5. bölüm / 17
Zelzele5.Bölüm/Yan Yana
Bölümler 17Şu an: 5.Bölüm/Yan Yana
- 1 1.Bölüm/Veda429 kelime
- 2 2.bölüm/Sürdürmek2.568 kelime
- 3 3.bölüm/Başlangıç4.156 kelime
- 4 4.Bölüm/Yeniden5.011 kelime
- 5 5.Bölüm/Yan Yana5.036 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6.Bölüm/Gecenin Karanlığı3.316 kelime
- 7 7.Bölüm/Aile4.885 kelime
- 8 8.Bölüm/Gökyüzü Bakışlı3.283 kelime
- 9 9.Bölüm/Tehdit3.092 kelime
- 10 10.Bölüm/Sevgilim4.667 kelime
- 11 11.Bölüm/Geçmiş4.526 kelime
- 12 12.Bölüm/Beklenmeyen Acı2.395 kelime
- 13 13.Bölüm/Korku3.693 kelime
- 14 14.Bölüm/Yeni Başlangıçlar3.796 kelime
- 15 15.Bölüm/En Büyük Hediye3.451 kelime
- 16 16.Bölüm/Şüphe Duyarsam?3.672 kelime
- 17 17.Bölüm/Üst Üste2.877 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yemeklerimiz bittikten ve yüzbaşını biraz daha çekmek zorunda kaldıktan sonra Selin’i alaya bırakıp eve geçtim.Biraz da Nehir’in çenesini çekmek zorunda kaldıktan ve neler olduğunu anlattıktan sonra kendimi yatağa attım.
Arabaya binmeden önce Yiğit konuşmak istemişti fakat gözümü dahi kırpmadan reddedip,Selin’i arabaya binmeye zorlamıştım.
Selin’in binbir çeşit sorularını es geçip hiçbirine cevap vermemiştim.Muhtemelen soru yağmuruna ertesi gün tutulacaktım.
Altı buçuk alarmımdan önce kalkıp kendimi duşa attım.Üstüme geçici şeyler giyip mutfağa ilerledim.Nehir’in henüz uyanmadığına sevinerek çay koymakla kahvaltı hazırlamaya başladım.
Yarım saatin sonunda Nehir uykulu gözlerle mutfağa gelmiş beni izliyordu.
“Günaydın.”dedikten sonra ne olduğunu anlamayan bakışlarını sürdürmeye devam ediyordu.
“Günaydın,niye erken kalktın?”diyerek yeni uyanmış sesiyle konuştu.
“Bilmem,uykumu aldım herhalde.”diyerek bir yandan da haşlanan yumurtaların kabuklarını soyuyordum.
“O zaman ben hazırlanayım,öyle edelim kahvaltı?”diye şüpheyle sorunca;”Bende hazırlanıcam.Birlikte oturalım.”deyip ellerimi yıkadıktan sonra odama geçip hazırlanmaya başladım.
Yarım saatin ardından tamamen hazır olup,odamı topladıktan sonra Nehir’le kahvaltımızı etmeye başladık.Her sabah konuştuğumuz gibi şeyleri konuştuktan sonra mutfağı toplayıp evden çıktık.
Nehir’i okuluna bıraktıktan sonra alaya geldim.Normale göre biraz daha erken geldiğim için etraf sakindi.Timinde daha kahvaltı edeceğini düşünmüyordum.Bu yüzden kendime kahve alıp her zamanki banka oturmaya karar verdim.
Kahvemi içerken düşündüğüm kişi Tahir’di.Bildiği ve vereceği bilgiler çok önemli olduğu için konuşturmam şarttı.
Birde inadımız yüzünden.
Yiğit’le yemekte bu konuyu konuştuğumuz için ve benim o itleri konuşturamayacağımı düşündüğü için yanıldığını göstermeliydim.
Kendimle ilgili gram şüphem yoktu fakat yüzbaşına sinirim tavandı.4 yıldır peşinde olduğum şerefsizleri yakalayıp konuşturamayacağımı düşünmesi komikti.
Ayrıca küçükken bu kadar yakın olup gözü kara olduğumu bilmemesi şaşırtıcıydı.
Adam dün maydanoza alerjin var diye yeni salata yapmalarını söyledi Tuni!
Olabilir.
Ben kendi düşüncelerimle boğuşurken yanımdaki hareketlilikle kafamı çevirdim.Düşündüğüm kişinin yanıma gelmesi iyi bir insan olduğunun göstergesimiydi bilmiyordum.
“Günaydın.”diyerek konuşmaya başladığında şaşırsamda belli etmedim.
“Günaydın.”diyerek yanıtladım.
Sanki aramızda bir kişilik yer değilde koca bir duvar vardı.Ve bu olmayan duvar üstüme üstüme geliyordu.Kahvemi yudumlamayı tercih ettim.
“Beni nasıl tanıdın?”diyerek o kadar zaman sonra aynı anda aynı soruyu sormayı nasıl başarmıştık bilmiyordum.Kafasını yavaşça salladığında benim cevap vermemi istiyordu.Zaten ilk ben konuşurdum.
“Annem geçen yıl fotoğrafını göstermişti.Ordan tanıdım.Birde üstüne ilk dakikadan huysuzluğun eklenince,belli oldu.”dedikten sonra cevap vermedi.Ona baktığımda ufak bir telaş vücudumu sardı.
“Rütbedemiyiz?”diye sorduğumda onaylamayan bir mırıltı çıkardı.
Eski rahatlığım yerine geçince;”Sen?”diyerek konuştum.
“Bana da Eylül 2 sene önce fotoğrafını gösterdi.Tuana abla asker olmuş diye.Seninde ilk dakikadan hazırcevap olman eklenince,zor olmadı.”diyerek sakince ama imalı bir biçimde konuştu.Bu cümleye vereceğim tek yanıt gözlerimi devirmek oldu.
“Küçükken de yaşıtlarına göre uzundun.”diyerek dakikalar sonra konuştu.Ona sahte bir gerçektenmi bakışı atıp kafamı salladım.
“Sende yaşıtlarına göre fazla korumacıydın.”dedikten sonra;
“Sanaydı tüm korumacılığım.”cevabını aldım.
Dengem şaşsada belli etmeyerek;”Korunmaya ihtiyacım yoktu.”dedim.
“Bende var demedim zaten?”diyerek mantıklı bir açıklamada bulundu.
“Yine de korumaya ihtiyacın vardı.Burnunun dikine gittiğin için okulda 7 yaşındayken bile düşmanın çoktu.”diyerek devam etti.
“Hepsi birer uyuz salaktı.Kimseye hak etmediği hiçbir şey yapmadım.”dedim.
“Biliyorum,yine de diğerlerinin sana kin beslememesi için kendi yaptıklarının doğru olması gerekmiyordu.”diye cevapladı.Mantıklı şeyler söylemesi sinirimi bozuyordu.
Canım konuşmak istemediği için sessiz kaldım.Yine de geçen zamanın ardından ilk konuşan ben oldum:
“Niye aramadın Yiğit?”diyen 27 yaşındaki Tuana değil;7 yaşındaki Tuana’ydı.Kırgınlığı,kızgınlığından büyük olan Tuana.
O ise beklemiyordu.Bunu sormamıda,konunun buraya geleceğini de.
Halbuki bilmesi gerekirdi.Soracağımı da,es geçmeyeceğimi de.
“Neden hiçbir tatilde yanıma gelmedin?”diye sordum bu kez.İkisinide cevaplayacaktı,biliyordum.
Düşüncelerini toparladığını varsayarak derin bir nefes alıp konuşmaya başlayacakken yanımıza gelen tim buna engel oldu.
“Komutanlarım;günaydın!”diyerek sabahın içine sıçan Aras’la derin bir nefes alan bu sefer bendim.
İkimizden de beklediği cevabı alamayan Aras’ın yüzünün düştüğünü görmemek için kör olmak gerekirdi.
“Komutanım albay çağırdı.Tahir’leri konuşturmak için.”dedi Selin.
“Antrenman?”diye sorduğumda yüzbaşı cevapladı:
“İlk günden antrenmanımı görmek istediğinizi bilmiyordum üsteğmenim.”diyerek rütbeye geçişini yaptı.
“Tabii yüzbaşım.Çok merak ediyorum ne yaptırıyor komutanımız diye!”alayla konuştum.
O ise sahte bir gülümsemeyle yanıt vermişti.
“Hadi gidelim o zaman şu Tahir’i konuşturmaya.”diyerek ayaklandım.
“Kendinize olan inancınız gözlerimi yaşarttı üsteğmenim.Konuşturacağınızı düşünmenizde ne yalan söyleyeyim,komik geldi.”diyerek iticiliğini sergilemelere başladı.
“İçeri geçelim.”diyerek ona aldırış etmeden yürümeye başladıktan sonra yüzbaşı yanımda,tim arkamızda sorgu odasına gidiyorduk.Timin bizim yanımızdayken buz kestiğini hissediyordum.
Saniyeler sonra sorgu odasına girdiğimizde albay bizi karşıladı.
“Hoşgeldiniz Zelzele.Geldiğinden beri ağızını açıp tek kelime etmedi.Size bırakıyorum,halledin.”diyerek cevabımızı duymadan yanımızdan ayrıldı.
“Yavuz,sen gir konuştur.”diyen yüzbaşıya dönüşümle Yavuz’un kıpırdamaması ve Yiğit’in kaşlarını çatması bir olmuştu.
“Ben konuşturacağım.Anlaması zor olmamalı yüzbaşım?”diye sertçe çıkıştım.Daha sabah konuştuğumuz şeyi ben denemeden kendisi yürütmeye çalışıyordu.
“Yavuz sorgu işlerinde iyi üsteğmen.Vakit kaybetmemize gerek kalmadan konuşturur.Sizin marifetlerinizi başka zaman görürüz.”dediğinde sinir iyice tepemdeydi.
“Dünden beri odaya benim gireceğimi,Tahir’le olan meselemin eskiye dayandığını biliyorsunuz!”derken karşımda üstüm olduğunu unutmamam gerektiğini kendime hatırlatmaya çalışıyordum.
Sanki inadına yaparmış gibi bana bakarak konuştu:”Yavuz içeri gir.”
Derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım.Gözlerim kendiliğinden kapandığında nefesimi verirken açtım.
Zorlamak istiyordu.Zorlanmazdım.
İnatlaşmak istiyordu.İnatlaşırdım.
Yüzbaşımızın isteklerini geri çevirmek yakışmazdı.
Sorgu odasının yanındaki odaya girip siyah camın ardında kalarak Yavuz ve Tahir’in konuşmasını izlemeye başladım.
Tahir’in ifadesi rahat,kendinden emin duruyordu.Benim karşımda böyle duramazdı.Yavuz baştan elenmişti.
“Nasılsın Tahir?”diyerek konuşmaya başlayan Yavuz’la yüzbaşına döndüm:
“Sohbet etmeyemi girdiler?”diye çıkıştıktan sonra bakışlarını bana çevirdi:
“Sabret.”
İşin kötü tarafı sabır denilen şey bende hiç yoktu!
Tekrar izlemeye başladığımda Tahir’in keyiflendiğini gördüm.Tebessümü büyük bir gülümsemeye dönüşmüştü.
“Beni konuşturamazsınız komutan.Dünden beri giren girene,çıkan çıkana!Hepsi denedi,bide seni gönderelimmi dediler?”diye alayla konuştu.
“Aynen öyle dediler.”diyen Yavuz’a şaşkınca bakıyordum.Manipüle etmeye çalışıyordu ama Tahir bunları yiyecek bir adam değildi.
“İyi,birde sen sor bakalım aynı soruları!”diyerek arkasına yaslandı.Ne yaptığını anlamıştı.
“Uyuşturucuları nereye götürüyordunuz?Kime satacaktınız?”diye sorduğunda Tahir’den şiddetli bir kahkaha yükseldi.
“Ulan komutan,Allah senin iyiliğini versin he!Hep aynı sorular,hep aynı sorular.Bari yenisini sorun!”dediğinde yanına gidecekken yüzbaşı kolumu tuttu.
“Sakın!”diyerek uyarısını yapınca sertçe kolumu çekip burnumdan nefes verdim.Eski yerime dönerek Yavuz’un rahatlığını izlemeye devam ettim.
“Sevkiyatı kime yapıyorsunuz?”diyerek sorusunu tekrarladığında sakinliği ve düz tuttuğu yüz ifadesinden Tahir’in gülüşü kesilmiş,kaşları tek çizgi haline gelmişti.
“Ben konuşmam komutan.Zorlama.”dediğinde Yavuz’un değil;Tahir’in Manipüle etmeye çalıştığını fark ettim.
“Evlimisin?”diye sordu bu kez.
“Sanane komutan!”
“Annen baban hayattamı?”
“Sanane!”
“Böyle bir evlat doğurduğu için utanıyordur annen.”
“Sanane ulan.Sanane!”diye kelepçelerle bileklerini kesen Tahir’i çıldırttığında amacına ulaşmıştı.
En başından beri konuşturmak için değil,aynen böyle çıldırtmak için uğraşan Yavuz,odadan çıktı.
Yüzbaşı bana dönerek;”Şimdi sıra sende.”dediğinde asla taviz vermeden yanından geçip sorgu odasına girdim.
Kapıyı açar açmaz dehşete düşen Tahir neye uğradığını şaşırdı.Geriye gitmek isterken ellerindeki kelepçeyi unuttu.Ağızını beş karış açmış,yüzü bembeyaz kesilmişti.
“Naber Tahir?”diyerek sandalyeye oturduğumda geriledi.
“Sen…”derken telaşlıydı.
“Ya,ben.Sana ne dedim;sorularını aklında tut,benim soracaklarımı da cevaplamak için bekle.”
Cevap gelmedi.
“Sorularını biriktirdinmi Tahir?”diyerek arkama yaslandım.
“Senin burda ne işin var?”derken sesi titriyordu.Dudağımın kenarı sağ doğru kıvrıldı.
“Dedim ki;Tahir bana konuşur,derdini anlatır,sorularımı cevaplar.İyi dememişmiyim?”derken oldukça profesyoneldim.
“İyi demişsin,güzel demişsin de;kimseye konuşmayan Tahir bana konuşur demen,gözlerimi yaşarttı Dişi Kurt.”dediğinde camın arkasındaki tim ve yüzbaşı kod adımı öğrendi.
“O gözlerin beni görünce korkudan yaşarmış olmasın Tahir?”diyerek eğlendim.
“Oyalama beni Dişi Kurt.Kimseye konuşmadım.Ne kadar münasebetimiz olsa da,sana da konuşmam.”dediğinde eski neşesi yerine gelmiş gülüyordu.
Bir hışımla ayağa kalkıp kafasını masaya geçirdim.
“Bizim bir münasebetimiz yok orospu çocuğu.O kafandan neler geçiyor bilmiyorum ama öğrenirim.Sevkiyatı kime yapıyorsun?”diyerek sakince konuştum.
“Konuşma-“demesini beklemeden bir kez daha kafasını masaya geçirdim.Yüzünü görmüyordum ama masanın büyük bir kısmı içine çökmüştü.
“Yanlış cevap Tahir,hadi doğrusunu söyle.”derken sakinliğim merak uyandırıcıydı.
Adamın kafasını kırıyorsun,ne sakinliği?!
Konuşmamdan bahsediyordum.
“Ortağıma!”diye dişlerini sıkarak acıyla konuştu.Yavaş yavaş yola geliyordu.
“Güzel,bak canın acıyınca nasıl ötmeye başlıyorsun.Gerçi pek bir şey yapmadım,ne tatlı canın varmış!”diye rahat rahat konuştum.
“Kafam!”diye inlediğinde devam ettim:
“Kafanı siktirtme lan!Söyle ortağın kim?”
“Mahmut.Mahmut Teke.Lakabı Taner.”
“Hangi ülkede?”
Cevap gelmedi.Karşılığı yüzüne yediği yumruk oldu.
“Hangi ülkede?”
Yine cevap gelmedi.Kafası tekrar masayla buluştu.
“Irak!”diye çığlık attı.Dayaktan anlıyordu şerefsiz.
Tam yakasını bırakıp çıkacakken kapı açıldı.Gelen hiçbir şeyden eksik olmayan yüzbaşımızdı.
“Öldüreceksin adamı!”diye söylene söylene gelip tuttu.Bir hışımla kolumu ondan kurtarıp;”Çıkıyordum zaten!”diyerek kapıya ilerledim.
Arkamdan bağıran Tahir’di:
“Seninle görüşeceğiz Dişi Kurt.Göreceksin!”diye ağladı.
Ona cevap verme zahmetine girmeyip yüzbaşıyı bekledim.Çok geçmeden odadan çıktı.
“Ne yaptığını sanıyorsun sen?Çocukmu var senin karşında?İçeri girip kolumdan tutup almalar falan.Noluyoruz yüzbaşı!”diye konuştuğumda sinirliydim.
“O sesini alçalt.”diye konuştuğunda daha da bağırdım.
“Ya sen kimsin.Kim oluyorsun da işime karışıyorsun?”
“Komutanınım!”diye konuştuğunda artık oda bağırıyordu.
“Madem komutanımsın,komutanlık yap.İşimin başındayken bana karışma!”
“İçeri girmeseydim öldürecektin adamı!”
“O kadar amatörmüyüm sence?Görmedinmi it nasıl konuştu dayağı yeyince!Başka türlü konuşmazdı,konuşturamazdın!”deyip nerede olduğumuzun farkına vardım.
Sağımda tim bizi izliyordu.Ayrıca buna sadece izlemek değil resmen her hafta takip ettikleri dizinin yeni fragmanını beklemek denirdi!
“İşinize bakın sizde!”diye onlardan da sinirimi çıkarıp yanlarından ayrıldım.
Yüzbaşı ayrı dert,timi ayrı dertti!
/
“Komutanım,komutanım adamı mundar etti.”dedi Kağan.
Sabahtan beri Tuana komutanlarının Tahir itini konuşturmasını hayranlıkla izliyorlardı.
“Adamın alnı kan gölü,masa oyuk.Çok taşaklı kadın demiştim vesselam!”diyerek komutanına katıldı Doğan.
Yiğit’in kendisine dönmesiyle ise sustu.
“Komutanım konuşmaz dediniz ama,bal gibi konuşturuyor Tuana komutan.”diyen Yavuz’du.
“Adamı kızdırdında ondan.”diye konuşan Yiğit gözünü ekrandan ayırmıyordu.Ne kadar inkar etse de geride bıraktığı çocuk,gözü kara bir kadındı.
Açıkçası o da konuşturmak için böyle yöntemlere başvuracağını düşünmüyordu.Tahir’in dediği Dişi Kurt lakabı ise kafasını karıştırmıştı.
“Alakası yok bence komutanım kızdırmakla.”dedi Doruk.
“Bencede.Kendi yöntemlerine başvurmasaydı konuşmamakta ısrarcıydı.”diyen ise Alparslan’dı.
Selin ise komutanını gururla karışık hayranlıkla izliyordu.
Tuana’nın cevabını aldıktan sonra tekrar adamın kafasını masaya geçirmesiyle Yiğit dışarı çıktı.Tuana’yı tutmasıyla,Tuana’nın kolunu çekip kendi dışarı çıkması bir oldu.Tim,Tahir’in komutanlarının arkasından dediği şeyi duymayıp dışarı çıktı.
-
“İşinize bakın sizde!”diye bağırıp giden komutanlarının arkasından bakakaldı Zelzele timi.Az önce yüzbaşı-üsteğmen kavgasını merakla izliyorlardı.
“Çok taşaklı kadın.”diyen Doğan’nın omzuna koluna geçiren Selin’di.
“Vahşi kelebek!Hayırdır,komutanınımı kıskandın?”diye eğlendi kendi kendine.
“Salak salak konuşma Doğan!Yiğit Komutan duyarsa görürsün kıskanmayı diye vurdum,gerizekalı!”diye söylendi Selin.
Doğan’ın gerçeği duymasıyla Selin’e kınayıcı bir bakış atması bir oldu.
“Ne konuşuyorsunuz siz fısıl fısıl!”diye bağıran Yiğit’le İkiside yerinden sıçradı.
“Yok bir şey komutanım.”diye durumu toparlayan tabi ki Selin’di.
“İyi,dağılın!”diyerek bu sefer tüm timi muhataba alarak konuştu.Ardından ise dışarı çıktı.
/
Banka oturmuş Taner ismini düşünüyordum.Gerçek ismi Mahmut Teke olup,Irak’ta çalışıyordu.
Ortağım dediğine göre uyuşturucu işindeydi.Yine de sadece basit bir sevkiyattan mal alacağını düşünmüyordum.
Kafamdaki tilkiler biraz iş başı yaptıktan sonra normale döndüm.Yüzbaşına timin yanında bağırmama.
Üstüm olduğunu biliyordum fakat beni tahrik etmekte ustaydı.İş başındayken nasıl odayı basıp kolumdan çekip beni alma cüreti gösterebiliyordu,anlamış değildim.
Salak adamın tekiydi.Küçükken de salaktı.
Tahir’i öldüreceğimi sanmıştı fakat ben alnını yarmaktan başka bir şey yapmamıştım.Tahir’de az dayanıklı olsundu yani!
“Yöntemleriniz şaşırtıcıydı üsteğmen.”diyerek ayakta 2 metre dikilen yüzbaşına kafamı kaldırarak baktım.Boyunu öğrenmek istiyordum çünkü Yavuz’dan daha uzundu.
“Etkiliydi ama.”diye karşılık verdim.
“Orası öyle,konuşturdun sonuçta.Öğrendik kimle iş birliği yaptığını.”derken az önceki konuşmamızı unutmuş gibiydi.
Ama ben unutmamıştım.
“Noluyoruz?Az önce olan kavgamızı unuttum,yeni bir sayfa açtım havasımı bu?”diye çıkıştım.
O ise yanıma oturmuş ters ters bakıyordu.
“Sinirliydin,umursamadım.”diye kestirip attı.
İçimden ya sabır çekerek önüme döndüm.Çocuk gibi kavga çıkarmayacaktım tabii ki.
“Yarım saate antrenman var.”diye konuştu.
“Biliyorum.”derken ee yani havasındaydım.Korkutmayamı çalışıyordu anlamıyordum ki!
“Yaralı olduğum için sen yaptıracaksın.”dediğinde istemeye istemeye gelen misafir çocuğuna oyuncağını veren bir çocuk gibiydi.
“Emredersiniz.”deyip ayaklandım.Aramızdaki gerilim yan yanayken hiç bitmiyor gibi hissediyordum.
Sahaya gideceğim sırada gelen timle duraksadım.Beş dakika yalnız bırakma huyları yoktu!Her yere dahil olmak istiyor,olayları kaçırma fırsatı yaratmıyorlardı.
“Ne var yine?”diye çıkıştığımda arkamda yüzbaşının varlığını hissettim.Yiğit’in.
“Komutanım antrenman için geldik,gelmesemiydik?”diyen sarı oğlandı.
“Aynen,antrenman için gelmişsinizdir.Kesin!Yoksa ben bilmiyorum sizin hiç olay meraklısı olduğunuzu!”dedim.
“Aa komutanım teessüf ederim!Biz öyle insanlarmıyız hiç?Aras öyle bir insan!”diyerek ilk dakikadan arkadaşını satan Yavuz’a şaşkınlıkla baktım.
“Ne alaka ya!Komutanım ben asla öyle bir insan olmamakla birlikte,insanların özel hayatına saygı duyan;her şeyden son dakika haberi olan bir adamım!”diye savunmaya geçti Aras.
“Abi genelde bir olaydan ilk senin haberin olur,koşa koşa gelir bize anlatırsın.”diye saf saf konuşan Doruk’un ensesine tokadı yemesi bir oldu.
Bu timde doğru konuşan küçüklerin ensesine acınmıyordu.
“Komutanınla dalga geçmeye utanmıyormusun olum?”dedi Doruk’un yakasını tutup bırakan Aras.
“Tamam Zelzele,antrenmana.”diye arkamda varlığını hissettiğim yüzbaşı sonunda konuştu.
Yanımda durmamıştı,arkamdaydı.
“Bugün de şanslı gününüz falan herhalde?”diye yürüyerek konuşmaya başladım.
“Niye komutanım?”diyen Alparslana’a;”Antrenmanınızı ben yaptırıyorum da ondan!”dedim.
Timin şok olma seviyesi ve duraksaması beni mutlu etti.
“Nasıl yani komutanım?”dedi Doğan.
“Bildiğin.Yiğit komutanımızın yaptırması şu anlık zararlı.”diye cevapladım.
“Anladım komutanım.”
“Güzel,10 tür koşuyla başlayın bakalım.”diyerek başladım.
“Komutanım bugün insaflı gününüzmü?”diyen Selin’e alaycı bir bakış atıp;”İnsafıma ne zaman denk geldiniz.”dedim.
Tim koşuya başlarken yanımda yüzbaşı belirdi.
“10 tur fazla değilmi?Saha çok büyük.”diye başladı.Her işime burnunu sokuyordu!
“Birkaç gün önce 20 tur koştular.Hatta Aras 25 tur koştu.”dedim.
“20 turmu?”diye şokla konuşan yüzbaşına onaylayan bir ses çıkardım.
“Alışkın değiller.”
“Alıştırırız.”diyerek yanından ayrıldım.Ben uzaklaştıkça o geliyordu!
Timin yanına ilerlerken arkamdan gelen sesle duraksadım.
“Uzman Çavuş Murat!Komutanım albay sizi ve timi odasına çağırdı.”
Arkama döndüğümde gelen asker uzaklaşıyor,yüzbaşı bana doğru ilerliyordu.
Düdüğümü çalıp timi durdurdum.Ardından;
“Albayın yanına.”dedim.
“Komutanım tamda ısınmıştık!”diyerek spor yapmaya çok hevesliymiş gibi konuşan Alparslan’dı.
“Kesin öyledir!”diye cevapladıktan sonra timle albayın yanına ilerlemeye başladık.
En önde yüzbaşı kapıyı çaldıktan sonra albaydan gelen gir sesiyle kapı açıldı.
Yüzbaşı selam verdikten sonra bizde yerlerimize oturduk.
“Hoşgeldiniz Zelzele.Bugün Irak’ta esir tutulan Yarbay Mehmet Karlıoğlu’yu kurtarmanız gerekiyor.Kaç gün süreceği belli değil,elinizi olabildiğince çabuk tutun.Helikopterle birkaç saat içinde bölgeye yakın bir yere iniş yapacaksınız.Yarbayı almadan gelmek yok!”dedi albay.
Hepimiz ayağa kalkıp:”Emredersiniz komutanım!”dedikten sonra;
“Allah yardımcınız olsun!”cevabını aldık.
Hepimiz hazırlanmak için odadan çıktık.
“5 dakikaya herkes helikopterin yanında olacak!”diyen yüzbaşıyı ilk kez böyle görüyordum.Konu vatan olunca adamın devreler çalışıyordu.
“Emredersiniz!”diyerek dağıldık.
Hemen Nehir’e bir mesaj attıktan sonra Selin’le hazırlanmaya gittik.
Selin’le beraber hızlıca hazırlanıp toplanacağımız alana koşmaya başladık.
Diğerleri ile aynı anda alana geldiğimizde helikopterde gelmişti.
Yiğit’i ilk kez operasyona çıkarken kıyafetleriyle görmek garip gelmişti.Kalıplı vücuduna üniforma gerçekten yakışıyordu.
Tuni!
Ne yapayım,yalanmı söyleyim!
“Dinleyin şimdi;kaç günlük bir görev olduğu belli değil.Her şeye hazırlıklı olmamız gerekiyor.Nasıl gidiyorsak,öyle dönüyoruz.9 kişi gidip,10 kişi döneceğiz;anlaşıldımı?”diyen yüzbaşıyla düşüncelerim bölündü.
“Anlaşıldı komutanım!”diye hep bir ağızdan bağırdıktan sonra helikoptere bindik.
Yüzbaşıyla yan yana oturduğumuz için rahat değildim.Adamla yan yana durdukça aramızdaki duvara bir kat daha ekleniyordu.Şu an göreve gittiğimiz için sesimi çıkarmıyordum.
“Komutanlarıma bak be,iki çocukluk arkadaşı şimdi birer silah arkadaşı!”diye coşkuyla bağırdı Aras.
Ona verdiğim tek cevap göz devirmek oldu.Yiğit’in ki ise dik bakışlar.
“Komutanım biraz küçüklük anılarınızı anlatsanıza,vakit geçer hem?”diye konuşan Kağan’dı.
Başkası olsa söverdim ama Kağan abinin konuşmasında gerçekten vakit geçirme isteği olduğu için konuşmaya başladım:
“Valla sizin bu komutanınız,yani şu an benimde komutanım;küçükken o kadar huysuzduki,anlatamam!”diye başladığımda yanımdaki yüzbaşı kapkatı kesilmiş,tim ise beni merakla dinlemeye başlamıştı.
“Her işe burnunu sokar,her yerden çıkardı!Şimdi değişmeyen tek özelliği bu!”diye devam ettiğimde yanımdaki yüzbaşı konuşmaya başladı:
“Sizin komutanınızın 7 yaşında bile düşmanı vardı.Okulda dövülmedik adam bırakmadı.Hatta hatırladığım bir anı var;bir erkek yazı yazmak için kalemini aldığında çocuğu tokatlamıştı.Allah’tan teneffüste hanımefendinin yanındaydımda;çocuğu kurtarmıştım.”diye abarta abarta konuştu.
“Komutanınız abartmayı çok sever.”derken sağ elimle sol omzuma dokundum.Ardından devam ettim:
“Kendisi daha ilkokuldayken,okul sahibiymiş gibi havalanırdı.Böyle kasıla kasıla yürümeler,sabah gelirken kolunun altına beni almalar falan!”diye abartan bu sefer bendim.
“Ayrıca kimseyi durduk yere dövmezdim.Manyakmıyım canım ben!”diye devam ettiğimde tim sanki manyakmışım gibi bana bakmaya başladı.Yüzbaşıda hafif uzaklaşarak kafasını bana çevirdiğinde tek tek hepsine baktım.
“Tamam biraz olabilirim.”diye kabullenmişlikle konuştuğumda hepsi güldü.
“Komutanım,ailelerinizde sizin gibi yakınlarmıydı?”diye sordu Doğan.
Bu sefer kapkatı kasılan ikimizdik.
“Yakınlardı.Evlerimiz karşı karşıyaydı zaten.Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi.”diye yanıtlayan o oldu.
“Bu kadar yakınken,karşılaştığınızda birbirinizi tanımakta nasıl zorlandınız komutanım?”diye sordu bu kez Doruk.
“Babalarımızın tayini çıkınca farklı şehirlere taşındık.”dedi Yiğit.
“O günden sonra da hiç karşılaşmadık.Babalarımız da şehit olunca,bağlantımız koptu.”diyerek gerekli açıklamayı yaptım.
“Başınız sağ olsun komutanım.”dedi hepsi.
“Vatan sağ olsun.”dedik ikimiz.
Ve anı defteri burada kapanmıştı.Geri kalan saatte tim kendi arasında konuşmuş,biz dahil olmamıştık.
Geçen zamanın ardından helikopter alçalmaya başlamıştı.Bizde son hazırlıkları yaptıktan sonra inmek için hazırdık.
Kapı açılınca yüzbaşıdan başlayarak sırayla birkaç metre yükseklikten atladık.
“Bulunduğumuz yerle yarbayın konumu arasında kaç kilometre var?”diye sordu yüzbaşı.
“4 kilometre komutanım.”diyerek cevap verdi Alparslan.Kolundaki mini tabletten yarbayın canlı konumunu görüyordu.
“Güzel.Etrafı kontrol ederek ilerlemeye başlayalım.”dedim.Sonuç olarak bende bu timin komutanıydım.
Yüzbaşı dediğime katılmış olmalı ki,sesini çıkarmadan ilerlemeye başladı.Onunla birlikte timde onay aldıktan sonra hep birlikte yürüyorduk.
“Komutanım Zelzele timiyle tam kadro ilk operasyon,ne düşünüyorsunuz?”dedi Doruk.
“Normal.”diyerek cevapladığımda istediği cevabı alamadığını biliyordum.
“Siz komutanım?”derken muhatabı bu sefer Yiğit’ti.
O ise cevap verme zahmetine bile girmemişti.
“Yarbayı kaçıranın kim olduğunu biliyormuyuz komutanım?”diye sordu Yavuz.
“Hayır.”dedi yüzbaşı.
“Ne zaman kaçırıldığını biliyormuyuz?”
“Hayır.”
“Ne durumda olduğunu biliyormuyuz?”
“Lan bende seninle beraber öğrendimya ne sorup duruyorsun!”diye en sonunda patladı.
“Plan bellimi?”diye sorduğumda derin bir nefes alarak konuşmaya başladı:
“Oraya gittiğimizde içerdeki işlerin nasıl yürüdüğüne bağlı bir plan yaparız.Ne ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz.”diyerek gerekli açıklamayı yaptı.
“Şerefsiz köpekler,kim bilir yarbay ne halde!”dedi Kağan.
Başka bir şey demeden yürümeye devam ettik.Yarbayı o kansızların elinden almamız gerekiyordu.
~
“100 metre ilerideki evin içindeler komutanım.”
Yolumuz bitmiş,yarbayın bulunduğu eve gelmiştik.
“Herkes evi izlemeye başlasın.Anormal bir durumla karşılaşırsanız hemen söyleyin.Akşama kadar burdayız.”diyen yüzbaşıydı.
“Emredersiniz.”dedikten sonra her şeyimi hazırlayıp evi gözetlemeye başladım.
Kapıda 4 kişi vardı.Pencereden içeriyi azda olsa görebiliyordum.
“Sanırım her odada 2 kişi var.Yarbayın bulunduğu oda görüş açımda değil.”diye konuştum.
“Kağan,Doğan ve Alparslan.Evin arka tarafında görüş açısında olan bir mesafeye ilerleyin.Görünen odaların bilgisini verin.”dedi yüzbaşı.
Üçüde;”Emredersiniz.”diyerek evin diğer kısmına ilerlediler.
Büyük bir ev değildi,hatta küçük bile denebilirdi.İçeri girişimizde dikkatli olmamız ve ses çıkarmamamız gerekiyordu.
Dakikalar sonra kulaklıktan Doğan’ın sesi geldi:
“Komutanım yarbay girişteki ikinci odada.Yerde oturuyor,elleri kelepçeli.Yarası yok gibi duruyor ama solgun görünüyor.”
“Tamam,başında kaç kişi var?”diye sordu Yiğit.
“3 kişi var komutanım.Üçüde yan yana kapının önündeler.”dedi Kağan.
“Selin sen evin çaprazına ilerle.Orda bir pencere var görüş açıma girmiyor.”dedim.
Selin;”Emredersiniz.”diyerek hareketlendi.
“Komutanım,3 oda var.İkisinde 2,yarbayın olduğu odada ise 3 kişi var.Kapıda nöbet tutan 4 kişi.Toplam 11 kişi gibi duruyorlar.”diyerek durum bildirimi yaptım.
“Komutanım evin arkasında da 5 kişi var.Çaprazda kalan küçük bir oda daha var.Orda 4 kişi oturuyor.”diyen Selin’le içerdeki itlerin sayısı 20 oldu.
“Ne yapıyoruz komutanım?”diye sordu Yavuz.
“Akşama kadar hareketlerini,nöbet değişimlerini izleyeceğiz.Bu durumda yarbaya neler yaptıklarını da kontrol etmiş oluruz.”diyerek güncellemesini yaptı Yiğit.
Bize ise beklemek düşüyordu.
~
“Komutanım götüm ağrıdı yata yata!”diye isyan eden sarı oğlanla kafamdaki tilkiler kayboldu.
“Lan ilk defamı çıkıyorsun göreve!”diye çıkıştı Yavuz.
“Hayır tabii ki ama ağrıdı yani!”diye konuşmasını sürdürürken tilkilerim geri gelmiyordu.
“Hay ben senin çenenin yayını sikeyim Aras!Lan elin dursa ayağın durmuyor,ayağın dursa elin durmuyor!Nasıl askersin lan sen!”diye patladım.Tabi bu şartlar gereği sessiz bir patlamaydı.
“Komutanım kaç saattir hareketsizim ne yapayım!”diye konuşmaya devam ederken kulaklıktan Yiğit’in sesi duyuldu;
“Kes sesini.”
Yerinde ve güzel bir cümleyle Aras’ı susturmayı başarmıştı.
“Yarım saatte bir kapıdaki şerefsizler içerdekilerle yer değiştiriyor.Sayı sürekli aynı;dört.”diyerek durum güncellemesi yapmaya başladım.Çünkü artık akşam olmuştu.
“Yarbayın başındakiler hâlâ aynı,değişmiyor.Odaya saatlik kontrol yapmak için 2 kişi geliyor.”dedi Alparslan.
“Diğerleri de stabil.”diyerek noktayı koyan Selin’le evin içini çözümlemiştik.
“Güzel.Kapıdakiler az önce yer değiştirdi.Bir sonraki yer değiştirmede harekete geçiyoruz.İçeriye sızmamız lazım yarbayı riske atamayız.Tuana’yla ben kapıdakileri halledeceğiz.Sonra yanımıza Yavuz gelip etkisiz hale gelenlerin kıyafetini giyeceğiz.Yavuz’la ben içeri gireceğiz.Biz içeridekileri hallederken olumsuz bir durum fark eden olursa desteğe gelsin.Özellikle herkes yarbayın başındakilere dikkat ediyor,anlaşıldımı Zelzele?”diyerek planı anlatan yüzbaşına herkes;
“Anlaşıldı komutanım!”dedi.
“Güzel,yarım saate herkes hazır olsun.Yarbayı burdan sağ sağlim çıkaracağız.”dedikten sonra her şey hazırdı.
Geçen yarım saattede olumsuz bir durumla karşılaşmadığımız için yüzbaşı ve ben silahlarımıza susturucuları takıp eve ilerlemeye başladık.Kapıdaki dört kişiyi ses çıkarmadan halledemezsek plan çöp olurdu.
İkimizde evin sağ ve sol taraflarından ilerleyerek girişe geldik.İkisini Yiğit,ikisini ben hallettikten sonra temiz girişimizi yaptık.
Bir sonraki nöbetçilerin gelmesine yarım saat olduğu için,bizimde yarbayı almak için yarım saatimiz vardı.Kimse dışarı çıkmadan halletmemiz daha iyiydi.
Yavuz yanımıza geldikten sonra yüzbaşıyla bayılanların üzerindekileri giymeye başladılar.Nihayet hazır olduklarında bir yerde yatan yer bitmelerine birde bizimkilere baktıktan sonra gülmemek için zor durdum.
Timin en uzun iki üyesi saçma sapan kıyafetlerle komik gözüküyordu.Hatta çok komik gözüküyordu!
“Komutanım siz yapmayın bari ya!”diyen Yavuz’a;”Olurmu olum öyle şey?Üsteğmen yer ve zaman fark etmeksizin komik bulduğu her şeye güler!”diye cevap veren Yiğit gram umrumda değildi.
“Tamam tamam hadi,içeri girin!”diyerek operasyona döndüm.Şu an gülmenin sırası değildi.
Ben eski yerime kurulurken içeriyi izlemeye başlamıştım.İçeri girmeleri zor olmamıştı fakat çok sırıtıyorlardı.İçerdeki adamlar fazlasıyla koparmak istediğim kafalarını yukarı dikerek bakıyordu.
Yiğit içerdeki adamla bir şeyler konuştuktan sonra adamın dediği şeyi reddettiğini gördüm.Aralarındaki çıkacak karmaşaya Yavuz engel oldu.
“Komutanım adam fark etti edecek!”diyen Doruk’u duymazdan gelip tilkileri çalıştırmaya başladım.
“Kağan,Doğan ve Alparslan bulunduğunuz yerde kalın.İçeriyi gözetlemeye devam edin.Selin çaprazı gören tek kişi sensin,sende yerinde kal.Aras ve Doruk benimle eve ilerleyin.”dedikten sonra hareketlendik.
“Komutanım kavga etmeye başladılar!”diyen Doğan’la daha hızlı koşmaya başladım.
Girişe vardığımda konuşmaya başladım:
“Selin hemen durum ver.”
“Salonun kapısı açık önünde 2 arkasında 2 kişi var.Önlerinde de bizimkiler.”diyen Selin’le kapıyı açar açmaz koridorun sonunda bizimkilerin olduğunu biliyordum.
“Kağan?”dediğimde konuşmaya başladı:
“Komutanım yarbayın başındakiler sabit kapı hiç açılmadı.”
“Yüzbaşı gelen tekmeyi kontrol edemedi.Komutanım yarası var birşeyler yapmalıyız.”deyince sinirimi durdurmaya çalıştım.Şimdi olmazdı,çıkınca istediğim kadar azarlardım.
“Selin salonun penceresi kapalımı?”diye sordum.
“Açık komutanım.”diyerek istediğim cevabı alınca evin çaprazına dolanırken konuştum:
“Direkt salondan gireceğim arkada kalan iki kişiyi halletmem lazım.”
“Kağan,Alparslan ve Doğan evin arkasındaki 5 kişiyi halledin hemen.”diye devam ettim.Fark edilmemem gerekiyordu.
Susturucu silahlarıyla anında hallettikten sonra salonun camına geldim.Arkadaki iki kişi de kavgaya dahil olmuştu.
Vuramazdım çünkü yarbaya zarar verebilirlerdi.Cebimdeki iki çakıyı çıkarıp arkada kalanların kafasına fırlattığımda,bıçaklar olması gereken yeri;kafalarını bulmuştu.
İkisi yığılıp kalırken vakit kaybetmeden camdan içeri atladım.Yüzbaşı yaralı olmasına rağmen iyi dövüşüyordu fakat zorlanıyordu.
Hemen yanlarına gelip Yiğit’e yumruk atacak olan itin kolunu arkaya çevirdiğimde bağırmasın diye elimle ağzını kapadım.
Muhtemelen kolu kırılmıştı.
Boynuna kollarımı dolayıp elimle ağzını kapamaya devam ettim.Uzun süre nefessiz kaldıktan sonra boynunu kırdım.
Yavuz’da diğerini halletmişti.
“Selin ve Doğan;sadece ikinizin görüş açısında olan odadaki itleri halledin hemen!”dedim.
Bu sırada çıkan kargaşayı duyan yarbayın başındakilerden ikisi yanımıza gelmişti.
Birini ben,birini yüzbaşı devraldıktan sonra yumruğumuzu geçirmekle başladık.
“Yavuz,yarbay.”diyerek gerekli görevi verdikten sonra bana doğru gelen adamın burnuna dirseğimi geçirdim.
Tekme attığımda yere savrulduğu için fırsat ayağıma gelmişti.Eğilip onunda boynunu kırdıktan sonra yüzbaşıya baktığımda beni izliyordu.
Kendisi yaralı haliyle adamı hemen öldürmüştü.
“Sizin de ne hünerleriniz varmış üsteğmenim!”dedi.
“Bizimde kendimize göre taktiklerimiz var yüzbaşım.”dedim.
Konuşmamızı bölen Yavuz’un sesiydi:
“Komutanım.”dediğinde sesinde bir sıkıntı vardı.
İkimizde yarbayın bulunduğu odaya girdiğimizde içerde kalan bir kişinin kollarında yarbayın olduğunu gördük.
“Hassiktir.”diye yanımda soluyan yüzbaşıyı duymazdan gelerek adama yaklaştım.
“Yaklaşmayın,sıkarım kafasına!”diyerek bozuk Türkçesiyle konuşmaya başladı.
“Bir bok yapamazsında,neyse.”diyerek birkaç adım geriledim.
“O kadar emin olma komutan!”diyerek silahı yarbaya daha çok bastırdı.
“Tamam,dur sakin ol!”dedi Yiğit.
Tam o sırada camı delip geçen kurşun adamın kafasına isabet etti.Adamın yere serilmesiyle Yavuz’un adamı yarbaydan uzaklaştırması bir oldu.
Yiğit ölen adamın cebinden anahtarı alıp yarbayın kelepçelerini açarken yarbayın bizi gururlu gözlerle izlediğini gördüm.
“Aferin size gençler.”diyerek yorgun sesiyle konuştu.
Yarbayı kelepçelerden kurtarıp dışarı çıktık.Tim bizi kapıda bekliyordu.
“Aferin Doğan.”diyerek Doğan’ı tebrik ettim.Yarbayı bir şerefsizin ellerinden kurtaran Doğan’dı.Keskin nişancılığı sayesinde önümüzdeki engeli ortadan kaldırmıştı.
“Saolun komutanım.”diye cevapladı Doğan.
“Komutanım siz iyimisiniz?”diye soran Kağan’dı.
“Sayenizde gençler.Ellerinize sağlık,siz var olduğunuz sürece sırtımız yere gelmez.”diye yorgun sesiyle konuştu Mehmet yarbay.
“Komutanım daha fazla ayakta kalmayın,hastaneye gidelim bir an önce.”diyen yüzbaşıydı.
“Tamam,hadi.”diyerek yürümeye başladık.
Helikopterin bulunduğumuz yere gelmesi hâlâ riskli olduğu için en az 2 kilometre yürümemiz gerekiyordu.
~
Helikopterde sessiz bir yolculuk geçirip,yarbayı hastaneye yatırmak için gelmiştik.Bıçak yarası vardı ve kaçırıldığı günden beri yemek yemediği için güçsüz kalmıştı.
Hastaneye yüzbaşıyla birlikte gelmiştik.
“Sende bir yarana baktırsaydın gelmişken.Tekmeyi yemişsin.”diye konuştum.
“Gerek yok,revirde baktırırım yeter.”diye uykulu sesiyle konuştu.
“İnatlaşmayacağım gece gece seninle.Yürü o zaman gidelim baksınlar hemen.”dedikten sonra uzatmadan kalktı.
Albayın bizim için gönderdiği arabaya binip alaya gitmeye başladık.Saatin gece kaç olduğundan haberim yoktu,üzerimi değiştirip eve gidip yatmak için sabırsızlanıyordum.
Albay bizim geleceğimizi bir kaç gün sonra olarak hesaplasa da 1 gece de halletmiştik.Güzel bir planlamayla her şey kolayca çözülmüştü.
Yarım saat sonra alaya gelmiştik.İkimizde arabadan inip yürümeye başladık.
“Şu an eve gidip yatabilirdim.”diye konuştu Yiğit.
“İnan bende bunun için can atıyorum ama üzerimi değiştirmem lazım.Ayrıca hastaneye ayağına kadar gelip konuşsam da fayda etmedi.Kendin kaşındın.”derken rütbeyi falan unutmuştum.
“Adamlar erken ayıktı onlardan olmadığımızı.”derken bir şey demediğinden rütbe kalkmıştı.
“Anlamamak için çok zeki olmaya gerek yok.Kalıplı boylu poslu adamlarsınız.”derken nedense duraksamıştım.Adamın suratına bir yakışıklı olduğunu söylemek kalmıştı.
Zamanla onu da yaparsın merak etme!
Yiğit söylediklerime karşılık hafifçe gülümsedi fakat onu tanımayan biri gülümsediğini anlamazdı.
Ben anlardım.
Aman anla!
“Önce üzerini değiştir,sonra revire gideriz.”dedim.
“Gideriz derken?”diye saf saf sordu.
“İkimiz,gideriz.Ne var bunda anlamayacak?”diye konuştum.
“Kızım çocukmuyum ben,kendi işimi kendim hallederim.”diye çıkıştı.
“Hıhım.Çok güzel hallediyorsun.Canının bir kıymeti varmı acaba?”
“Yok.”dedi tok bir sesle.
“Var.O yüzden gidip normal bir şeyler giyin,revirin önünde bekleyeceğim.”diyerek yanından ayrıldım.Adam kendi canını umursamıyordu!
Alayda ayrı bir odam vardı,dolayısıyla yedek kıyafetlerimde vardı.Hemen elime aldığım eşofman ve tişörtü giyindim.Zaten revirden sonra çıkacağım için pek umursamadım.Nöbetçi askerler dışında kimse yoktu.Bizimkilerin de yorgunluktan uyuduğunu düşünüyordum.
Elimi yüzümü yıkayıp revire ilerlemeye başladım.Geldiğimde Yiğit beni bekliyordu.
“Güya sen beni bekleyecektin.”diye dalgasını geçti.
“Ne yapayım canım!Gelmişsin sende hemen.”diye çıkıştım.Birkaç saniye yüzüme bakıp duraksadı.
“Doktor yok kapı kilitli.”dedi bu sefer.
“Senin ağızından tek bir iyi laf çıkmazmı?”dedim.
“Ben ne yapayım,doktorun mesaisi bitmiş!”diye isyan etti.
“Nöbetçi hemşire falan yokmu burda?Ne biçim revir bu!”
“Yok canım!Doktor yetiyor çok şükür.”
“İş başa düştü desene!Git-ya da gitme sen yaralısın.Bekle buranın anahtarını bulup geleyim.”diye yanından ayrıldım.Benimle gelecekken engel oldum:
“Yaralısın diyorum be adam!Hemen alıp gelicem çatlama.”diye durdurdum.Arkamdan pis pis sırıtırken yürümeye devam ettim.
Malzeme odasından revirin yedek anahtarını bulduktan sonra çıktım.
Tekrar geldiğimde Yiğit,koridordaki sandalyede oturmuş derin derin nefes alıyordu.Bir an uyuduğundan şüphelensemde kan kaybından olduğunu anladım.Yanına vardığımda boncuk boncuk terlemişti.
“Hadi hemen gir içeri yeterince kan kaybettin.”deyip kolundan tuttum.Oda bana ayak uydurarak oturduğu yerden kalktı.Kapıyı açıp Yiğit’i sedyeye oturttum.
“Senmi yapacaksın.”dediğinde uyuşturucu iğneyi ayarlıyordum.
“Salak salak konuşuyorsun.Ben yapmasam ne diye buraya gelelim!”diye çıkıştım.
Bana bakmaya devam ettiğini görünce durdum:
“Rütbede değiliz diye düşünüyorum?”diye şüpheyle sordum.Kafasını iki yana salladığında emin oldum.Sabahtan beri senli benli konuştuğumuz için rütbedeyiz derse sinirlenirdim.
Sinirlenecek yer ara!
“Yemin ediyorum 30 yaşındada aynısın Yiğit.Ne vardı hastanede baksalardı yarana!”diye sinirli sinirli konuştum.
“Hastaneyi sevmiyorum.”diye yorgunca konuştu.
“Bizde bayılmıyoruz.Hastanedeyken de içeri girmedin.Ne inatçı adamsın!Bana kaldın şimdi.”diye işi şakaya vurdum.
“Emin ellerdeyim desene.”demesiyle duraksadım.
“Eğitimimi sağlam aldım,korkma sakat bırakmam seni.”diye gergince konuştum.Bir yandan da uyuşturucu iğneyi koluna vurdum.
“Yaran nerde?”diye sordum.
“Karnımda.”
“Tişörtünü çıkar.”dedikten sonra hiç halinin olmadığını fark ettim.
Tişörtünün altından kavrayıp yukarı kaldırınca Yiğit’te kollarını kaldırdı.Oturduğu için boyum yetiyordu.
Kollarını indirince başı omzuma düştü.Acıdanmıydı yoksa kan kaybındanmıydı bilmiyordum.
“Dayan.Evine götüreceğim seni tamammı?Yiğit bana bak.”diyerek kafasını kaldırdım.
Terlemeye devam ediyordu.Elimi alnına yasladığımda cayır cayır yandığını fark ettim.
“Ne vardı inat etmeseydin!”diye söylenmelerime devam ediyordum.Komik bir şey söylemişim gibi güldü.
“Yük olduk sana da üsteğmenim.”derken yüz yüzeydik.
“Sen bana yük değilsin Yiğit,olmazsında.Senin iyiliğin için dedim keşke hastaneye gitseydik diye.Artık yapacak bir şey yok bana kaldın.”derken daha sakindim.Elimin hâlâ alnında olduğunu şu an fark ettim.
Hemen elimi çekip sedyeye yatırdım.Yarasına baktığımda dikişlerinin açılmadığını,sadece zorlandığını gördüm.Kaç saattir ayaktaydı.Fazla kan kaybetmiş olmalıydı.
“Tamam dikişlerin patlamamış sakin ol.Sadece yarayı temizleyip,sargıyı değiştireceğim.”diye konuştum.
Bilinci açık gözleri kapalıyken konuştu;
“Sakinim zaten.Senin yanındayım.”dediğinde kontrolümü kaybetmemeye çalışıyordum.
Yarasını temizledikten sonra yeni sargı bezi alarak sardım.
“Gel.”diyerek tekrar kolundan tutup dik pozisyona geldi.Yandaki siyah tişörtü alarak kafasından geçirdim.Kollarını kaldırarak yardımcı oldu.
“Tişört kan olmuş ama evde değiştiririz artık.”dediğimde sadece kafasını salladı.
“Ağrı kesici vereceğim tamam mı?”dediğimde yine kafasını salladı.
Bu haline içim cız etti.Karşımdaki huysuzdan başkası değildi.30 yaşında bir adam karşımda resmen küçülmüştü.
Ben dedim yakında yüzbaşıda gözümüze masum gelir diye!
“Evde ilk yardım çantası varmı?”diye bir umut sordum.
“Yok”dedi.Şaşırmadım.
Elime dolaptan bir ilk yardım çantası aldım.
“Ayağa kalkabilirmisin?”dedikten sonra ayağa kalktı.
Revirden çıkıp kapıyı kilitledikten sonra çıkışa yürümeye başladık.
“Evini tarif edersin,benim arabayla geçelim.”dedim.
“Gerek yok arabam dışarda kendim giderim.”diye inatlaşmaya başladı.
“Yolda giderken düşüp bayılırsın,zar zor ayaktasın sinir etme insanı!”diye söylendim.
O ise iki elini de havaya kaldırıp teslim oluyormuş gibi yaptı.İnadını devam ettirecek mecali bile yoktu.
Anahtarı cebimden çıkarıp arabayı açınca bir bana bir arabaya baktı.
“Sen nasıl aldın bu arabayı?”diye şokla sordu.
Kafamı iki yana sallayıp kapımı açtım.
“Merak etme çalmadım.”dedikten sonra arabaya bindim.
Telefonundan konumu açtıktan sonra konuma baktığımda gözlerim büyüdü.
“Şakamı bu?”diye şok içinde sorduğumda anlamaz gözlerle bana baktı.
“Aynı binada yaşıyor olmamız şaka falan olmalı!Eminmisin evinin burası olduğuna?”diye bir ihtimal konuştum.
“Saçmalama istersen bilincim hâlâ açık.”
“Of,kapat şu telefonu.Evimin adresini biliyorum.”dedim.
Ben konuştuktan sonra ise gülmeye başladı.Sırıtma,tebessüm falan değil bildiğin kahkaha atıyordu!
“Ne gülüyorsun be!”diye çıkıştım.
“Şu işe bak arkadaş!”diye gülerek konuştu.
Onun gülmesine karşılık kendimi tutamayarak bende gülmeye başladım.Deli gibi gülüşüyorduk!Dışardan bakan ikimizinde normal olduğunu söylemezdi.
Normal olduğunuzu sende düşünmüyorsun itiraf et.
“Arabayı nasıl aldın?”dedi gülmesi durulunca.
“Yahu sanane be adam,nasıl aldıysam aldım!Korkma kaçak arabaya bindirmedim seni.”dedim alayla.
“Normal olmadığın için senin yanında korkmuyor değilim.”dedi.
“Anormalmiyim ben Yiğit?”dedim ters bakışlarımla.
“Tamam yani…Operasyonlarda öylesin diyelim.”dedi teslim olurcasına.Onun cevabına gülümsedim.
“İstediğim cevap buydu.”dedim tatmin olarak.
O ise kafasını iki yana sallayıp gülerek önüne döndü.
10 dakikayı şaşırtıcı derecede sakince geçirerek eve geldik.Arabayı park edip inecekken Yiğit’e baktım.Terlemesi artmış,gözlerini zorla açık tutuyordu.
Kendim arabadan inip onun kapısına dolandım.Kapıyı açınca zorla bana baktı.
“Hiç böyle olmamıştı.”dedi.
“Niye ilk defamı vuruluyorsun?”dedim alayla.Bir yandan da kolundan tutup destek oldum.
Kolundan tutmamın hiçbir faydası yoktu,kendisi ayakta durabiliyordu.Yine de düşüp bayılırsa diye her ihtimale karşı tedbirliydim.
Binaya girdiğimizde asansöre yöneldim.
“Kaçıncı kattasın?”diye sorduğumda beşinci kata bastı.
“İyi,bende dördüncü kattaydım.”diye kendi kendime konuştuğumu sanarken beni dinliyordu.Ateşler içinde yanarken bile odağı ağızımdan çıkanlardaydı.
Asansörden çıkıp yürümeye başladığımızda geldiğimiz kapı artık şok olmama sebep olmuyordu.
“Hemen altındayım.”diye konuştum.
“Nasıl?”diye anlamayan gözlerle sordu.
“Bir alt kattayım yani.Üst üsteyiz.”
Aynı bakışları devam ederken derin bir nefes aldım.
“Boşver,senin şu an beynine oksijen gitmiyor bence.Anahtar nerde?”diye sordum.
“Ayakkabılıktaki ilk ayakkabının içinde.”
“Çok güvenli bir yermiş.Asker adamın evinin anahtarı ayakkabısının içinde!”diye sitem ettim.Canının kıymeti olmadığı kadar malınında kıymeti yoktu anlaşılan.
Kapıyı açtığımda buram buram deterjan kokuyordu.Özellikle yasemin kokusu fazla baskındı.
“Sen hastaneden çıkar çıkmaz evinimi temizledin?Ne pimpirikli adamsın!”derken ayakkabılarımı çıkardım.O çoktan eve adımını atmıştı.
Evdeki odaların yerlerini bilmem işimi kolaylaştıracaktı.İlk yardım çantasını girdiği odaya bıraktım.Kendisini hemen yatağına atmıştı.
“E üstünü değiştirseydin.”dedim sakince.
Cevap gelmedi.Yanına gittiğimde bayılmış olduğuyla uyumuş olabileceği ihtimalleri arasında kaldım.Yüzüne yaklaştığımda;
“Merak etme hala ayığım.”demesiyle hemen geri çekildim.
“Cevap versene!Korkutuyorsun insanı.”diye çıkıştım.Dengesizin tekiydi.
“Beni getirdiğin için sağol.Sende git artık evine,görevden geldik yorgunsun,bide benimle uğraştın.”derken sesinde mahcubiyet vardı.
“Saçmalama istersen!Seni bu halde bırakıp gidecek değilim.Hem daha ateşini söndüreceğiz.”diye konuştum.
“Allah’tan tanışıyoruz.Yoksa evime girmene izin vermezdim.”
“Haspam!İyi ki tanışıyoruz o zamanmı demeliyim?”dedim.
O ise sadece güldü.Cevap vermediği zamanlar da ya gülüyor ya da dik dik bakıyordu.
Mutfaktan bir kaba soğuk su koyup birde bez bulduktan sonra tekrar odasına ilerledim.Gözlerini açık tutmak için çabalıyordu.
Hemen bezi ıslatıp alnına koydum.
“Ateş ölçerin vardır umarım?”diye bir umut sordum.
“Çekmecede.”dedi yorgun sesiyle.Hemen yanımdaki çekmeceyi açtıktan sonra bir fotoğrafla karşılaştım.Bu benim komodinimdeki fotoğrafın aynısıydı.
Babamın yanındaki çerçeve.
Zamanında sadece 2 tane basılan fotoğrafın biri bende,diğeri Yiğit’teydi.Fotoğraftaki kişiler ise boncuk ve huysuz.
Kafamı iki yana sallayıp normale döndükten sonra ateş ölçeri aldım.Alnındaki bezi çekip ateşini ölçtüğümde 39,5’tu.
“Şuna bak bide eve göndereceksin beni.Yanıyorsun.”diye soludum.
“İlk defa hastalanmıyorum.Sen olmasan Yavuz olurdu muhtemelen.”dedi.
“Aranız iyi galiba.Taburcu olurkende yanında o varmış.Yemeğede beraber geldiniz.”derken alnındaki bezi değiştiriyordum.
“En yakın arkadaşım.Harp okulunda aynı sınıftaydık.Ordan beri tanışıyoruz.Çoğu zaman burda kalır ama bugün gelmeyeceği tuttu.”dedi.
“Görevin yorgunluğuyla alayda kalmıştır.Yavuz yok ama ben varım yüzbaşım.Size iyi bakarım korkmayın!”dedim gülümseyerek.
“Babam şehit olduğunda doğum günümdü.”diye konuşmaya başladı bir anda.
“Eve gelecek,mum üfleyeceğim,pastamı beraber kesecek,ailecek yiyecektik.”diye devam edince dikkatle dinlemeye başladım.
“Kapı çaldı,gelen babam diye koştuğumu hatırlıyorum.”dedi buruk bir tebessümle.
“Arkamda annem,abim ve Eylül.Üniforma giyen bir asker vardı kapıda.Başınız sağ olsun dedi.”derken aynı şeyleri yaşadığımızı fark ettim.
“Babamdan doğum günü hediyesi ne isteyecektim biliyormusun?”dediğinde dolan gözlerime rağmen gülümseyerek;
“Ne?”dedim.
“Sizin yanınıza gelmeyi.”deyince sağ yanağımdan bir yaş süzüldü.
“Babam taşınır taşınmaz uzun bir göreve çıktı.Ordan da bir daha dönemedi.O yüzden yanına gelemedim.”deyince sebebini anladım.
“Niye aramadın diye sordun ya.Doğum günümde mumlarımı üflerken arayacaktım ilk.”dedi.
“Tamam bunları düşünme şimdi.”diyerek göz yaşlarımı sildim.
“Özür dilerim boncuk.Aramak istedim ama olmadı.”
“Dileme.Elinde olmayan şeyler için özür dileme.”diyerek alnından süzülen terleri sildim.
“Şimdi yan yanayız ama.Hayat bir şekilde bizi birleştirdi he,ne diyorsun?”diyerek muzip bir ifadeyle konuştu.
Onun bu hallerine gülümsemeden edemedim.
“Doğru söylüyorsun.”dedim.
Üzerinden kaç dakika veya saat geçtiğini bilmiyordum fakat üzerimdeki yorgunluk gitgide artıyor,göz kapaklarım ağırlaşıyordu.En son hatırladığım şey oturduğum yerden havalandığım ve burnuma dolan temiz sabunla karışık orman kokusuydu.
Bölüm etkileşimi
