21. bölüm / 21
Zahir+1& | Başlangıç21.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Düşünce, Araba, Çekingen
Bölümler 21Şu an: 21.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Düşünce, Araba, Çekingen
- 1 1.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir köle, Bir kuma, Bir hiç2.092 kelime
- 2 2.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Kaç, Koş, Saklan2.123 kelime
- 3 3.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Sor, Konuş, Haykır2.237 kelime
- 4 4.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir kadın, Bir nefes, Bir hiç2.105 kelime
- 5 5.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Utanç, Arzu, Pişmanlık2.270 kelime
- 6 6.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Sevgi, Hüzün, Acı2.393 kelime
- 7 7.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir bakış, Bir yasemin, Bir hiç2.598 kelime
- 8 8.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Hazır, Açık, Sessiz,2.377 kelime
- 9 9.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Kilit, Kapı, Anahtar2.320 kelime
- 10 10.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir cehennem, Bir sigara, Bir hiç1.974 kelime
- 11 11.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Oda, 57, 452.033 kelime
- 12 12.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Gerçek, Silah, Aslı2.361 kelime
- 13 13.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir Koridor, Bir Asansör, Bir hiç2.267 kelime
- 14 14.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Sarılma, Burası, Mesafe1.577 kelime
- 15 15.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | His, Tanıdık, Bahçe2.040 kelime
- 16 16.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir kırgınlık, Bir yorgunluk, Bir hiç1.890 kelime
- 17 17.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Kumaş, Tekrar, Üşüyorum1.783 kelime
- 18 18.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bakış, Gözler, Mısır1.977 kelime
- 19 19.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir gece, Bir haya, Bir hiç2.185 kelime
- 20 20.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Elbise, Yakışmış, Gözleri1.886 kelime
- 21 21.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Düşünce, Araba, Çekingen2.409 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı düşünceler insanın zihninde değil, sustuğu yerlerde büyür.
ㅤㅤ°•﹏‿✧‿︵‿.◟❦◞.‿︵‿✧‿﹏•°
“Bugün çok değişiksin.” Kaşlarımı hafifçe çattım. “Nasıl yani?” Pera birkaç saniye düşündü. Sanki söyleyeceği kelimeyi seçmekte zorlanıyordu. “Eskisinden daha…” Cümlesini tamamlayamadı. “Ne?” Bakışları yüzümde dolaştı. Sonunda, biraz çekinerek söyledi: “Yumuşak.” Kelime odanın içinde birkaç saniye asılı kaldı. İtiraf etmeliydim ki bu, kendim hakkında duymaya alışık olduğum bir kelime değildi. Dudaklarımda hafif bir gülümseme oluştu. “Belki sen değişmişsindir.” Pera’nın yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü. “Belki.” Bu kez sesinde daha fazla rahatlık vardı. Sonra elbisesinin eteğini hafifçe düzeltti ve kapıya doğru yürüdü. “Ben aşağı ineyim, seni bekleyeceğim.”
“Tamam.” Kapıya doğru ilerlemeye devam etti. Bu kez duracağını düşünmedim. Ama tam çıkacakken arkasını dönüp bana baktı. “Yağız?”
“Efendim?” Kısa bir an tereddüt etti. “Elbise için tekrar teşekkür ederim.” Başımı hafifçe salladım. “Önemli değil.” Pera bana küçük bir gülümseme bıraktı. Sonra kapıyı sessizce kapatıp çıktı. Bir süre kapıya bakmayı sürdürdüm. Az önce söylediği tek kelime zihnimde yeniden yankılandı: Yumuşak. Belki gerçekten değişmemiştim. Belki sadece onun yanında, uzun zamandır kimseye göstermediğim bir tarafımı fark etmeye başlamıştım.
Sonra derin bir nefes aldım. Belki de bazı şeyleri zorlamamak gerekiyordu. Pera'nın bana güvenmesi için büyük sözlere ihtiyacı yoktu. Belki küçük şeyler yeterliydi: Bir elbise, birlikte yenilen bir akşam yemeği, dinlendiğini hissetmek ve en önemlisi... Kendi kararlarını verebildiğini bilmek. Bu akşam ilk kez işlerin bekleyebileceğini düşündüm. Çünkü aşağıda beni bekleyen bir kadın vardı ve ben, uzun zamandır ilk kez bir şeyleri yetiştirmek için değil, birinin yanında olmak için acele ediyordum.
Merdivenlerden aşağı inerken evin içindeki sessizlik her zamankinden farklı geliyordu. Aynı duvarlar, aynı uzun koridor, aynı ağır mobilyalar... Ama nedense her şey biraz daha sıcak görünüyordu. Belki de değişen ev değildi; bendim. Pera'nın birkaç dakika önceki hâli gözümün önüne geldi. Kapının önünde öylece duruşu, elbisesini beğenip beğenmediğimi anlamaya çalışırken sesindeki o küçük tereddüt... Ve sonra gülümsemesi. O gülümsemeyi tekrar görmek istediğimi fark ettim; hem de düşündüğümden çok daha fazla. Merdivenlerin son basamağına geldiğimde salondaki adamlardan ikisini gördüm. Beni fark ettikleri anda toparlandılar. "Arabayı hazırlayın." İkisi de aynı anda başını salladı.
"Tabii, Yağız Bey." Yanımdan geçip dışarı çıktılar. Ben ise salonun ortasında birkaç saniye öylece kaldım. Nereye gideceğimizi henüz söylememiştim. Pera'yı alıp biraz uzaklaşmak, onunla konuşmak, belki hiçbir şey konuşmadan yan yana oturmak... Bunun nereye gideceğini bilmiyordum ama ilk kez bilmemek beni rahatsız etmiyordu. Bir süre sonra merdivenlerden gelen ayak seslerini duydum. Başımı kaldırdım; Pera görünmüştü. Elbisesinin eteğini bir eliyle hafifçe tutarak son basamaklardan indi. Beni görünce durdu. "Sen buradasın." Birkaç saniye boyunca birbirimize baktık. "Evet." Sanki ikimiz de söyleyecek doğru cümleyi arıyorduk. Sonra bakışlarım yüzünde durdu.
“Çok güzel olmuşsun,” dedim. Pera’nın gözleri hafifçe büyüdü. Sanki bu kadar doğrudan bir iltifat beklemiyormuş gibi başını biraz eğdi. İçimden, onu böyle şaşırtmanın hoşuma gittiğini geçirdim. “Gerçekten mi?” diye sordu. “Gerçekten.” Sesim sakindi ama içimde aynı sakinlik yoktu. Kalbim, söylemediğim her kelimeyi göğsümün içinde yankılandırıyordu. Pera birkaç saniye sustu. Sonra gözlerini yeniden üzerime kaldırdı. “Az önce de beğenip beğenmediğini anlamaya çalışıyordum.”
“Fark ettim.” Kaşlarını hafifçe kaldırdı. Belli ki bunu fark ettiğimi söylememi beklemiyordu. “Ve hiçbir şey söylemedin.” “Çünkü…” dedim. Cümlemi tamamlamadan bir adım ona doğru yaklaştım. Belki de susarak daha fazla şey anlatıyordum. Aramızdaki mesafe biraz daha azaldı. “Bazen seni gördüğümde aklımdan geçenleri söylemek kolay olmuyor.” Pera başını kaldırıp doğrudan gözlerimin içine baktı. Bakışlarında hem merak hem de beni konuşmaya zorlayan sessiz bir cesaret vardı. “Senin için mi?” diye sordu. “Benim için.” Sesimi biraz alçalttım. “Yanlış bir şey söylemekten korkuyorum. Seni rahatsız etmekten…”
Bir an durdum. İçimde, şimdi susarsam her şeyi yeniden saklayabileceğimi düşündüm. Ama Pera’nın gözlerindeki beklenti, geri çekilmeme izin vermiyordu. Asıl söylemek istediğim kelimeler boğazımda düğümlendi. “Ya da hissettiğim şeyi fazla belli etmekten.”
Pera’nın bakışları yumuşadı. Bu sözlerin onda nasıl bir karşılık bulduğunu anlamaya çalışırken, yüzündeki değişimi dikkatle izledim. Yüzündeki ifade değişmişti. Artık şaşkınlıktan çok, söylediklerimi anlamaya çalışan bir hâli vardı. Bir süre hiçbir şey söylemedi. O sessizlikte, birazdan vereceği cevabın her şeyi değiştirebileceğini düşündüm. Sonra, neredeyse fısıltıyla sordu: “Ya ben rahatsız olmazsam?” Bu cümleyle birlikte içimdeki bütün düşünceler bir anlığına sustu. Sanki uzun zamandır beklediğim izin, tek bir cümlenin içine saklanmıştı. Pera hâlâ gözlerimin içine bakıyordu. İlk kez, söylemekten çekindiğim şeylerin yalnızca bana ait olmadığını düşündüm. Belki de o da aynı sessizliğin içinde, benden gelecek bir adımı bekliyordu.
Pera’nın dudaklarında küçük, çekingen bir gülümseme belirdi. “Belki de her şeyi bu kadar zorlaştırmamalısın, Yağız.” Bakışlarımı ondan ayırmadım. “Senin yanında kolay davranmayı bilmiyorum.” Kaşları hafifçe çatıldı. “Neden?” Bir an sustum. Söyleyeceğim şeyin ağırlığını biliyordum ama bu kez geri çekilmek istemedim. “Çünkü sen benim için kolay biri değilsin.” Sözler ağzımdan çıktığında, onları geri alamayacağımı biliyordum. Pera’nın nefesi hafifçe kesildi. Gözlerini birkaç saniyeliğine kaçırdı. Sonra yeniden bana baktı. “Bu iyi bir şey mi?” “Benim için öyle.” Bakışlarımız birbirine takılı kaldı. O an, odadaki sessizliğin bile değiştiğini hissettim. Elimi yavaşça kaldırdım. Yüzünün yanına düşen ince bir saç telini gördüm. Parmaklarımı saçlarına uzatırken bir an duraksadım.
Onu ürkütmek istemiyordum. Ama Pera geri çekilmedi. Bunu görünce parmaklarımı saç telinin arasından geçirip nazikçe kulağının arkasına ittirdim. Dokunuşum birkaç saniyeden uzun sürmedi. Yine de ikimiz de o küçücük hareketin ne anlama geldiğini anlamış gibiydik. Pera gözlerini benden ayırmadan, neredeyse fısıltıyla sordu: “Ne oldu?”
“Hiçbir şey.”
Ama sesim, söylediğim şeye inanmıyordu. Bir adım daha attım. Aramızdaki mesafe neredeyse kalmamıştı. Pera’nın nefes alışını duyabiliyordum. Bu kadar yakındayken, az önce söylemeye çalıştığım her şey daha da zorlaşmıştı. Ama ilk kez, geri çekilmek istemiyordum. Pera dudaklarını birbirine bastırdı. Sanki söyleyeceklerini toparlamaya çalışıyordu. Sonra elini yavaşça kaldırdı ve göğsümde duran gömleğimin yakasına dokundu. Parmaklarının kumaşa değdiği anda nefesimi farkında olmadan tuttum.
“Pera…”
Sesim sakin çıkmıştı. En azından öyle görünmesini umuyordum. Oysa kalbim, onun parmaklarının değdiği yerde hızla çarpıyordu. İçimdeki telaşı yüzüme yansıtmamak için kendimi zor tutuyordum. Pera başını hafifçe kaldırdı. Göz göze geldik. Elini yavaşça tuttum. Parmaklarını avucumun içine aldığımda geri çekilmedi. Bu küçücük hareket bile içimde bir şeyleri değiştirmeye yetmişti. Baş parmağımla elinin üzerinde hafifçe gezindim. “Senin yanında kendim gibi olmak…” Bir an sustum. Doğru kelimeyi bulmaya çalıştım ama aslında ne söylemek istediğimi biliyordum. Pera’nın gözleri önce tuttuğum elimize, sonra yüzüme çıktı. Bir süre öylece baktı. Ardından bakışları salonun dışına, açık kapının ardındaki koridora kaydı.
Ben de istemsizce o tarafa baktım. Tam o sırada koridordan gelen ayak seslerini duydum. Pera’nın eli hâlâ avucumun içindeydi. Sesler yaklaştıkça ikimiz de aynı anda başımızı tekrar kapıya çevirdik. Birkaç saniye sonra adamlardan biri kapının önünde göründü. Bizi görünce adımları yavaşladı. Bakışları önce bana, sonra elimizde birleşen parmaklarımıza kaydı. Hiçbir şey söylemeden hemen gözlerini başka tarafa çevirdi. Pera bunu fark eder etmez elini avucumdan çekti. Aramızdaki mesafe bir anda yeniden açıldı. Yüzündeki hafif kızarıklığı saklamak istercesine elbisesinin eteğini düzeltti. Ben ise birkaç saniye boyunca ona bakmaya devam ettim. Az önce elimde tuttuğum parmaklarının sıcaklığı hâlâ avucumdaydı. Adam boğazını hafifçe temizledi.
“Araba hazır, Yağız Bey.” Başımı ona doğru çevirdim ve kısa bir hareketle onayladım. “Tamam.” Adam başını eğip geri çekildi. Kapıdan çıkmadan önce bir an duracak gibi olduysa da hiçbir şey söylemeden koridorda kayboldu. Sessizlik yeniden salona döndü. Bu kez Pera’ya baktım. O da bana bakıyordu ama gözlerini hemen kaçırdı. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı. Sanki az önce yaşananları düşünmemeye çalışıyordu. “Gidelim mi?” diye sordum. Pera birkaç saniye yüzüme baktı. Sonra dudaklarında küçük, sıcak bir gülümseme belirdi. “Tamam.” Başını hafifçe salladı ve benden önce kapıya doğru ilerledi. Elbisesinin eteğini bir eliyle hafifçe tutarak salondan çıktı. Ben de birkaç saniye sonra arkasından yürüdüm.
Koridordan birlikte geçerken aramızda fazla bir mesafe yoktu. Birkaç kez ona bakmak istedim ama her seferinde kendimi durdurdum. Az önce yaşananların etkisi hâlâ üzerimdeydi. Kapının önüne geldiğimizde dışarıdaki serin hava yüzümüze vurdu. Araba birkaç metre ileride bekliyordu. Adamlar kapının yanında durmuş bizi bekliyordu. Pera merdivenlerden inerken eteğini biraz daha yukarı kaldırdı. Yanına yetişip kolumu ona doğru uzattım. Bir an tereddüt etti. Sonra elini koluma bıraktı. Parmaklarının koluma hafifçe tutunduğunu hissettiğimde bakışlarımı ona çevirdim. Pera da bana baktı. Bu kez ikimiz de bir şey söylemedik. Sadece birlikte arabaya doğru yürüdük. Arabanın yanına geldiğimizde kapıyı yavaşça açtım. Pera içeri girmek üzereyken durdu ve bana baktı.
Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Gözlerinde yine o tanıdığım çekingenlik vardı. Sanki söyleyeceği şeyin gereksiz olup olmadığını düşünüyor, yine de söylemekten kendini alamıyordu. Sonunda dudaklarında küçük, masum bir tebessüm belirdi. “Teşekkür ederim.” İki kelime. Pera’nın bana teşekkür etmesine alışıktım. Asıl alışık olmadığım şey, onun bunu söylerken yüzünde oluşan o küçük ifadeydi. Sanki kendisi için yapılan en basit şeyi bile fazlasıyla değerli buluyordu.
Oysa ben ona bir iyilik yaptığımı düşünmüyordum. Onun için bir şey yapmak, son zamanlarda fark etmeden yapmak istediğim bir şeye dönüşmüştü. Bunu kendime itiraf etmek bile garipti. Dudaklarımın kenarında istemsiz bir gülümseme oluştu. “Teşekkür etmeyi bırakacak mısın?” Pera’nın gözleri hafifçe büyüdü. Bir an şaşkınlıkla yüzüme baktı. Sonra o şaşkınlığın yerini, yüzüne yayılan küçük ve masum bir tebessüm aldı. “Neden?” Sesindeki o hafif çekingenlik, nedense içimdeki bütün sertliği yumuşattı. Başımı hafifçe yana eğdim. “Her seferinde teşekkür ediyorsun.” Pera gözlerini kısa bir süreliğine yere indirdi. Parmakları elbisesinin eteğinde hafifçe hareket etti.
“Çünkü…” dedi. Sonra sustu. Bekledim. Başını kaldırıp yeniden gözlerimin içine baktığında, yüzündeki tebessüm daha da küçülmüştü. “Çünkü sen yaptığında… kendimi değerli hissediyorum.” Kalbim bir anlığına duracakmış gibi oldu. Böyle basit bir cümlenin beni bu kadar sarsacağını tahmin etmemiştim. Yüzümdeki ifadeyi değiştirmemeye çalıştım. Ona belli etmemek için çenemi hafifçe sıktım. Ama içimde çok başka bir şey oluyordu. Uzun zamandır kimsenin yanında hissetmediğim bir şeydi bu. Birinin bana ihtiyacı olması değildi. Birinin benden korkmadan, çekinmeden, olduğu hâliyle yanında durabilmesi… Ve benim de onun, kendini güvende hissetmesi için bir şeyler yapmak istemem. Pera’nın gözlerine baktım.
“Bunun için teşekkür etmene gerek yok.” Sesim düşündüğümden daha yumuşak çıktı. Pera bir an sustu. Sonra gözlerinde hafif bir şaşkınlık belirdi. Ardından yüzüne o küçük, masum tebessüm yeniden yerleşti. “Yine de teşekkür etmek istiyorum.” İçimde bir şey, bu cümleyle birlikte sessizce çözüldü. Gülümsedim. “Öyleyse et.” Pera hafifçe başını salladı. “Tamam.” Ardından arabaya bindi. Ben kapıyı kapatmadan önce birkaç saniye daha ona baktım. Pera koltuğa yerleşmiş, ellerini kucağında birleştirmiş, başını kaldırdığında göz göze geldik. O an fark ettim: Ben artık onun bana teşekkür etmesini değil, o teşekkür ederken yüzünde beliren gülümsemeyi bekliyordum. Ve bu, sandığımdan çok daha tehlikeli bir şeydi.
Çünkü Pera’nın gülümsemesi artık sadece hoşuma gitmiyordu. Onu görmek istiyordum. Hem de her gün. Kapıyı yavaşça kapattım. Arabanın diğer tarafına doğru yürürken yüzümde hâlâ aynı gülümseme vardı. İlk kez, birinin hayatımda kapladığı yerin ne kadar büyüdüğünü düşünmekten korkmadım. Arabanın diğer tarafına geçip kapıyı açtım. İçeri girdiğimde Pera çoktan yerine yerleşmişti. Başını koltuğa yaslamış, dışarıyı izliyordu. Camın ardından süzülen akşam ışığı yüzünün bir yanını bal rengine boyuyor, diğer yanını gölgede bırakıyordu. Ben yanı başına oturunca bakışlarını kısa bir an bana çevirdi. Gözlerinde, hemen kaçırdığı bir cümle gibi duran bir şey vardı. Sonra yeniden pencereden dışarı baktı.
Araba yavaşça hareket ederken evin önünden uzaklaştık. Pera sessizdi. Ben de konuşmadım. Ama bu sessizlik, daha önce aramızda olanlardan farklıydı. Rahatsız edici değildi. Aksine, ikimizin de söylemek zorunda olmadığı şeyleri taşıyor gibiydi. Bir süre dışarıyı izledim. Sonra gözüm istemsizce Pera’nın ellerine kaydı. Kucağında birbirine kenetlenmiş parmakları vardı. Az önce o eli tutmuştum. Şimdi aramızda yalnızca birkaç santim vardı. Elimi uzatıp yeniden tutmak istedim. Ama yapmadım. Her şeyin kendi zamanında olmasını istiyordum. Pera’nın yanında ilk kez bir şeyleri hızlandırmak istemiyordum. Onu kendime yaklaştırmak değil… Kendi isteğiyle bana yaklaşmasını beklemek istiyordum.
“Yağız?” Sesi düşüncelerimi böldü. Sesinde hafif bir çekingenlik vardı. “Efendim?” Başını bana çevirdi. Bakışlarında kararsızlık vardı. Sanki aklında uzun zamandır dolaşan bir soruyu söyleyip söylememek arasında kalmıştı. “İnsanlara hemen güvenmek sence doğru mu?” Sorusuyla birlikte yüzündeki ifadeyi dikkatle izledim. Bu, rastgele sorulmuş bir soru değildi. Pera’nın bunu bana sormasının bir nedeni vardı. Belki kendi düşüncelerini tartıyor, belki de bana ne kadar güvenebileceğini anlamaya çalışıyordu. “Bence her zaman doğru değil,” dedim. “Ama hiç güvenmemek de insanı yalnız bırakıyor.” Pera gözlerini yeniden pencereye çevirdi. “Ben çoğu zaman güvenmenin hata olduğunu düşündüm.” Sesindeki sakinliğin altında sakladığı kırgınlığı hissedebiliyordum.
“Çünkü birine güvendiğinde, ona seni incitebileceği bir yer açıyorsun.” Bir süre cevap vermedim. Söyleyeceğim her kelimenin onun için fazla ağır ya da fazla basit olmasından çekiniyordum. “Evet,” dedim sonunda. “Böyle bir risk var. Ama güvenmek, karşındaki kişinin seni asla incitmeyeceğine inanmak değil. Bazen incinsen bile, onun yanında kendin olmaya devam edip edemeyeceğini görmek.” Pera kaşlarını hafifçe çattı. “Peki ya yanılıyorsan?”
“Yanılabilirim.”
Bunu söylerken gözlerimi ondan ayırmadım. “Ama sırf yanılma ihtimali var diye kimseye yaklaşmamak… İnsanı koruyor gibi görünse de aslında hayattan uzaklaştırıyor. Çünkü bazen incinmekten kaçarken, yaşayabileceğimiz güzel şeyleri de daha başlamadan kaybediyoruz.” Pera’nın parmakları kucağında birbirine daha sıkı kenetlendi. “Sen insanlara kolay güvenir misin?”
“Hayır.” Cevabım onu şaşırtmış gibi başını bana çevirdi.
“Öyle görünmüyorsun.”
“Belki de sadece sana karşı daha açık olmaya çalışıyorumdur.” Bu sözler ağzımdan çıktığında içimde hafif bir tedirginlik oluştu. Fazla mı doğrudan konuşmuştum, bilmiyordum. Ama Pera’nın yanında kendimi saklamak istemiyordum. Pera uzun süre yüzüme baktı. “Bana neden güveniyorsun?” Bu kez sorusunun içinde yalnızca merak yoktu. Kendini sorgulayan, cevabımı tartmaya çalışan bir yanı vardı. “Çünkü bana güvenmen için çaba gösteriyorsun,” dedim. “Bunu her zaman sözlerinle yapmıyorsun. Bazen susarak, bazen kaçmadan yanımda kalarak yapıyorsun.” Pera’nın bakışları yumuşadı. “Bunlar güvenmek için yeterli mi?”
“Her şey için yeterli olmayabilir. Ama başlamak için yeterli.” Bir süre ikimiz de sustuk. Pera’nın bana bu soruları sormasının nedenini daha iyi anlıyordum. Benden kesin cevaplar beklemiyordu. Belki kendi içinde yıllardır taşıdığı düşünceleri ilk kez birinin yanında sesli hâle getiriyordu. Benim cevabımı değil, kendi hislerini anlamaya çalışıyordu. “Bazen sana güvendiğimi fark ediyorum,” dedi.
“Sonra bundan korkuyorum.”
“Güvenmekten mi?”
“Güvendiğim kişinin bunu bilmesinden.” İçimde bir şey sessizce burkuldu.
“Bunu bilmek seni daha savunmasız hissettiriyor.”
“Evet.”
“Bana güvenmen, seni bana borçlu yapmaz, Pera.” Bakışları yeniden bana döndü.
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Çünkü güven, birinin üzerinde hak sahibi olmak demek değil. Ben senin bana güvendiğini bilsem bile, seni istediğin gibi davranmaya zorlayamam.” Pera’nın yüzünde belli belirsiz bir rahatlama oluştu. “Bunu gerçekten böyle mi düşünüyorsun?”
“Evet.”
“Peki ya bir gün fikrin değişirse?” Bu soruya hemen cevap veremedim. Ona boş bir söz vermek istemiyordum. “İnsanların fikirleri değişebilir,” dedim. “Ama değişen her şeyin sorumluluğunu karşısındakine yüklemek zorunda değiliz. Ben sana verdiğim değeri, senden aldığım güvene bağlamak istemiyorum.” Pera başını eğdi. Gözlerinde, söylemek isteyip de kelimelere dökemediği birçok düşünce vardı. “Bazen ne yapacağımı bilemiyorum,” dedi.
“Bilmek zorunda değilsin.”
“Her konuda mı?”
“Her konuda.”
Bu kez dudaklarında küçük, yorgun ama gerçek bir gülümseme oluştu. Ben de koltuğa yaslandım. İçimde garip bir huzur vardı. Belki her şeyi bir anda düzeltemezdim. Belki onun geçmişini silemezdim. Ama bundan sonrasını değiştirebilirdim. En azından elimden geldiği kadar. Pera’nın bana sorduğu soruların aslında yalnızca beni anlamak için olmadığını biliyordum. Kendi içinde güvenmenin ne anlama geldiğini, birine yaklaşmanın ne kadar tehlikeli ya da ne kadar mümkün olduğunu tartıyordu. Ben de ilk kez, birini hayatımda tutmanın onu kendime bağlamakla değil, özgür bırakmakla mümkün olabileceğini düşünüyordum. Pera sessizce dışarıyı izliyordu. Ben ise onun yanında oturmanın verdiği o tuhaf huzuru içimde sakince taşıyordum.
𝙊𝙠𝙪𝙙𝙪ğ𝙪𝙣𝙪𝙯 𝙞ç𝙞𝙣 𝙩𝙚ş𝙚𝙠𝙠ü𝙧 𝙚𝙙𝙚𝙧𝙞𝙢.
𝙊𝙮 𝙫𝙚𝙧𝙞𝙥 𝙮𝙤𝙧𝙪𝙢 𝙮𝙖𝙥𝙖𝙧𝙖𝙠 𝙙𝙚𝙨𝙩𝙚𝙠 𝙤𝙡𝙪𝙧𝙨𝙖𝙣ı𝙯 ç𝙤𝙠 𝙢𝙪𝙩𝙡𝙪 𝙤𝙡𝙪𝙧𝙪𝙢.♥️
Bölüm etkileşimi
