12.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Gerçek, Silah, Aslı

Vaveyla Yazarı: ࣪ ִֶָ☾⭑ .࣪

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: 12.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Gerçek, Silah, Aslı

Gerçek, ortaya çıkmadan önce sessizliğiyle korkutur.

ㅤㅤㅤㅤ°•﹏‿✧‿︵‿.◟❦◞.‿︵‿✧‿﹏•°

Elim hâlâ sırtındaydı. Az önce söylediğim cümle “Yatağa geçelim mi?” hâlâ havada asılı gibiydi. Bu cümleyi kaç kez kurduğumu hatırlamıyordum ama ilk defa anlamını kaybediyordu. Yüzü bana döndü. O an zaman durmadı, ama içimde bir şey yer değiştirdi. Gözlerim istemsizce onun yüzünde dolaştı; kaşlarının arasındaki o tanıdık çizgi, gözlerinin kenarındaki sertlik, dudaklarının hafif aşağı çekili hâli… Hepsi yerli yerindeydi. Değişmemişti. Değişen bendim. Nefesim bozuldu. Göğsüm bir an daraldı. “Yağız…”

İsmi dudaklarımdan çıkarken yabancı geldi. Sanki başkasının ağzından duymuşum gibi. Yağız birkaç saniye hiçbir şey söylemeden baktı. Bakışı üzerimde dolaştı; omuzlarımdan aşağı, geceliğin ince kumaşına, çıplak ayaklarıma kadar indi. O bakışta arzu yoktu. Şaşkınlık vardı. Ardından gelen şey daha ağırdı anlamak. Ve o anladıkça yüzü değişti. “Pera…” dedi, sesi beklediğimden daha düşük, daha kırık çıktı. İçimde bir şey kıpırdadı ama hemen bastırdım. Bu bir tuzak da olabilirdi. Burada her şey olabilirdi.

“Burada ne işin var?” dedim. Sesim sert çıktı. Sanki onu suçluyormuşum gibi. Aslında ne söylediğimi ben de bilmiyordum. Sadece konuşmak zorundaydım. Susarsam dağılacaktım. Kaşları daha da çatıldı. Bir adım attı bana doğru. Refleksle gerildim. Bedenim, zihnimden önce karar verdi. Bunu fark etti. Adımı yavaşlattı. Sanki bana değil de kırılacak bir şeye yaklaşıyormuş gibi dikkatliydi artık. “Geç kaldım,” dedi. Bu iki kelime odanın içine ağır bir şey gibi düştü. Yutkundum. Üç ay boyunca kurduğum bütün ihtimallerin içinde bu cümle vardı ama bu şekilde duymak… farklıydı. “Çok geç kaldım.”

Gözlerimi ondan kaçırdım. Camdan süzülen şehir ışıkları duvara vuruyordu. Dışarıda hayat devam ediyordu. Burada ise zaman sıkışmıştı. “Burada olmaman gerekiyordu,” dedim. Sesim bu sefer daha sakindi. Duygusuz gibiydi. Kendi sesimi tanımadım. Bir adım daha attı. Aramızdaki mesafe neredeyse yok oldu. Elini kaldırdı ama dokunmadı. Sanki dokunsa her şey geri döndürülemez bir hâl alacaktı. “Seni almaya geldim.” İşte o cümle. Üç aydır içimde bir yerde yaşayan, her kapı açıldığında bir anlığına umut olup sonra sönen o cümle. Ama hiçbir şey olmadı. Ne rahatlama geldi ne de gözlerim doldu. Sadece içimde ağır bir boşluk yayıldı. Başımı hafifçe eğdim. Gözlerim yerdeydi. “Geç kaldın,” dedim.

Bu bir sitem değildi. İçinde duygu yoktu. Sadece gerçekti. Yağız bir şey söyleyecek gibi oluyor ama sesi gelmiyor. Gözleri üzerimde sabit, yüzünde tanımadığım bir ifade var. Sanki beni görüyor ama aynı anda göremiyor gibi. Bir şey ters. Odanın içindeki ışık titriyor. Çok hafif önce… sonra belirginleşiyor. Perdeden sızan şehir ışıkları dalgalanıyor. Duvarın köşesi yamuluyor sanki. Nefesim hızlanıyor. Kalbim göğsüme sığmıyor. “Yağız…” diyorum tekrar, ama bu sefer sesim uzaklardan geliyormuş gibi. O bana doğru bir adım atıyor, ya da atmaya çalışıyor. Hareketi bölünüyor. Sanki biri sahneyi kesip tekrar oynatıyor gibi. Sonra… Bir ses. Uzak. Boğuk. Ama tanıdık. “Pera…”

Kaşlarını çatılıyor. Yağız’a bakıyorum ama o artık net değil. Yüzü bulanıklaşıyor. Çizgileri dağılıyor. “Pera… uyan…” Ses bu sefer daha yakın. Bir şey göğsüme baskı yapıyor gibi. Nefesim sıkışıyor. Gözlerimi açık tutmak zorlaşıyor. Oda duvarlar üstüme geliyor. “Pera!” Bir anda her şey kırılıyor. Gözlerimi aralıyorum. Işık. Gerçek bir ışık. Keskin. Rahatsız edici. Ama… temiz. Nefes alıyorum. Derin. Hızlı. Kontrolsüz. Tavan. Beyaz. Düz. Hareketsiz. Başımı sağa çeviriyorum. Bir yüz. Gerçek. Net. Tanıdık. Bu Aslı baş ucumda. Gözleri kocaman açılmış, yüzü korkuyla gerilmiş. Bir eli omzumda, beni hafifçe sarsıyor. “Pera, uyan!”

Nefesim titriyor. Hızla etrafa bakıyorum. Oda küçük. Perdeler açık. Gün ışığı içeri doluyor. Bir sandalye, bir masa, dağınık bir yatak… Hiçbiri o değil. Hiçbiri o yer değil. Elimi hemen saçlarıma götürüyorum. Titreyen parmaklarım tellerin arasında dolaşıyor. Kimse dokunmuyor. Kimse tutmuyor. Boşluk. Ama bu sefer iyi bir boşluk. “Ben…” diyorum ama devamı gelmiyor. Boğazım kurumuş. Aslı bir şey söyleyecek gibi oluyor ama o anda ikimiz de aynı sesi duyuyoruz. Keskin. Kısa. Yabancı ama bir o kadar tanıdık. Silah sesi. Odanın içindeki hava bir anda donar gibi oluyor. Kalbim bir an duruyor, sonra hızla çarpmaya başlıyor. Aslı'nın parmakları omzuma daha sıkı yapışıyor.

“Pera…” sesi titriyor, “koridordan geliyor ses, korkuyorum.” Gözlerim kapıya kayıyor. İçimde bir şey hareketleniyor. Az önce gördüğüm rüya, o koridor, o kapılar… hepsi bir anda zihnimin içine geri doluyor. Mantıklı değil. Bu mümkün değil. Ama bedenim mantık dinlemiyor. Yağız. İsim bir refleks gibi düşüyor aklıma. Açıklayamıyorum. Sadece geliyor. Bir anda yataktan kalkıyorum. Ayaklarım soğuk zemine değiyor. Gerçek. Sert. Net. “bakacağım şimdi sen burda kal” diyorum. Sesim beklediğimden daha kararlı çıkıyor. Aslı hemen koluma sarılıyor. “Hayır, çıkma! Pera, saçmalama!”

Kolumu nazikçe ama kesin bir hareketle çekiyorum. “Bir şey yoksa geri gelirim.” Bu cümleyi neden söylediğimi ben de bilmiyorum. Sanki kendimi değil, onu ikna ediyorum. Kapıya doğru yürüyorum. Her adımımda kalbimin sesi kulaklarımda daha fazla yankılanıyor. Elimi kapı koluna uzatıyorum. Metal soğuk. Bir an duruyorum. İçimde iki ses yine karşı karşıya. Gitme. Aç. Derin bir nefes alıyorum. Yavaşça indiriyorum kolu. Kapıyı aralıyorum. Koridor karanlık değil ama ışık tam yetmiyor. Sarı, yorgun lambalar duvarlara soluk bir aydınlık bırakıyor. Halı sesi emiyor; ayak sesleri neredeyse duyulmuyor.

Ama başka sesler var. Ağır adımlar. Fısıldaşmalar. Bir şeylerin sürtünmesi. Kapıyı biraz daha açıyorum. Başımı uzatmadan önce bir an bekliyorum. Kalbim öyle hızlı atıyor ki sanki dışarıdan duyulacak. Sonra yavaşça bakıyorum. Koridorda üç adam var. Ellerinde silah. Siyah, mat yüzeyli. Işığı yutmuyor, aksine daha tehditkâr gösteriyor. Kapılara yöneliyorlar. Biri bir odaya giriyor, diğeri kapının önünde bekliyor. Üçüncüsü koridoru kontrol ediyor. Gözlerim donuyor. Bedenim hareket etmiyor. Bu gerçek. Bu rüya değil. Az önce gördüğüm şey… bir hazırlık mıydı? Adamların hareketlerini anlamaya çalışıyorum. Ne yaptıklarını çözmeye çalışıyorum. Belki yanlış görüyordur gözlerim. Belki başka bir şeydir. Ama değil.

Kapı açılıyor. İçeriden kısa bir hareketlenme sesi geliyor. Bastırılmış bir çığlık gibi. Sonra… Bir silah sesi daha. Bu sefer daha yakından. İçimden bir şey kopuyor. Nefesim kesiliyor. Kulaklarım uğulduyor. Geri çekilmek istiyorum ama ayaklarım yere yapışmış gibi. Adam kapıdan çıkıyor. Yüzünde hiçbir şey yok. Ne öfke, ne acele. Sanki sıradan bir iş yapmış gibi. Diğerine bakıyor. Alçak sesle konuşuyorlar ama koridor sessiz olduğu için kelimeler net geliyor. “Burası da tamam.” Bir an duraksıyorum. Tamam? Ne demek tamam? Diğer adam başını sallıyor. Çok hafif. Sonra ilk adam tekrar konuşuyor. Sesi aynı düzlükte, aynı sakinlikte:

“Kadınları da öldürün. Kimseyi bırakmayın.” Bu cümle koridorun içinde yankılanıyor. Bir kere. İki kere. Üç kere. Anlamak istemiyorum. Yanlış duymuş olmalıyım. Olmak zorunda. Böyle bir şey… böyle bir sakinlikle söylenemez. Kulaklarım uğulduyor. Kalbim o kadar hızlı atıyor ki düşünemiyorum. Kadınları da öldürün. Kimseyi bırakmayın. Aslının içerideki varlığı bir anda aklıma düşüyor. O hâlâ odada. Hiçbir şey bilmiyor. Kapının arkasında. Başımı hafifçe geri çeviriyorum. Kapının aralığından odanın içi görünüyor. O bana bakıyor. Gözleri korkuyla dolu.

Bir şey söylemek istiyorum. “Kaç” demek. “Sus” demek. Ama sesim çıkmıyor. Tekrar koridora bakıyorum. Adamlar bir sonraki kapıya yöneliyor. Silahlarından biri hafifçe yukarı kalkıyor. O an anlıyorum. Bu gerçekten oluyor. Bu durmayacak. Ve eğer bir şey yapmazsam öleceğiz… Kapıyı yavaşça kapattım. Elim hâlâ kolunun üzerindeydi; bırakmaya cesaret edemiyordum. Sanki elim çekildiği an dışarıdaki şey içeri dolacakmış gibi. Aslı gözleri bana kilitlendi, dudakları aralandı ama ses çıkarmaya korktuğu belliydi. Yüzündeki o ifade… sorudan çok yalvarış gibiydi. “Pera… ne oluyor?” diye fısıldadı.

Cevap vermedim. Çünkü kelime bulamıyordum. Çünkü ne söylesem yetmeyecekti. Çünkü gerçeği söylersem korku büyüyecekti. “Saklanmamız lazım,” dedim sonunda, sesimi olabildiğince düşük tutarak. “Hemen.” Bir an dondu. Gözleri kapıya kaydı. Anlamak istemedi. Kimse böyle bir şeyi hemen kabul etmez. “Yatağın altına gir,” dedim bu sefer daha kesin bir tonla. “Çabuk.” Sesimdeki kararlılık onu harekete geçirdi. Eğildi, örtüyü kaldırdı, kendini yatağın altına itti. Ben de kendi yatağıma yöneldim. Dizlerim zemine değdiği an soğukluk kemiklerime kadar işledi. Avuç içlerim yere bastı, toz kokusu burnuma doldu. Kendimi içeri çekerken başım çarpmamak için eğdim, sırtımı duvara yasladım. Alan dardı. Nefesim daraldı. Ama asıl sorun o değildi.

Sessizlik. Elimi ağzıma bastırdım. Nefes alışımın bile fazla olduğunu hissediyordum. Göğsüm istemsizce yükselip iniyor, içimdeki panik dışarı taşmak için yol arıyordu. Kendimi zorladım. Daha yavaş. Daha sessiz. Koridordan gelen sesler netleşti. Ağır adımlar, bastıkları zemini titretiyordu. Yaklaşıyorlardı. Her adım içimde bir yere dokunuyor, düşüncelerimi dağıtıyordu. Kapının önünde durduklarını anlamak için görmeye gerek yoktu. Hava bile değişti sanki.

Kapı kolu oynadı. Metal sesi ince ama keskin bir çizgi gibi içimden geçti. Kapı aralandı. Işık zemine düştü. Yatağın altından sadece o ince aydınlığı görebiliyordum. Başımı kaldırmaya cesaret edemedim. Gözlerimi kapatsam daha kötü olacaktı, o yüzden o dar görüş alanına kilitlendim. Sonra ayaklar göründü. Siyah. Düz. Ağır. Ayakkabının tabanı yere her bastığında çıkan o hafif sürtünme sesi… odanın içindeki tek gerçeklik gibiydi. İçeri girdi. Birkaç adım attı. Durdu. Yön değiştirdi. Bunu görmeden de anlayabiliyordum. Çünkü sesler değişiyordu. Çünkü içimdeki şey bunu hissediyordu.

Nefes almıyordum. Gerçekten. Göğsüm yanmaya başladı. İçimdeki refleks kendini zorladı ama izin vermedim. Bir nefes… bir tek nefes bile her şeyi bitirebilir gibi geliyordu. Ayaklar yatağa doğru ilerledi. Benim olduğum yatağa. Zemin çok yakındı, saklanmak için hiçbir şey yoktu. Eğer eğilirse… eğer biraz daha yaklaşırsa… göz göze gelmemiz an meselesiydi. Parmaklarım dudaklarıma daha sert bastı. Tırnaklarım tenime geçiyordu ama acıyı hissetmiyordum. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki o sesi bile duyacak sanıyordum.

Ayaklar tam yanımda durdu. Zaman… akmıyordu artık. Bir şey olacak hissi odanın içine yayıldı. Beklemek, her şeyden daha ağırdı. Gözlerimi kırpmadan o dar boşluğa bakıyordum. Görüşümün ucunda sadece zemindeki o soluk ışık ve ayakkabının kenarı vardı. Bir an için eğilecek sandım. Bakacak sandım. Her şey bitecek sandım. Ama olmadı. Ayakkabılar hafifçe yer değiştirdi. Bir adım geri. Sonra yana. Sanki odanın içini tartıyordu. Sanki emin olmak istiyordu. Bu belirsizlik… kurşundan daha ağırdı.

Ardından çok hafif bir metal sesi geldi. Küçük ama tanıdık. Silahın yer değiştirme sesi. İçimden buz gibi bir şey geçti. Hareket etmemek için kendimi daha da sıkıştırdım. Saniyeler geçti mi, yoksa sadece ben mi öyle sandım bilmiyorum. Sonra ayaklar kapıya yöneldi. Bir adım. Bir adım daha. Uzaklaşma hissi yavaş yavaş içime sızdı ama inanamadım. Henüz değil. Henüz güvenemezdim. Kapı kapandı. Ses küçük bir “tık”tı ama içimde yankısı büyüktü. O an ciğerlerim kendiliğinden açıldı. Nefes içeri doldu. Sessiz olmaya çalıştım ama göğsüm titredi. Elimi ağzımdan çekmedim. Hâlâ erken olduğunu hissediyordum.

Kımıldamadım. Çünkü içimde tek bir düşünce vardı: Bu bitmedi. Bir süre öyle kaldım. Nefesim yavaş yavaş düzene girdi ama içimdeki gerginlik hâlâ çözülmedi. Yatağın altındaki dar alan sanki üstüme kapanıyordu. Kımıldamaya cesaret edemiyordum. En küçük bir hareketin bile yeniden dikkat çekeceğine inanıyordum. Karşı yataktan çok hafif bir hışırtı geldi. Aslı'nın sesi, neredeyse duyulmayacak kadar ince bir fısıltıyla ulaştı bana. “Pera… çıkalım mı?” Sesinde umut yoktu. Sadece dayanamayış vardı. Gözlerimi kapatmadan, aynı noktaya bakmaya devam ederek cevap verdim.

“Biraz daha duralım.” Kelimeyi söylerken bile sesimin titrememesi için kendimi zorladım. Çünkü eğer ben dağılırsa, o tamamen çökecekti. Bunu biliyordum. İçimde düşünceler üst üste yığıldı. Az önce olanları anlamaya çalışıyordum. Bu insanlar kimdi? Neden buradaydılar? Ve en önemlisi… gerçekten gitmişler miydi? Yoksa sadece bekliyorlar mıydı? Zihnimde o koridordaki sahne tekrar canlandı. Silahlar. O sakin ses. “Kimseyi bırakmayın.” Bu cümle beynime saplanmıştı. Eğer gerçekten kimseyi bırakmayacaklarsa… bu kadar kolay vazgeçmezlerdi.

Tam o düşünceyi kurduğum anda, dışarıdan sesler geldi. Adımlar. Bu sefer daha hızlı. Daha kararsız. Kapının hemen önünde durdular. Kalbim yeniden hızlandı. Nefesim tekrar kontrolsüzleşmeye başladı ama kendimi tuttum. Elim tekrar ağzıma gitti. Sonra bir ses. “Bu odaya baktınız mı?” Soru netti. Yakındı. Kapının hemen arkasındaydı. İçimdeki her şey bir anda dondu. Bir başka ses cevap verdi. Daha kalın, daha umursamaz. “Baktık. Kimse yok. Kaçmışlar.” O kelime… “kaçmışlar”… içime çarpıp kaldı. Kaçmamıştık. Buradaydık.

Sadece birkaç santimlik bir boşluğun içinde, nefes almamaya çalışarak. Ayakkabı sesleri kapının önünde birkaç saniye daha kaldı. Sanki biri emin olmaya çalışıyordu. Sanki içeri girip tekrar bakmayı düşünüyordu. O an zaman yine ağırlaştı. Kapıyı açacaklar. Bu düşünce o kadar net geldi ki, bedenim istemsizce kasıldı. Gözlerimi kapatmamaya çalıştım ama görüşüm bulanıklaştı. Kulaklarım dışarıdaki en küçük sesi yakalamaya odaklandı. Kapı kolunun hareket etmesini bekledim. Metal sesini. Işığın tekrar içeri süzülmesini. Ama hiçbir şey olmadı.

İçlerinden biri hafifçe nefes verdi. Sonra adımlar uzaklaşmaya başladı. Önce yavaş, sonra daha net. Koridorun içinde kaybolan o sesler, odanın içindeki sessizliği geri bıraktı. Ama bu sessizlik önceki gibi değildi. Daha kırılgandı. Daha güvensizdi. Kımıldamadım. Çünkü hâlâ dönüp gelebileceklerini hissediyordum. Ve en kötüsü… artık biliyordum: Bizi arıyorlardı. Bir süre daha kımıldamadan kaldım. Dışarıdan gelen ayak sesleri tamamen kesilmişti ama bu, her şeyin bittiği anlamına gelmiyordu. Aksine, o sessizlik daha tehlikeli hissettiriyordu. Sanki bir şeyler hâlâ hareket hâlindeydi, sadece biz duyamıyorduk.

Yavaşça parmaklarımı dudaklarımdan çektim. Nefesimi kontrol etmeye çalıştım. İçimdeki panik hâlâ oradaydı ama artık onunla birlikte hareket etmem gerektiğini biliyordum. Sonsuza kadar burada kalamazdık. Başımı çok az oynattım. Yatağın altındaki dar boşlukta gözlerim karanlığa alışmıştı. Karşı tarafta Aslı'nın siluetini seçebiliyordum. O da kımıldamıyordu. Bekliyordu. Benden bir işaret. Fısıldadım. “Çıkıyoruz.” Sesim çok düşüktü ama kararlıydı. Kısa bir sessizlik oldu. Sonra onun sesi geldi, kırılgan, ince.

“Pera… korkuyorum.” Bu cümle içime dokundu. Çünkü ben de korkuyordum. Ama bunu söyleyemezdim. Eğer ikimiz de korkuyu seslendirirsek, hareket edemezdik. “Biliyorum,” dedim yavaşça. “Ama burada kalamayız.” Bir an daha sustu. Sonra çok hafif bir “tamam” çıktı dudaklarından. Önce ben hareket ettim. Dirseklerimi zemine bastım, kendimi yavaşça dışarı çektim. Yatağın kenarından çıkarken başımı çarpmamaya dikkat ettim. Dizlerim yere değdi, sonra doğruldum. Odanın içi aynıydı ama artık her şey farklı görünüyordu. Sanki duvarlar bile olanları biliyordu.

Hemen ona baktım. Hâlâ yatağın altındaydı. “Elini ver,” dedim, eğilerek. Tereddüt etti. Sonra elini uzattı. Parmakları titriyordu. Onu yavaşça çektim. Yatağın altından çıkarken nefesi hızlandı, gözleri kapıya kaydı. Ayağa kalktığında dengesi bir an bozuldu. Refleksle kolunu tuttum. “Sakin,” dedim, gözlerinin içine bakarak. “Buradayım.” Sözlerimden çok tonum önemliydi. Çünkü gerçekten emin değildim. Ama eminmiş gibi konuşmak zorundaydım. Başını salladı. Ama korku gitmedi. Sadece biraz geri çekildi.

Elini bırakmadım. Parmaklarını tuttum. Soğuktu. Avucu nemliydi. Sıkıca kavradım. Bu sadece onu değil, beni de tutuyordu sanki. İkimizin de dağılmasını engelleyen tek şey buydu. Kapıya baktım. Mesafe çok kısa görünüyordu ama o an gözümde uzadı. Her adım düşünülmesi gereken bir şeye dönüştü. Zemine nasıl basacağım, ses çıkar mı, kapı gıcırdar mı… Hepsi zihnimde dönüyordu. “Yavaş,” diye fısıldadım. Birlikte yürümeye başladık.

Adımlarımız temkinliydi. Halı sesi emiyordu ama yine de fazla geldi kulağıma. Kalbim her adımda biraz daha hızlandı. Kapıya yaklaştıkça içimdeki baskı arttı. Kapının önünde durduk. Elim hâlâ onun elindeydi. Diğer elim kapı koluna uzandı. Metal yine soğuktu. Bu sefer daha farklıydı. Az önce saklanıyordum. Şimdi kendim açıyordum. Bu, korkuyu daha keskin yapıyordu. Aslı'nın parmakları benimkini biraz daha sıktı. “Pera…” dedi fısıltıyla. Başımı ona çevirmeden cevap verdim. “Bir şey yoksa hemen geri döneriz.”

Bu cümleye ikimiz de inanmadık. Ama yine de söyledim. Yavaşça kapı kolunu indirdim. En küçük sesi bile büyütmemek için dikkat ettim. Kapıyı milim milim araladım. Koridordan gelen soluk ışık içeri süzüldü. Durduk. Dinledik. Sonra biraz daha açtım. Ve birlikte… dışarı baktık.

ㅤㅤㅤㅤㅤ ㅤ‿︵‿◟❦◞‿︵‿

Kaça bilecekler mi?

𝙊𝙠𝙪𝙙𝙪ğ𝙪𝙣𝙪𝙯 𝙞ç𝙞𝙣 𝙩𝙚ş𝙚𝙠𝙠ü𝙧 𝙚𝙙𝙚𝙧𝙞𝙢. 𝙊𝙮 𝙫𝙚𝙧𝙞𝙥 𝙮𝙤𝙧𝙪𝙢 𝙮𝙖𝙥𝙖𝙧𝙖𝙠 𝙙𝙚𝙨𝙩𝙚𝙠 𝙤𝙡𝙪𝙧𝙨𝙖𝙣ı𝙯 ç𝙤𝙠 𝙢𝙪𝙩𝙡𝙪 𝙤𝙡𝙪𝙧𝙪𝙢.♥️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

746okunma 6beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18