2. bölüm · Zelzele

2.bölüm/Sürdürmek

Belliii ♾️

İnsan hayatının her anında en sevdikleriyle sınanıyordu.Hayat sanki zaaflarımızı biliyor,ona göre başımıza geleceği seçiyordu.Ve ben Tuana Keskin;9 yaşında babamı vatan uğruna toprağın altına gömmüştüm.

7 yaşında babamın tayininin Van’a çıkması sonucu beraber büyüdüğüm insanlara veda etmek zorunda kalmıştım.Yeni bir hayata başlamış,okulum değişmiş,çevremdeki insanlar dahi farklılaşmıştı.

9 yaşında babamı karargâha öperek yollayıp 2 ay sonra evin zili çaldığında kapıyı açıp önümde duran yeşil üniforma giyen uzun boylu adama kafamı kaldırarak baktığımda bana annemi çağırmamı söylemişti.

Annem ve ablamı çağırdığımda ağızından dökülen tek cümle:
“Başınız sağolsun.”olmuştu.
Annemde dolan gözlerine rağmen çenesini daha da havaya kaldırarak
“Vatan sağolsun!”demişti.

Annem hayatının geri kalan her anında hayat arkadaşının şehit olmasıyla gurur duymuş,bize hem anne hem baba olmuştu.

2.ailem olarak bildiğim insanları babam şehit olunca yanımızda göremediğimiz için hayatımın geri kalanında da görüşme isteği gelmemişti.

Fakat 2 yıl sonra gelen haberle acım ikiye katlanmış,Kutay amcanın şehit olduğunu öğrenmiştim.

11 yaşımda babamla aynı gün farklı yerlerde şehit olan,bana baba gibi bakıp kendi çocuklarından ayırmayan Kutay amcanın şehit olduğunu duymuştum.

Ve ben Tuana Keskin;Üsteğmen Tuana Keskin.12 yaşına girerken kesilen pastamı üflerken ki tek dileğim asker olmaktı.Başarmıştım.Baba dediğim adamların izinden devam ederek savaşacaktım.

Babalarımız şehit olmadan önce sürekli beraber olduğumuz,yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen,akşamları çayları birlikte içmek için toplandığımız insanlarla o günden beri görüşmüyorduk.

Babam şehit olduktan sonra Van’dan,babamın memleketine;Muğla’ya taşınmıştık.Askeri okulu kazanana kadar ki hayatım Muğla’da geçmişti.Ablam asker olmamın ne kadar önüne geçsede,hayalimi gerçekleştirip asker olmuştum.

Şu anda Muş’ta görev yapıyordum ve Korku Timinin komutanıydım.Adımlarım karargahın koridorlarında sertçe basıp geçtiğim yerlerde iz bırakırken Ethem albayın beni çağırmasıyla odasına ilerliyordum.Nihayet odasına vardığımda kapıyı çalıp içeri girdim.

Asker selamımı verip albaydan “Rahat ol Tuana.”emrini aldıktan sonra rahatta kaldım.
“Seni böyle aniden çağırmamın sebebini merak ediyorsundur kızım.”dediğinde meselenin ciddi olduğunu kavramıştım.
Başımı bir kez aşağı salladığımda eliyle masasının önündeki koltuğa oturmamı söyledi.
“Korku Timinin başında olarak sayısız başarıya birlikte imza attınız.Burdaki desteğin ve yaptıkların unutulmaz şeyler.Seni sonsuza kadar aramızda bulundurmak istesekte görev yerinin değişmesini istiyorum.”dediğinde kaşlarım çatılmıştı.
“O ne demek komutanım?”
“Şu demek;görev yerin bundan sonra Hakkari’de olacak.Orada bulunan timde tekrar komutanlığını yapacaksın.Gideceğin tim çok özel bir tim.Zaten başarılı olan askerlerimizi daha üst seviyeye getireceğine inanıyorum.Hakkari’deki albay arkadaşım beni aradığında komutan olarak seni tavsiye ettim.Burada uzun yıllardır çalışıyorsun,ilk görev yerin burası fakat artık kendinide başka askerleri de geliştirmenin zamanı geldi Üsteğmen.”dediğinde şaşırdığımı belli etmedim.

“Komutanım tabi ki özel bir timin başına geçmek benim için bir onur olur fakat Korku’yu bırakmak istediğimden emin değilim.Dediğiniz gibi ilk görev yerim burası ve ben,biz Korku’yla birbirimizi ailemiz bildik.Onlardan hemen vazgeçmemi beklemeyin lütfen.”diye cevap vererek nihayetinde konuşmuştum.
Korku benim 2.ailem,arkadaşlarım,sevdiklerimdi.Birbirimize birşey olsa dünyayı yakardık ve onlardan kolay kolay vazgeçemeyeceğimi biliyordum.

“Bak kızım,eğer gidersen kariyerini çok daha üst seviyeye taşımış olursun,böylesine özel bir timdeki askerleri geliştirmiş olursun.Bunları düşün ve akşam olmadan bana haber ver,çıkabilirsin.”dedi.

“Emredersiniz!”dedikten sonra tekrar selam verip odasından çıktım.Nedense derin bir nefes alma gereği duymuştum.Bu konuyu Korku’yla konuşmam gerekiyordu.

Adımlarım öğlen saati olduğu için yemekhaneye ilerledi.Girer girmez masada oturan Korku’yu görünce onlara doğru ilerledim.

Beni görünce hepsi ayaklanmaya başladı ama onlara elimle oturmalarını işaret ettim.Öğle yemeği yemezdim o yüzden yüzlerindeki şaşkınlık barizdi.
Seni çok iyi tanıyorlar Tuni,nasıl bırakıcaz biz ailemizi.

Fatih,İsmail,Ali,Ömer,Berke ve Barlas.Hepsi yemek yerken bir anda gelmeme şaşırmışken kenardaki masadan sandalye çekip masanın başına geçtim.
“Sizinde bilmenizi düşündüğüm bir konu var.Onu konuşmaya geldim.”
Herkes yemek yeme işini bir kenara bırakıp beni dinlemeye başladılar.
“Albay çağırdı az önce.Hakkari’de başına geçmem gereken,eğiteceğim özel bir tim varmış.”diye direkt konuya girdiğimde hepsinin yüzünden geçen tek ifade şaşkınlıkta karışık hüzündü.
Yinede umursamayıp devam ettim.
“Albaya akşama kadar kararımı söyleyip Hakkari’ye gideceğim.Sizinde haberiniz olmasını istedim.Tabi bir yandanda vedalaşmak.”derken sonlara doğru sesimdeki hüzün belli oluyordu.

“Komutanım illaki sizinmi gitmeniz gerekiyor.Yani başka bir komutanın görevlendirilmesi falan olamazmı…”diyerek elini ensesine götüren Berke’ydi.

“Olabilir tabii ki ama albay beni önermiş.Bana güvenmiş.Sizi bırakmak istemiyorum ama oradaki askerlerin başında olmakta benim görevim.Benim ilk görev yerim burası ve yıllardır burada birlikteyiz.Ben sizi ailem;siz beni ablanız,kardeşiniz olarak bildiniz.Emin olun şu an bunları söylemek benim içinde zor ama sonsuza kadar burada görevimi yapamam.”dediğimde ilk defa komutanları olarak değil,aileden bir ablalarıymış gibi konuşmuştum.

Fatih soğukkanlılığını koruyarak:”Doğru söylüyorsunuz komutanım,sonsuza kadar bizde burada görev yapmayacağız sonuçta.Sizinde kendinizi geliştirmeniz,farklı askerleri görmeniz gerekiyor.Yani biz sizi anlıyoruz komutanım.Arkanıza değil,önünüze bakın.”dedi.
Fatih bu timde bende dahil herkesin abisi gibiydi.O yüzden böyle konuşmasını yadırgamamıştım.

“Komutanım gittiğiniz yerde bizi unutmayın ama,olurmu?”diyen tabi ki Barlas’tı.
Yüzündeki çocukça ifadeye göz devirsemde:”Merak etme,etmeyin.Benim ilk ailem olarak bildiğim timim sizsiniz.Yerinizde her zaman ayrı olacak.”diyerek tek tek hepsine baktım.

Onların yüzündeki gülümseme yeniden gelirken benimkinin kalmadığına emindim.Onları özleyeceğimi biliyordum.

Akşam olmadan timle vedalaşmış,albaya kararımı bildirmiştim:
Hakkari’ye gidiyordum.

Kendimi geliştirmenin ve tayinimin zamanı geldiği için Korku’yu düşünüp pek sıcak bakmasamda onlar beni anlayıp kararımı vermemde yardımcı olmuşlardı.

Onlarla vedalaşmayı elimden geldiğince kısa tutmaya çalışmıştım yoksa şu an arkama bakmadan yürüyemezdim.

Eşyalarımı toplamış iki valiz ve sayısız çantamı arabama yüklemiştim.Siyah Mercedes G63’üm bana fazlasıyla yetiyordu.
E bi zahmet Tuni.

Arabaya bindiğimde dikiz aynamdan arkama son kez baktığımda albayın gururlu gözlerle beni uğurladığına şahit olmuştum.Alaydakilerin arkamdan üzüldüğünü biliyordum çünkü buradaki tek kadın asker bendim ve hepsinin üstüydüm.Onlarla yaptığımız her görev aklıma geldikçe boğazım kurudu ve kafamı sağa sola sallayarak arabamı çalıştırdım.
~
Yaklaşık 3 saat yol gittikten sonra saat sabah yedi olmuştu ve artık mola vermem gerekiyordu.Yolumun üstündeki random bir restorantta durup annemle ablamı arayıp haber verecektim.
Bundan sonra ülke sınırında görev yapacağını kabul ettin,yola çıktın ve ablanları şu an aramaya karar verdin.Pes Tuni!
Bu duruma çokta takılmadım çünkü onlar bunu reddetse bile istersem yapacağımı biliyorlardı.O yüzden düşünülecek bir dert değildi.

İçeri girdiğimde bahçedeki masalardan birine oturmaya karar verdim.Mart ayında olmamıza rağmen sabahın yedisinde hava güneşli ve sıcaktı.

Yanıma gelen garson “Hoşgeldiniz.Ne alırdınız?”dediğinde karışık tost ve kahve istemiştim.Yemeğimi yedikten ve biraz oyalandıktan sonra saat 8 olunca annemleri aramanın zamanı gelmişti.
Geç olsun güç olmasın Tuni.

İlk önce ablamı aradığımda tabii ki açmamıştı.Çünkü bugün günlerden pazardı ve muhtemelen nöbetten dönmüş uyuyordu.
Annemi aradığımda ise telefonu tek çalışta açmıştı.
“Tuana,kızım günaydın.Hayırdır bu saatte arıyorsun sen birşey mi oldu?”diye endişeyle soru sorduğunda yüzümdeki gülümsemeye engel olamamıştım.
“Günaydın anne günaydın.Merak etme kötü birşey yok.Yazgı hanımı aradım ama açmadı.Size bir haberim var onun için aradım.”diyerek kahvemden bir yudum almıştım.
“Ablan 1 saat önce nöbetten geldi kuzum.Uyuyor.Sen söyle bana ben haber veririm uyanınca.”diyerek rahatlayan sesiyle konuştu.
“Anne artık Muş’ta değil Hakkari’de görev yapacağım.Onun haberini vermek için aradım.Ablama uyanınca söylersin.”diyerek dünyanın en normal konusunu konuşuyormuşcasına rahattım.
Fakat annem öyle değildi.”Ne demek Hakkari’de görev yapacağım Tuana?Sınıra gittiğinin farkındamısın sen kızım.Zaten uzaktasın diye içim rahat değil birde ülke sınırına gideceğini söylüyorsun.Kesinlikle olmaz,böyle birşeye izin vermiyorum.”diye korkarak konuşmuştu.
Gözlerimi devirerek “İzin almıyorum anne.Kararım kesin,zaten yola çıktım iki saat sonra Hakkari’deyim.Haberiniz olsun diye aradım.”diyerek kahvemi içmeye devam ettim.
“Yola çıktın ve iki saatinmi kaldı?”diye şok içinde soru sordu.Onaylayan bir ses çıkardığımda ise asla sakin değildi:
“Bize ne zaman haber verecektin acaba Tuana hanım?Allahım delireceğim.Birde izin almıyorum haber veriyorum diyor.Sen beni delirtmekmi istiyorsun annecim!”dediğinde artık bağırıyordu.
“Sakin ol anne.Bağırma ablam uyanmasın.1 saatlik uykuyla şok yaşamasın kız.Ayrıca sizede şu an haber veriyorum.Eninde sonunda haber verecektim ve şu anı seçtim.Sürekli Muş’ta kalacak değildim.Başka askerleride eğitmem gerekiyor.Bu konu burada kapanmıştır.Ablam uyanınca haber verirsin.Kendinize dikkat edin.Görüşürüz.”diyerek konuyu kapatmıştım.
“Asıl sen kendine dikkat et.Biz iyiyiz merak etme.İçim hiç rahat değil ama bizi dinlemeyeceğini biliyorum.Varınca haber ver.Aklım sende kalmasın kızım.Çok öpüyorum seni.”dediğinde sesinde kabullenmekte zorlandığı ton vardı.
“Veririm.”diyerek telefonu kapattım.

Derin bir nefes alıp verdikten sonra kahvemi bitirip kasaya adımladım.Bir kahve daha sipariş edip paket olmasını istedikten sonra ödemeyi yapıp kahvemin hazırlanmasını beklemeye başladım.

Yaklaşık 5 dakika sonra dışarda duyduğum bağırış sesleriyle kafamı çevirdim.Bir erkek bir kadını zorla arabadan indirip buraya getirmeye çalışıyordu fakat kadın direniyordu.Bir terslik olduğunu anlayınca sert bir nefes vererek yanlarına doğru yürüdüm.

“Noluyor burda?”dediğimde adam bakışlarını bana çevirip kaşlarını çattığında karşısındaki rahatlığımdan rahatsız olmuş gibiydi.
“Sanane bayan!Ne oluyorsa oluyor.Hadi bak işine!”dediğinde sakinliğimi korumaya devam ediyordum.
“Bayan değil o.Kadın!Söylediklerine dikkat et ve elimden bir kaza çıkmadan kadının kolunu bırak.”diye aynı sakinlikte cevap vermiştim.
Adam tam cevap verecekken kasadaki kadın siparişin hazır olduğunu söyleyince aynısından bir kahve daha hazırlamasını söylemiştim.
“Hadi kardeşim kahvenide al bas git işine.Elinden bir kaza çıkacakmış!”diye alayla konuştuğunda artık dayanamayıp adamın burnuna kafamı geçirdim.
Bendede sabır bir yere kadardı yani.Çok bile dayandın Tuni.
Adam inleyerek geriye sendeleyince kızı kolundan çekip bir hışımla yanıma çekmiştim.Korkmuş gözlerle karşısındaki adama bakarken:”Nolur git senide öldürür bu herif!Başına birşey gelmesin git!”diye korkarak söylediğinde kafamı ona çevirmemle arkama sinmesi bir olmuştu.

Adam burnunu tutarak bana baktığında bağırarak üstüme yürümeye başladı.Sağ elini yanağıma uzatırken sağ elimle kolunu tutup ters çevirdiğimde açıdan olsa gerek inlemeye başlamıştı.Acıyla elimin altında kıvranırken “Tamam,tamam bırak.Bırak!”diye inlediğinde kolunu daha da bükmüştüm.Ağızından tekrar bir çığlık yükselirken adama “Bağırma!”diyerek bağırdığımda sesini kesmişti.
“Tamam bırak,lütfen bırak.Al kadını ne yapıyorsan yap.Bırak yoluma gideyim!”dediğinde bu kadar kolay kurtulabileceğini sanmasına karşılık ağzımdan kısa bir gülüş kaçmıştı.
“Ne güzel konuştun sen öyle ya.Yoluma gideyimmiş.Senin gideceğin yolu sikerim şerefsiz!”diye konuştuğumda kolunu bırakmıştım.
Rahatladığını sanarken iki elimde yakasından tutup arabasına yaslamıştım.
“Kimsin nesin bilmiyorum ama öğrenirim.Yanlış tuşa bastın.Başta benimle eğlendiğin o dilini koparır sana yediririm.Duydunmu lan beni!”diye sonunda beni zıvanadan çıkarınca sanki kaçabilecekmiş gibi kendini bir hışımla sola attığında iyice delirmiştim.
Sağ elimle sert bir tokat atıp dudağını patlattığımda sol elimi de boş bırakmayıp burnuma yumruğumu indirdiğimde zaten önceden kafa atmış olduğum burnunun artık kırıldığına emindim.
Gerizekalının çığlıkları susmuyorken başımı ağrıttığı için ona da sinirlenip tekrar yumruğumu savurdum.Bağırma dememe gerek kalmadan bayılmıştı.

Adamı yere savurup arkamı döndüğümde yardım ettiğim kadının şokla karışık hayranlıkla beni izlediğini fark etmiştim.Arkamı dönünce ifadesini toparlayıp “Çok teşekkür ederim.Sen olmasan…”deyip sustuğunda “Önemi yok.Ne olup bittiğini yolda giderken anlatırsın.”diyerek restorana adımladığımda kasadaki kadının ağızı beş karış açık beni izlediğini gördüm.Cebimden bir miktar parayı çıkarıp koyduğumda “İkinci kahvenin parası.Sana numaramı vereceğim ve polis gelip bu adamı aldığında arayıp haber vereceksin.”dediğimde kabul etmekten başka şansı yokmuş gibi kafasını hızla sallayıp poşeti uzattı.Garip garip ona bakarak dışarı çıktığımda “Ne var bu kadar şaşırılacak amına koyayım?”diye kendi kendime söylenerek beni bekleyen kadının yanına vardım.
Elimdekileri ona uzattığımda hemen tuttu.Cebimden telefonu çıkarıp buraya yakın bir emniyetteki polis arkadaşımı arayacaktım.Direkt polisi arasaydım iki saat ifade falan verirdim ve bunun için vaktim yoktu.
Telefon ikinci çalışta açılırken lafı uzatmadan konuşmaya başladım:
“Demir günaydın.Size yakın bir restorantın önünde baygın yaralı bir adam var.Seni aradım ifade vermeyeyim diye çünkü vaktim yok.Ya kendin gel al ya da bi ekip gönder.Ayılması uzun sürer ama yinede elini çabuk tut.”diye konuya girdiğimde Demir gülmüştü.
“Sanada günaydın Tuana hanım.İyiyim bende valla iş güç işte.Saol sorduğun için!”dediğinde gözlerimi devirip ofladım.”Demir gerçekten vaktim yok.Gel şu adamı al ya da aldırt.Bir kadını rahatsız ediyordu hemen salma birkaç gün nezarette yatsın aklı başına gelsin köpeğin.Kadın benimle ve iyi haberin olsun.”dediğimde gerçekten bulunduğum durumdan sıkılmıştım.
“Tamam ben hemen bir ekip gönderiyorum.Yaralı dedin,senin parmağın varmı dememe gerek yok sanırım?”dediğinde gülümsediğini hissettim.
“Aynen biraz zorluk çıkardı.Hallettim merak etme.Kapatmam lazım,saol,görüşürüz.”diyerek telefonu suratına kapattım.Çok uzatmıştı.Yerde baygın olan adamı yakasından tutup kenardaki bankın üstüne savurunca buradaki işim bitmişti.

Arabama adımladığımda bana şaşkınlıkta bakan kıza kafamı ne var dercesine sallayıp kafamla arabaya bin dedim.Kız korktuğundan olsa gerek kapıyı açıp yanıma oturmuştu.

“Gideceğin bir yer varmı?”diye sorduğumda başını salladı bende neresi dercesine kaşlarımı kaldırdığımda:“Hakkari”demişti.

“Güzel.Bende Hakkari’ye gidiyordum.İsabet oldu.”dediğimde bu duruma gerçekten sevinmiştim çünkü yolumu değiştirmek en son isteyeceğim şeydi.

“Asıl konumuza gelelim.O adam kimdi,seni niye zorluyordu ve neden Hakkari’ye gidiyorsun?”derken arabayı çalıştırmıştım.

O ise benim ne kadar net olduğumu anlamış olacakki:”O adam takıntılı bir manyak,yıllardır peşimde ve Hakkari’ye gideceğimi duyar duymaz kapıma dayandı.Acıkmışsındır deyip restorantın önünde durunca inmemek için direniyordum.Sen geldin.He bide öğretmenim,ilk tayinimde doğuya,Hakkari’ye çıktı.O yüzden gidiyorum.”dediğinde taşlar yerine oturmuştu.

Anladığımı belli edercesine kafamı aşağı yukarı salladım.Tam o esnada telefonum çaldı.Bilinmeyen numaraydı.Restoranttaki numaramı verdiğim kadın olduğunu düşünerek telefonu açtım.Daha alo bile diyemeden;

“Üsteğmen Tuana Keskin!”diye bir ses duyuldu.

Yerimde dikleşerek:”Benim?”dediğimde telefondaki sesi ilk defa duyuyordum.

Kim olduğunu anlayamazken telefondaki kişi kendini tanıttı:
“Ben Albay Şükrü Şanlı.Albay Ethem Durmaz’ın askerisin değil mi?”derken sesindeki ağırlık çok barizdi.

“Evet komutanım,Ethem albayın askeriyim.”derken sesim artık kendimden emindi.

“Güzel,yola çıktığının haberini aldım.Ne zamana burda olursun?”dediğinde gideceğim karargâhın albayı olduğunu ve konuşmayı sonlandırmak istediğini anlamıştım.Bu yüzden kısa tutmaya çalışıyordum.

“Yaklaşık 2 saate alaydayım komutanım!”dedim.

“Alaya yarın gelebilirsin üsteğmen.Eğer kendi evini tutmak istersen bugün hepsini hallet.Eğer karargâhta kalacaksanda eşyalarını yerleştirip dinlenmeni ve seni karşımda yarın görmek istiyorum!”diyerek son sözünü söyledi.

“Emredersiniz.”diyerek telefonu kapattığımda yanımdaki kız şaşkınlıkla bana bakıyordu.

“Sen askermiydin?Ay bide üsteğmenmişsin!O şerefsizi döverkende boksör falansın diye düşünmüştüm ama asker çok daha havalıymış!”derken gülüyordu.

Ona ters bir bakış atarak:”Aynen.”dediğimde içimden bu mal ne anlatıyor diyordum.

“Ya tamam öyle bakma.”derken korktuğunu hissettim anlamsızca.İçimden sabır dilenerek”Korkmanı gerektirecek bir durum yok.Askerim ve yeni görev yerime gidiyorum.Adımıda öğrendin.Tuana.Başka birşey merak ediyorsan sor.”dediğimde sakindim.

“Merkezdemi görev yapacaksın?”derken daha sakindi.
“Yüksekova.”diye kısa bir cevap verdim.
Fakat o tekrardan heyecanlı ifadesini kuşanmıştı.”Bende Yüksekova’da yapacağım öğretmenliğimi!Aynı yeremi gidiyoruz şimdi?”dediğinde sesindeki mutluluğu hissettim.

Onaylayan bir mırıltı eşliğinde:”Öyle gözüküyor.”dedim.
Birkaç dakika geçtikten sonra bu sefer soru soran bendim:
“Yüksekova’da evin falan varmı,ya da bir tanıdığın falan?”dedim.
“Hakkari’de kimsem yok.Kendime bir ev tutacağım.”dediğinde yüz ifadesi aklına birşey gelmiş gibiydi.
“Ben valizimi o salağın arabasında unuttum!”derken sesindeki panik beni sinirlendirdi.

“Kızım sen telaş yapmadan duramıyormusun?Sakin olsana bi ya.Hayır sanki çok önemliymiş gibi Allah aşkına!”dedim.
“Ya önemli çünkü!İçinde bir sürü kıyafetim,değerli eşyam vardı.Ben temelli kalmaya gidiyorum herşeyimi yanıma almıştım.”dediğinde sesindeki korku devam ediyordu.

Göz ucumla kucağındaki çantaya bakarak;”Çantanın içinde ne var?”diye sordum.

O ise”Telefonum,cüzdanım,şarj aletim,makyaj malzemelerim ve birkaç abur cubur.”dedi.

“Tamam telaş yapma.”dediğimde bende sakindim.

Telefonumdan 2.kez Demir’i arıyordum.Telefonu açtığında yine uzatmadan;”Demir adamın arabasının içinde bir valiz olacaktı.Onu Yüksekova komutanlığındaki Tugaya bıraktırırsan sevinirim.”diyerek konuya girdim.

Demir ise bu halime şaşırmadan “Tamamdır komutanım!”diye gülerek cevap verdiğinde teşekkür ederek telefonu kapadım.

Ardından yanımdaki kıza dönerek”Gördünmü hallettik.Lütfen artık telaş yapma!”diye uyarımı yapmayı ihmal etmedim.

“Teşekkür ederim.”derken sesinde mahcubiyet vardı.Bense öyle hissetmesini istemediğim için konuyu dağıttım.

“Ee,hâlâ adını söylemedin?”dedim.Oda hemen ayak uydurarak konuşmaya başladı.
“İsmim Nehir.Nehir Cambaz.İlkokul öğretmeniyim bu arada.”dediğinde ismini öğrenmiş oldum.

Kafamı yavaşça salladığımda”Ev tutacaksın yani Nehir?”derken onayladığında kafamdaki plan hazırdı.

3 saat sonra
Nehir’le beraber içimize sinen kiralık bir evi tuttuk.Ev arkadaşı sıcak baktığım bir fikir değildi fakat bu kız işleri değiştirmişti.Ona tekrar zarar vermeyeceklerinden emin değildim.Ayrıca ben görevdeyken evi yönetmesi gereken birine ihtiyacım olmadığını söyleyemezdim.Bu yüzden bu fikir artık sıcaktı.

Nehir ise bu durumdan hiç şikayetçi değil aksine benden daha memnundu.Hem onun okuluna yakın hem de Tugay’a yakın ortada kesişen güzel bir ev tutmuştuk.Fakat eşyaya ihtiyacımız olduğu için hem alışverişe hem de şehri dolaşmaya çıkmıştık.

Yan yana yürürken girdiğimiz sınırlı mağazalar sonucu ev alışverişini ortak karar ve ödeme sonunda tamamlamıştık.Anlaştığımız adamlar birkaç saate eşyaları getirecek ve kuracaktı.Bizde bu saati gezerek ve yemek yiyerek değerlendirmeye karar verdik.

Tavuklu salatamı yerken Nehir konuşuyordu:
“Ay,çok içime sindi gerçekten bayıldım!Evde çok güzel,sence?”derken heyecanlı ve mutluydu.

Cevap verecekken telefonumun çalmasıyla sustum.Ablam arıyordu.Haberi almış ve sinir küpü olan bir Yazgı hanımı tahmin ederek telefonu açtım.

“Alo!Tuana sen bizi delirtecekmisin?Asker olayım dedin tamam dedik,Doğu’ya gidiyorum dedin tamam dedik.Şimdi sınırda görev yapacağım diyorsun!Ne diyorsun sen!”derken tahmin ettiğim gibiydi.

“Öncelikle bağırma.Birincisi benim işim bu.İkincisi sonsuza kadar Muş’ta görev yapacak değildim.Üçüncüsü asker olmak istediğimi söylediğimde de,görev yerim doğuya çıktığındada size o tamamı ben zorla dedirttim abla.”derken oldukça sakindim.

“Ablacım,güzelim,canım kardeşim.Sen bizi anlamıyorsun.Bak burda annemle hergün sana,size dua ediyoruz-“ dediğinde sözünü keserek:
“Allah razı olsun.”dedim ve salatamı yemeye devam ettim.
O ise aldırış etmeden:”Hergün sana birşey olacak korkusuyla yatıp kalkıyoruz.Daha tam alışamamışken sen şu an bize tehlikenin içine daha da girdiğini söylüyorsun.Yapma gözünü seveyim!”dediğinde sıkılmıştım.

“Abla,ben tehlikeye asker olmaya karar verdiğimde girdim zaten.Korkunuzu anlayabiliyorum ama benim işim bu ve ben şehit olana kadarda öyle kalmaya devam edecek.Beni merak etmeyin demiyorum tabii ki,her an başıma birşey gelebilir,görevde vurulabilirim ki;sayamadığım kadar vuruldum.Olurda şehit olursam ikinizinde üzüleceğinizi ama bi o kadarda gurur duyacağınızı biliyorum.O yüzden bana işimi öğretmeyin ve normal yaşantınıza hiçbirşey olmamış gibi devam edin.Bu arada annem merak etmiştir.Ev tuttum işede yarın başlıyorum.Ben kendime olabildiğince iyi bakıyorum,sizde kendinize dikkat edin.”diyerek konuşmayı bitirdim.

Telefonu kapatırken birşeyler söylemeye devam ediyordu fakat kulak asmadım.Sürekli aynı şeyleri tekrar edip duruyordu ikiside.Bana işimi öğretiyorlardı ama bilmedikleri birşey vardı ki ben bu yerlere tırnaklarımı kazıyarak gelmiştim ve şehit olmadan vazgeçmeyecektim.