6. bölüm / 18
Zelzele6.Bölüm/Gecenin Karanlığı
Bölümler 18Şu an: 6.Bölüm/Gecenin Karanlığı
- 1 1.Bölüm/Veda429 kelime
- 2 2.bölüm/Sürdürmek2.568 kelime
- 3 3.bölüm/Başlangıç4.156 kelime
- 4 4.Bölüm/Yeniden5.011 kelime
- 5 5.Bölüm/Yan Yana5.036 kelime
- 6 6.Bölüm/Gecenin Karanlığı3.316 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7.Bölüm/Aile4.885 kelime
- 8 8.Bölüm/Gökyüzü Bakışlı3.283 kelime
- 9 9.Bölüm/Tehdit3.092 kelime
- 10 10.Bölüm/Sevgilim4.667 kelime
- 11 11.Bölüm/Geçmiş4.526 kelime
- 12 12.Bölüm/Beklenmeyen Acı2.395 kelime
- 13 13.Bölüm/Korku3.693 kelime
- 14 14.Bölüm/Yeni Başlangıçlar3.796 kelime
- 15 15.Bölüm/En Büyük Hediye3.451 kelime
- 16 16.Bölüm/Şüphe Duyarsam?3.672 kelime
- 17 17.Bölüm/Üst Üste2.877 kelime
- 18 18.Bölüm/Haykırış6.959 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözümü açtığımda bulunduğum yer odam değildi.Çift kişilik yatakta tek başıma yatıyordum.Karşımda büyük bir dolap,yanımda bir komodin vardı.
Gece en son nerde olduğumu hatırlayarak ağızımdan;”Kafamı sikeyim.”cümlesi döküldü.Uyuyakalmıştım!Hemde banyoya girmeden!
Yiğit’in ateşini düşürmek için en son yerde olduğumu hatırlıyordum.
Uykum ağır basmıştı.
Kendim kalkıp yatağa yatmayacağım için Yiğit’in beni taşıma ihtimali yüksek geldi.
Ne!
Yiğit beni kucağınamı almıştı?!
Günün ilk şokunu atlatıp komodinin üstündeki dijital saate baktığımda saatin 10 olduğunu gördüm.Bu şoktan ziyade büyük bir telaştı.İşe geç kalmıştım!
Bir hışımla yataktan fırlayarak kapıyı açtığımda mutfaktan sesler geliyordu.Adımlarım mutfağa ilerlediğinde Yiğit’in birşeyler hazırladığını gördüm.Saçları ıslak,altında gri bir şort,üstünde siyah bir tişörtle duştan yeni çıkmış gibi duruyordu.
“Günaydın.”deyince olduğum yerde sıçramadan edemedim.
“Günaydın,iş?”diyerek direkt konuya girdiğimde güldü.
“Merak etme,albayla konuştum.Geç gideceğimizi söyledim.”dedi ardından.
“Neden?”diye sormadan edemedim.
“Yorgundun,uyu istedim.”dedi.
Derin bir nefes alarak konuştum:
“Tamam,senin araban alayda kalmıştı beraber gideriz o zaman.Ben eve gideyim.”
“Kahvaltı hazırladım o kadar.Gel birşeyler ye,sonra gidersin.Altımdasın nasıl olsa.”
“Ne?”dedim anlamayarak.
“Altındayım demedinmi dün.O hararetle yanlışmı anladım yoksa?”dedi saçma bir gülümsemeyle.
“He sen onu diyorsun.”diyerek sebepsiz bir telaşa girdim.Elimle burnumun üstünü kaşıdım.
“Onu diyorum,başka ne diyeceğim.Sen ne anladın?”diyerek anladığım şeyi bilmiyormuşcasına konuştu.Bu halleri sinirimi bozuyordu.
“Ne anlayacağım,hemen alt katında olduğumu söylediğini anladım!”
“He,iyi bari.Hadi otur.”diyerek masayı gösterdi.
“Duş almam lazım.”dedim sıkıntıyla.
“Alırsın sonra,gel birşeyler ye.Akşamda yemek yiyemedik.”diyerek kendisi sandalyeye oturdu.
Ona ayak uydurarak bende hemen karşısındaki sandalyeye oturmaya karar verdim.
Ne zaman uyandığını bilmiyordum fakat güzel bir kahvaltı hazırlamıştı.Nehir’le kapışırlardı.
Önümdeki tabağa birkaç şey alıp yemeye başladım.Çok geçmeden konuşmaya başladık.
“Dün gece için sağol.”dedi.
“Lafı bile olmaz.”dedim kafamı sallayarak.
“Uykusuz kaldın,görev dönüşü yorgun argın benimle uğraştın;zorunda değildin.Gayet lafı olur.”dedi açıklaya açıklaya.Boş konuşuyordu.
“Saçmalama Yiğit.Dünde dedim sen bana yük değilsin.Hararetle anlamadın herhalde(!).Ayrıca sen benim için aynısını yapmazmıydın sanki?”dedim sakince.
“Yapardım tabii ki.”dedi anında.
“E o zaman?Sen iyiysen konuşulacak bir konu yok.Harbiden sen nasılsın?”diye sordum.
“Sayende çok iyiyim.Yavuz’da gelmedi,sen olmasan ne yapardım bilmiyorum.”dedi minnetle.
Ufak hatta yok sayılacak bir gülümsemeyle cevap verdim.
“Aşağıdan sesler geliyordu.Tek yaşamıyorsun sanırım?”dedi ardından.
“Bir kız arkadaşım var,öğretmen.Onunla yaşıyoruz.”diye cevapladım.
“Tek olmamana sevindim,sıkılmazsın.”
“Aynen öyle,çok yardımcı oluyor her konuda,sağolsun.”derken Nehir’i özlediğimi fark ettim.Sadece 1 gündür görüşmüyorduk fakat ilk kez bu kadar uzak kalıyorduk.Farkında olmadan gün geçtikçe daha da bağlandığımı hissediyordum.
Bu sefer cevap vermeyip yalnızca kafasını sallayan o oldu.
“Niye asker oldun.Annenler,abin falan birşey demedimi?”diye sordum.Karşılaştığımızdan beri sormak istediğim bir soruydu.
“Başta pek sıcak bakmadılar tabi.Ama vazgeçmeyeceğimi anladıklarında kabul etmek zorunda kaldılar bir nevi.”dedi.
“Seninkiler?”diye de ekledi.
“Aynısı.Onları dinlemeyeceklerimi biliyorlardı.Zaten sınavı kazandıktan sonra söylemiştim.”dedim ağızıma salatalık atarken.Güldü bu dediğime.
“Her yaşta aynısın.”demesine karşılık cevap vermemiştim.Doğru söylüyordu.
“Annenler napıyor?”demek zorunda hissettim kendimi.
Yıllardır görüşmediğimiz,en zor zamanlarımızda birbirimize destek olmadığımız insanları merak ediyordum.
“Annemin bir kuaför salonu var.Evdeki herkes gidince oyalanacak bir şeyler aramaya başladı.Boş durmayı sevmez bilirsin.”dedi.Bilirdim.Kafamı sallayarak gülümsedim sadece.O ise devam etti:
“Abim savcı oldu.O da detaycıdır,açık sözlüdür.”dedikten sonra devam etmesine izin vermedim:
“Çocukları hiç sevmez!”dedim kocaman gülümsememle.Dediğime karşılık ufak bir kahkaha atmıştı.
“Evet,hiç sevmez.Hala aynı,çocuk görünce kaçıyor adam!”dedi.
“Eylül’de mimarlık okuyor,son sınıf.”diye tamamladı.Susması sıranın bende olduğunun göstergesiydi.
“Annemin bir butiği var.Kıyafete ekstra ilgisi olduğunu hatırlarsın belki.Ablam da tıpı bitirip TUS’a girdi.Genel cerrahide.”dedim.
“Behiye teyzem ya.Küçükken bir dikiş makinesi vardı,hepimize kıyafetler dikerdi.”dedi bardağındaki çaya bakarken.Ben ise önümdeki çaya hiç dokunmamıştım.
“Yazgı abla cerrah oldu demek he?”
“Aynen.”diyerek başımı salladım.Sanırım ilk defa doğru düzgün bir muhabbetimiz olmuştu.
“Ben gideyim artık.Hazırlandıktan sonra seni ararım,çıkarsın.Kahvaltı için sağol.”diyerek ayaklandım.
“Afiyet olsun.Sende sağol;her şey için.”diye cevaplarken ayakkabılarımı giyiyordum.
“Önemli değil,görüşürüz.”diyerek arkamı dönüyordum ki durdum.Tekrar arkamı döndüğümde;
“Boyun kaç?”diye merakla sorduğumda güldü.Komik bir şey sorduğumu düşünmüyordum,ilk kez ayakta gördüğümden beri merak ediyordum.
“2 metre 5 santim.”diye cevapladığımda kaşlarım havalandı.
“Görüşürüz.”diyerek lafımı tekrarladıktan sonra merdivenden inmeye başladım.2 metre 5 santim.
Beklediğimden de uzun çıkmıştı.
Kapının önüne geldiğimde zili çalarak Nehir’i bekledim.Çok geçmeden kapı açıldığında meşhur gülümsemesiyle Nehir tam karşımdaydı.
“Hoşgeldin!”diye etrafa neşe saçarak konuştuğunda gülümsemeden edemedim.Bu kızın karşısında sırıtmamak mümkün değildi!
“Hoşbuldum.”derken gülümsemem yerindeydi fakat Nehir’e göre çok daha sakindim.
“Üniforman yok üstünde?”diye sorguladı.
“Dün gece neler olduğunu anlatıcam ama lütfen sakin ol.”diye tedbirli bir şekilde konuştum.
“Tamam,anlat!”diye heyecanla konuştu.
“Yüzbaşı üst katımızda oturuyor.”diye başladığımda gözleri büyüdü.Ben ise dün gece olanları tek tek anlatmaya başladım.
~
“Ne!”diye çığlık attığında gözlerimi kapadım.Söylediğim şey Yiğit’le çocukluk arkadaşı oluşumuzdu.
“Sakin ol dedik demi!Adam üst katımızda.Bunca zaman hastanedeydi biri yoktu.Şimdi tedbirli olmamız gerekiyor.Adam fil kulaklı!”dedim.
“Tamam tamam.Yalnız bir şey deyim mi?Bu yüzbaşı net sana aşık!”
“Yok devenin nalı!Saçma sapan konuşma Nehir.Ben duşa giriyorum ne halin varsa gör!”diyerek odama yöneldim.
“Ne be yalanmı?Yorgun olduğun için uyu istedim falan!”diye arkamdan sırıta sırıta geldi.
“Kızım insanlık hali işte.”diyerek kıyafetlerimi hazırladım.
“Aynen canım sen böyle düşünmeye devam et.”diye söylendi.Onu umursamadan kendimi duşa attım.
Güzel bir duşun ardından giyinip hazırlanmaya başladım.
Her zamanki hafif makyajım,toplu saçlarım ve üniformamla jilet gibiydim.
Saate baktığımda eve geldiğimden bu yana 1,5 saat geçtiğini gördüm.Daha fazla oyalanmadan Nehir’le vedalaşıp çıktım.Ayakkabılarımı giydikten sonra ararım dediğin Yiğit’in kapısına gidiyordum.Süperzeka olduğum için numarası olmadığını unutmuştum.
Kapıyı çaldıktan sonra çok geçmeden üniformalı Yiğit kapıyı açtı.
“Numaran olmadığı aklıma gelmedi.”diyerek açıkladıktan sonra kafasını salladı.
“Hazırım bende zaten,telefonumu alıp geliyorum hemen.”dedikten sonra kafasını sallayan bu sefer bendim.
Saniyeler sonra geri gelip ayakkabısını giymeye başladı.
“Gidebiliriz.”dedikten sonra asansöre yöneldim.
Kapı açıldığında ikimizde yan yanaydık.Aynadan gözlerimiz kesişti.
“Tahir’i konuşturduk ama Osman ne alemde acaba?”diyerek konuşmaya başladım.Asansör aşağı iniyordu.
“Belki de her şeyi itiraf etmiştir.Albay Osman’ı değil Tahir’i konuşturmamızı istedi sonuçta.”diyerek fikir yöneltti.
“Doğru söylüyorsun.”diyerek derin bir nefes aldım.
Asansörün kapısı açıldıktan sonra otoparka yöneldik.
“Konuşmadıysa da konuşturursun.Tahir’i nasıl konuşturduğunu gördük.Seni arkadan izlerken öldürmene ramak kala gelip engel oluruz.”diyerek dalga geçti.
“Biraz da senin marifetlerini görelim.Hep ben hep ben olmaz.”diyerek arabamın kapısını açtım.
“Ne marifetlerim var bir bilsen!”diye konuştuğunda gözlerimi devirdim.
“Eminim öyledir.”dedim sadece.
Telefonumu çıkarıp arabaya bağladıktan sonra rastgele şarkı arıyordum.En sonunda birini açmaya karar verdim.
Yalın-Ben Bilmem
Ben bilmem unutmayı
Ben bilmem
Yüreğimde ağırlığınla,
Sana esir canımla;
Bu yollardan geçemem.
~
15 dakikanın ardından alaya gelmiştik.Arabamı park ettikten sonra ikimizde inince gözler üstümüzdeydi.Aynı arabadan inmemiz şaşırtıcı olabiliyordu.
Kulaktan kulağa konuşulduğunu fark etsem de umursamadım.Siz ne kadar susturmaya çalışırsanız çalışın;insanlar susmazdı.
Koridorda yürürken karşımıza Doruk çıktı.Selam verip konuşmaya başladı:
“Komutanım albay sizin geç geleceğinizi,sizi gördüğümüzde yanına gelmenizi söylememizi istedi.”
“Tamam asker.”diyen Yiğit’le albayın odasına yürümeye başladık.Koridorda yürürken diğer timden olan bir kadının çatık kaşlarla bize baktığını gördüm.Onu da umursamadım.
Albayın kapısına geldiğimizde kapıyı çaldıktan sonra içerden;”Gir.”sesi geldi.
Önde yüzbaşı arkasında ben içeri girdikten sonra ikimizde selam verdik.
“Hoşgeldiniz gençler,oturun.”dedikten sonra masasının önündeki koltuklara oturduk.
“Dün çıktığınız operasyonda yarbayı bu kadar kısa sürede ellerinden alıp gelmenizi tebrik ederim.”diyerek başladı.
“Direkt hastaneye gitmeniz iyi olmuş,aferin.”diyerek dünün konusunu kapattı.
“Sağolun komutanım.”diyerek aynı anda konuştuktan sonra birbirimize kısa süreliğine baktık.
“Gelelim Tahir meselesine.Elimizde Taner lakaplı Mahmut Teke var.Irak’ta araştırmalara başladık.Sizi zamanı gelince bilgilendireceğiz.”diye açıkladı.
“Komutanım Osman konuştumu?”diye sordum.
“Tahir’in dediği şeylerin aynısını söyledi.”diye yanıtladı.Kısa bir baş sallamasıyla yanıt verdim.
“Sen nasıl oldun Yiğit?Görev esnasında yaralandığını söyledi çocuklar.”derken odağı yüzbaşındaydı.
“İyiyim komutanım,önemli bir şey yok.”diyerek yanıtladı.
“Güzel.Çıkabilirsiniz.”diyerek konuşmayı bitirdi.Ayağa kalkıp tekrar selam verdikten sonra çıktık.
“Bugün güzel bir antrenman yapalım diyorum.”diye bahçeye yürürken konuşmaya başladı.
“Komutan olan sizsiniz yüzbaşım,siz ne derseniz!”diyerek imayla konuştum.
Önüme baktığım için tepkisini göremiyordum fakat anlaşılmayan gülümsemesini yaptığını hissettim nedensizce.
Bahçeye çıktığımızda bizimkilerin çardakta oturduğunu gördüm.Fırsattan istifade çay keyfi yapıyorlardı.
Yanlarına gittiğimizde bizi görmeleriyle ayağa kalkmaları bir oldu.Yüzbaşı onları tek bir göz yummasıyla oturttu.Anlaşma biçimleri farklıydı.
“Afiyet olsun Zelzele.”diyerek konuşmaya başladım.
“Sağolun komutanım,gelin beraber olsun.”diyen Aras’tı.
“Sonra.”diyerek erteledim.
“Şimdi antrenmana.Bugün kaytarmak yok.”diyerek konuşan Yiğit’le hepsi mecburluktan ayaklandı.
~
“Komutanım amacınıza sağlam ulaştınız!”diyerek kendini yere atan Doğan’a gözlerimi devirdim.
“Görevden sonra harika geldi komutanım.”diyerek memnuniyetle konuştu Kağan.
“Aynen öyle.Sabah uyanınca her yerim ağrıyordu.İyi geldi.”dedi Selin.
“Bana söyleseydin masaj yapardım vahşi kelebek!”diye atladı Doğan.Cevabı kafasına yediği tokattı.Sert bir tokat.Selin’den.
“Ben sana artık sövmeyeceğim,her sinirimi bozduğunda bir tokat!”dedi ardından.
“Tamam yeter.Öğle yemeğine.”diyerek yere serilen timi ayakta izleyen yüzbaşı konuştu.
Kendisi de bizimle birlikte antrenman yapmıştı ve dünden sonra iyi gelmişmiydi emin değildim.Adam canını gerçekten umursamıyordu!
Hepsi ayaklandıktan sonra bende oturduğum banktan kalktım.Tüm tim yemekhaneye yöneldik.
Girer girmez herkesin bakışı yüzbaşı ve bendeydi.Özellikle albayın yanına giderken bakan kadın asker ve şu an yanında olan kadın tim arkadaşı.Kimin üst olduğunu bilmiyordum.
Herkes yemeğini almaya yönelirken boş masaya ilerleyeceğim sırada kolumu tutan el buna engel oldu.
“Nereye?”diye sordu ardından.Sesin sahibi yüzbaşıydı.
“Öğle yemeği yemiyorum komutanım,izninizle masaya geçip komutanımı ve timimi bekleyeceğim.”diyerek gözlerin üstümde olduğunu bilerek konuştum.
Kolumu bırakmasını sağlayıp baştaki hedefime ilerledim.Bir sandalye çekip oturduktan sonra timde sırayla masaya ilerledi.
Doruk’un elindeki yemek tabağı dışında birde bardak vardı.Heyecanla yanıma oturup bardağı önüme koydu.
“Komutanım siz şimdi yemek yemezsiniz,kahve içersiniz diye getirdim.”diye konuştu.
“Sağol asker.”diyerek sakince yanıt verdim.
İstediği olmuş çocuk gibi mutlulukla yemeğini yemeye başladı.
Odağımı Doruk’tan çekip masadakilere baktığımda Yiğit’in Doruk’a dik dik baktığını gördüm.Kimseyi umursamadan gelen kahvemi yudumladım.
“Komutanım Tahir meselesi ne oldu şimdi?”diye sordu Alparslan.
“Albay zamanı gelince bilgi verecek.”diye yanıtladım onu.Kafasını sallamakla yetindi.
“Komutanım revirdeki doktor Tahir’in beyin sarsıntısı geçirdiğini söyledi.”dedi Yavuz.
“İyi olmuş.”dedim.
“Başka bir şey olsa söylerdi.Malum komutanınız adamın kafasını yardığı için can havliyle teker teker söyledi her şeyi!”diye lafını sokmaktan geri durmadı yüzbaşımız.
“Sayemde bilgileri edindik komutanım.Geri kalanın önemi olduğunu düşünmüyorum.”diye yanıtladım onu.
“Bende öyle düşünüyorum üsteğmen.”dedi.
O sırada yanımıza gelen asker selam vererek konuşmaya başladı:
“Uzmançavuş Tarık.Komutanım albay sizi ve timinizi toplantı odasına çağırdı.”dedikten sonra yüzbaşı onu onaylayıp gitti.
“Hadi.”demesi yeterli olan yüzbaşıyla birlikte hepimiz ayaklandık.Hedef toplantı odasıydı.
Timle birlikte içeri girip masanın etrafındaki sandalyelere oturduktan sonra albayda geldi.
“Arkadaşlar bölge sınırında olan bir köyde saldırı olmuş.Civardaki ekipler engellemiş fakat tekrar olmayacağından şüpheliyiz.Bugünlük sizi köyü ve köylüyü korumakla görevlendiriyorum.Herhangi olumsuz durum karşısında gerekeni yapın.”dedi.
Hepimiz ayağa kalkıp;“Emredersiniz komutanım!”dedikten sonra “Çıkabilirsiniz.” komutuyla sırayla odadan çıktık.
“Herkes hazırlıklarına başlasın.5 dakikaya arabanın önünde olmayanı almam.”diyen yüzbaşıyla herkes dağıldı.
Selin’le beraber hazırlanıp teçhizatlandıktan sonra bahçeye çıktık.Sadece köyün başında bulunacağımız için kasklarımızı takmamıştık.
Hepimiz bahçede toplandıktan sonra albayın bizim için hazırlattığı arabaya binip sınırdaki köye gitmek için yola çıktık.Şoförümüz Aras’tı.Hemen yanında oturan Doğan’la müzik seçme kavgasına girmişlerdi.
“Lan manifest dursun işte!”diye bağırdı Aras.
“Saçmalama lan!Yiğit komutan manifestmi dinler oğlum?”diye çıkıştı Doğan.
“Neden dinlemesin?O dinlemese bile ben dinlerim.Aç manifesti Aras.”dedim arkadan.
“Ay evet,çok severim.”diyen Selin’le Doğan’ın telefonuna bir şeyler yazıp şarkıyı açması bir oldu.
Şarkı Manifest-Snap’ti.
Çoktan unuttum,sildim her yerden
Sakın deneme
Kaçma,kovalamam
Senin gibisini çok,çok,çok gördüm
Affedemem,hayır,sesin gelmiyor hiç yok yok yok bay-bay.
Şarkı sözleri arabada yankılanırken şarkıya eşlik eden ben veya Selin değildik.
Yavuz,Aras,Doğan,Doruk,Alparslan hatta;Yiğit ve Kağan abi bile şarkıyı söylüyordu.
Önde Doğan ve Aras şarkıyla kendilerinden geçerken;arkada Yiğit,Yavuz,Kağan,Alparslan ve Doruk kollarını birbirlerinin omzuna dolayarak bağıra bağıra manifest söylüyorlardı.
Selin’le ağızımız açık kalmış onları izlerken gülmeden edememiştik.Bizde şarkıya eşlik etmeye başladıktan sonra yolculuğumuzun hepsi Manifest dinleyerek -söyleyerek- geçti.
Hepimiz enerjimizi toplamış biçimde arabadan inerek köy meydanına ilerlemeye başladık.
Meydana geldiğimizde jandarmaların olduğunu gördük.Gece burada kalan ekip olmalılardı.
Yanlarına ilerlediğimizde yüzbaşı konuşmaya başladı:
“Kolay gelsin arkadaşlar.Ben Yüzbaşı Yiğit Kara.Gece buraya bir saldırı olmuş,onun için geldik.Sizde dağılabilirsiniz,gece boyu burdaydınız.”dedi.
“Tabii komutanım,tekrar bir sıkıntı olursa aramanız yeterli.Sizlere kolay gelsin.”diyen jandarmaya kafasını salladı yüzbaşı.Jandarma ise yanımızdan ayrılarak ekibini toplayıp köyden çıkmak için hazırlandı.
“Önce köyün muhtarıyla konuşmaya gidelim.Sonra dağılıp nöbete başlarız.”dedim.
“Doğru söylüyorsun,önce muhtarla konuşalım.”diyerek beni onaylayan yüzbaşıyla yoldan geçen köylüye muhtarlığı sorup yürümeye başladık.
“Komutanım yarına kadar burdamıyız?”diyen Doruk “Evet.” cevabını aldı yüzbaşından.
“Gece uzun olacağa benziyor.Umarım hazırsınızdır Zelzele.”dedim imayla.
“Ayıp ediyorsunuz komutanım,her zaman!”diye cevap verdi Alparslan.
İstediğim cevabı aldığım için cevap vermedim.
Muhtarlığın kapısına geldiğimizde köydeki evlerin çoğunun kapısının boyu kısa olduğu için tüm tim olarak kapıdan eğilerek girdik.
Özellikle Yiğit ve Yavuz.
Muhtar oturduğu yerden kapıdan giren uzun ve kalıplı 9 kişiye kafasını bir hayli havaya kaldırarak baktı.
“Hay maşallah.Ananız babanız sizi neyle besledi gençler?”diye sormadan da edemedi.
“Kolay gelsin,biz Türk Askeriyiz.Ben Yüzbaşı Yiğit Kara.Ben ve timim köyü ve sizi korumak için geldik.Dün bir saldırı olmuş,önü kesilmiş fakat tekrar olmayacağından emin olmadığımız için burdayız.”diyerek gerekli açıklamayı yaptı Yiğit.
“Hoşgelmişsiniz komutanlarım.Allah sizden razı olsun,kolaylık versin.Bir isteğiniz,ihtiyacınız olursa;kapıma gelmeniz yeterli.”dedi tüm içtenliğiyle.
“Biz köyün belirli bölgelerine dağılacağız.Köylüye haber verirseniz iyi olur,köylerindeki yabancılardan tedirgin olmasınlar.Size numaramı vereyim,olumsuz bir durumla karşılaşırsanız aramanız yeterli.”diyerek masadan bir kağıt ve kalem alarak numarasını yazmaya başladı yüzbaşı.
“Tamam ben herkese geldiğinizi söylerim.Sağolun tekrar.”diyerek minnetle konuştu.
“Bizim işimiz bu.Sizin rahat etmeniz için elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık her zaman,şimdi de yapmaya devam edeceğiz.Teşekkür edilecek bir durum yok.”diyerek konuşmaya dahil oldum.
“Allah razı olsun asker kızım.”dedi gururla.Asker kızım.
Yüzbaşı telefon numarasını verdikten sonra muhtarlıktan çıktık.
“Herkes ikişerli farklı yerlere dağılacak.Bir grup 3 kişi olacak mecbur.”dedi yüzbaşı.Ardından devam etti:
“Ben ve Tuana komutanınız
Kağan-Yavuz
Aras-Doğan ve Selin
Alparslan ile de Doruk.”diyerek grupları oluşturdu.
“Olumsuz ne olursa olsun anında haber veriyorsunuz.”
“Emredersiniz!”diyerek herkes yanındakiyle ayrıldı.Ben ise Yiğit’le.
“İki komutanında aynı grupta olması biraz saçma değilmi sence de?”diye yürürken konuşmaya başladım.
“Hiçte değil.2 komutan yan yana nöbet tutamaz diye bir kural yokya!”diye cevap verdi.
“Yok tabii de,ne bileyim bir an saçma geldi.”dedim.
“Hiç saçma değil,kafanı yorma boşver.”diye geçiştirdi beni.Enerjimi boşa harcamayacaktım.Susmayı tercih ettim.
Yolda yürürken bakışlar üstümüzdeydi.Bizi ilk defa gördükleri için normaldi.Daha doğrusu bizimi yoksa benimi ilk kez gördüklerini bilmiyordum.Ben timde değilken diğerleri bu köye gelmiş olabilirlerdi.
“Ben bu timde değilken siz hiç buraya geldiniz mi?”diye sordum.
“Geldik ama kısa süreliğine.Bu tarz bir görev için gelmemiştik.Muhtarla falan ilk defa tanıştım.Burdaki insanların yarısından çoğu da tanımıyordur bizi.”diye açıkladı.
“Tanıyan var yani?”
“Birkaç tanesi tanıyor işte.Çok kalabalık bir köy değil zaten.Civarda daha kalabalık köyler var.Aşiretler falan daha fazla.Burda tek bir aşiret var.”
“Aşiret var he?Merak ettim şimdi.”
“Hiç etme.Buranın yakınındaki bir köyde bulunan aşiretle düşmanlar.Öyle böyle değil ama!”dedi abarta abarta.Yine de bir şey demeden dinlemeye devam ettim.Heyecanlıydı anlatırken.
“Burdaki aşiretin oğlu düşman aşiretin kızını kaçırmış geçen ay.İkiside hâlâ ortalıkta değil.”
“Bu yüzdenmi düşmanlar?”
“Hayır tabi ki.Düşmanlıkları dedelerinden beri sürüyor,yeni değil.”
“Kız reşitmi?”
“Ne bileyim ben!Kız nüfusumda değilya!”diye çıkıştı.Gözlerimi devirdim.
“Yiğit abi!”diyen sesle ikimizde arkamızı döndük.Küçük bir kız buraya doğru koşuyordu.
Yiğit kız çocuğunu görünce gülümseyerek dizlerinin üzerine çöktü.Ardından kollarını iki yana açtı;koşarak gelen çocuk gibi.
Kız yanımıza gelince hiç beklemeden Yiğit’in boynuna atladı.Yiğit’te aynı karşılamayla kıza sımsıkı sarıldı.
“Gelmişsin!”dedi özlemle.
“Geldim tabii!Yiğit abin sana gelirim derde gelmezmi prenses?”derken ayrıldılar.
“Çok özledim seni!”diye mutlulukla konuştu.Görünene göre Yiğit’i çok seviyordu.
“Bende seni çok özledim.”dedi Yiğit.O sırada geldiğinden beri ilk kez dikkatini çekmiştim.Bana bakarak konuştu:
“Seni ilk defa görüyorum.Yoksa Yiğit abimin sevgilisimisin?”diye sordu heyecanla.
İkimizde böyle bir soruyu beklemiyorduk.
“Sen sevgiliyi nerden biliyorsun?”dedi Yiğit şaşkınca.
Kız ise kıkırdadı.
Onlara ayak uydurarak bende dizlerimin üzerine çöktüm.
“Merhaba güzellik.Benim adım Tuana.Senin de adını çok merak ettim.”diyerek elimi sevecen bir tavırla ona uzattım.
O ise hiç yadırgamadan elimi kavradı.
“Benim adım Yaren.”dedi.
“Yaren,ne kadar güzel bir ismin var Yaren.Tanıştığıma memnun oldum.”diye devam ettim.
“Bende memnun oldum.Yiğit abimin sevgilisimisin?”diyerek sorusunu yineledi.Bu kadar meraklı ve bilgili olmasına şaşırmadan edemedim.
Yiğit’le birbirimize ne diyeceğimizi bilemezcesine baktık.
“Hayır canım Yiğit abinin sevgilisi değilim.Bende onun gibi askerim.”diyerek makul bir cevap verdim.
Fakat cevabımı beğenmemiş olacak ki yüzü düştü.Belli etmemeye çalışsa da anlık değişimini fark etmiştim.Yine de çabuk toparlanarak eski haline döndü.
“Demek sende askersin!Üzerindekilerle çok güzel gözüküyorsun.”dedi üniformama aşkla bakarken.
“Teşekkür ederim,sende elbisenle müthiş gözüküyorsun.”dedim gülerek.Sesim de normale göre daha canlıydı.
“Gerçektenmi?”diye sordu heyecanla.
“Gerçekten!”dedim aynı tonla.
“Hanımlar beni sattınız yalnız hemen!”diye araya girdi Yiğit.
“Ben Tuana ablayı çok sevdim!”dedi Yaren.Ona kocamana bir gülümsemeyle yanıt vermiştim.
“Bende Tuana ablanı çok seviyorum,o yüzden seni anlıyorum merak etme.”dedi kızın burnuna dokunarak.
Ben ise mideme oturan sertliğin nedeninin gerçek olmamasını istiyordum.
“Yaren,kızım!”diyerek bize gelen kadına baktım.
“Anne!”diyen Yaren’le annesi olduğu kesinleşti.
“Kızım seni arıyorum sabahtan beri,korkuttun beni!”diyen kadına Yiğit’in kucağından kalkıp sarıldı Yaren.
“Anne Yiğit abim gelmiş!Hemde Tuana ablamla tanıştım.Çok güzel değil mi?”diye annesine sordu.
“Evet annecim çok güzel.”diye cevapladı kızını.Bizde artık ayağa kalkmıştık.
“Hoşgeldiniz.Muhtar haber verdi,hepinizden Allah razı olsun.”dedi kadın bize bakarak.
“Ne demek,görevimiz.”diyerek konuştum.Kadın minnetle gülümsedi.
“Hadi artık evimize annecim,asker abiyle abla işini yapsın.”dedi kızına.
“Tamam anne.Görüşürüz.”diyerek biz el sallamasıyla ikimizde Yaren’e el salladık.O uzaklaşırken biz arkasından gözden kaybolana kadar baktık.
“Çok tatlı.”dedim.
“Çok masum.”dedi.
Birbirimize bakıp konuşmadan anlaştık.Bu masum insanların ve çocukların canına kıymaya çalışanların hepsinin üstesinden gelecektik.
Biraz daha ilerleyip kullanılmayan bir evin önünde durmaya karar verdik.Hem köy meydanını hem de köyün girişini rahatça görebiliyorduk.
Kulaklıklarımız hepimizde açık olduğu için konuşulanları duyabiliyorduk.Aras’ın sesi kulaklarımızı doldurdu:
“Komutanım ben bu gerizekalı Doğan’ın aşk dolu sözlerini çekmek zorundamıyım?”diye isyan etti.Selin ve Doğan arasında nasıl ortada kaldığını tahmin edebiliyordum.
“Evet.”diyen Yiğit’le kısa ve net cevabını almış oldu.
“Sözün gittiği yer benim,duyan sensin;hâlâ şikayetçisin anasını satayım!”diyen ses Selin’indi.
“Valla Selin’cim senin yerinde olmayıda istemezdim doğrusu.Vahşi kelebek falan dediği kadar varsın ama üzülüyorum sana da.”diyerek durum tespiti yaparmışcasına konuştu Aras.
“Lan biz sana bayılıyoruz sanki!Boş boş konuşup kendi kendine gülüp duruyorsun sabahtan beri!”diye lafa atladı Doğan.
“Sen anlamazsın canım,kendimi motive ediyorum.Bilinçaltıma iyi şeyler olacağını söylüyorum.Hepinize tavsiye ederim,evrene iyi mesaj yollayın.”dedi Aras.
“Bilinçaltına sokayım.”diyerek sakince sohbete katıldı Yavuz.
“Yavuz;bebeğim ayıp oluyor yalnız.İçinden 3 kere tekrar et,uykusuz kalacağız gece şimdiden alıştırma yapmamız gerekiyor!”dedi Aras teessüfle.
“Siktir git lan yavşak!Komutanım Aras’ın;Doğan ve Selin’in aşkına imrendiğini,bana yavaştan kaydığını düşünüyorum.”diyen Yavuz’un muhatabı hangimizdik bilmiyorum.
“Ne aşkı be!” diye çıkışan Selin’e; ”Ayıp oluyor vahşi kelebek!” cevabını verdi Doğan.
“Yalnız asıl ayıp bana oluyor burda.Resmen gay muamelesi görüyorum ben bu timde!Ayrıca yavşasam tercihim siz olmazdınız Yavuz komutanım.Sizli bizli konuşmaya geçtim fark ettiyseniz;o derece ciddiyim.”dedi Aras.
“Bencede komutanım.Sizden yakışıklı olanlar da var bu timde.Ben mesela.”diyerek kendini överek sohbete katıldı Alparslan.
“Ben senden daha yakışıklıyım oğlum!Görmüyormusun şu beyaz ten,kapkara saçlarımı;baby face yüzümü!”diyerek kendini öven bir diğer yarışmacımız Doruk’tu.
“Yiğit komutanımın da hakkını yemeyin şimdi çaylaklar.Komutanım gay olsam ilk size yanlardım.”diyen Aras’la hızlıca Yiğit’e döndüm.
Siyah saçları,beyaza yakın ten rengi,çekici yüz hatları ve çokça çalışarak elde edilmiş fiziğiyle gerçekten çok yakışıklıydı.Hastaneden çıkınca kestirdiği sakalları yeni yeni çıkmaya başlamıştı.
Yeterince inceledin adamı Tuni.Sanki nikahına alacaksın!
Diyen iç sesimle kendime geldim.
“Yanladığın gibi sakat bırakırdım seni Aras.”dedi Yiğit.Derin bir nefes alıp verdim.
“Allah hepinize yardım etsin.”diyen Kağan abiye içimden katıldım.
“Kağan abi evli barklı olmasan bu konulara bizden önce atlayacağını biliyoruz!”diyen tabii ki Aras’tı.
“Tövbe estağfurullah,tövbe estağfurullah…”diyerek kulaklığı kapatıp devam etti Kağan abi.
“Adam görevin ortasında namaza duracak şimdi.”diye güldü Doruk.
“Abi istersen yoldan geçen birine kıblenin yönünü sorayım senin için.”dedi Doğan.
“Lan mal mal konuşup durmayın andavallar.”diye çıkıştı Yavuz.
~
“Hayırdır,uykunmu geldi?”diye sordu yanımdaki yüzbaşı.
Gün bitmek üzereyken hava çoktan kararmıştı.
“Yok gelmedi.”dedim sadece.Başım fena ağrıyordu.Muhtemelen kafeinsizliktendi.
“Niye arada gözlerini kapatıp açıyorsun?”demesiyle kafamı tamamen ona çevirdim.
“Sen benimi gözetliyorsun?”
“Gözetlemiyorum.Görüyorum sadece ekstra çaba sarf etmiyorum.”
“İyi.Başım ağrıyor sadece.”dedim yorgunca.
“Karnın açmı?”diye sordu bu kez.Köyün muhtarı yemek için timi evine davet etmiş,tıka basa doymuştuk.
“Saçmalama,daha kaç saat geçti yemeğin üzerinden!”
“O zaman niye başın ağrıyor?”
“Kahve içmediğim için olabilir.”
“Gelmeden önce içtin.”
“Ben günde kaç kahve içiyorum haberin varmı?”diye çıkıştım.
“Çok sağlıksız.”
“Senin her şeyin sağlıklımı?”
“Evet.Zararlı bir alışkanlığım yok.”
“Alkol,sigara?”
“Hiç içmedim.”demesiyle ufak bir şok geçirdim.
“Sen içtin sanırım?”diyerek durum tespiti yaptı.
“Lisede 1 sene sigara içmiştim.Sonra bıraktım,10 yıldırda ağızıma sürmem.Alkolde çok arada,rakı içmeyi severim.Eski timimde gece dışarı çıktığımızda hep gittiğimiz bir mekan vardı.Özellikle orda içerdim.Hiçbir zaman kontrolümü kaybetmedim ama.Dozunu ayarlıyorum.”diye yanıtladım.
“İyi bari.”dedikten sonra çantasını açıp birşey aramaya başladı.Başta hareketlerine anlam veremesem de çantasından çıkardığı şey hazır kahveydi.
Çantadan çıkarır çıkarmaz bana uzattı.
“Baş ağrını geçirsin.2 gün önce aldım merak etme.”demeyi de ihmal etmedi.
“Teşekkür ederim.”dedim tüm içtenliğimle.Kahveyi açarak yudumlamaya başladım.İhtiyacım olan şey buydu.
Uzun görevlere çıkarken yanıma kesinlikle kahve alırdım.Fakat buraya geldiğimden beri alaydaki odama kahve stoğu yapmamıştım.Aciliyeti olan bir durumdu.
Gece yarısına yaklaşırken köydeki ışıkların çoğu sönmüş,kahvehanedeki insanlar dağılmıştı.
Şu zamana kadar ters bir durumla karşılaşmamıştık.Gecenin karanlığıyla bizde köyün merkezinde değil,dağın tepesine çıkmıştık.Sokak lambası bizi ele verdiği için köyü tepeden izlemek daha mantıklıydı.
Saat ilerlerken köye giren arabaya dürbünümle baktım.Yiğit’te fark etmiş olacakki yüz üstü yatıp gözetlemeye başladı.
“Zelzele 6,Zelzele 1 konuşuyor.”
“Zelzele 1,Zelzele 6 dinlemede.”dedi Doğan.
“Köyün girişinde hareketlilik var,aksi duruma karşı hazırlıklı ol.”diyerek önlem aldırdı.
Doğan keskin nişancı olduğu için bizim kaçırdığımız adamı önceden gözetleyerek halledebilirdi.
Adam arabadan etrafı kolaçan ederek indi.Arabasını köyün girişine park edip meydana ilerlemeye başladı.Üzerindeki gösterişli kıyafetlerden buranın yerlisi olduğunu anlamak zordu.Ayrıca adam her an yakalanacakmış gibi hareket ediyordu.
“2. grup ve biz aşağı iniyoruz.Adamın kim olduğunu bilmiyoruz.”
“Anlaşıldı.”diyen Kağan ve Yavuz’du.
Dördümüz aşağı inmeye başladık.Adam köy meydanında uzun süre oyalandıktan sonra üç katlı bir eve ilerlemeye başladı.Aramızda birkaç metre kala Yiğit konuştu:
“Olduğun yerde kal!”diyen yüzbaşıyla adam ellerini hızla havaya kaldırdı.Gelen sesle milim yerinden kıpırdamadı.
“Dizlerinin üzerine çök.”diyen ise bendim.Adam sözümü dinleyip diz çökünce Kağan adamın yanına gitti.Bir risk olmadığını anlayınca bizde yanlarına ilerledik.
Tam o sırada önünde bulunduğumuz evin kapısı bir hışımla açıldı.Biz daha ne olduğunu anlayamadan elinde tüfekle adama ilerleyen yaşlı amcayı Yavuz durdurdu.
“Amca dur napıyorsun!”diye gayet sakince adamın kolundan tuttu.
“Bırak komutan.Bu adam bu saatten sonra ölüdür.”diye tükürürcesine konuşmasıyla beraber Yiğit’le birbirimize bakıp adamın kim olduğunu anladık.
Bulunduğumuz köyün aşiretinin oğluydu:Düşman aşiretin kızını kaçıran oğlan.
Bölüm etkileşimi
