18.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bakış, Gözler, Mısır

Vaveyla Yazarı: ࣪ ִֶָ☾⭑ .࣪

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: 18.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bakış, Gözler, Mısır

Bazı bakışlar, söylenmeyen her şeyi anlatır.
ㅤㅤㅤㅤ°•﹏‿✧‿︵‿.◟❦◞.‿︵‿✧‿﹏•°
Gözlerimi araladığımda odanın karanlığı yerini soluk sabah ışığına bırakmıştı. Perdelerin arasından sızan gün ışığı tavana vuruyordu. Birkaç saniye olduğum yerde hareketsiz kaldım. Nerede olduğumu anlamaya çalışmıyordum. Buna ihtiyacım yoktu. Ama zihnim hâlâ dün gecede dolaşıyordu. İlk düşündüğüm şey yine o oldu. Pera... Kaşlarımı hafifçe çatıp tavana baktım. Gece boyunca doğru düzgün uyuyamadığımı hissediyordum. Defalarca uyanmıştım. Her seferinde birkaç oda ötede birinin uyuduğunu hatırlamıştım. Yavaşça doğruldum. Odanın içi sessizdi.

Ayaklarımı yere bastığımda soğuk zemin kendime gelmemi sağladı. Bir elimi enseme götürüp kısa bir nefes verdim. Omuzlarım tutulmuş gibiydi. Doğruca banyoya yöneldim. Kapıyı açtığımda içerideki serin hava yüzüme vurdu. Aynadaki yansımama kısa bir bakış attım. Gözlerimin altında belli belirsiz yorgunluk vardı. Musluğu açtım. Birkaç dakika sonra duşun altında durdum. Sıcak su omuzlarımdan aşağı akarken gözlerimi kapattım. Sessizlik burada daha farklıydı. Düşünceler daha net duyuluyordu. Su sesinin altında bile zihnim susmuyordu.

Pera'nın ateşi düşmüş müydü? Gece rahat uyuyabilmiş miydi? Uyandığında hâlâ burada olacak mıydı? Kendime kızarak gözlerimi açtım. Bu soruların hiçbirinin cevabını şu an öğrenemeyeceğimi biliyordum. Suyu kapattım. Havluyla saçlarımı kurularken aynaya tekrar baktım. Biraz daha kendime gelmiş görünüyordum. Odaya döndüm. Gardırobun kapaklarını açtım. Rafların arasında birkaç saniye göz gezdirdikten sonra koyu renk kumaş bir pantolon çıkardım. Ardından açık mavi bir gömlek aldım.

Pantolonu giydikten sonra gömleği üzerime geçirdim. Manşetleri bileğime kadar indirdim. Son düğmeleri iliklerken aynadaki yansımama baktım. Dışarıdan bakınca her şey normal görünüyordu. Her zamanki gibi. Düzenli. Kontrollü. Ama içimdeki dağınıklık aynaya yansımıyordu. Saçlarımı elimle geriye doğru düzelttim. Gömleğin son düğmesini de ilikledikten sonra odadan çıktım. Koridor sabah ışığıyla dolmaya başlamıştı. Ev gecedeki hâlinden farklı görünüyordu. Daha canlı. Daha sıcak. Ama içimdeki ağırlık aynıydı.

Merdivenlere doğru yürürken aşağıdan gelen sesleri duydum. Mutfaktan. Tabakların birbirine hafifçe değen sesi. Dolap kapaklarının açılıp kapanması. Kahve kokusu da çoktan eve yayılmaya başlamıştı. Aşağı indiğimde hizmetli kadın tezgâhın başında bir şeyler hazırlıyordu. Beni görünce hemen doğruldu.
"Günaydın efendim."

“Günaydın.” Mutfağın ortasında birkaç saniye durdum. Sonra gözlerim masaya kaydı. “Kahvaltıyı bahçeye hazırlayın.” Kadın dikkatle dinledi. “Çorba da olsun.” Kaşları hafifçe kalktı. “Hanımefendi için mi?” Başımı salladım. “Evet.” Kadın kısa bir gülümsemeyle başını eğdi. “Hemen hazırlıyorum.” Ben daha fazla bir şey söylemeden mutfaktan çıktım. Koridor sessizdi. Adımlarım yavaşladı. Fark etmeden yönüm çoktan onun odasına dönmüştü. Kapıya ulaştığımda birkaç saniye durdum. Kendime bunun gereksiz olduğunu söylemeye çalıştım. Muhtemelen uyuyordu, muhtemelen iyiydi ama elim yine de kapıya gitti. Tek bir kez tıklattım. Bekledim. Sessizlik. Başımı hafifçe yana eğdim.

Hiç ses gelmiyordu; ne bir hareket, ne bir cevap, ne de yataktan gelen herhangi bir ses. İçimdeki huzursuzluk geri döndü. Elim kapı koluna gitti, yavaşça bastırdım. Kapı sessizce açıldı. İlk gördüğüm şey sabah ışığı oldu; perdelerin arasından süzülen güneş odanın içine yayılmıştı. Bakışlarım hemen yatağa kaydı. Pera oradaydı; battaniyenin altında kıvrılmış halde, şal bir kenara düşmüş, saçları yastığın üzerine dağılmıştı. Bir an sadece onu izledim. Göğsünün düzenli şekilde inip kalktığını görünce içimdeki gerginlik biraz çözüldü. Uyuyordu, gerçekten uyuyordu; belki de ilk kez. Sessizce içeri girdim, kapıyı arkamdan kapatmadım bile. Gözlerim istemsizce yüzüne takıldı.

Dün geceki ateşten eser kalıp kalmadığını anlamaya çalışıyordum. Yüzündeki renk biraz daha normale dönmüş gibiydi; kaşlarının arasındaki o sürekli duran gergin çizgi bile hafiflemişti. Yatağın yanına kadar ilerledim. Elimi cebime koyup birkaç saniye öylece durdum. Komik olan şuydu: Aylar boyunca onu aramıştım, şimdi ise birkaç metre uzağında duruyordum ve buna rağmen hâlâ dönüp baktığımda yerinde olmayacağından korkuyordum. Bakışlarım yüzünde dolaştı, sonra istemsizce hafif bir nefes verdim. “Başımıza iş açacaksın sen...” Sözler ağzımdan neredeyse fısıltı halinde çıktı. Pera duymadı ya da duyduysa bile uyanacak kadar değil. Ben ise birkaç saniye daha olduğum yerde kaldım, sadece nefes alışını dinleyerek; çünkü uzun zaman sonra ilk kez, birinin güvende olduğunu kendi gözlerimle görüyordum.

Yavaşça eğiliyorum. Elimin tersiyle alnına dokunuyorum. Dünkü kadar sıcak değil, içimdeki gerginlik biraz azalıyor. Sonra elim istemsizce yüzüne kayıyor; burnunun üst kısmına hafifçe dokunuyorum. Tam o sırada Pera'nın eli aniden hareket ediyor, parmakları bileğimi yakalıyor. O kadar hızlı oluyor ki bir an refleksle irkiliyorum. Pera'nın gözleri açılıyor. Bir saniye boyunca ikimiz de hareket etmiyoruz. Gözleri doğrudan gözlerime kilitlenmiş durumda, nefesi hızlanıyor. Bakışlarında uyku sersemliği yok, korku var; gerçek korku. Sanki birkaç saniyeliğine nerede olduğunu unutmuş gibi. Elini hâlâ bileğimde hissediyorum, içimde tuhaf bir sıkışma oluyor. Hemen geriye çekiliyorum. “Hey.” Sesimi olabildiğince sakin tutuyorum.

"Sakin ol." Pera birkaç kez nefes alıp veriyor. Gözleri hâlâ üzerimde. Sonra odanın içini fark etmeye başlıyor. Yatağı. Perdeleri. Sabah ışığını. Bulunduğu yeri. Ve en sonunda beni. Omuzlarındaki gerginlik yavaş yavaş çözülüyor. Elini bileğimden çekiyor. Ben de bir adım geri atıyorum. "Sadece ateşine bakmak istedim." Sesim normal çıkıyor ama içimde kalan o kısa anın etkisi geçmiyor. Çünkü o bakışı tanıyorum. Pera gözlerini birkaç saniye yere indiriyor. Sonra tekrar bana bakıyor. "Özür dilerim." Sesi kısık. Yeni uyanmış gibi. Başımı hafifçe iki yana sallıyorum. "Özür dileyecek bir şey yok."

Pera battaniyeyi biraz daha üzerine çekiyor. Sonra yavaşça doğruluyor. Sırtını yatağın başlığına yaslıyor. Saçları omuzlarının üzerine düşüyor. Yorgun görünüyor. Ama dün geceki kadar değil. En azından gözlerinde biraz daha hayat var. Ben ise ellerimi ceplerime yerleştiriyorum. Odadaki sessizlik geri dönüyor. Garip olan şu ki bu sessizlik artık rahatsız etmiyor. Pera birkaç saniye boyunca bana bakıyor. Sonra gözlerini kaçırıyor. Sanki dün geceye dair bir şey hatırlamaya çalışıyormuş gibi. Ben de ona yardım etmiyorum. Çünkü bazı şeylerin zamana ihtiyacı vardır. Ve bazen insanın toparlanabilmesi için önce nefes almasına izin vermek gerekir. Bu yüzden sadece onu izliyorum. Yatakta doğrulmuş halde otururken. Gerçekten burada olduğundan emin olur gibi.

Yüzündeki renk yerine gelmeye başlamış. Gözlerinin altındaki yorgunluk hâlâ duruyor ama en azından artık ateşin verdiği o bitkinlik yok. Elimi tekrar alnına götürmüyorum. Buna gerek kalmadığını zaten görebiliyorum. "Ateşin düşmüş." Pera başını hafifçe kaldırıp bana bakıyor. Sonra sanki bunu yeni fark etmiş gibi kendi ellerine bakıyor. "Biraz daha iyi hissediyorum." Sesinde hâlâ yorgunluk var ama dün geceki kırılgan hâlinden uzak. Başımı sallıyorum. "İyi." Odanın içinde kısa bir sessizlik oluyor. Sonra ellerimi ceplerime yerleştiriyorum. "Kahvaltı birazdan hazır olacak." Pera gözlerini bana çeviriyor. "Çorba da hazırlattım." Kaşları hafifçe çatarak gülümsüyor. "Çorba mı?" İstemeden dudaklarımın kenarı kıvrılıyor.

"Dün geceki hâlini gördükten sonra sana kızarmış ekmek vermeyi düşünmedim." Pera birkaç saniye bana bakıyor. Sonra gözlerini kaçırıyor. Yüzünde belli belirsiz bir ifade beliriyor. Ne olduğunu tam çıkaramıyorum. Ama uzun zamandır ilk kez tamamen mutsuz görünmüyor. "Sen hazırlanırsın." Kapıya yöneliyorum. "Sonra aşağı gel." Pera sessizce başını sallıyor. Ben de daha fazla bir şey söylemeden odadan çıkıyorum. Kapıyı arkamdan kapatırken içimdeki huzursuzluğun biraz olsun hafiflediğini fark ediyorum. En azından şu an iyi. Bu şimdilik yeterli. Koridordan geçip merdivenlere yöneliyorum.

Aşağı indiğimde ev tamamen uyanmış durumda. Mutfaktan gelen kokular salonun içine kadar yayılmış. Hizmetli kadın kahvaltıyla ilgilenmeye devam ediyor. Ben ise doğrudan salona geçiyorum. Büyük pencerenin önündeki koltuğa oturuyorum. Masanın üzerindeki tableti alıyorum. Parmağımı ekranda gezdirip son haberlere bakmaya başlıyorum: Ekonomik raporlar, şirketlerle ilgili gelişmeler, yurt dışından gelen yeni bilgiler, güvenlik raporları... Normalde dikkatimi çeken şeyler, ama bugün zihnim tam olarak burada değil. Kendimi aynı haberi ikinci kez okurken buluyorum. Sonra üçüncü kez. Bakışlarım istemsizce tablet ekranından ayrılıp üst kata, Pera'nın odasının olduğu koridora kayıyor.

Kendi kendime kısa bir nefes veriyorum. Bu saçma. Aylar boyunca onu ararken bu kadar düşünmeye fırsatım olmamıştı; şimdi ise aynı evin içinde olmasına rağmen aklım sürekli ona dönüyor. Tableti tekrar önüme çekiyorum, kendimi okumaya zorluyorum ama birkaç dakika sonra fark ediyorum ki haberlerin yarısını bile hatırlamıyorum. Çünkü zihnimin bir kısmı hâlâ üst katta kaldı. Tablet elimde açık duruyor ama ne okuduğumu fark etmiyorum bile. Ekrandaki satırlar gözümün önünden geçiyor, sonra kayboluyor. Bir haberin başlığını üçüncü kez okuduğumu fark ettiğimde derin bir nefes veriyorum. Başımı koltuğun arkasına yaslıyorum ve istemeden aklıma o gün geliyor.

Mısır. Her şeyin başladığı gün. Aslında o günün neden hâlâ aklımda bu kadar net kaldığını bilmiyorum. Hayatım boyunca yüzlerce insan gördüm, yüzlerce toplantı yaptım, sayısız yüz gelip geçti önümden. Ama bazı anlar insanın zihnine kazınıyor, istemese bile. Gözlerimi kısa süreliğine kapatıyorum ve onu ilk gördüğüm an geri geliyor: Eski konağın içindeki o geniş salon, yüksek tavanlar, tozlu avizeler, duvarlarda asılı tablolar, insanların birbirine karışan sesleri... Ben üst kattaki korkulukların yanındaydım, aşağıyı izliyordum. Sonra merdivenlerde bir hareket olmuştu. Hatırlıyorum çünkü istemsizce dönüp bakmıştım. Pera merdivenlerden aşağı iniyordu.

Kendinden emin adımlarla. Yanında yaşlı bir adam vardı; bir şey konuşuyorlardı. Ne konuştuklarını hatırlamıyorum ama onun yüzündeki ifadeyi hatırlıyorum, çünkü ilk dikkatimi çeken şey oydu. Etrafındaki herkes bir şey göstermeye, bir şeyler almaya çalışıyordu; tablolar ve eskiye dair ne varsa satmaya çalışan insanlarla dolu bir salon. O ise umursamıyor gibiydi. Sanki orada bulunmasının özel bir anlamı yokmuş, sanki bütün o insanlar, bütün o gösteriş, bütün o zenginlik onun için tamamen önemsizmiş gibi. O gün birkaç dakika boyunca sadece izlemiştim. Neden izlediğimi bilmiyorum.

Sonra kendime başka şeylerle meşgul olma bahanesi bulup bakmayı bırakmıştım. Ama bırakamamıştım çünkü günün ilerleyen saatlerinde onu tekrar görmüştüm. Bu kez tabloların önünde. Hatırlıyorum, çok net hatırlıyorum; duvar boyunca dizilmiş eserleri inceliyordu. Gerçekten inceliyordu, çoğu insan gibi bakıp geçmiyordu. Detaylara bakıyordu; sanki tabloların anlattığı şeyi anlamaya çalışıyordu. Ben de birkaç metre ötede durmuştum. Sonra o tabloyu görmüştü ve birkaç dakika sonra benim adamlarım gelip tabloyu kaldırmıştı. O an yüzündeki ifadeyi hâlâ hatırlıyorum; şaşırmıştı, belki kızmıştı, belki de ikisi birden.

Bakışlarım tablet ekranına dönüyor ama artık hiçbir şey görmüyorum çünkü zihnim tamamen geçmişte. O güne dair hiçbir şey anlatmamıştım: tablonun neden kaldırıldığını, seni neden buraya getirmek için o kadar insan öldürdüğümü, tabloları neden çaldığımı... Hiçbirini anlatmamıştım. Ve işin garip tarafı şu ki ona açıklama yapmayı şimdi düşünüyorum, aylar sonra, onca şey yaşandıktan sonra. Kısa bir gülümseme beliriyor yüzümde, kendimle dalga geçer gibi. Çünkü bu bana hiç benzemiyor; normalde geçmişi açıklamam, kendimi savunmam, insanların hakkımda ne düşündüğünü de umursamam. Ama konu Pera olunca bazı kuralların anlamını kaybettiğini fark ediyorum. Belki anlatmalıyım, belki anlatmamalıyım; bilmiyorum.

Başımı geriye yaslıyorum. Tavanı izlerken istemsizce o güne dönüyorum: merdivenlerden inişine, bir melek gibi gözükmesine, o yaşlı adamla konuşmasına, tablolara bakışına ve benim hiçbir şey söylemeyişime. Garip olan şu ki ona karşı bir şeyler hissediyordum.

Düşüncelerimin içinde kaybolmuş halde tavana bakarken salondan gelen hafif ayak sesleri dikkatimi çekiyor. Başımı kaldırıyorum ve birkaç saniye hiçbir şey düşünemiyorum. Pera, salonun girişinde durmuş bana bakıyor. Sabah ışığı büyük pencerelerden içeri süzülüyor, açık renk elbisesinin üzerine düşüyor. Üzerindeki beyaz elbise hareket ettikçe kumaşı hafifçe dalgalanıyor. Bir anlığına onu dün geceki haliyle yan yana getiriyorum: ateşler içinde, bitkin, korkuyla uyanan haliyle. Şimdi ise karşımda ayakta duruyor. Hâlâ yorgun görünüyor ama yeniden daha iyi. Bakışlarım birkaç saniye üzerinde kalıyor, istemeden.

Sonra kendimi toparlayıp tableti masanın üzerine bırakıyorum. Tam o sırada mutfaktan hizmetli geliyor. Elindeki mutfak bezini düzelterek bize yaklaşıyor: "Efendim." Başımı ona çeviriyorum. "Kahvaltı hazır." Kısa bir duraksamanın ardından devam ediyor: "Bahçeye hazırladım, istediğiniz gibi." Pencereden dışarıya göz atıyorum. Sabah güneşi bahçeye yayılmış, ağaçların yaprakları hafif rüzgârla kımıldıyor. "Tamam." Koltuktan kalkıyorum. Bakışlarım yeniden Pera'ya dönüyor. Bir an ne söyleyeceğimi düşünüyorum.

Elimle bahçeye çıkan kapıyı işaret ediyorum. "Kahvaltı bizi bekliyor." Pera'nın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir ifade oluşuyor; tam bir gülümseme değil ama ona yakın bir şey. Hafifçe başını sallıyor ve benden önce bahçeye açılan kapıya doğru yürümeye başlıyor. Birkaç adım geriden onu izliyorum. Sabah ışığında, beyaz elbisenin kumaşı rüzgârla hafifçe dalgalanıyor. Bir zamanlar sadece uzaktan baktığım birinin şimdi aynı evin içinde yürüyor olmasına hâlâ alışamadım. Bahçeye çıktığımızda temiz hava yüzüme çarpıyor.

Masa çoktan hazırlanmış, beyaz örtü serilmiş, çaydanlıktan ince ince buhar yükseliyor. Tabaklar düzenli şekilde yerleştirilmiş. Pera sandalyelerden birine oturuyor, ben de karşısındaki yere geçiyorum. Hizmetli, çaydanlığı alıp önce benim, sonra onun bardağına çay dolduruyor. Bardaklardaki sıcak çay sabah güneşinde hafifçe parlıyor. "Afiyet olsun." Kadın kısa bir baş selamı verip uzaklaşıyor. Masada kısa bir sessizlik oluşuyor ama bu sessizlik dün geceki gibi ağır değil; daha sakin, daha yumuşak. Pera önündeki tabağa uzanıp bir parça ekmek alıyor, sonra çorbasına bakıyor.

"Gerçekten çorba hazırlattın." İstemeden kısa bir nefes veriyorum. "Doktor değilim ama dün geceki halini gördüm." Pera başını eğiyor. Bu kez itiraz etmiyor; kaşığı alıp ilk lokmasını tadıyor. Ben ise çayımdan bir yudum alıyorum. Sabah güneşi masanın üzerine vuruyor, kuş sesleri uzaktan duyuluyor. Uzun zaman sonra ilk kez evdeki sessizlik bana boşluk gibi gelmiyor; çünkü masanın diğer tarafında biri, gerçekten burada olan biri oturuyor.

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ‿︵‿◟❦◞‿︵‿

Devamında ne olsun aklıma birşey gelmiyor?
𝙊𝙠𝙪𝙙𝙪ğ𝙪𝙣𝙪𝙯 𝙞ç𝙞𝙣 𝙩𝙚ş𝙚𝙠𝙠ü𝙧 𝙚𝙙𝙚𝙧𝙞𝙢. 𝙊𝙮 𝙫𝙚𝙧𝙞𝙥 𝙮𝙤𝙧𝙪𝙢 𝙮𝙖𝙥𝙖𝙧𝙖𝙠 𝙙𝙚𝙨𝙩𝙚𝙠 𝙤𝙡𝙪𝙧𝙨𝙖𝙣ı𝙯 ç𝙤𝙠 𝙢𝙪𝙩𝙡𝙪 𝙤𝙡𝙪𝙧𝙪𝙢.♥️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

370okunma 15beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18