30. bölüm / 31
YEDİ SANİYE29.BÖLÜM
Bölümler 31Şu an: 29.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM600 kelime
- 2 2.BÖLÜM345 kelime
- 3 3.BÖLÜM456 kelime
- 4 4.BÖLÜM1.002 kelime
- 5 5.BÖLÜM834 kelime
- 6 6.BÖLÜM752 kelime
- 7 7.BÖLÜM1.079 kelime
- 8 8.BÖLÜM1.931 kelime
- 9 9.BÖLÜM1.367 kelime
- 10 10.BÖLÜM1.379 kelime
- 11 11.BÖLÜM924 kelime
- 12 12.BÖLÜM1.452 kelime
- 13 13.BÖLÜM1.220 kelime
- 14 14.BÖLÜM536 kelime
- 15 15.BÖLÜM1.080 kelime
- 16 16.BÖLÜM1.473 kelime
- 17 17.BÖLÜM1.351 kelime
- 18 18.BÖLÜM2.042 kelime
- 19 19.BÖLÜM1.046 kelime
- 20 20.BÖLÜM872 kelime
- 21 21.BÖLÜM860 kelime
- 22 22.BÖLÜM941 kelime
- 23 23.BÖLÜM1.137 kelime
- 24 24.BÖLÜM1.140 kelime
- 25 25.BÖLÜM975 kelime
- 26 26.BÖLÜM1.958 kelime
- 27 27.BÖLÜM1.002 kelime
- 28 28.BÖLÛM1.011 kelime
- 29 29.BÖLÜM898 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 🥀FİNAL🥀1.312 kelime
- 31 🌹TEŞEKKÜRLER🌹145 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
...........SAVAŞIN İLK ÇIĞLIĞI..........
AREL
Savaşın başladığı anı...
Hayatım boyunca unutamayacağımı biliyordum.
Çünkü bazı sesler insanın kulağında değil, ruhunda kalıyordu.
İlk boru sesi duyulduğunda herkes sustu.
Sarayın devasa kapıları ardında orduların hareket ettiğini biliyorduk. Surların üzerinde yüzlerce muhafız yerini almıştı. Kara Muhafızların siyah zırhları ay ışığının altında gölgeler gibi görünüyordu.
Ve Liyana...
Herkesin önünde duruyordu.
Üzerinde savaş için hazırlanmış koyu renk bir kıyafet vardı. Uzun kumaşı hareket etmesini engellemeyecek şekilde dizlerine kadar uzanıyor, belindeki ince kemer kılıcını taşıyordu. Saçları rüzgârda savruluyordu.
Ama en dikkat çekici şey...
Gözleriydi.
Mor gözleri.
Bu kez yalnızca parlamıyordu.
Sanki içinde bir fırtına taşıyordu.
Liyana kılıcını yavaşça kınından çıkardı.
Kılıcın metali ay ışığını yakaladı.
Ardından gözlerini kapattı.
"Kaç kişi?" diye sordu.
Valeor birkaç adım önünde duruyordu.
"İki ayrı krallığın ordusu."
Roan yanımda ıslık çaldı.
"İki mi?"
Kieran ona ters bir bakış attı.
"Şaşırdın mı?
"Biraz."
Elera kılıcının sapını kavradı.
"Harika."
Veyra yayına bir ok yerleştirdi.
"Kaçış planımız var mı?"
Roan ona baktı.
"Senin kaçış planı istediğine inanamıyorum."
"Ben kaçmak istemiyorum."
Veyra okun ucunu aşağıdaki karanlığa çevirdi.
"Ben sadece hayatta kalmak istiyorum."
Liyana arkasını dönmeden konuştu.
"Bugün buradan kimse
kaçmayacak."
Roan'ın yüzünde kısa bir gülümseme oluştu.
"İşte tanıdığım prenses."
Liyana ona bakmadan devam etti.
"Çünkü kimse sizi kaçırmayacak."
Roan'ın gülümsemesi kayboldu.
"Bir an yanlış anladım."
Kieran gülmemek için başını çevirdi.
O anda...
Surların karşısındaki karanlık hareket etti.
Önce tek bir meşale.
Sonra yüzlerce.
Sonra...
Ordular.
Yerden yükselen toz bulutu ay ışığını kapladı.
Kılıçların metal sesleri.
Atların kişnemeleri.
Ve...
Savaş boruları.
Liyana'nın gözleri açıldı.
Mor ışık...
Bir anda parladı.
"Başlıyor."
♠️🌹♣️
İlk saldırı...
Kapılara değil, surlara yapıldı.
Oklar karanlığın içinden yağmur gibi yükseldi.
"SIĞIN!" diye bağırdı Valeor.
Hepimiz aynı anda taş duvarların arkasına çekildik.
Veyra bir an bile beklemedi.
Yayını kaldırdı.
İlk oku attı.
Karanlığın içinden bir çığlık duyuldu.
Roan iki kılıcını çekti.
"İşte şimdi oldu."
"Roan!" diye bağırdı Elera. "Dikkatli ol!"
"Her zaman!"
"Bu hiç inandırıcı değil!"
Kapılar büyük bir gürültüyle sarsıldı.
Bir kez.
Sonra bir kez daha.
Liyana öne çıktı.
"Kapıları açın."
Herkes ona döndü.
Valeor kaşlarını çattı.
"Prensesim-"
"Kapıları açın."
"İçeri girecekler."
Liyana başını çevirdi.
Gözlerindeki ışık daha da güçlendi.
"Zaten amaçları bu değil mi?"
Ona baktım.
"Bu çılgınlık."
Liyana dudaklarını kıvırdı.
"Geç kalmış bir yorum."
Kapılar açıldı.
Ve savaş...
İçeri girdi.
♣️🌹♠️
İlk düşman muhafız kapıdan geçer geçmez Liyana hareket etti.
Kılıcı havayı yararak ilerledi.
İlk saldırıyı savuşturdu.
İkinci savaşçının silahını yana itti.
Sonra hızla dönerek onu etkisiz hâle getirdi.
Her hareketi keskin ve kararlıydı.
Ama bu kez...
Sadece kılıcıyla savaşmıyordu.
Gözleri de savaşıyordu.
Bir adam ona doğru yöneldi.
Liyana gözlerini kaldırdı.
Adam olduğu yerde durdu.
Sanki görünmeyen bir şey tarafından yakalanmıştı.
"Silahını bırak."
Adam kılıcını yere bıraktı.
"Şimdi geri çekil."
Adam emri yerine getirdi.
Ama bir başkası Liyana'nın arkasından yaklaşırken ben kılıcımı kaldırdım.
Çelik çeliğe çarptı.
"Liyana, arkana bak!"
Düşmanı geri püskürttüm.
Liyana bana kısa bir bakış attı.
"Yardımın için teşekkür ederim."
"Sonra teşekkür edersin."
"Planım buydu."
Roan birkaç adım öteden bağırdı.
"Ben de teşekkür bekliyorum!"
Veyra ona bağırdı:
"Önce hayatta kal!"
♠️🌹♣️
Savaş büyüdükçe...
Her şey birbirine karıştı.
Kılıç sesleri.
Bağırışlar.
Atların kişnemeleri.
Koşan ayakların taş zemine vuruşu.
Ben ve Liyana bir noktada sırt sırta kaldık.
Kılıcımı daha sıkı tuttum.
"İyi misin?"
"Harika bir akşam geçiriyorum."
İstemeden güldüm.
"Şimdi mi?"
"Sen sordun."
Liyana arkasını dönerek gelen saldırıyı savuşturdu.
Ben de önümdeki saldırıyı karşıladım.
Bir süre böyle savaştık.
Birbirimizin arkasını koruyarak.
Birbirimizin hareketlerini düşünmeden anlayarak.
Sonra...
Bir şey değişti.
Liyana bir anda durdu.
Sırtı hâlâ sırtıma değiyordu.
Ama nefesi değişmiştu.
"Liyana?"
Cevap vermedi.
Kılıcını daha sıkı tuttu.
Gözlerindeki mor ışık...
Bir anda büyüdü.
Daha fazlasını al.
Onu duymadım.
Ama Liyana'nın yüzünden...
Bir şeylerin yanlış olduğunu anladım.
"Liyana?"
Hepsini sustur.
Liyana başını iki yana salladı.
"Hayır."
Ona döndüm.
"Ne oldu?"
"Hiçbir şey."
Ama yalan söylediğini biliyordum.
Tam o sırada...
Bir savaşçı bana doğru yöneldi.
Kılıcımı kaldırdım.
Ancak Liyana benden önce hareket etti.
Gözlerini adamın gözlerine çevirdi.
Adam bir anda durdu.
Liyana'nın gözlerindeki ışık yükseldi.
"Silahını bırak."
Adam bıraktı.
"Yere diz çök."
Adam diz çöktü.
Liyana bir an daha ona baktı.
Sonra...
Sesi değişti.
"Bir daha kalkma."
Adam hareket etmedi.
Liyana'nın yüzüne baktım.
Bir şey...
Yanlıştı.
"Liyana."
Bana döndü.
"Ne?"
"Yeter."
Kaşları çatıldı.
"Savaşın ortasındayız."
"Biliyorum."
Bir adım ona yaklaştım.
"Ama sen..."
Cümlemi tamamlayamadım.
Çünkü uzaklardan bir ses duyuldu.
"PRENSES!"
Hepimiz döndük.
Savaş alanının diğer tarafında, bir asker elinde kraliyet sancağıyla ilerliyordu.
Arkasındaki adamlar farklı bir zırh taşıyordu.
Bizi Liyanayı öldürmek için gönderen krallığın arması...
Savaşçıların üzerindeydi.
Liyana'nın yüzü bir anda sertleşti.
Valeor bize doğru geldi.
"Prensesim!"
Liyana'nın gözleri sancağa kilitlenmişti.
"Onlar."
Onun yanında durdum.
"Ne istiyorlar?"
Cevabı biliyordum.
Ama Liyana yine de söyledi.
"Beni."
Tam o anda...
Savaş alanındaki adamlar iki yana çekildi.
Ve aralarından bir kral çıktı.
Yüzündeki ifade...
Zaferden emindi.
Liyana'ya baktı.
"Sonunda karşılaştık."
Liyana kılıcını kaldırdı.
"İsmini söyle."
Adam gülümsedi.
"Adımı hatırlaman için yakında yeterince sebebin olacak."
Roan uzaktan bağırdı:
"Çok gizemli konuştu. Kesin kötü biri."
Kieran ona ters ters baktı.
"Şimdi mi?"
"Gerilimi azaltmaya çalışıyorum."
Kral bakışlarını Liyana'dan ayırmadı.
"Seni almaya geldim."
Liyana'nın dudaklarında soğuk bir gülümseme oluştu.
"Beni mi?"
Gözlerindeki mor ışık yeniden büyüdü.
"Ne kadar nazik."
Kral elini kaldırdı.
Ve...
Bir anda bütün ordu ilerlemeye başladı.
"LIYANA!" diye bağırdım.
Ama o...
Beni duymadı.
Gözleri...
Savaş alanındaki yüzlerce insanın üzerinde dolaşıyordu.
Mor ışık...
Giderek daha parlak hâle geliyordu.
Hepsi sana bakıyor.
Hepsi senden korkuyor.
Öyleyse sen de onların korktuğu şey ol.
"Liyana!"
Bu kez bana baktı.
Bir anlığına...
Onun içindeki Liyana'yı gördüm.
Korkmuştu.
Sonra gözlerindeki ışık...
Bir kez daha parladı.
Ve savaş alanındaki herkes...
Aynı anda durdu.
⚔️💜🌙
Bölüm etkileşimi
