27. bölüm / 31
YEDİ SANİYE26.BÖLÜM
Bölümler 31Şu an: 26.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM600 kelime
- 2 2.BÖLÜM345 kelime
- 3 3.BÖLÜM456 kelime
- 4 4.BÖLÜM1.002 kelime
- 5 5.BÖLÜM834 kelime
- 6 6.BÖLÜM752 kelime
- 7 7.BÖLÜM1.079 kelime
- 8 8.BÖLÜM1.931 kelime
- 9 9.BÖLÜM1.367 kelime
- 10 10.BÖLÜM1.379 kelime
- 11 11.BÖLÜM924 kelime
- 12 12.BÖLÜM1.452 kelime
- 13 13.BÖLÜM1.220 kelime
- 14 14.BÖLÜM536 kelime
- 15 15.BÖLÜM1.080 kelime
- 16 16.BÖLÜM1.473 kelime
- 17 17.BÖLÜM1.351 kelime
- 18 18.BÖLÜM2.042 kelime
- 19 19.BÖLÜM1.046 kelime
- 20 20.BÖLÜM872 kelime
- 21 21.BÖLÜM860 kelime
- 22 22.BÖLÜM941 kelime
- 23 23.BÖLÜM1.137 kelime
- 24 24.BÖLÜM1.140 kelime
- 25 25.BÖLÜM975 kelime
- 26 26.BÖLÜM1.958 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 27.BÖLÜM1.002 kelime
- 28 28.BÖLÛM1.011 kelime
- 29 29.BÖLÜM898 kelime
- 30 🥀FİNAL🥀1.312 kelime
- 31 🌹TEŞEKKÜRLER🌹145 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
.........BABAMIN SON GECESİ.......
LİYANA
Bazı geceler geçmiş, kapıyı çalmadan geri gelir.
Ve o gece...
Geçmişim kapımı çalmadı.
İçeri girdi.
Uyandığımda odanın içi karanlıktı.
Pencerenin dışındaki ay ışığı zemine vuruyor, odanın içindeki eşyaların gölgelerini uzatıyordu. Birkaç saniye boyunca nerede olduğumu anlamaya çalıştım.
Sonra...
Onu duydum.
Liyana...
Bir anda doğruldum.
Kalbim hızla atmaya başladı.
"Hayır."
Sesler.
Yine başlamıştı.
Ama bu kez...
Farklıydı.
Bu kez bana bağırmıyorlardı.
Sadece...
Fısıldıyorlardı.
Hatırla.
Ellerimi yatağın üzerine bastırdım.
"Hatırlamak istemiyorum."
Onu öldürdün.
Gözlerimi kapattım.
"Sus."
Babanı sen öldürdün.
"Susun!"
Sesim odanın içinde yankılandı.
Tam o anda kapı açıldı.
Arel içeri girdi.
"Liyana?"
Başımı ona çevirdim.
"Ne yapıyorsun burada?"
Yüzü ciddiydi.
"Bağırdığını duydum."
Bir an sustum.
Sonra başımı iki yana salladım.
"Git."
Arel kapıyı kapattı.
"Hayır."
"Arel."
"Hayır."
Yatağın kenarından kalktım.
"Benimle inatlaşmanın zamanı değil."
Arel bana doğru birkaç adım attı.
"Biliyorum."
"Öyleyse neden gitmiyorsun?"
"Çünkü iyi değilsin."
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
O sırada ses yeniden geldi.
O da seni bırakacak.
Gözlerimi kapattım.
"Susun."
Arel bir anda durdu.
"Yine mi?"
Başımı salladım.
"Bu sefer farklı."
"Nasıl?"
Gözlerimi açtım.
Ve Arel'e baktım.
"Babamı hatırlatıyorlar."
Arel'in yüzündeki ifade değişti.
Yavaşça yanıma yaklaştı.
"Baban hakkında ne hatırlıyorsun?"
Boğazım düğümlendi.
"Hiçbir şey."
"Hiç mi?"
Başımı salladım.
"Öldüğünde küçüktüm."
Bir an durdum.
"Çok küçüktüm."
Arel'in yüzüne bakmaya devam ettim.
"Ama herkes onun benim yüzümden öldüğünü söyledi."
Arel sessizce beni dinledi.
"Ve sen buna inanıyor musun?"
Cevap vermedim.
Çünkü...
Bilmiyordum.
♠️🌹♣️
YILLAR ÖNCE
Sarayı ilk kez böyle hatırlıyorum.
Karanlık.
Sessiz.
Ve soğuk.
Küçük ayaklarım taş zemine bastığında çıkardığım seslerden bile korkuyordum.
O zamanlar daha küçüktüm.
Ne kadar küçük olduğumu bilmiyorum.
Ama hatırladığım bir şey vardı.
Bir adamın sesi.
Babamın.
"Buraya gel, Liyana."
Onu görünce koşmuştum.
Babam diz çökmüş, kollarını bana açmıştı. Saçları dağınıktı. Yüzünde günlerdir uyumamış gibi bir yorgunluk vardı..
Ama beni gördüğünde...
Gülümsedi.
Kollarına atıldım.
"Baba."
Beni sıkıca tuttu.
O an...
Güvende olduğumu düşünmüştüm.
Ama sonra kapının dışında bir gürültü duyuldu.
Babam bir anda başını kaldırdı.
Gülümsemesi kayboldu.
"Korkma."
Küçük ellerimle kıyafetini tuttum.
"Neler oluyor?"
Bana bakmadı.
"Hiçbir şey."
Ama korkuyordu.
Bunu şimdi anlayabiliyorum.
Sonra...
Koridordan bir muhafızın sesi geldi.
"Kralım! Sarayda bir şey oluyor!"
Babam beni kollarından ayırdı..
"Babanın sözünü dinle."
Başımı salladım.
"Nereye gidiyorsun?"
Bana uzun süre baktı.
Sanki...
Beni son kez görüyormuş gibi.
"Birazdan geleceğim."
"Gitme."
Bu sözü söylediğimi hatırlıyorum.
Çünkü o an...
Babamın yüzü değişmişti.
Ama yine de gülümsedi.
"Her zaman geri dönerim."
Sonra kapıya doğru yürüdü.
Ama kapıya ulaşamadan...
Bir çığlık duyuldu.
Sarayın içinden yükselen bir çığlık.
Babam hızla arkasını döndü.
"Liyana?"
Korkuyla geriye çekildim.
Gözlerim...
Yanıyordu.
O zaman ne olduğunu bilmiyordum.
Sadece çok korktuğumu hatırlıyorum.
Ve etrafımdaki insanların...
Bir anda durduğunu.
Babam bana doğru koştu.
"Liyana, bana bak!"
Ama ben bakamıyordum.
Gözlerimi kapatmaya çalışıyordum.
Çünkü açtığımda...
İnsanların hareket etmeyi bıraktığını görüyordum.
Bazıları bana bakıyordu.
Bazıları dizlerinin üzerine çökmüştü.
Ve bazıları...
Kımıldayamıyordu.
Korktum.
Daha çok korktum.
Ve gücüm...
Korkumla birlikte büyüdü.
"Yapma!" diye bağırdı babam.
Ama onu duymuyordum.
Sadece içimdeki sesi duyuyordum.
Korkuyorlar.
Senden korkuyorlar.
Hepsini sustur.
Gözlerimi açtım.
Babamın gözleriyle karşılaştım.
Ve...
Gücüm ona da ulaştı.
Babam bir anda durdu.
Kılıcı elinden düştü.
"Baba?"
Geri çekildi.
Yüzünde korku yoktu.
Bu daha kötüydü.
Çünkü yüzünde...
Üzüntü vardı.
"Baba, bana bakma.".
Ama çok geçti.
Ona doğru yürüdüm.
"Korkuyorum."
Babam dizlerinin üzerine çöktü.
"Ben buradayım."
Gözlerimden yaşlar akıyordu.
"Ben yapmıyorum."
"Biliyorum."
"Duramıyorum."
Babam bana bakmaya devam etti.
"Ben buradayım, Liyana."
Bir an için gücüm durur gibi oldu.
Ama sonra...
Sarayın başka bir yerinden yeniden bir çığlık yükseldi.
Gücüm yeniden kontrolden çıktı.
Babam acıyla nefes aldı.
"Baba!"
Ona doğru koşmak istedim.
Ama o anda koridorun diğer ucundaki büyük pencere kırıldı.
İçeri giren saldırganlardan biri...
Elindeki silahı kaldırdı.
Babam beni gördü.
Bana doğru döndü.
Ve...
Önüme geçti.
Sonrası...
Hatırladığım en kötü şeydi.
Babam beni korumaya çalışmıştı.
Ve o gece...
Saldırganların hedefi bendim.
Babam yaralanmıştı.
Ben ise...
Onu durdurmak için hiçbir şey yapamamıştım.
Kollarımın arasında yere çökerken yüzüne baktım.
"Baba."
Ellerim titriyordu.
"Gitme."
Babam güçlükle gülümsedi.
"Bana bak."
"Hayır."
"Bir kez."
Başımı iki yana salladım.
"Bakarsam..."
"Bu kez korkma."
Gözlerimdeki yaşlar yanaklarımdan aşağı akıyordu.
Babam elini yüzüme koydu.
"Sen lanet değilsin."
Nefesim titredi.
"Öyleyim."
"Hayır."
Sesi gittikçe zayıflıyordu.
"Sen sadece..."
Durdu.
Devam etmesini bekledim.
"Sadece çok güçlü bir çocuksun."
"Ben seni koruyamadım."
Babamın gözleri doldu.
"Hayır, Liyana."
Elini yavaşça saçlarıma götürdü.
"Sen beni öldürmedin."
Ama o an...
Ben buna inanamadım.
Çünkü babam benim yüzümden oradaydı.
Benim yüzümden savaşmıştı.
Benim yüzümden..
Gitmişti.
♣️🌹♠️
ŞİMDİ
Gözlerimi açtığımda yüzüm gözyaşları içindeydi.
Arel karşımda duruyordu.
Ama gözlerinde acıma yoktu.
Sadece...
Beni dinleyen bir insan vardı.
"İşte bu yüzden," dedim fısıltıyla. "Herkes benim yüzümden öldüğünü söyledi."
Arel yavaşça başını salladı.
"Senin yüzünden orada olmuş olabilir."
Gözlerimi kapattım.
"Devam etme."
"Ama sen onu öldürmedin."
Başımı kaldırdım.
Arel bana doğru yaklaştı.
"Baban seni korumayı seçmiş."
"Benim yüzümden."
"Evet."
Boğazım düğümlendi.
"Ama bu, onun ölümünün senin suçun olduğu anlamına gelmiyor."
Sessiz kaldım.
Arel elimi tuttu.
"Sen o zaman çocuktun, Liyana."
Parmaklarım onun ellerinin arasında titredi.
"Bunu değiştiremezdim."
"Değiştiremezdin."
Bir an için...
İçimde yıllardır taşıdığım o ağırlık biraz hafifledi.
Ama sesler...
Yine geldi.
Yalan söylüyor.
Olduğum yerde gerildim.
Arel bunu fark etti.
"Ne dediler?"
Başımı salladım.
"Söylemek istemiyorum."
"Liyana."
Gözlerine baktım.
"Ya onlar haklıysa?"
Arel yüzüme dokundu.
"Değiller."
"Bunu nasıl bu kadar kolay söylüyorsun?"
Çünkü ben...
İnanmak istiyordum.
Arel bana biraz daha yaklaştı.
Alnını alnıma yasladı.
Aramızdaki mesafe tamamen kapanmıştı.
"Çünkü seni tanıyorum."
Gözlerimi kapattım.
"Sen beni benden daha iyi tanımıyorsun."
"Belki."
Sesi hafifçe gülümsüyordu.
"Ama ben senin içinde hâlâ iyiliği görebiliyorum."
Nefesim titredi.
"Ya bir gün göremezsen?"
Arel geri çekilmedi.
"Bulana kadar bakarım."
O an...
Sesler sustu.
Tamamen değil.
Ama yeterince.
Arel'in nefesi yüzüme değiyordu.
Elini hâlâ bırakmamıştı.
Ve ben...
İlk defa babamı hatırladığımda yalnız hissetmedim.
Ama dışarıda...
Bir yerde bir boru sesi yükseldi.
İkimiz de aynı anda irkildik.
Bu bir savaş çağrısı değildi.
Daha farklıydı.
Daha kısa.
Ve daha tekinsiz.
Arel hemen kapıya döndü.
"Bu ne?"
Ben ise hala yerimden kıpırdamıyordum.
Çünkü seslerin arasından son bir fısıltı duymuştum.
Geçmişini öğrendin, Liyana...
Şimdi geleceğini öğrenme zaman
♣️🌹♠️
LİYANA
Borunun sesi sarayın içinde yankılandıktan sonra odanın içindeki sessizlik yeniden ağırlaştı.
Arel kapıya doğru dönmüştü.
Ben ise hâlâ olduğum yerde duruyordum.
Az önce duyduğum o son fısıltı zihnimden çıkmıyordu.
Şimdi geleceğini öğrenme zamanı.
Parmaklarımı yumruk yaptım.
"Bu ses..."
Arel hemen bana döndü.
"Yine mi duydun?"
Başımı salladım.
"Bu kez farklı bir şey söyledi."
"Ne söyledi?"
Bir an sustum.
Söylersem gerçek olacakmış gibi hissettim.
Sonunda fısıldadım:
"Geleceğimle ilgili bir şey."
Arel bana doğru yaklaştı.
"Ne olursa olsun birlikte öğreniriz."
Gözlerimi ona çevirdim.
Bu sözleri duymak...
Beni sakinleştirmeliydi.
Ama içimde başka bir his vardı.
Sanki geleceğimi öğrenmek istemiyordum.
Çünkü bazı cevaplar...
Sorulmadan önce daha güvenliydi.
Tam o sırada kapı sertçe çalındı.
"Liyana!"
Valeor'un sesiydi.
Kapıya doğru döndüm.
"Gel."
Valeor içeri girdiğinde yüzündeki ifadeyi görünce bir şeylerin ters gittiğini anladım.
"Ne oldu?"
"Eski kuzey kulesinden bir haber geldi."
Kaşlarımı çattım.
"Kuzey kulesi yıllardır kullanılmıyor."
"Biliyorum."
Valeor bir an Arel'e baktı.
Sonra tekrar bana döndü.
"Ama bu gece..."
Sesi biraz daha kısıldı.
"Oradan ışık görüldü."
Arel kaşlarını çattı.
"Birileri mi var?"
"Kim olduğunu bilmiyoruz."
Yüreğimde tuhaf bir his oluştu.
Kuzey Kulesi.
Babamın ölümünden sonra...
Oraya bir daha hiç gitmemiştim.
Çünkü o kule...
Onun çalışma odasına giden gizli geçidi saklıyordu.
Bir an nefesim kesildi.
"Oraya gideceğim."
Valeor hemen itiraz etti.
"Prensesim, yalnızca bir işaret olabilir. Önce muhafızları gönderelim."
"Hayır."
"Liyana."
Valeor'un sesi ilk kez sertleşmişti.
"Bu gece savaşın ardından hala gücün konusunda-"
"Yeter."
Ona baktım.
"Benim gücüm hakkında konuşmayı bırakın."
Valeor sustu.
Arel ise hiçbir şey söylemeden beni izliyordu.
Sonra yanıma geldi.
"Tek başına gitmiyorsun."
Bu kez itiraz etmedim.
"Hayır."
Arel kaşını kaldırdı.
"Hayır mı?"
"Ben de tek başıma gitmiyorum."
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Bu ilerleme."
"Abartma."
♠️🌹♣️
Kuzey Kulesi'ne giden koridorlar diğerlerinden daha karanlıktı.
Muhafızlar meşaleleri yakmıştı.
Duvarlardaki taşlar soğuktu.
Her adım attığımda çocukluğumdan kalma görüntüler gözlerimin önünden geçiyordu.
Babam.
Onun sesi.
Küçükken peşinden koştuğum günler.
Ve sonrasında...
Onu bir daha göremediğim o koridor.
Arel yanımda yürüyordu.
Bir süre sonra sessizce konuştu.
"İyi misin?"
Ona baktım.
"Bu soruyu sormaktan hiç vazgeçmeyecek misin?"
"Hayır."
İstemeden gülümsedim.
"İyiyim."
"Buna inanmalı mıyım?"
"Hayır."
Bu kez Arel de gülümsedi.
Sonra elimi buldu.
Parmaklarını benimkilerin arasına geçirdi.
O kadar doğal yaptı ki...
Bir an ne söyleyeceğimi bilemedim.
Ama elimi çekmedim.
Koridorun sonunda büyük, eski bir kapı vardı.
Kapının üzerinde krallığımın eski sembolü bulunuyordu.
Bir taç.
Ve taçın tam altında...
Bir göz.
Arel sembole baktı.
"Bu nedir?"
Kapıya yaklaşarak parmaklarımla sembolün üzerini takip ettim.
"Eski kraliyet mührü."
"Bir göz neden?"
Boğazım düğümlendi.
"Çünkü ailemdeki ilk kişi..."
Sustum.
"Ne?"
"Bu güce sahip olan kişi."
Arel'in bakışları değişti.
"Bu güç seninle başlamadı mı?"
Başımı iki yana salladım.
"Hayır."
Valeor kapının önünde durdu.
"Prensesim..."
Kapıyı açmak üzereydim.
Ama elim durdu.
"Ne oldu?"
"Majesteleri, bu kuledeki bazı şeyler yıllardır mühürlü."
Arel bana baktı.
"Belki de baban bunu bir sebeple yaptı."
Gözlerimi kapıya çevirdim.
"Öğrenmenin zamanı geldi."
Kapıyı ittim.
♣️🌹♠️
Kapı gıcırdayarak açıldı.
İçerisi toz içindeydi.
Yıllardır kimsenin buraya girmediği belliydi.
Ama...
Kulenin en üst kısmından bir ışık sızıyordu.
Merdivenlere doğru yürüdük.
Arel önümde değil, yanımda yürüyordu.
Bu küçük ayrıntı bile beni rahatlatıyordu.
Merdivenlerin sonunda büyük bir oda vardı.
Ve odanın ortasında...
Bir masa.
Masanın üzerinde eski bir sandık.
Fakat sandığın üzerinde kraliyet mührü yoktu.
Başka bir sembol vardı.
Bir gözün etrafını saran ince, iç içe geçmiş halkalar.
Arel yaklaştı.
"Bu ne?"
Sandığa bakarken içimdeki sesler yeniden kıpırdandı.
Hatırla...
Başımı tuttum.
"Hayır."
Arel hemen yanıma geldi.
"Liyana.
"İyiyim."
"Yalan."
Gözlerimi kapattım.
"Bu kutuyu açmam gerekiyor."
Valeor öne çıktı.
"Prensesim, izin verin ben-"
"Hayır."
Sandığa yaklaştım.
Üzerindeki sembole elim değdiği anda...
Bir ışık parladı.
Herkes geriye çekildi.
Arel hariç.
Işık doğrudan avucumun altından yayıldı.
Ve sandık...
Kendi kendine açıldı.
İçinde yalnızca bir şey vardı.
Eski bir mektup.
Üzerinde...
Babamın mührü.
Nefesim kesildi.
Titreyen ellerimle mektubu aldım.
Arel yanımda duruyordu.
"İstersen okumak zorunda değilsin."
Başımı salladım.
"Hayır."
Mührü kırdım.
Ve okumaya başladım.
Kızım Liyana'ya...
"Eğer bu mektubu okuyorsan, sana yıllardır söylemek istediğim şeyleri artık söyleyemeyecek kadar geç kalmışım demektir."
Gözlerim doldu.
Babamın sesini duyar gibi oldum.
"Senden korktuğumu düşündün."
Nefesimi tuttum.
"Ama gerçek şu ki, senden hiçbir zaman korkmadım."
Bir damla gözyaşı mektubun üzerine düştü.
Arel elimi tuttu.
Okumaya devam ettim.
"Ben gücünden değil, dünyanın sana ne yapacağından korktum."
Kalbim sıkıştı.
"Çünkü insanlar anlamadıkları şeyleri yok etmeye çalışırlar."
Bir an durdum.
Sonra gözlerim aşağıdaki satıra kaydı.
Ve...
Nefesim tamamen kesildi.
"Gücün sana ait değil sadece, Liyana."
Arel bana baktı.
"Ne demek istiyor?"
Okumaya devam ettim.
"Bu güç bir miras. Nesiller boyunca ailemizde taşınan, her taşıyıcısıyla biraz daha büyüyen eski bir bağ."
Parmaklarım titredi.
"Ama sana geçtiğinde değişti."
Mektubun üzerindeki kelimeler bulanıklaştı.
Gözlerimi silerek devam ettim.
"Çünkü sen yalnızca gözlerindeki gücü taşımıyorsun."
İçimdeki sesler yükseldi.
Devam et.
"Susun."
Arel yüzüme baktı.
"Liyana?"
Mektuba yeniden döndüm.
Ve son satırı okuduğumda...
Dizlerimin bağı çözüldü.
Arel beni hemen tuttu.
"Ne oldu?"
Mektubu ona uzattım.
Konuşmakta zorlanıyordum.
"Ben..."
Arel mektuba baktı.
Sonra yüzü değişti.
Çünkü mektupta şunlar yazıyordu:
"Sesleri duyduğunda korkma."
Odanın içindeki hava değişti.
Valeor kılıcına uzandı.
Arel ise bana daha sıkı yaklaştı.
Mektubun devamını okudum.
"Çünkü duyduğun sesler delilik değil."
Kalbim deli gibi atıyordu.
"Onlar senden önce bu gücü taşıyanların yankıları."
Bir anda...
Bütün sesler sustu.
Tamamen.
Ama bu sessizlik...
Bir fırtına öncesi gibiydi.
Son satıra baktım.
Ve babamın bana bıraktığı en büyük sırrı okudum.
"Ve bir gün onların arasından biri seni tamamen ele geçirmeye çalışacak."
Mektup ellerimden kayıp yere düştü.
O anda...
Kulenin içindeki bütün meşaleler söndü.
Karanlık.
Her yer karanlıktı.
Sonra...
Bir kadın sesi duyuldu.
Bu kez zihnimin içinden değil.
Kulenin içinden.
"Sonunda beni duydun, Liyana."
Olduğum yerde donup kaldım.
Arel kılıcını çekti.
Valeor muhafızlara işaret verdi.
Ama ben...
Hiçbirini duymuyordum.
Çünkü o ses...
Bana çok tanıdık gelmişti.
"Kim var orada?" diye fısıldadım.
Karanlığın içinden bir kadın silueti belirdi.
Yüzünü göremiyordum.
Ama gözlerini görebiliyordum.
Mor.
Benim gözlerim gibi.
Ve o an...
İçimde yıllardır bastırdığım bir his yeniden ortaya çıktı.
"Sen..."
Sesim titredi.
Kadın gülümsedi.
"Beni hatırlamıyorsun."
Bir adım attı.
"Ama ben seni doğduğun ilk andan beri izliyorum."
Gözlerim doldu.
"Sen kimsin?"
Kadının sesi fısıltıya dönüştü.
"Ben..."
Bir an durdu.
Sonra karanlıkta gözleri parladı.
"...senin başlangıcınım ve sen de benim sonumsun."
Bölüm etkileşimi
