19. bölüm / 21
Zahir+1& | Başlangıç19.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir gece, Bir haya, Bir hiç
Bölümler 21Şu an: 19.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir gece, Bir haya, Bir hiç
- 1 1.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir köle, Bir kuma, Bir hiç2.092 kelime
- 2 2.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Kaç, Koş, Saklan2.123 kelime
- 3 3.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Sor, Konuş, Haykır2.237 kelime
- 4 4.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir kadın, Bir nefes, Bir hiç2.105 kelime
- 5 5.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Utanç, Arzu, Pişmanlık2.270 kelime
- 6 6.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Sevgi, Hüzün, Acı2.393 kelime
- 7 7.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir bakış, Bir yasemin, Bir hiç2.598 kelime
- 8 8.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Hazır, Açık, Sessiz,2.377 kelime
- 9 9.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Kilit, Kapı, Anahtar2.320 kelime
- 10 10.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir cehennem, Bir sigara, Bir hiç1.974 kelime
- 11 11.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Oda, 57, 452.033 kelime
- 12 12.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Gerçek, Silah, Aslı2.361 kelime
- 13 13.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir Koridor, Bir Asansör, Bir hiç2.267 kelime
- 14 14.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Sarılma, Burası, Mesafe1.577 kelime
- 15 15.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | His, Tanıdık, Bahçe2.040 kelime
- 16 16.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir kırgınlık, Bir yorgunluk, Bir hiç1.890 kelime
- 17 17.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Kumaş, Tekrar, Üşüyorum1.783 kelime
- 18 18.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bakış, Gözler, Mısır1.977 kelime
- 19 19.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir gece, Bir haya, Bir hiç2.185 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 20.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Elbise, Yakışmış, Gözleri1.886 kelime
- 21 21.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Düşünce, Araba, Çekingen2.409 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece çöktüğünde, insanın sakladığı her şey gölgesinden çıkıp karşısına dikilir.
ㅤㅤ°•﹏‿✧‿︵‿.◟❦◞.‿︵‿✧‿﹏•°
Pera çorbasından bir kaşık daha aldıktan sonra kaşığı tabağın kenarına bıraktı. Birkaç saniye önündeki masaya baktı. Sanki söylemek istediği bir şey vardı ama nereden başlayacağını bilmiyordu. Ben de konuşmadım. Onu sıkıştırmak istemiyordum; zira son günlerde yaşadıkları yeterince ağırdı. Ama gözlerimin istemsizce ona kaymasına da engel olamıyordum. Dün geceki korkusunu hatırlıyordum. Sabah uyandığında bile birkaç saniyeliğine benden korkmuştu. Bunun nedenini biliyordum; ona güvenmesi için hiçbir sebep vermemiştim. Pera çayından küçük bir yudum aldı.
“Sen hiç uyumadın mı?” Sesini duyduğumda başımı ona çevirdim. “Uyudum.” Bana birkaç saniye sessizce baktı. Ardından kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Yalan söylüyorsun.” Dudaklarımın kenarı belli belirsiz kıvrıldı. “Bu kadar belli mi?” “Biraz.” Başımı geriye yaslayıp derin bir nefes verdim. Birkaç saniye tavana baktıktan sonra gözlerimi yeniden ona çevirdim. “Çok uyuyamadım.”
“Neden?”
Sorusu havada asılı kaldığında birkaç saniye sustum. Aslında cevabı biliyordum ama söylemek düşündüğümden daha zordu. Bakışlarımı kaçırıp ellerime baktım. “Senin için korktum.” Kaşları hafifçe çatıldı. “Neden?” Bu kez ona baktım. Sesim, istemeden de olsa biraz daha yumuşaktı. “Sana bir şey olacak diye korktum.” Pera'nın bakışları bir anlığına üzerimde kaldı, sonra gözlerini tabağına indirdi. “Beni düşünmek zorunda değilsin.” “Zorunda olduğumu söylemedim.”
“Öyle davranıyorsun.” Bu kez ben sustum. Haklıydı çünkü son birkaç gündür yaptığım her şey, istemeden de olsa onun etrafında dönüyordu. Pera'nın gözlerinde hâlâ cevabını bulamadığım onlarca soru vardı. Çay bardağını masaya bıraktım. Bahçede hafif bir rüzgâr vardı.
Ağaçların yaprakları birbirine değiyor, uzaktan birkaç kuşun sesi duyuluyordu. Her şey olması gerektiği kadar sakindi ama masanın diğer tarafında oturan Pera'nın zihninin benimki kadar sessiz olmadığını biliyordum. Bir süre sonra başını kaldırdı. Pera birkaç saniye boyunca bana baktı, sonra bakışlarını yeniden çay bardağına indirdi. Parmakları bardağın kenarında geziniyordu. “Yağız...” Sesindeki tereddüt dikkatimi çekti. “Efendim?” dedim. Başını kaldırdı. “O gece...” Bir an sustu. “Sen beni neden kaçırdın?” diye sordu. Soruyu bekliyordum; yine de duyduğum anda içimde bir şey ağırlaştı. Gözlerimi ondan kaçırıp bahçeye çevirdim. O günü hatırlamak zor değildi.
Bazı ayrıntılar hâlâ fazlasıyla canlıydı. "Gerçekten bilmek istiyor musun?" diye sordum. Pera birkaç saniye düşündü. "Evet," diye cevapladı. Başımı hafifçe salladım. "Tamam." Kısa bir sessizlik oldu. "Ben seni ilk merdivenlerde gördüm Pera," dedim. Pera'nın bakışları bana döndü. "Merdivenlerde mi?" diye sordu. "Evet." O anı zihnimde yeniden canlandırdım. "Kalabalığın içinden aşağı iniyordun. Herkes birbirine karışmıştı. İnsanlar konuşuyor, bir yerlere gidiyor, kendi işleriyle ilgileniyordu." Bir an durdum. "Ama sen..." Gözlerim yeniden ona kaydı. "Sen merdivenden iniyordun." Pera'nın kaşları hafifçe çatıldı. "Sen orada mıydın?" diye sordu. "Evet," dedim.
"Seni hatırlayamıyorum," dedi. "Ama ben hatırlıyorum seni." Sesim istemeden yumuşadı. "Bir basamakta durdun. Yorgundun. Sonra tekrar inmeye devam ettin." Pera sessizce dinliyordu. "Kimsenin fark etmesini istemiyor gibiydin." Bakışlarını önümdeki tabağa indirdi. "Sonra?" diye sordu. "Sonra seni bir süre izledim." Pera tekrar bana baktı. "İzledin mi?" diye sordu. "Evet." Gözlerinin içi dolmuştu. "Neden?" Bir an cevap vermedim. "Çünkü içimde garip bir his vardı; orada bulunmak zorunda kalmışsın gibi." Pera'nın yüzündeki ifade değişti. "Nasıl yani?" diye sordu. "Çevrendeki insanlara bakıyordun ama sanki hiçbirine ait değildin."
Kısa bir nefes aldım. "Bir yere gitmek istiyor gibiydin ama nereye gideceğini bilmiyordun." Pera'nın parmakları çay bardağının etrafında sıkılaştı. "Ben öyle mi görünüyordum?" dedi sesi titreyerek. "Evet." Bir süre ikimiz de sustuk. Sonra devam ettim. "Birileri yanına geliyor, seninle konuşuyor, sonra tekrar yalnız kalıyordun. Birkaç kez etrafına baktın." Pera sessizce beni dinledi. "Ve her seferinde rahatsız olduğunu gördüm. Belki de sadece yorulmuştun, ben de emin değildim," dedim. "Sonra ne oldu?" diye sordu. "Merdivenlerden tekrar yukarı çıkmaya çalıştın." Pera'nın gözleri büyüdü. O anı hatırladıkça içimdeki huzursuzluk yeniden beliriyordu. "Bir basamakta durdun. Arkana baktın. Sonra devam etmeye çalıştın."
Pera'nın sesi çok kısık çıktı. "Yağız..." "Evet?" dedim. "Sen bütün bunları gördün mü?" Başımı yavaşça salladım. "Bir süre boyunca." Pera gözlerini benden ayırmadı. "Ve sonra?" "Sonra mecbur kaldığını hissettim; insanların arasında durmaya, onların söylediklerini dinlemeye, istemediğin hâlde bir şeylere katlanmaya." Pera'nın yüzündeki ifade yavaşça değişti. "Ben bunu sana hiç söylemedim ki." "Hayır." "Sen nasıl..." diye sordu. "Bilmem," dedim. "Sadece öyle hissettim." Pera uzun süre sustu. "Sonra seni o kalabalığın içinde biraz daha izledim." Bakışlarım ellerine kaydı. "Seni oradan çıkarmazsam başına bir şey geleceğini düşündüm." Pera'nın nefesi yavaşladı.
"Bu yüzden mi beni kaçırdın?" diye sordu. Başımı kaldırdım. "Evet." "Hiç tanımadığın birini?" "Tanımıyordum." "Yine de..." dedi, cümlesini tamamlayamadı. "Yine de seni orada bırakmadım," dedim. Pera gözlerini kaçırdı. Ben ise ilk kez o gece verdiğim kararı düşündüm. Belki yanlış anlamıştım; belki onun zorlandığını sandığım şey, yalnızca benim gördüğüm birkaç saniyelik bir görüntüydü. Ama o an başka türlü düşünememiştim. "Ben o gece senin ne yaşadığını bilmiyordum," dedim. "Sadece gördüklerime göre hareket ettim ve mecbur kaldığını hissettim." Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Bahçedeki rüzgâr hafifçe esmeye devam ediyordu. Pera'nın gözleri yeniden gözlerime kenetlendi. Ben ise ilk kez o geceyi anlatırken kendimi savunmaya çalışmadığımı fark ettim; sadece ona gördüğüm şeyi anlatıyordum. Belki de aylardır sakladığım en basit gerçek buydu: O gece seni kaçırmamın sebebi senden bir şey istemem değildi, sadece seni orada bırakmanın doğru olmadığını düşünmemdi. Pera uzun süre sessiz kaldı, gözlerini benden ayırmıyordu. Sanki söyleyeceklerini zihninde defalarca tartıyor, yanlış bir kelimeyle aramızda kurulan o ince güveni kırmaktan korkuyordu. Sonunda derin bir nefes aldı. "Teşekkür ederim, Yağız." Kaşlarım hafifçe çatıldı. "Ne için?" Pera bakışlarını kısa bir süre bahçeye çevirdi.
Sonra, sanki cevabı orada bulamayacağını biliyormuş gibi yeniden bana baktı. "Çocukluğumdan beri..." dedi, sesi titreyerek. "Birçok şeye mecbur kaldım." Sessizce dinledim; onu susturacak ya da sözlerini hafifletecek hiçbir şey söylemek istemedim. "Ne yapmam gerektiği hep başkaları tarafından söylendi. Nerede duracağım, ne söyleyeceğim, neye katlanacağım..." Parmakları yeniden çay bardağının kenarında gezindi. "Ben de zamanla alıştım. Alışmak zorunda kaldım." Pera başını hafifçe eğdi. "İnsan bazen o kadar uzun süre mecbur bırakılıyor ki... Bir süre sonra kendi istediği şeyi bile unutuyor." Ne söyleyeceğimi bilemedim. Belki de ilk kez, ona verebileceğim en doğru şeyin sessizce yanında kalmak olduğunu anladım.
Pera gözlerini yeniden bana çevirdi. "O kadar insanın arasında..." dedi, "kimse fark etmedi. Bir an sustu. Bakışlarında, söyleyeceği şeyden önce gelen bir tereddüt vardı. "Sen fark ettin." Bakışlarımız birbirine kilitlendi. O an, aramızdaki mesafenin ne kadar kırılgan olduğunu ikimiz de biliyor gibiydik. "Belki sen de yanlış anlamış olabilirsin, belki gerçekten ne yaşadığımı bilmiyordun," dedi; dudaklarında çok hafif bir gülümseme oluştu. "Ama yine de beni gördün." Bu söz karşısında boğazım düğümlendi. Pera devam etti: "Ben hayatım boyunca insanların arasında görünmezmişim gibi hissettim. Herkes bana bakıyordu ama kimse gerçekten beni görmüyordu." Gözlerini kaçırdı. Birkaç saniye boyunca kendini toparlamaya çalıştı ama başaramadı. Kirpiklerinde biriken yaşlar yanağına süzüldüğünde, artık onları tutmayı bıraktı.
"Sen ise beni hiç tanımadığın hâlde... bir şeylerin yolunda olmadığını hissettin." Başımı hafifçe eğdim. "Pera..." Başını iki yana salladı. "Hayır. Bırak söyleyeyim." Sesi ilk kez bu kadar kararlıydı. Ama o kararlılığın altında, bana güvenmeyi seçmenin korkusu vardı. "O gece seni anlamadım. Senden korktum. Hatta senden nefret ettim." Bunu söylerken gözlerini kaçırmadı. Sanki aramızda gerçek olmayan hiçbir şey kalmasın istiyordu. "Ama şimdi neden yaptığını anlayabiliyorum." Kısa bir sessizlik oldu. "Ve bunun için sana teşekkür etmek istiyorum." İçimdeki ağırlık biraz daha arttı. "Teşekkür etme," dedim. Pera kaşlarını hafifçe kaldırdı.
"Neden?" "Çünkü seni korkuttum," dedim. "Belki," diye cevap verdi. Sonra sesi daha da alçaldı. "Ama beni de ilk kez biri gerçekten fark etti." Söyleyecek söz bulamadım. Onun bana güvenmeye çalıştığını hissediyordum; ben de bu güveni, aceleyle karşılık vermeye zorlamak istemiyordum. Pera elini çay bardağının üzerinden çekti ve kucağına bıraktı. "Belki o gece beni kaçırman hayatımdaki en doğru şey değildi." Gözlerimi ondan ayırmadım. "Ama beni o kalabalığın içinde yalnız bırakmamanı unutmayacağım." Sözleri içimde sessizce yankılandı. Beni affettiğini söylemiyordu. Bana tamamen güvendiğini de. Ama yine de geçmişin içinden küçük bir yer açıp beni oraya alıyordu. Bir süre sessizlik oldu.
Bahçeden hafif bir rüzgâr geçti. Pera gözlerini önüne indirdi. "Teşekkür ederim, Yağız." Bu kez cevap vermeden önce birkaç saniye bekledim. Söyleyeceğim her şeyin, onun bana uzattığı bu kırılgan güvene dokunacağını biliyordum. "Rica ederim." Ama içimden geçen tek şey bununla sınırlı değildi. Çünkü o an ilk kez, onu neden o kadar kalabalığın içinden seçtiğimi biraz daha iyi anlıyordum. Belki de onu kurtarmaya çalıştığım için değil... Belki de onun ne hissettiğini, kendi sessizliğimden tanıdığım için.
Bir süre daha konuşmadık. Bu kez sessizlik ikimizi de rahatsız etmiyordu. Sanki söylememiz gereken her şeyi söylemiş, geriye yalnızca o sözlerin aramızda bıraktığı ağırlık kalmıştı. Pera ellerini kucağında birleştirdi. Bakışları bahçeye, sonra yeniden bana döndü. Bazı şeyleri görmek, onları dile getirmek anlamına gelmiyordu. Bazen bir insanın yanında kalmak, ona verebileceğin en büyük cevaptı. "Yağız?" Sesini duyunca yeniden ona baktım. "Efendim?" Bir an tereddüt etti. "Sen hiç... nasıl bir hayat istediğini düşündün mü?" Sorunun basit olmadığını hemen anladım. Cevap vermeden önce düşündüm. "Çok kez." Pera kaşlarını hafifçe çattı. "Nasıl bir hayat?" Gülümsedim ama o gülümsemenin içinde neşe yoktu.
"Kimseye bir şey kanıtlamak zorunda kalmadığım bir hayat." Cümle ağzımdan çıktığında, bir süre kendi söylediklerime ben de yabancı kaldım. Sanki yıllardır içimde taşıdığım ama ilk kez yüksek sesle dile getirdiğim bir düşünceydi. Pera'nın bakışları yüzümde kaldı. Beni inceliyordu. Söylediklerimin ardında başka bir anlam arıyormuş gibi... "İnsan bazen ne istediğini değil," dedim, gözlerimi ondan ayırmadan, "ne olmak zorunda kaldığını düşünerek yaşıyor." Kısa bir sessizlik oldu. "Sonra da," diye devam ettim, "kendi istediği hayatı unutuyor." Pera'nın gözleri yavaşça yere indi. O an yüzündeki ifadeyi gördüm. Çok küçük bir değişiklikti ama gözümden kaçmadı. Sanki söylediğim son cümle, onun da yıllardır dokunmadığı bir yere dokunmuştu. "Sen ne olmak zorunda kaldın?" diye sordu.
Soruyu sorarken sesi önceki kadar kararlı değildi. "Çoğu zaman güçlü." Pera başını kaldırdı. "Gerçekten güçlü olduğun için mi?" Bu kez cevap vermek kolay değildi. Dudaklarımı birbirine bastırıp kısa bir süre sustum. Çünkü vereceğim cevap, yıllardır kendime bile itiraf etmekten kaçındığım bir şeydi. "Hayır." Sonra bakışlarımı masanın üzerindeki ellerime indirdim. Pera'nın kaşları hafifçe çatıldı. "Yani güçlü görünmek mi zorundaydın?" diye sordu. "Evet, öyle," dediğimde gözlerinin içi gülümsüyordu. Onu böyle görmek beni mutlu ediyordu. Küçük bir kız çocuğu gibi bakan gözleri, sanki bütün sorularının cevabını taşıyordu. "Kimse sana gerçekten nasıl olduğunu sormadı mı?" Sorunun basitliği, cevabını daha ağır hâle getirdi. Bir an ona baktım. "Belki sordular, belki de sormadılar." Sonra istemsizce gülümsedim. Ama o gülümsemenin içinde en ufak bir neşe yoktu artık.
"Ben cevap vermeyi bilmiyordum." Pera'nın yüzündeki ifade yumuşadı. "İnsanları üzmemek için kendini üzmek..." Cümlesinin devamı gelmedi. Ama gerek de yoktu. "Bir süre sonra normal geliyor," dedim onun yerine. Pera derin bir nefes aldı. Parmaklarını birbirine geçirip bir süre ellerine baktı. "Demek sen de biliyorsun." Bu kez sesinde başka bir şey vardı. Merak değildi. Tanıdık bir acının şaşkınlığıydı. "Sandığından daha iyi biliyorum." Aramızdaki sessizlik yeniden çöktü. Ama bu sessizlik, önceki sessizliklere benzemiyordu. Eskiden aramızdaki suskunluk mesafe gibi gelirdi. Şimdi ise ikimizin de söyleyemediklerini taşıyordu. İlk kez birbirimize geçmişimizden küçük parçalar vermiştik. Ne kadarını verdiğimizi bile bilmiyordum. Belki de ikimiz de farkında olmadan, yıllardır sakladığımız bazı kapıları aralamıştık.
Onun bütün hikâyesini bilmiyordum. O da benimkini bilmiyordu. Belki hiçbir zaman tamamen bilemeyecektik. Ama bazı yaraları anlamak için bütün hikâyeyi bilmek gerekmiyordu. Bazen insanın yalnızca karşısındaki kişinin de aynı yerden acıdığını bilmesi yetiyordu. Pera sandalyesinde biraz geriye yaslandı. "Ben seni hep güçlü sanmıştım." İstemsizce güldüm. "Kötü bir yanılgı," dedim. "Yani değilsin?" "Değilim." Pera başını hafifçe yana eğdi. "Öyle görünüyorsun." "Çünkü insanlar zayıf olduğumu görürse..." dedim, cümlemi tekrarlarken sesim biraz daha alçaldı, "benden bir şeyler beklemeye devam ederler."
Pera'nın yüzündeki ifade yeniden değişti. Gözlerini kaçırdı. Sanki bu cümle yalnızca beni anlatmıyordu; onun hayatından da bir yere dokunmuştu. Bir süre hiçbir şey söylemedi. Ben de söylemedim. Çünkü bazı anlarda konuşmaya devam etmek, karşındaki insanın kendini toparlamasına izin vermemekti. Pera birkaç saniye sonra yeniden bana baktı. "Sen bundan sonra nasıl bir hayat istiyorsun?" Bu kez hemen cevap vermedim, soruyu gerçekten düşündüm. İnsanların çoğu böyle bir soruya hazır bir cevap verebilirdi belki, ama ben hayatım boyunca kendime ne istediğimi sormayı alışkanlık hâline getirmemiştim. Ne gerekiyorsa onu yapmıştım.
Ne bekleniyorsa o olmuştum, ne zaman susmam gerekiyorsa susmuş, ne zaman güçlü görünmem gerekiyorsa güçlü görünmüştüm. Kendi istediğim şeyler hep en sona kalmıştı. Ve insan kendi hayatında sürekli kendini sona bıraktığında, bir süre sonra ne istediğini bile unutuyordu. "Bir şeylerden kaçmak zorunda olmadığım bir hayat," dedim sonunda. Pera dikkatle dinliyordu. "Yanımda olan insanların benden korkmadığı..." Bir an durdum. "Benim de onları kaybetmemek için kendimden vazgeçmediğim bir hayat." Bu kez Pera hiçbir şey söylemedi, sadece bana baktı. Bakışlarında öyle bir ifade vardı ki, sanki söylediğim her kelimeyi kendi içinde başka bir yere koyuyordu. "Ben de sakin bir hayat isterdim," dedi sonunda.
Sesi çok daha kısıktı. "Her gün ne olacağını düşünmek zorunda kalmadığım..." Gözlerini önümdeki masaya indirdi. Onun istediği hayat, sandığımdan daha basitti. Ne büyük bir şey istiyordu ne de imkânsız. Sadece huzur. Sadece sürekli tetikte olmadan yaşayabilmek. "Bu mümkün." Pera başını kaldırdı. "Gerçekten mi?" Gözlerindeki şüpheyi gördüm. Sanki ona ilk kez birinin böyle bir şeyin mümkün olduğunu söylediğini düşündüm. "Kolay değil," dedim, "ama mümkün." Pera gözlerini benden ayırmadı. "Bazen insanın önce kendine bunu istemeye izin vermesi gerekiyor." Bu kez uzun süre konuşmadı.
Sonra başını hafifçe salladı. “Belki de…” dedi. Sesi neredeyse fısıltı hâlindeydi. “Ben ne istediğimi düşünmeye bile korkuyordum.” İçimde bir şey ağırlaştı. Çünkü insanın kendi hayalini kurmaktan bile korkması, yaşadıklarının ondan ne kadar çok şey götürdüğünü anlatıyordu. Kendi isteklerini bile sorgulamayı bırakacak kadar susmuştu. Bir süre ona baktım. O an ona ne söylemem gerektiğini bilmiyordum çünkü bazı yaralara sözcüklerle dokunulmazdı. Bazı şeyler, yalnızca yanında kalınarak iyileşmeye başlardı. Ve belki de ilk kez, Pera'nın hayatına bir şey katmak istiyordum; onu değiştirmek için değil, kendisi olabileceğini hatırlatmak için.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ‿︵‿◟❦◞‿︵‿
20.Bölümüda yazdım 4-5 güne onuda atarım 🥰
𝙊𝙠𝙪𝙙𝙪ğ𝙪𝙣𝙪𝙯 𝙞ç𝙞𝙣 𝙩𝙚ş𝙚𝙠𝙠ü𝙧 𝙚𝙙𝙚𝙧𝙞𝙢. 𝙊𝙮 𝙫𝙚𝙧𝙞𝙥 𝙮𝙤𝙧𝙪𝙢 𝙮𝙖𝙥𝙖𝙧𝙖𝙠 𝙙𝙚𝙨𝙩𝙚𝙠 𝙤𝙡𝙪𝙧𝙨𝙖𝙣ı𝙯 ç𝙤𝙠 𝙢𝙪𝙩𝙡𝙪 𝙤𝙡𝙪𝙧𝙪𝙢.♥️
Bölüm etkileşimi
