20.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Elbise, Yakışmış, Gözleri

Vaveyla Yazarı: ࣪ ִֶָ☾⭑ .࣪

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: 20.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Elbise, Yakışmış, Gözleri

ㅤBazı elbiseler insanı güzelleştirmez, içindeki kadını yeniden hatırlatır.

ㅤ°•﹏‿✧‿︵‿.◟❦◞.‿︵‿✧‿﹏•°

"Artık korkmana gerek yok." Sözler ağzımdan düşünmeden çıktı. Pera'nın gözleri yeniden gözlerime yükseldi ve birkaç saniye boyunca ikimiz de konuşmadık. Bu kez sessizlikte geçmiş yoktu. Sadece ilk kez, belki de geleceğe dair küçük bir ihtimal vardı. “Sen neden her şeyi bu kadar kolay söylüyorsun?” diye sordu. Başımı hafifçe eğdim. “Kolay söylemiyorum.” “Öyle görünüyor.” “Çünkü bazı şeyleri söylemeden önce çok fazla düşünüyorum.” Pera bu kez cevap vermedi. Bakışlarını önümdeki masaya indirdi. Bir süre öylece sustu. Sonra, neredeyse kendi kendine söyler gibi konuştu: “Ben de.” Bu iki kelime, nedense uzun bir konuşmadan daha fazla şey anlattı.

Bir süre daha oturduk. Hava aynı aydınlıkta kalmıştı; akşamın ağırlığı çökmemiş, etrafımızdaki sesler yavaşça sakinleşmişti. Sonra aklıma bir şey geldi: "Akşam dışarıda yemek yiyelim mi?" Pera bana baktı. Bir an düşündü, sonra başını salladı. Bu küçük hareketin içinde hem kabul hem de temkin vardı. "Olur," dedi. Ardından birkaç saniye sessiz kaldı. Bakışları uzaklara kaydı. "Ben biraz odamda dinlenebilir miyim?" demişti; sesinde de yorgunluk vardı. "Tabii ki." Pera sandalyesinden kalktı. Hareketleri hâlâ dikkatliydi ama eskisi kadar tedirgin görünmüyordu. Bana kısa bir bakış attıktan sonra eve doğru yürümeye başladı. Ben de yerimden kalktım, fakat onu takip etmedim. Aramızda hâlâ mesafe vardı ama artık o mesafe eskisi kadar soğuk değildi.

Belki güven böyle bir şeydi. Bir anda kurulmazdı. Sessizce, küçük şeylerin arasında oluşurdu; bir baş sallayışta, kısa bir bakışta, söylenmeyen bir cümlede ve bazen sadece birlikte dışarıda yemek yemeyi kabul eden bir sessizlikte. Pera eve girdikten sonra bir süre bahçede tek başıma kaldım. Az önce konuştuklarımız zihnimde dönüp duruyordu. Söylediği her cümle, sanki bende daha önce fark etmediğim bir yere dokunmuştu. Yavaş adımlarla çalışma odasına geçtim. Kapıyı arkamdan kapatıp masanın başına oturdum. Bilgisayarı açtım. Ekranın ışığı karanlıklaşmaya başlayan odayı aydınlattı.

Dosyaları açtım. Bir süre önce ilgilenmem gereken işler vardı. Gün boyunca ertelediğim birkaç konu önümde bekliyordu. Tam çalışmaya başlayacakken aklıma Pera geldi. Ne giyeceğini bilmiyordum. Daha doğrusu, onun için bir şey almak istediğimi fark ettim. Bunu neden istediğimi kendime açıklamaya çalışmadım. Belki son zamanlarda yaşadığı her şeyden sonra kendisine ait, yalnızca onun için seçilmiş bir şey olsun istiyordum. Masamın üzerindeki telefona uzandım. Kısa bir mesaj gönderdim. Bir süre sonra kapı hafifçe çalındı. "Gel." Adamlarımdan biri içeri girdi. Gözlerimi bilgisayardan ayırmadan konuştum: "Pera için güzel bir elbise al." Adam birkaç saniye bekledi. "Nasıl bir şey olsun?" Bu kez ona baktım.

“Şık olsun,” dedim. “Ama onu rahatsız edecek kadar gösterişli olmasın.” Adam başını hemen salladı. “Tamam, Yağız Bey.” “Bedeni konusunda dikkatli ol. Olmazsa değiştirilir.” “Elbette, Yağız Bey.” Adam kapıya doğru birkaç adım attı. “Bir de…” Elinin kapı koluna uzandığı anda durdu ve bana döndü. “Buyurun, Yağız Bey.” Kısa bir süre düşündüm. “Onun sevebileceği bir şey seç.” Adam başını anlayışla salladı. “Tamam, Yağız Bey.” Kapı arkasından sessizce kapandı. Ben yeniden bilgisayara döndüm. Bir süre hiçbir şey düşünmeden çalıştım. Ekrandaki yazıların arasında kaybolmak kolaydı. Dosyalar, telefon görüşmeleri, bitmek bilmeyen işler… Hepsi zihnimi başka yerlere sürüklüyordu. Ama ne zaman birkaç saniyeliğine duraksasam, Pera'nın sesi yeniden aklımda beliriyordu. “Sen fark ettin.” Sandalyesinde oturuşu… Çay bardağının kenarında gezinen parmakları… Bana bakarken gözlerini kaçırmaması… Söylediği her kelimenin ardından yüzümde aradığı cevap… Bütün bunlar zihnimde gereğinden fazla yer kaplıyordu.

Başımı hafifçe sallayıp yeniden ekrana döndüm. Çalışmaya devam ettim. Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim. Bir ara gözlerimi bilgisayardan kaldırdığımda odanın camından dışarı baktım. Hava kararmıştı. Bahçedeki ışıklar yanmış, camın yansımasında kendi yüzümü görmeye başlamıştım. Saatin kaç olduğunu kontrol ettim. Sandığımdan çok daha geç olmuştu. Tam bilgisayarı kapatacakken kapı yeniden hafifçe çalındı. “Gel.” Kapı açıldı. Gönderdiğim adamlardan biri içeri girdi. Elinde orta büyüklükte, özenle hazırlanmış bir kutu vardı. Kutuyu görünce gözlerim kısa bir süre üzerinde kaldı. Adam masaya doğru yaklaştı. “Getirdim.” Sandalyemde geriye yaslandım. “Masaya bırak.” Adam kutuyu dikkatlice masanın üzerine bıraktı. Başımı hafifçe salladım. “Çıkabilirsin.”

“Tabii.” Kapıyı arkasından kapatıp çıktı. Odaya yeniden sessizlik çöktü. Gözlerim kutunun üzerindeydi. Bir süre dokunmadım. Nedense kutuyu açmadan önce bile içimde garip bir heyecan vardı. Bunun yalnızca bir elbise olmadığını düşünüyordum. Belki de ilk kez, Pera için kendi istediğimi değil, onun sevebileceği bir şeyi seçmek istiyordum. Kutuyu kendime doğru çektim. Elimi kapağın üzerine koydum ve tam açacakken koridorun diğer tarafından gelen hafif bir ses duydum.

Pera’nın sesiydi. Başımı kapıya çevirdim. Birkaç saniye bekledim. Ayak sesleri koridorda yavaşça yaklaşıyordu. Sonunda kapının önünde durdu ve hafifçe vurdu. “Yağız?” “Gel,” dedim. Kapı aralandı. Pera önce başını içeri uzattı, sonra odaya girdi. Saçları omuzlarına dağılmıştı. Yüzündeki yorgunluk, gün ilerledikçe daha da belirginleşmişti. “Çalışıyor muydun?” diye sordu. “Evet.” Bakışları birkaç saniye üzerimde kaldı. Sonra masaya yöneldi. Önce bilgisayarıma, ardından masanın üzerindeki kutuya baktı. Kutuda biraz fazla oyalanınca fark ettim. “Bu ne?” diye sordu. Cevap vermeden önce kutuya baktım. “Senin.” Kaşları hafifçe kalktı. “Benim mi?” “Evet.” Masaya biraz daha yaklaştı ama kutuya dokunmadı. “Ne aldın?”
“Bir şey.”

“Yağız…” Sesindeki merak, kutudan çok benden cevap beklediğini belli ediyordu. “Senin güzel bir şeyin olsun istedim.” Yüzündeki ifade değişti. Sanki böyle bir cevap beklemiyordu. Gözleri yeniden kutuya indi.
“Elbise mi?”
“Evet.”
“Benim için mi seçtin?”
“Ben seçmedim.”
Kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Kim seçti?”
“Adamlarımdan biri.”

Kısa bir sessizlik oldu. Ardından ekledim: “Ama nasıl olması gerektiğini ben söyledim.” Dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme belirdi. “Nasıl olması gerektiğini nereden biliyorsun?”
“Bilmiyorum.”
Başını hafifçe yana eğdi.
“Ya beğenmezsem?”
“Değiştiririz.”
“Ya hiç beğenmezsem?”
“Başka alırız.”

Bu kez gülümsemesi biraz daha belirginleşti. Gözlerinde, uzun zamandır görmediğim o sıcak parıltı belirdi. Birkaç saniye bana baktı. Sonra başını hafifçe yana eğdi.
“Sen hep böyle misin?”
“Nasıl?”
“Bir şeyi kafana koyunca hemen çözmeye çalışan…”
Dudaklarımın kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
“Çözülmeyecek bir şeyse uğraşmam.”

Pera’nın bakışları yüzümde kaldı. Gülümsemesi yavaşça silinirken gözlerinde daha derin, daha dikkatli bir ifade belirdi. “Ya insanlarsa?” Sorusu havada asılı kaldı. Yüzümdeki gülümseme yavaşça silindi. İçimde, uzun zamandır kapalı tuttuğum bir kapı aralanmış gibi oldu. Ne diyeceğimi bilemedim. Pera da bunu fark etmiş olacak ki gözlerini kaçırdı. “Özür dilerim,” dedi sessizce. “Özür dileme,” dedim. Sesim düşündüğümden daha yumuşak çıktı. Onun bunu sormasına değil, cevabını bilmediğim için kendime kızıyordum. Bir süre ikimiz de konuşmadık. Odanın sessizliği yeniden aramıza yerleşti. Ama bu kez rahatsız edici değildi. Aksine, söyleyemediğimiz şeyleri taşıyan ağır ama sakin bir sessizlikti. Pera’nın bakışları hâlâ yerdeydi. Ben ise az önce sorduğu soruyu düşünüyordum. Ya insanlarsa? Bazı şeyleri gerçekten çözemezdim. Özellikle de insanları. Ama nedense, konu Pera olduğunda vazgeçmek hiç aklımdan geçmiyordu.

Sonra kutuyu ona doğru ittirdim. “Aç.” Pera elini kapağın üzerine koydu. Birkaç saniye öylece bekledi. Sanki kutunun içindeki şeyden çok, bu hareketin kendisinden çekiniyordu. Sonunda kapağı kaldırdı. İçeride özenle katlanmış; koyu yeşil, sade ama zarif bir elbise vardı. Pera'nın gözleri elbisenin üzerinde gezindi. Dokunmadan önce parmaklarını birkaç kez havada tuttu. Sonra kumaşın ucuna hafifçe dokundu. “Çok güzel.” Sesi neredeyse fısıltıydı. “Beğendin mi?” Başını salladı. “Evet.” Sonra bana baktı. “Teşekkür ederim.” Bu kez yalnızca başımı salladım. “Rica ederim.” Pera elbiseye tekrar baktı. “Akşam yemeğinde bunu mu giymemi istiyorsun?”
“Sen nasıl istersen.”

"İstiyorsun ama." Gülümsedim. "Belki." Pera'nın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. "Belki mi?" Sonra elbiseyi kutudan çıkardı. Kumaşı ellerinin arasında dikkatlice düzeltti. "Deneyeyim." Başımı salladım. Kapıya doğru yürüdü. Adımları yavaştı. Sanki biraz daha kalsa söylemek istediği başka bir şey varmış gibi, ama bunu kendisi de bilmiyormuş gibi... Tam kapının önüne geldiğinde durdu. Arkasını dönmedi. Bir süre yalnızca sessizliğini dinledim. İçimde, gitmesini istemeyen ama bunu söylemeye cesaret edemeyen bir his vardı. Sonra, tereddütle başını hafifçe yana çevirdi. “Yağız?” Sesindeki çekingenlik, adımı duyduğum anda içime dokundu. “Efendim?”
“Bugün söylediklerimi…”

Bir an sustu. Parmakları kapı kolunun üzerinde hafifçe gerildi. Sanki kelimeleri seçmeye çalışıyor, yanlış bir şey söylemekten çekiniyordu. Gözlerini benden kaçırırken yüzünde belli belirsiz bir kırgınlık vardı. Bir süre sustu. "Beni gerçekten dinledin mi?" Başımı hafifçe salladım. "Dinledim." Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı. İşte o an, yüzünde oluşan o küçük gülümsemeye takılıp kaldım. Pera güldüğünde yüzü değişiyordu. Sanki üzerindeki bütün ağırlık birkaç saniyeliğine kayboluyor, yerine daha önce hiç görmediğim o yumuşak hâli geliyordu. "Teşekkür ederim." Sonra çıktı. Kapı kapandığında birkaç saniye olduğum yerde kaldım. Masamın üzerindeki kutuya baktım. Sonra kapıya. İçimde tuhaf bir his vardı. Pera'nın bana teşekkür etmesine alışık değildim. Daha doğrusu, onun bana karşı herhangi bir şey hissetmesine alışık değildim. Güvenmek için attığı her küçük adım, benim için olduğundan daha büyük görünüyordu.

Bilgisayarın ekranı hâlâ açıktı. Ama artık çalışmayı düşünmüyordum. Bir süre bilgisayarın başında oturup ekrana baktım. Açık dosyalardaki satırlar gözümün önünden geçiyor ama hiçbirini gerçekten okumuyordum. Sonra masanın üzerindeki dosyaları fark ettim. Dosyaları toparlayıp ayağa kalktım. Birkaç adım atmıştım ki kapı hafifçe çaldı. Gözlerimi kapıya çevirdim. Ve ardından kapı hafifçe aralandı. Pera içeri girdi. Bir an konuşamadım. Elbise üzerinde düşündüğümden daha farklı duruyordu. Ama asıl dikkatimi çeken elbisenin kendisi değildi; Pera'nın yüzündeki ifadeydi. İlk kez, uzun zamandır kendisini unutmuş birinin aynaya yeniden bakmayı öğrenmesi gibi görünüyordu. Ve o an düşündüm: Belki ona güzel bir elbise almamın asıl nedeni, onu güzel görmek değildi. Belki yalnızca... Kendini güzel hissedebileceği bir akşam yaşamasını istemiştim.

Pera kapının önünde birkaç saniye öylece durdu. Ben ise gözlerimi ondan ayıramıyordum. Böyle bakmamam gerektiğini biliyordum ama kendimi durduramıyordum. Sanki gözlerimi başka bir yere çevirirsem, karşımdaki görüntü kaybolacakmış gibi hissediyordum. Elbisenin koyu rengi tenine yakışmıştı. Sade kesimi, üzerinde gösterişten uzak ama zarif bir şekilde duruyordu. Saçlarını toplamamıştı; omuzlarına dağılan saçları yüzünün etrafında yumuşak bir çerçeve oluşturuyordu. Ama bütün bunlardan daha fazla dikkatimi çeken başka bir şey vardı: Gülümsüyordu. Küçük, çekingen bir gülümsemeydi. Öylece yüzüne yerleşmiş, sanki farkında bile olmadan ortaya çıkmıştı. Ama gerçekti.

Ve nedense, onu böyle görmek içimde tarif edemediğim bir sıcaklık bırakıyordu. Sanki yüzündeki o küçücük gülümseme, uzun zamandır taşıdığı bütün ağırlığın arasından kendine bir yer bulmuştu. Belki de ilk kez, onun yalnızca güçlü görünmeye çalışmadığını düşünüyordum. “Ne oldu?” Sesiyle düşüncelerimden çıktım. Beni ne kadar zamandır izlediğini merak eder gibi bakıyordu. Bakışlarımı yüzünden çekmek istemesem de kendimi toparladım. Fazla belli etmiş olmalıydım. “Hiç.” Pera kaşlarını hafifçe çattı. Cevabıma inanmadığı her hâlinden belliydi.
“Öyle bakıyorsun ki…”
“Nasıl bakıyorum?”

Sesimi olabildiğince sakin çıkarmaya çalıştım ama içimdeki telaşı gizleyemediğimi hissediyordum. Omuzlarını hafifçe kaldırdı. “Bilmem.” Bir an sustu. Sonra, üzerindeki elbiseye bakıp tekrar bana döndü. Gözlerinde bu kez hafif bir merak vardı. “Garip bakıyorsun.”
“Garip mi?”
“Biraz.”

Bunu söylerken sesinde kırgınlık yoktu. Aksine, benimle dalga geçmeye çalışıyor gibiydi. Dudaklarının kenarı yeniden kıvrıldı. Bir adım daha içeri girdi. Ben ise farkında olmadan tekrar ona baktım. İçimden, söyleyecek doğru bir şey bulamadığım için kendime kızıyordum. Oysa aklımdan geçen tek şey, ne kadar güzel göründüğüydü. Bu kez göz göze geldik ve o küçük gülümseme yüzünde biraz daha belirginleşti. “Beğenmedin mi?” Başımı iki yana salladım. “Tam tersi.” Bakışlarım kısa bir an elbiseye kaydı; kumaşın duruşuna, rengin tenine yakışmasına baktım. Sonra yeniden gözlerine döndüm. “Yakışmış.” Pera’nın yanaklarına hafif bir renk yayıldı. Gözlerini kaçırıp eteğini usulca tuttu. “Gerçekten mi?”
“Evet.”

Sesimde tereddüt yoktu. Birkaç saniye sustu; söylediğim iki kelimeyi tartar gibi eteğinin kenarını düzeltti. “Uzun zamandır böyle bir şey giymemiştim.” Yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. “Neden?” Omuzlarını hafifçe kaldırdı. “Bilmiyorum. Hiç fırsatım olmadı.” Gözleri hâlâ elbisenin üzerindeydi. “İstersen değiştirebilirsin.” Başını kaldırdı. “Hayır.” Cevabı düşünmeden geldi. “Değiştirmek istemiyorum.” Başımı salladım. “Öyleyse kalsın.” Onu görünce kararımın doğru olduğunu düşündüm. Önemli olan elbiseyi sevmesi değil, içinde nasıl hissettiğiydi. Pera birkaç adım atıp çalışma masasının yanındaki koltuğa oturdu; etekleri yürüdükçe hafifçe dalgalandı.
“Akşam yemeğine daha var mı?”
“Saatine bakarsak biraz var.”
“Sen hâlâ çalışacak mısın?”

Bakışlarımı bilgisayara çevirdim. Dosya açıktı ama satırlara dönmek istemiyordum. “Hayır.” Bilgisayarı kapattım. “Zaten aklım başka yerde.” Kaşları hafifçe kalktı. “Nerede?” Bakışlarım ona kaydı. Bir an sustum, sonra dudaklarım belli belirsiz kıvrıldı. “Burada.” Pera birkaç saniye bana baktı. Yanaklarındaki renk koyulaşırken gözlerini kaçırdı. Ben ise önümdeki hiçbir işin, yüzündeki o küçük gülümseme kadar dikkatimi çekmediğini fark ettim.

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ‿︵‿◟❦◞‿︵‿
𝙊𝙠𝙪𝙙𝙪ğ𝙪𝙣𝙪𝙯 𝙞ç𝙞𝙣 𝙩𝙚ş𝙚𝙠𝙠ü𝙧 𝙚𝙙𝙚𝙧𝙞𝙢. 𝙊𝙮 𝙫𝙚𝙧𝙞𝙥 𝙮𝙤𝙧𝙪𝙢 𝙮𝙖𝙥𝙖𝙧𝙖𝙠 𝙙𝙚𝙨𝙩𝙚𝙠 𝙤𝙡𝙪𝙧𝙨𝙖𝙣ı𝙯 ç𝙤𝙠 𝙢𝙪𝙩𝙡𝙪 𝙤𝙡𝙪𝙧𝙪𝙢.♥️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

220okunma 9beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18