştı. Ve doğrusu bende öyle sanmıştım.
“Neyse gidiyorum ben. İyi geceler.” Dedi bir şey olmamış gibi ve aynı dakikada dış kapının kapanma sesi geldi.
Silahımı alıp Nehir’in odasından çıktım. Sertçe kendi dolabıma bırakırken sinirlendiğim şey Mahmut Teke’nin hayatımıza bu kadar girmiş olmasıydı.
“Geçecek sevgilim.” Diyen Yiğit’e döndüm. Onunda yüzünde sinirli ama kendinden emin ifadesi duruyordu.
“Geçmezse? Her şeyi bu adamdan biliyoruz. Hayatımıza bir anda öyle bir girdi ki ne yapacağını da kestiremiyoruz!”
“Biz birlikte olduğumuz sürece o adamın icabına bakacağız. Kendini üzme. Değmez.” Dedi ve bana ilerleyerek sıkıca göğsüne çekti. Sarılmasına karşılık verirken kalbinde soluklandım.
“Birine zarar verme düşüncesi beni yiyip bitiriyor.” Dedim sesim boğuk çıkarken.
“Kimseye bir şey olmayacak güzelim.”
“Hediyeni vereyim!” Dedim ondan aceleyle ayrılırken. Çekmeceme ilerlerken arkamdan güldüğünü işittim.
Hediye paketini ona uzatırken beğeneceğine inancım tamdı.
Paketi açar açmaz gözleri parladı ve bir süre saati izledi. Stoğu geldiği gibi biten uzun zamandır istediği bir saat almıştım.
“Tuana bu…” diyordu fakat inanamıyormuş gibiydi.
“Bunu nasıl buldun? Dünyayı falan turlamış olman lazım!” Dünyayı turlamamıştım ama torpil kullanarak buraya getirtmiş olabilirdim.
“Beğendinmi?” Diye sordum heyecanla.
“Bayıldım.” Dedi başımın üzerine bir öpücük bıraktı. “Teşekkür ederim, bu kadar pahalı bir hediyeye gerek yoktu ama.” Saatin bir maaşımdan daha fazla olduğu ortadaydı. Fazlasıyla birikim yapan bir insan olduğum için hemen almıştım.
“Ne önemi var? Bulmuşken aldım işte. Bugüne denk geldiği için şanslısın.” Dedim fiyat konusunu kapamak istercesine.
“Tamam uzatmıyorum.” Dedi ve konu kapandı.
“O zaman, duşa girelim?” Dedim yüzüne bakarken.
“Birliktemi?” Diye sormasıyla gözlerim irileşti. Kalbim utançla karışık heyecanla atarken hiç bu duygularla atmadığını fark ettim.
“Nasıl?” Nidası döküldü dudaklarımdan.
“Girelim dedin ya, ne bileyim?” Dedi masumca.
“Saçmalama! Yani, sen içerde ben burda… ya da ben içerde, anladın işte!” Diyerek yanından koşarak uzaklaştım ve kendimi odamdaki banyoya attım.
Kapıyı kapatıp sırtımı yaslarken elim kalbime gitti. Mal gibi konuştuğum için adam haklıydı!
Oyalanmadan duşa girdim, makyajımı temizleyip cilt bakımımı yaptım. Yanıma kıyafet almadığım için bornozumla ayna karşısında kendime bakıyordum.
Dolaptan tarağımı çıkarıp saçımıda taradıktan sonra başka bir şey yapamayacağımı anladım. Dilim dişlerimde gezinirken daha fazla burda kalamayacağımı düşündüm.
Kapıyı açıp odama girdiğimde Yiğit nevresimleri değiştiriyordu. Birlikte uyumadığımız yalnızca iki gün olmuştu ve onun dışında hep Yiğit değiştiriyordu.
Duştan çıkmış, üstü çıplak altında ise siyah bir eşofman varken çok çekici gözüküyordu.
Özellikle altı karın kası ve geniş, kaslı sırtıyla. Saçlarından dört saniyede bir dökülen su damlalarıda cabasıydı.
Yastık kılıflarını da değiştirdiğinde bana dönüp gülümsedi. Fakat taradığım saçları görünce kaşları çatıldı.
“Saçını neden taradın?” Dedi memnuniyetsizliğini sesine yansıtarak. Gülmemek için yanaklarımı ısırırken kafamı sağ sola salladım.
“Tarağım banyodaydı, görünce taradım.” Diye yanıtladım.
“Anladım.” Dedi gözlerini kısarak çatık kaşları düzelirken. “Ben bir su falan içeyim, sende üstünü giyin üşüme daha fazla.” Diyerek şakağımdan öpüp odadan çıktı.
Temiz nevresim kokan odanın içinde kendimle baş başa kaldığımda saçımı taradığım için pişman oldum. Saçlarımı burda kaldığından beri hep o tarıyordu ve bugün saçma bir utançtan dolayı kendim taramak zorunda kalmıştım.
27 yaşındaki Tuana, saçını taradığı için pişman olmuştu. Eskiden bunu birinden duysam bir hafta dalga geçer, asla inanmazdım. Öyleyse bu duygu neydi?
Yiğit’in kapadığı kapıyı açıp üzerimdeki bornozla mutfağa ilerledim. Birazdan olacak şeyler için bacaklarım titriyordu.
Burdan sonrası +18 yaşı küçük olanlar veya rahatsız olanlar lütfen geçsin! Bitiminde tekrar yazı yazacağım.
Dediği gibi su içen sevgilim beni fark ettiğinde bardağı tezgaha bıraktı.
“Bir şeymi oldu güzelim?” Derken hızla inip kalkan göğüsümle ona ilerledim. Kollarımı boynuna dolayıp, vücudumu vücuduna yaslayıp dudaklarına yapıştım. Evet, yapıştım!
Topuklulardan kurtulduğum için boyum yanında kısa kalıyordu. Anlamış olacakki elleriyle belimden tutup kucağına aldı.
Dudaklarıma aynı vahşilikte karşılık verirken benide tezgaha oturtmuştu. Aspirator ışığında, öpüş seslerimiz başımı döndürüyordu.
Dudakları yüzümün her yerinde dolaşırken sırtını okşamaktan başka bir şey yapamıyordum. Beynime oksijen gitmiyordu resmen.
Yüzü boynuma kayarken istekle ve ona daha çok yer açmak istercesine başımı geriye attım. Kafasını boynuma daha çok bastırırken dişlerini boynuma geçirmesiyle minik bir çığlık attım.
Isırdığı yeri önce yaladı, sonra ise naif bir öpücük kondurdu. Nemli vücutlarımız birbiri için deliriyordu.
“Tuana.” Diyerek fısıldadı. Gözlerine büyük bir istekle bakarken “Yiğit.” demem kaçınılmazdı.
“Beni delirttiğini söylemişmiydim?” Diye sorması adeta işkenceydi. İşkence gibi olan kısım dudaklarımızın konuşurken birbirine değmesiydi.
“Çok kez.” Diye yanıtladım onu. Dudaklarına yeniden kapanacakken kendini geri çekti, ama asla ayrılmadı.
“Bunun çok büyük bir delirme şekli olduğunu göstereyimmi?” Dedi arzudan boğuklaşan sesiyle. Bu ses tonu derin bir nefes almama sebep oldu.
“Lütfen.” Dedim fakat yalvarır gibi değil; emir verir gibi.
Az önce gerileyen yüzü sertçe dudaklarımı buldu. O kadar sert öpüşüyorduk ki dudaklarımı hissetmiyordum.
Bornozumun kuşağını açarken çıplak olduğum aklıma dank etti. İçimde bir utanma duygusu aradım, yoktu.
Kollarımdan çıkarıp belimin arkasına düştüğünde göğüslerim gözlerinin önündeydi. Arzudan dikleşmiş göğüs uçlarıma ve yüzümdeki heyecanla ifadeye nefesi kesiliyormuş gibi baktı.
Sol göğüsümün üzerine, tam kalbime derin ve uzun bir öpücük bıraktı. Hemen ardından sağ göğüsümü sıkarken, sol göğüs ucumu dudakları arasına aldı. Ağızımdan derin bir inleme dökülürken göğüs ucumu ısırdı.
Aynı hareketleri sağ göğüsümde de yaparken bir elim ıslak saçlarında bir elim ise geniş sırtındaydı.
Isırılmaktan kıpkırmızı olmuş göğüslerimden ayrılırken yüzü yüzüme çıktı. Sağ eli sırtımı aşağı yukarı okşuyordu ve bu içimde bir şeylerin daha fazlasını istemesine sebep oluyordu.
“30 yaşına geldim, hayatımda hiçbir şeyi bu kadar istemedim.”
“Ne güzel yüzbaşım. 27 yaşındaki ben içinde aynıları geçerli.” Derken kendi sesim bile bana yabancı geliyordu.
“Tuana, eminmisin?” Demesiyle gözleri en net şekilde baktım.
“Kesinlikle.” Dememle sırtımdaki eli kalçamı kavrayarak havaya kaldırdı. Altımdaki bornozu rastgele fırlatırken bacaklarım ve kalçam soğuk tezgahla buluştu.
Anlık titreyişimle aklına soğuk olduğu gelmiş olacakki hemen kucağına alıp beni masaya oturttu.
Adamın devreler yandı Tuni.
“Özür dilerim.” Demesine cevap vermeyerek gözlerimi kapatıp dudağına yapıştım. Dillerimiz birbirine dolanırken boğuk bir inleme sesi dökülen bu sefer oydu.
Bir süre sonra yeniden dudaklarımdan ayrılarak alnımı öptü. Daha fazla uzatmadan yere çöktü ve ıslanmış kadınlığımla ilk kez karşılaştı.
Üzerine uzun bir öpücük bırakırken tamamen masaya yattım. İlk defa hissettiğim duygularla anı yaşadım.
Dili zevk sularıyla ıslanmış kadınlığımı yalarken inlemelerimin sonu yoktu. Boşalmaya yakınken kendisini geri çekti. Boşluk hissi etrafımı sararken zevkten kapanan gözlerim üzerime düşen gölgeyle açıldı.
Yiğit yüzüme bakarken beklentiyle ona bakıyordum. Aniden bir parmağının içime girmesi beklenmedikti.
“Yiğit!” Diyerek adını bağırırken gözlerim kapandı.
“Yavrum.” Derken ikinci parmağıda içimde yerini aldı.
“Gözlerime bak Tuana, lütfen.” Derken yalvarmıyordu ama emirde vermiyordu. İstiyordu.
İsteğini gerçekleştirerek gözlerine baktım. Nasıl göründüğümü bilmiyordum fakat muhtemelen dağılmış haldeydim. Buna rağmen değerli bir elmasmışım gibi bakan gözleri iyi hissetmemi sağlıyordu.
“Sana ölürüm.” Dedi ve parmaklarıyla eş zamanlı olarak dudaklarımıda talan etmeye başladı.
İçimde bir şeyler patlarken zevkten ağlayacaktım. Birkaç saniye sonra parmaklarını sararak boşaldığımda nefes nefeseydim.
Parmaklarını oramdan çıkararak boynumu öptü. Hemen ardından beni kucaklayıp yürümeye başladı.
Yüzüm boynuna gömülüyken derin derin nefes alıp veriyordum. Oda eş zamanlı olarak sırtımı okşuyordu. Bacaklarım titrerken onun ne halde olduğunu tahmin bile edemiyordum. Kadınlığım eşofmanın altındaki erkekliğindeydi ve sertliğini hissetmem yutkunmama neden oldu.
Sırtım yumuşak yatakla birleşirken eşofmanını çıkarmasını izledim. Hemen ardından iç çamaşırınıda çıkarmasını bekledim. Fakat beklediğim gibi olmadı.
Önce yanıma yattı, kollarıyla bedenimi sardı ve ardından komodindeki gece lambasını söndürerek yorganı üzerimize örttü.
Başım göğsüne yaslıyken bir eliyle belimi okşuyordu. Ne yaptığını çözemiyordum.
“Sevgilim?” Dedim yorgun ama meraklı sesimle. Kendini böylemi bırakacaktı?
“Güzelim.” Diye yanıtladı beni ama sesi az önceki gibi değil, gayet normal çıkıyordu.
“Ben hazırım demiştim?” Dedim çekinmeden söyleyerek. Aksi takdirde uzuyordu ve bunu konuşmak utanmama neden oluyordu. Yaparken hiç bir sorun yoktu.
“Bugün sevişmeyeceğiz sevgilim.” Demesiyle dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Böylemi uyuyacaksın?”
“Ben önemli değilim. Tüm duyguları bir gecede yaşamana gerek yok, zaten yorgunsun. Emin ol senin kadar bende istiyorum ama bugün değil.” Derken olgunluğunu bir kez daha anladım. Fazla düşünceliydi ve bu ona daha çok çekilmeme neden oluyordu.
Cevap vermedim. Sadece yanağımın altındaki kalbini öptüm ve daha sıkı sarıldım. Bir eli belimi okşamaya devam ederken diğer eliylede saçımla oynamaya başladı.
“Bir daha ben varken saçını tarama olur mu?” Dedi kokumu içine çekerken.
“Taramam.” Dedim ve sonrası karanlığa büründü. Son anladığım şey ise Yiğit’in zar zor seçebildiğim sesiydi.
“Seni çok seviyorum.”
+18 bitimi.
Sabah uyandığımda yanımda Yiğit yoktu. Üstümdeki pijamaları giydirenin o olduğundan emindim. Yataktan kalkıp banyoya ilerlediğimde aynadaki kendimle karşılaştım.
Saçım başım dağılmış, boynumda dün geceki ısırık izi vardı. Pijamamı yukarı kaldırdığımda kırmızı göğüslerim ise şaşırtmamıştı.
Elimi yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladıktan sonra garip bir şeyler hissetmeyi bekliyordum ama öyle bir şey yoktu. Aksine, huzurlu hissediyordum.
Dağılan saçlarımı tarayıp banyodan çıktığımda toplanmış yatağım karşımdaydı. Gülümseyerek yatağa bakıp açık olan kapıdan çıktım. Koridoru kaplayan koku mutfaktan geliyordu.
Ocağın başındaki Yiğit, pankek çeviriyordu. Altında başka bir siyah eşofman vardı. Üstü yine çıplaktı.
“Günaydın.” Diyerek arkasından kollarımı beline doladım. Yanağım sol kolunu bulurken oda başıma eğilip bir öpücük kondurmuştu.
“Günaydın birtanem.” Dedikten sonra ocağı kapayıp pankekleri tabağa koydu.
“Hadi sofraya geçelim, ben bugün alaya geçeceğim.” Dedikten sonra sırtından istemeyerek ayrıldım.
“Aa tesadüfe bak, bende geçeceğim!” Dedim ve her zaman oturduğum sandalyeme oturdum. Yiğit’te yanıma oturdu. Masada duran kahvaltılıklar ve pankekler yutkunmama neden oldu. Dün gece bu masada neler yaşanmıştı? Şimdi kahvaltı ediyorduk!
“Saçmalama.” Dedi ciddi değilmişim gibi bana bakarak. O hiçbir şey olmamış gibi bir pankek alıp çikolata sürmeye başladı.
“Şaka yapmıyor-“ derken ağızıma çikolatalı pankeki sokması bir oldu. Yarısını ısırdığım pankeki çiğnerken ağızına bir zeytin attı.
“Bir hafta sonra Tuana, lütfen.” Derken ağızımdaki lokmayı yuttum.
“Kaç hafta oldu zaten Yiğit, işimin başına dönmem lazım!” Dedikten hemen sonra kalan pankeki de ağızıma attı. Beni ciddiye almıyordu!
“Yapma şunu! Beni dinle!” Dedim ağızım doluyken.
“Tomom!” Dedi ben taklit ederken ve az önceki sinirimi bir kenara atıp kahkaha atmaya başladım. Onunda dudağı sağa kıvrılırken daha fazla güldüm.
“Ya of, tamam! Ben iyiyim, ayağa kalkabiliyorum-“
“Ona ne şüphe, dün çok iyi gördük!” Dedi dün geceye ima yaparken. Masaya yatışım gözümün önüne gelirken gelmeyen utanma hissine bir tur sövdüm.
“Çok sağol gösterdiğin için.” Dedim altta kalmayarak. İki dilim pankeki birine çikolata birine reçel sürerek tabağıma bıraktı.
“Pazartesi başlarsın çalışmaya.” Dedi konuya dönerek.
“Senden izin almıyorum?”
“Bende zaten izin falan vermeye çalışmıyorum. Haddime değil bir kere. Yorulmanı istemiyorum, bu kadar.”
“İşler aksadı, Tahir peşimizde ve ölmemi istemiyor, tim boşladı, göreve bile çıkamıyoruz. Daha sayayım mı?” Dedikten sonra reçelli pankekten ısırdım. Dudağımın kenarına bulaşan reçeli baş parmağıyla silip hızlı bir şekilde kendi ağızına götürdü.
“Tahir’in itlerinden birini yakaladık.”
“Ne?” Şaşırdım. Hemde fazlasıyla.
“Bize sürekli yer değiştirdiği konumları verdi, doğrumu bilmiyoruz.” Diye açıklamasına daha fazla şaşırdım.
“Pardon, tam olarak ne zaman oldu bunlar?” Dedim hesap sorarak.
“2 gün önce.” Alaya gittiği ve benim timi eve çağırdığım gündü. İmzadan başka bir şey olmadığını söylemişti.
“Hani sadece imza atmıştın? Özellikle sordum farkında mısın?”
“Farkındayım ama o gün sinirliydin zaten. Ayrıca şu an gelmek için ısrar etmesen yine söylemezdim.” Demesiyle kolunu cimciklemem bir olmuştu fakat hiçbir şey olmamış gibi çatalını domatese batırıp ağızına götürdü.
“Yiğit!”
“Tuana’m.” Demesiyle düşünmeye başladım.
O yaralı olsaydı sende hiçbir zaman söylemezdin Tuni.
Evet, söylemezdim.
“Tamam her neyse kontrol ediyorlardır diye düşünüyorum. Göreve çıkma ihtimalimiz yüksek o zaman.” Dedim konuyu kapatıp.
“Sen çıkamazsın.” Dedi keskin bir dille. Sinirin yüklendiğini başımdaki ağrıdan hiisediyordum.
“Kim olarak söylüyorsun bunu? Aynı şeyi Selin yaşasa ona da dermiydin çıkamazsın göreve diye? Duygularla işi karıştırma.” Dedim ve suyumdan bir yudum aldım.
“Duygularımı işe karıştırmıyorum zaten! Ve evet, Selin vurulsa onada üç hafta sonra göreve çıkamayacağını söylerdim. Sadece senin için değil.”
“Ne yapmamı istiyorsun? Masabaşı çalışmamımı? Pardon da birileri peşimdenken ve öldürmek değil süründürmek istiyorken bu mümkün değil!” Dedim en sonunda patlayarak.
“Ölümü ağızına alıp durma, sana bir şey olmasına izin vermem! Ayrıca seni süründürecek kişi daha anasının karnından doğmadı.” Derken daha çok kendini teselli ediyor gibiydi. Bana bir şey olma ihtimalini hep geride tutacaktı.
“Sevgilim,” dedim sesim yumuşarken. Yüzünü ellerimin arasına alarak eğildim.
“Her an bir şey olabilir ve buna bazen engel olamayız. Öldürecek olsa sırtıma değil, kafama sıkarlardı. Gözdağı vermeye çalışıyorlar ve başarıyorlarda. Biz harekete geçmezsek daha çok üstümüze çıkacaklar ve ben buna izin vermem.” Dedim oldukça yumuşak çıkan sesimle. Derin bir nefes alırken tamamen bana doğru döndü.
“Korkuyorum Tuana. Sana bir şey olmasından deli gibi korkuyorum.” Biliyordum. Araba kullanırken sürekli gözleri dikiz aynasında veya etrafındaydı. Sürekli tetikteydi ve bu tehdit notu aldığım günden beri sürüyordu.
“Biraz gevşe, sevişmeden ölmeyeceğim.” Dedim fazla açık konuşarak ve bu onu hem utandırmış hem eğlendirmişti.
“Edepsiz.” Dedi burnumu sıkarak. Başımı geriye atıp kıkırdadım.
“Ne? Birliktemi banyoya gireceğiz derken iyiydi!” Dedim onun sözlerini öne sürerek.
“Ben nerden bileyim kızım? Duşa girelim deyince ne anlamamı bekliyorsun?” Dedi kendini savunarak. Yanaklarımı kızarmıştı böyle?
“Ya sen utandınmı?” Dedim yanağına sulu bir öpücük bırakarak. İğrenmedi, hemen ardından yanağıma sert bir öpücük bıraktı.
“Konu sen olunca tüm duygular birbirine giriyor.”
“Hadi bana aşkını itiraf et şimdi!”
“Gerek mi var? Belli değilmi zaten seni ne kadar çok sevdiğim? Ben senin uğruna ölürüm bir saniye bile düşünmem. Aşkımdan emin değilsen gel sık kafama.” Dedi büyük bir özgüvenle.
“Sıkarım bak!” Dedim sahte bir tehditle.
“Sık.” Dedi düşünmeden. “Eğer bir gün seni istemedende olsa üzersem, sevgimizin üzerine gölge düşürürsem sakın bekleme, sık kafama.” Diye devam etti fakat fazla ciddiydi.
“Kafanı koparmamı istemiyorsan sus!” Dedim uyarıp ve saçlarının arasına bir öpücük bırakıp kahvaltımıza devam ettik.
Bir gün sevgimizin üzerine gölge düşmeyeceğinden emindim. Birbirimize zarar vermeyeceğimize dair inancımız tamdı.
Bilerek ya da;
Bilmeyerek.
🌋
Bir bölümün daha sonuna geldikkk ve ben ilk defa bölüm sonu yazısı yazıyorum, heyecanlandım🤏🏻🤏🏻
Bir sonraki bölümde aileler gelecek ve işler biraz daha ciddiye binecek❤️ istediğiniz herhangi bir sahne olursa çekinmeden yazın lütfen💗sizi seviyorum, bol bol yorum yapmayı unutmayın🫶🏻🫶🏻
Bölüm etkileşimi
